02 HAZİRAN, CUMA, 2017

Dijital Bir Psikodrama: Everything

Oyunları bir sanat mecrası olarak kullanan ünlü sanatçı, yönetmen ve oyun geliştiricisi David OReilly’nin birçok olası varoluşu keşfedebileceğiniz, interaktif bir dünyaya davet eden ve istediğiniz her şey olabileceğiniz Everything oyunu odağındaki aynı adlı sergi, Zorlu PSM’de yer alan Digi.logue Space’de açıldı.

Dijital Bir Psikodrama: Everything

Oyun oynamayı adeta bir meditasyon deneyimine dönüştüren Everything, içerisinde çeşitli bölümlerde ortaya çıkan düşünce balonları ve metinlerle “tüm bunların anlamı nedir?” sorusuna yanıt ararken, sergi alanında David OReilly’nin filmlerinden bir seçki de gösterime sunuluyor. Digi.logue’un Proje Yöneticisi, “Everything” sergisinin küratörü Lalin Akalan ile sergiye ve tüm bunların anlamına dair bir söyleşi gerçekleştirdik.

Everything içerisinde her ne istersek onu olabileceğimiz, katmanları olan ve bize kendimizi, dünyayı, evreni tanıma şansı veren bir oyun olarak karşımıza çıkıyor. Böyle bir oyunun sergi olarak sunulması aşamasında küratörlüğünü üstlenmeye nasıl karar verdiniz? Sizi etkileyen ne oldu?

​Sanırım bu sorunun yanıtı için biraz öncesini anlatmam ve daha fazla detay vermem gerekecek. :) Ben, bu serginin küratörlüğünü üstlenmekle beraber aynı zamanda da Zorlu Holding ve Zorlu PSM tarafından hayata geçirilen Digi.logue’un da Proje Yöneticisi’yim. Yeni bir oluşum olan Digi.logue’dan çok kısaca bahsetmem gerekirse, yaratıcı endüstriler ve teknoloji bağlamında multidisipliner gelişmeleri yakından takip eden ve yaptığı etkinlikler, destek verdiği projelerle de bu gelişmelerin insana, insanlığa olan etkilerini sorgulamaya çalışan bir platform. Bu platform, hem www.digilogue.com’da bu dünya ile ilgili haberleri veriyor, hem de Zorlu PSM içindeki fiziki alanı Digi.logue Space’te farklı konularda söyleşi, seminer, workshop ve sergiler düzenliyor.

Digi.logue Space’te sunacağımız ikinci sergimiz için içerik araştırmamızı yaparken bir süredir ciddi bir endüstri olan “gaming” konusunu ele almak istedik. Tabii, bu dünyayı araştırmaya başlamamızla beraber, aslında Digi.logue’da da hep bir ucuna dokunduğumuz tasarım, dijitalleşme, sanat gibi konuların buluştuğu bir noktada duran Everything oyunu ve yapımcısı David OReilly ile yollarımız kesişti.

David ile gerçekleştirdiğimiz sayısız konuşma sonunda da “Neden oyun oynuyoruz?”, “Oyun oynarken ne tür motivasyonlarımız var?”, “Oyun içerisinde bulunan ödül sistemleri neden var?”, “Oyuncu nasıl bir eğitim/şartlanma sürecine tabi tutuluyor?” gibi soruları oyuncuya sorgulatan Everything, Digi.logue Space’in ikinci sergisi oldu.

David OReilly’nin Everything oyununda ve sergi kapsamında sunduğumuz filminde, merhum İngiliz filozof Alan Watts’ın ses kayıtlarını kullanarak oyun oynamakla hayatı ilişkilendirmesi ise Digi.logue ekibi olarak hepimizi etkiledi… Bu durum “gaming” endüstrisi üzerine kendi aramızda irdelediğimiz konularla bağlantılı olması ve oyuncuya kritik bir düşünce egzersizi yaptırması ise aslında bu oyunun eğlence kategorisine dahil olmayarak çok daha derin bir anlamı olduğunu görmemizi sağladı.

Öncelikle “Everything”in beni şaşırttığını söylemeden geçemeyeceğim. Sergi alanlarında sergilenen eserlerin ne kadarının sanat eseri olabileceğinin çok fazla tartışıldığı günümüzde, böyle derin anlamlı bir şeyle karşılaşmak beklemediğim bir durumdu. Sergiye hazırlık sürecinizden biraz bahsedebilir misiniz?

Bu konuda çok fazla tartışma elbette var ama bunu “Everything” sergisi özelinde konuşurken öncelikle, izleyicilerin Digi.logue’u ve fiziki alanı Digi.logue Space’i de anlayarak bu kapsamda değerlendirmeleri gerektiğine inanıyorum.

Biz, Digi.logue için seçtiğimiz işlerde dijitalin, sanatın, tasarımın farklı disiplinlerle nasıl buluştuğunu ve bundan nasıl yararlanılabileceğini veya yararlanıldığını göstermek istiyoruz. Örneğin ilk sergimiz, Audint’te ses frekanslarının insan bilincine olan etkisini irdeledik. Her biri 20 dakika süren sonic hikâyeleri izleyen ziyaretçiler, kapalı alanda, kulaklıkla birlikte frekansları titreşim olarak omuriliğe yollayan özel giyilebilir aygıtlarla (subpac) gezerek farklı bir deneyim yaşamış, sesin önemini tekrar keşfetmişlerdi. Bu sergide de Everything’in felsefesini mekâna yansıttığımız videolar vasıtasıyla izleyici ile buluşturuyoruz. Görsellik çok önemli olmakla beraber, sunulan işin felsefesini irdelemenin, anlamaya çalışmanın veya kişinin zihninde farklı bir kapı açabilmenin çok daha değerli olduğuna inanıyorum.

“Everything” sergisinde de sade ve tecrübeye dayanan bir sergileme yöntemi kullandığımızı söyleyebilirim. Digi.logue Space’de gösterdiğimiz işlerde fikir beyan etmek yerine paralel etkinlik ve söyleşilerle konuyu farklı açılardan ele alarak ziyaretçinin kendi fikrini oluşturmasının daha kıymetli olduğuna inanıyoruz. Dolayısıyla sergilerin hazırlık aşamasında bu etkinlikleri de kurgulamak sürecinin daha da yoğun geçmesi anlamına geliyor.

Everything bir bakıma insanlara meditasyon deneyimi yaşatıyor diyebiliriz. Bu süreçte insanların tepkileri nasıl oluyor?

Kesinlikle, bence bunun en önemli sebebi Alan Watts’ın sesi. Kendisini isim olarak tanımayan biri bile eminim sosyal medyada veya Youtube’ta ilham veren videoların arkasındaki ses olarak kendisini anımsayabilir. Sesin genel olarak gücü elbette tartışılmaz ama bu oyun özelindeki etkisi şüphesiz çok büyük.

OReilly de bunun bilinciyle bu projesi için Alan Watts Project ile işbirliği yaparak, Alan Watts’ın ses kayıtlarını (mantra) bir tür akışkan mandalaya dönüştürdü. İnsanların bu süreçteki tepkilerine gelecek olursak ise, gözlemlerime dayanarak, filmi seyrettikten sonra bir algı değişikliği olduğunu söyleyebilirim. Elbette bu algının kalıcılığı kişiden kişiye tartışılabilir. Fakat bir süre içinde olsa; film bize, ne olursa olsun “ortada” olduğumuzu, her zaman üstümüzde ve altımızda başkalarının olacağını ve oyunun kuralının bu olduğunu hatırlatıyor. Bana göre “Everything”, hayata ve dinamiklerine kişisel olmayan bir noktadan bakabilme yetisi sunuyor.

Basın bülteninde oyunları bir sanat mecrası olarak kullanan David OReilly’nin “tüm bunların anlamı nedir” sorusunu oyunculara sorarak kişisel gözleme ve farkındalığa yönlendirdiğinden bahsediliyor. Bu bağlamda oyunu oynadığınızda sizin için tüm bunların anlamı nedir?

Oyun bana kendimi bir tür eğitimdeymişim gibi hissettiriyor. Hızlı ilerleyebildiğiniz bir oyun değil, hatta neredeyse kasıtlı bir şekilde yavaş. Gittiğiniz yönü siz belirleyebiliyorsunuz fakat oyun içerisindeki komutlar ve fonksiyonlar bazı görevleri tamamladığınız ölçüde yeni kapılar açıyor, bu durum oyuncudan özgür iradeyi çalar gibi biraz da… Nasıl ki hayatta her istediğimiz o anda olmuyorsa, oyun da bu şekilde işliyor. Benim için oyunun anlamı “sabır”. Örneğin; bir deveyseniz hemen öbür develerle arkadaş olmanıza izin verilmiyor, ilk önce başka bir deveye şarkı söylemeniz gerekli, bu şekilde ilk aşamayı tamamladıktan sonra kollektif ruh aktive oluyor ve sürü oluşturabiliyorsunuz. Bu anlamda bir gerçekliği var oyunun. Bu gerçekçilik, yavaşlık, haz ve tatmin eksikliği çoğu oyuncuyu delirtebiliyor.

Birçok olası varoluşu keşfedebileceğiniz bir dünyada, istediğiniz bir şey olma şansınız olabilseydi siz ne olmak isterdiniz?

Hiçbir şey olmanın tanımı olsaydı; hiçbir şey olmak isterdim.

Bu sergi David OReilly’nin retrospektifindeki filmleri de içeriyor. Biraz bunlardan bahsedebilir misiniz? Filmleri sergiye dahil etme aşaması nasıl oldu?

OReilly’nin filmlerinde yer verdiği duygusal, politik, absürd ve kara mizah ögelerinin Everything oyunu ve filminde tekrarlanarak, oyuncu açısından da bir algı ve varoluş sorgusuna dönüşmesi sebebiyle bu seçkiye yer verdik. Ayrıca diğer önemli sebep ise ziyaretçilerimize sanatçıyla ilgili daha çok bilgi vermek istememiz…

Son dönemde sıkça sanal gerçeklik sergileriyle karşılaşıyoruz. Geleceğin önemli bir parçasında yer alacak gibi görünen sanal gerçeklik bir bakıma insanların deneyimlerini de sanallaştırıyor. Bu açıdan baktığımızda “Everything” sergisini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Doğa simülasyonu olarak geçen Everything oyunu kendi içerisinde de sanal bir tecrübe sunuyor; fakat aynı zamanda da insanı gerçekliğe davet eden ve ilişkisini geliştiren sanal bir tecrübe vaat ediyor. Bu bağlamda “Everything”i çok değerli buluyorum. David OReilly, benim için bu oyunu ve eseriyle sisteme giren bir virüs gibi. Gelişen teknolojilerin nasıl ve ne için kullanıldığı, yararlı ve zararlı etkilerinin gün geçtikçe ortaya çıktığı bir dönemde yaşıyoruz ve sanal gerçeklik konusu ileriye dönük sıkça irdeleyeceğimiz, kaçınılmaz bir konu.


Gelecek planlarınızdan bahsedebilir misiniz? Ne tarz sergilerde sizinle karşılaşacağız?

Digi.logue’da, önümüzdeki kış aylarında gerçekleştireceğimiz projemiz sebebiyle açıkçası çok heyecanlıyız. British Council ile ortak olarak “Alt City Inkubasyon ve Sergisi” üzerine çalışıyoruz. Daha sonraki sergilerimizde; robotics, yapay zeka ve bunun üzerine araştırma yapan veya bu konuları içselleştirmiş sanatçılarla çalışmak ve yine multidisipliner alanlarda bunları incelemeyi planlıyoruz.

Digi.logue Space’de, açıldığından bu yana Levent Erden’le beraber İstanbul Bilgi Üniversitesi Next Academy Master ve Dijital Pazarlama öğrencilerini ağırlıyoruz. Derslerin sergilerimizde işlediğimiz gelecek irdelemeleriyle örtüşen tarafları var. Ayrıca Tolga Dizmen’le beraber Kültür Yönetimi öğrencileri de yine bizi ziyaret ediyor.

“Everything” sergisine paralel olarak, 1 Haziran Perşembe günü Bahçeşehir Üniversitesi İletişim Tasarımı Bölümü tarafından bir oyun laboratuvarı olarak kurulan BugLab ile Güven Çatak’ın moderatörlüğünde “Oyun: Sanat – Tasarım İlişkileri” isimli panelimizi gerçekleştirdik. 6 Haziran Salı günü Metin Hara ile Alan Watts felsefesini tartışarak meditasyona uzanan bir buluşmamız olacak. 15 Haziran Perşembe günü ise, ArtBizTech moderasyonunda “Design Thinking” metodolojisini ve sanatla olan ilişkisini sorgulayacağımız düşünce üzerine bir seminer gerçekleştireceğiz. Performans Sanatçısı Ayça Ceylan’ın sergi için özel olarak kurguladığı üç gün sürecek atölye çalışması ve sonrasında 22 Haziran Perşembe günü herkese açık yapacağı sunumu ise yine mutlaka görülmesi gerektiğine inandığım bir performans olarak ajandamızda yer alıyor.

*David OReilly’nin Everything oyununu odağına alan Digi.logue’un ikinci sergisi “Everything”i, 3 Temmuz’a kadar Zorlu PSM içerisinde bulunan Digi.logue Space’te deneyimleyebilirsiniz.

0
2431
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle