
Netflix, başrollerinde Jamie Foxx ve Joseph Gordon-Levitt’in yer aldığı, 14 Ağustos 2020’de tüm dünyayla aynı anda yayımlanacak yeni aksiyon filmi Proje’nin ilk görsellerini ve fragmanını izleyicilerle paylaştı.
Yönetmenliğini Henry Joost ve Ariel Schulman’ın üstlendiği Proje’nin oyuncu kadrosunda ise Jamie Foxx, Joseph Gordon-Levitt, Dominique Fishback, Rodrigo Santoro, Colson Baker (MGK), Allen Maldonado, Amy Landecker ve Courtney B. Vance gibi isimler yer alıyor.
New Orleans’ta geçen film, kullanan insanlarda süper güçler ortaya çıkaran bir hapla ilgili söylentileri konu alıyor. Nereden geldiği bilinmeyen sihirli bir hap, insanlarda öngörülemez değişikliklere neden olur. Kimi insanların vücutları bu hapla dokunulmazlık, görünmezlik gibi süper güçler elde ederken kimi insanların bedenleri ise buna ölümcül reaksiyonlar verir. Tüm uyarılara rağmen insanların hapı kullanmaya devam etmesi ise şehirdeki suç oranının hızla artmasına neden olur. Bunun üzerine harekete geçen şehrin polis teşkilatı, bu hapın üretiminden sorumlu insanları bulmak için amansız bir mücadeleye girişir.
https://www.youtube.com/watch?v=nHnP5ppGL3k
Salgın nedeniyle gerçekleştirilemeyen Cannes Film Festivali’nin klasikler seçkisinde yer alacak filmleri açıklandı. Cannes Klasikleri kapsamında bu yıl sinemaseverlerle buluşacak filmler arasında À Bout de souffle, L’Avventura, In the Mood for Love, Friendship’s Death ve America as Seen by a Frenchman gibi filmler ön plana çıkıyor.
Cannes Film Festivali 2000’li yılların başından beri güncel sinemayla izleyiciler arasında oldukça sıkı bağlar kurdu. Bu süreçte tüm çalışmalara rağmen dijital teknolojilerle insan hafızası arasında oldukça ilginç bir etkileşim meydana geldi. Hafıza ve dijital sanatlar arasındaki ilişkiden yola çıkan Cannes, klasik filmleri merkezine alan yeni seçkisi Cannes Classics’i yarattı ve geçmiş yıllarda öne çıkan filmleri yeniden izleyicilerin beğenisine sunmaya başladı. Festival ekibi bu süreçte dünyanın dört bir yanından prodüksiyon şirketleri, hak sahipleri, sinematekler ve ulusal arşivlerle iletişime geçti ve bu ortak mirası değerlendirmeye başladı.
Cannes’ın bu yılki resmî seçkisinde de geçtiğimiz yılların öne çıkan klasik filmlerine yer verildi ve usta işi filmlerle sinema tarihine ışık tutulmaya çalışıldı. Zira Cannes Film Festivali aynı zamanda bir arşiv niteliği taşıyor ve bugünün izleyicilerine geçmişte hafızalarda yer eden filmleri sunmayı arzuluyor. Bu amaçla hareket eden Cannes Classics, yılın büyük organizasyonlarında boy göstermeye hazırlanıyor.
Bu yıl salgın nedeniyle gerçekleştirilemeyen Cannes Film Festivali, gösterimlerine devam etmek için ise farklı yöntemler deneyecek. Bu kapsamda özel olarak hazırlanan Klasikler Seçkisi iki farklı organizasyonun iş birliğinde izleyicilerin beğenisine sunulacak ve farklı festivallere ilave edilecek. Cannes Classics seçkisinde yer aldığı özel olarak belirtilecek filmler, 10 ile 18 Ekim 2020 tarihleri arasında Lyon’da düzenlenecek Lumière Film Festivali’nde ve 23 ile 26 Kasım 2020 tarihleri arasında Rencontres Cinématographiques de Cannes’da izleyicilerin beğenisine sunulacak.
Bu yılın seçkisinde yer alan yapımlar:
In the Mood for Love (2000) Wong Kar-wai
Friendship’s Death (1987) Peter Wollen
The Story of a Three-Day Pass – La Permission (1967) Melvin Van Peebles
July Rain – Lyulskiy dozhd (1966) Marlen Khutsiev
Quand les femmes ont pris la colère (1977) Soizick Chappedelaine ve René Vautier
Get Out Your Handkerchiefs – Préparez vos mouchoirs (1977) Bertrand Blier
Hester Street (1973) Joan Micklin Silver
Who’s Singing Over There? – Ko to tamo peva ? (1980) Slobodan Šijan
Black Silk – Prae dum (1961) R.D. Pestonji
New Year Sacrifice – Zhu Fu (1956) Hu Sang
Upthrown Stone – Feldobott kő (1968) Sándor Sára
Neige (1981) Juliet Berto ve Jean-Henri Roger
The Wasps Are Here – Bambaru Avith (1978) Dharmasena Pathiraja
Bayanko: Kapit sa patalim (1984) Lino Brocka
La Poupée (1962) – Jacques Baratier
The Hourglass Sanatory – Sanatorium pod klepsydra (1973) Wojciech J. Has
America as Seen by a Frenchman – L’Amérique insolite (1959) François Reichenbach
The Ninth Circle – Deveti krug (1960) France Štiglic
Muhammad Ali the Greatest (1974) William Klein
Accattone (1961) Pier Paolo Pasolini
The Game Chess of the Wind – Shatranje bad (1976) Mohammad Reza Aslani
La strada (1956) Federico Fellini
Luci del varietà (1950) Alberto Lattuada ve Federico Fellini
Fellini degli Spiriti – Anselma dell’Olio
À Bout de souffle (1960) Jean-Luc Godard
L’Avventura (1960) Michelangelo Antonioni
Wim Wenders, Desperado – Eric Friedler ve Andreas Frege
Alida: In Her Own Words – Mimmo Verdesca
Charlie Chaplin, le génie de la liberté – François Aymé ve Yves Jeuland
Be Water – Bao Nguyen
BELUSHI – R.J. Cutler
Antena da raça – Paloma Rocha ve Luís Abramo
Kaynak: Cannes Film Festivali
Daha önce salgın sürecinde sağlık çalışanlarına destek vermek için çeşitli duvar resimleri yapan Banksy, Londra metrosunda yeni bir çalışma gerçekleştirdi.
Londra metrosuna ulaşmak için bir temizlik çalışanı kılığına giren sanatçı, daha sonra bir metronun içerisinde kolları sıvadı. Yeni duvar resmi için Banksy tarafından paylaşılan videoda ise sanatçı fare, maske ve hapşırık izlerini çizerken görülüyor. Sanatçı Instagram hesabından paylaştığı videonun altına ise "Eğer maske takmazsan, anlamazsın." notunu düştü.
Banksy’nin artık geleneksek bir hâl alan fare çizimlerine bu kez sanatçı tarafından ilave edilmiş ve hapşırma izlenimi veren yeni çizimler eşlik ediyor. Spreyini yine yaratıcı bir şekilde kullanan sanatçı, kendisine referans olaraksa toplu taşıma yolculukları sırasında yaşananları alıyor. Duvar resminde farelerden birisinin elinde dezenfektan şişesi gözükürken bir diğeri hapşırırken gözüküyor.
15 Haziran 2020’de Londra metrosunda maske takmak zorunlu hâle gelirken alışveriş merkezlerindeki yasaksa 24 Temmuz’a kadar kaldırıldı. Bu karar salgın sürecinde aldığı kararlarla büyük eleştiri toplayan İngiliz hükûmetinin süreci önemsememesinin bir başka göstergesi olarak yorumlanıyor.
Öte taraftan Banksy tarafından gerçekleştirilen çizimler daha sonra metro çalışanları tarafından silindi.
Kaynak: Designboom
Edinburg Fringe Festivali organizatörleri, festivalin bu yıl çevrim içi olarak gerçekleştirileceğini ve fiziksel olarak sanatseverlerden ayrı kalınacağını duyurdu.
Edinburg Fringe Festivali yeni ve “tuhaf”, seyircisiz bir sürece hazırlanıyor. Festival, bu yaz boyu gerçekleştireceği etkinlikleri çevrim içi olarak gerçekleştirmeyi planlıyor ve çalışmalarını aralıksız sürdürüyor.
Dünyanın en büyük sanat festivallerinden biri olan Edinburg Fringe Festivali, her yıl ortalama 250 binden fazla ziyaretçiyi ağırlıyor. Festival, süreç boyunca 4000’den fazla performans, kabare, komedi, tiyatro ve dans performansını Edinburg sokaklarında sanatseverlerin beğenisine sunuyor.
Öte taraftan salgın nedeniyle şehrin diğer festivalleri gibi Fringe’in 2020 edisyonu da nisan ayında iptal edilmişti. Tüm aksiliklere rağmen bazı canlı performansların ağustos ayında gerçekleştirilebilmesi konusunda son umutlarsa İskoç hükûmeti tarafından yapılan yeni açıklamalarla son buldu.
Edinburgh Festival Fringe Society direktörü Shona McCarthy, bu süreçte yaşanan aksiliklerin de göz önünde tutularak canlı performanslarla ilgili bugüne kadar herhangi bir hazırlığın yapılmadığını söyledi. McCarthy son olarak konuyla ilgili şu değerlendirmelerde bulundu:
“Artık tüm konsantrasyonumuzu çevrim içi çalışmalara veriyoruz. İskoç hükûmetinin onaylamadığı hiçbir şey yapmayacağız.” McCarthy, konuyla ilgili diğer açıklamalarında Edinburg’u festivalsiz hayal etmenin oldukça zor olduğunu ama bu zor sürece adapte olmaları gerektiğini de belirtiyor.
Pazartesi günü açıklanan programa göre festival kapsamında şu etkinlikler gerçekleştirilecek:
Fringe on a Friday: 60’ar dakika süren program, bağımsız küratörler tarafından gerçekleştirilecek. Etkinlik biletli olacak.
FringeMakers: Sanatçı ve organizasyonlara kendi içeriklerini sunması ve gelir elde etmesi için olanak sağlanacak. Sanatçılar bu yolla doğrudan fonlanabilecek.
Fringe Pick ’n’ Mix: Performans sanatçıları 60’ar saniyelik videolarını sisteme yükleyebilecek ve aracısız bir şekilde sanatseverlerle buluşabilecek.
Virtual Fringe Central: Çeşitli çevrim içi panel, atölye ve çalışmalar katılımcıların beğenisine sunulacak.
Kaynak: The Guardian
Turner Prize sahibi sanatçı Anish Kapoor, sanat galerileri ve müzeleri mevcut kültürel programlarını ve tokenist düşüncelerini yeniden gözden geçirmeleri konusunda uyardı.
Geçtiğimiz gün Norfolk’s Houghton Hall’da bir açık hava heykel sergisi açan Kapoor, sanat kurumlarının koleksiyonlarına dahil ettikleri eserleri daha iyi anlamak için çağdaş kültürün gerçekte neye benzediğini araştırmaları gerektiğini söyledi.
Kapoor, konuyla ilgili The Guardian’a şu açıklamalarda bulundu:
“Benim gibi sanatçılar, dünyanın neresinden olursa olsunlar, sanat konusunda tokenizm’in daha fazla etkin olmasını istemiyor. Düzgün bir şekilde eserleri koleksiyonunuza dahil edin veya etmeyin, her ikisi de kabul edilebilir. Müzeler benim onaylamadığım ama kendi politikalarına uyan sanat eserlerine para ödüyor. Bu bir şeyleri değiştirmek için oldukça zor bir durum. Ama ne zaman kolaydı ki? Müzelerin yapması gereken birçok şey var. Büyük tarih müzeleri de koleksiyonları ve onların ardındaki efsaneleri hatırlamak zorunda.”
Öte taraftan sanatçının yeni kişisel sergisi “Anish Kapoor at Houghton Hall”un bu yılın ilk yarısında sanatseverlerle buluşması planlanıyordu. Salgın nedeniyle açılışı geciken sergi, sanatçının 24 heykel, bir çizim serisi ve çeşitli küçük ölçekli işlerini bir araya getiriyor. “Anish Kapoor at Houghton Hall”, Kapoor’un Birleşik Krallık’ta gerçekleştirdiği en büyük açık hava sergisi olarak sanatseverlerin beğenisine sunuluyor.
Kaynak: https://www.artsy.net/news/artsy-editorial-anish-kapoor-called-museums-tokenism-diversity-efforts
Rosamund Pike’ın ünlü kimyager ve fizikçi Marie Curie’ye hayat verdiği Radioactive filminin fragmanı Amazon Studios tarafından izleyicilerle paylaşıldı. Film, 24 Temmuz 2020’de Prime Video’da yayına girecek. Film dünya prömiyeri geçtiğimiz yılın eylül ayında Toronto Uluslararası Film Festivali’nde gerçekleştirmişti.
Oscar adayı yönetmen Marjane Satrapi, ünlü bir kimyager ve fizikçi olan Marie Curie’nin hayat hikâyesini anlatan yeni filmiyle beş yıllık bir aranın ardından yeniden izleyicilerle buluşmaya hazırlanıyor.
Radioactive, 1870’li yılların çalkantılı dönemini günümüze taşıyor. 19. yüzyılın son yıllarında kimya ve fizik alanında önemli başarılar yakalayan Marie Curie, erkeklerin egemen olduğu bir dünyada tek başına var olma mücadelesi veriyor. Polonya doğumlu bilim insanı, Nobel Kimya ve Fizik Ödülü’ne giden yolda birçok önemli sınavdan geçiyor.
Amazon Prime tarafından yayımlanan fragmana buradan ulaşabilirsiniz.
Kaynak: IndieWire
Fotoğraf çalışmalarıyla tanınan Can Dağarslanı ve Sophie Bogdan, yarattıkları seride aşk ve kimliği esrarengiz görüntülerde yeniden keşfediyorlar.
Can Dağarslanı ve Sophie Bogdan, birlikte ürettikleri yeni yaratıcı çalışmalarında kişilik, çeşitlilik ve anormallik gibi konularda özgün fotoğraflar üretiyorlar. Kendi içerisinde eğlenceli bir samimiyeti olan fotoğraflar, izleyiciler için bu yaratıcı çiftin birbirlerini nasıl etkilediklerini de gözler önüne seriyor.
Mimar olan Dağarslanı ile oyuncu ve model olan Bogdan, kendi kişilik özelliklerini fotoğraflara taşıyarak ortaya sıra dışı işler çıkarıyor. İkilinin çalışmaları ortaya aşk, insanlığın eğlenceli yönleri ve kimlik gibi konularda performansa dayalı işler çıkarıyor. Doğal ışık altında gerçekleştirilen çekimlerde sanatçı ikili dikkatlerini canlı renk paletine denk gelen konumlara odaklıyorlar. Perspektif, renk, ölçek ve biçimi merkezine alan fotoğraflar samimi bir görsel dil oluşturuyor.
Kaynak: Ignant
Amsterdam’da çalışmalarını sürdüren sanatçı Bas Sterwijk, GAN (Generative Adversarial Network) isimli bir sistemle tarihi figürlerin binlerce fotoğrafını kullanarak ortaya çıkardığı hiper gerçekçi portrelerinden bir seri meydana getirdi.
Yapay zekâ kullanılarak üretilen portrelerde Michelangelo’nun David’inden Napoleon’a, Özgürlük Heykeli’nin modelinden İsa’ya kadar birçok önemli figür görülebiliyor. Sterwijk, projesiyle tüm bu tarihi figürlerin gerçekte nasıl göründüklerini ortaya çıkarmayı amaçlıyor.
Bas Sterwijk tarafından meydana getirilen “A.I. Generated Portraits”, sanatçının bir AI programı olan Artbreeder ile uzun süreli çalışması sonucu ortaya çıktı. Heykel ve portrelerde yüzü tanıyarak onları tanımlamaya çalışan sistem, daha sonra sanatçının ortaya çıkan veriler üzerine çalışmasıyla ilginç verilerin elde edilmesini sağladı. Sterwijk’in çalışmanın son aşamasında tarihi figürlerin göz, ten, saç rengi gibi ayırt edici özelliklerine karar vermesiyle portreler tamamlandı. Birçok farklı çalışmadan yararlanan Sterwijk için bu aşamada ortaya çıkan verileri değerlendirmek oldukça kolay ve çalışmalar, sanatçının daha iyi işler çıkarabileceği konusunda oldukça umutlu görünüyor.
Kaynak: Designboom
1.: Vincent Van Gogh
2: Queen Elizabeth
3.: Rembrandt
4.: Napoleon
5.: İsa Mesih
6.: George Washington
Salgın nedeniyle insanların sosyal mesafeye daha fazla dikkat etmek zorunda kaldığı bu günlerde Studio 212 Fahrenheit yeni bir çalışma başlattı. “Personal Space” isimli çalışma, küresel salgın düzenlemelerinden ve sosyal mesafe ihtiyacından etkilenerek Hollanda’daki her bir birey için kişisel bir alan yaratıyor. Çalışma, The Groningen Centre for Visual Arts (CBK Groningen) tarafından uzun soluklu bir projenin ilk adımı olarak tasarlanıyor.
Studio 212 Fahrenheit, konuyla ilgili paylaşımında “Covid-19 bize aramızdaki mesafeye dikkat etmek zorunda olduğumuzu hatırlattı,” açıklamasında bulundu. Projenin ana fikri olaraksa şu sorular ön plana çıktı: “Eğer Hollanda’daki insanlar arasındaki minimum mesafe 1.5 metreyse maksimum mesafe ne kadar olabilir? Böyle bir durumda Hollanda’daki her bir birey için ne kadar alan ortaya çıkar?”
Sanatçılar proje kapsamında 49.03 metreye 49.03 metre ölçüsünde kare alanlar tasarladı ve bunu 2404 metre karelik bir alana yaydı. Sanatçılar bu projeyle Hollanda’daki her bir bireye ne kadar alan düşebileceği üzerine hesaplamaları farklı bir yolla ortaya koydu.
Kaynak: Designboom
Londra’daki Hyde Park’ta gösterilen Christo ve Jeanne-Claude’un son kamusal çalışması London Mastaba artırılmış gerçeklikle yeniden keşfedilmeyi bekliyor. Serpentine Galleries ve Acute Art iş birliğiyle gerçekleştirilen projeyle sanatçıların ortak çalışması yaz boyunca the Acute Art App ile daha yakından ve detaylı olarak izlenebiliyor.
İlk kez 2018 yılında tanıtılan çalışma, 7000 renkli varilin sanatçılar tarafından bir araya getirilmesinden meydana geliyor. London Mastaba, Christo ve Jeanne-Claude çiftinin Birleşik Krallık’taki ilk büyük kamusal çalışması olmasıyla da önemli bir değer ifade ediyor.
Geçtiğimiz mayıs ayında Christo’nun ölümünün ardından hayata geçen proje, sanatçı çifte bir saygı gösterisi niteliği de taşıyor. Sanatçıların önemli işlerini yeniden hatırlamak için büyük bir fırsat olan London Mastaba, çiftin diğer büyük kamusal işleri için de zemin hazırlıyor.
Christo ve Jeanne-Claude daha önce Berlin’deki Wrapped Reichstag (1972–95) ve Miami’deki Surrounded Islands (1980–83) isimli çalışmalarıyla da büyük bir başarı yakalamış, birçok prestijli ödül kazanmıştı.
Kaynak: Designboom