
Superblue adında yeni bir deneyimsel sanat girişimi, bu yılın Aralık ayında ilk deneyimsel sanat merkezini (EAC) Miami'de açacak.
Miami’de açılacak bu yeni merkez, sanatseverlere yüksek değerli objeleri görme imkânı yerine, Nick Cave , Jacolby Satterwhite, Mary Corse, DRIFT, JR, James Turrell ve Leo Villareal gibi sanatçılar tarafından gerçekleştirilen etkinlikleri görme imkânı sağlayacak.
Rubell Museum’un karşısında yer alan 50.000 metrekarelik eski sanayi sitesinde hayata geçecek olan merkez, sanatçı ve kolektiflerin 18 aya kadar görülebilecek bir dizi işlerine ev sahipliği yapacak. Miami EAC, Superblue'nun dünya çapındaki şehirlerde açmayı planladığı benzer deneyime dayalı birkaç mekânın ilki olarak kendisine yer bulacak.
Superblue fikri ilk kez 2015 yılında, Pace Gallery'nin San Francisco, California'daki yeni mekânında, Japon sanat kolektifi teamLab'in galerinin neden sadece gösteri için bilet satamayacağını sormasıyla doğdu. Kolektif, daha sonra New York Times’a yaptığı bir açıklamada sanatı bir meta olarak değil, deneyime dayalı bir gösteri olarak öne sürmek istediklerini ifade etti. Bunun üzerine Superblue, deneyimsel sanatçıların işlerini yeni bir biçimde sergilemenin bir yolu olarak geliştirildi.
Pace'in başkanı ve CEO'su ve Superblue'nun kurucu ortağı Marc Glimcher konuyla ilgili şu değerlendirmelerde bulundu:
“Uzun yıllardır sınırları zorlayan deneyimsel sanatçılarla çalışıyoruz ve günümüzde medya alanında çalışan sanatçı sayısının ve popülaritelerinin hızla artması bize yeni bir girişimde bulunmak için fırsat tanıdı. Böylece hem uygulamalar için yeni bir alan yaratmak hem de kamunun ilgisine cevap vermek istedik. Superblue, sanat ekosisteminde gerekli bir evrimi temsil ediyor ve sanatçılara en iddialı fikirlerini dahi gerçekleştirmeleri, onları topluma öngördüğü şekilde tanıtabilmeleri için ihtiyaç duydukları alanı sağlıyor.”
Kaynak: Artsy
Tame Impala, son albümleri The Slow Rush'taki parçalardan biri olan “Is It True” için bir müzik videosu yayımladı.
Şarkı sözlerini de içeren izleyicilere eski VHS kaset hatalarını ve efektlerini hatırlatan videoda Kevin Parker, psikedelik bir ortamda dans edip şarkı söylerken gözüküyor. Yeni video çalışması Tame Impala'nın canlı performanslarındaki görsellere benzer bir görünüm ve his uyandırıyor.
“Is It True”, Tame Impala’nın The Slow Rush albümünün altıncı teklisi olarak dinleyicilerle buluşuyor. Albümün önceki şarkıları arasında ise “Borderline”, “It Might Be Time”, “Posthumous Forgiveness”, “Lost in Yesterday” ve “Breathe Deeply” yer alıyor.
Geçtiğimiz Şubat ayında yayımlanan The Slow Rush, Tame Impala'nın kendi ülkesi Avustralya'daki ikinci “Bir Numaralı” albüm oldu. Ekibin bir önceki müzik albümü Currents ise kısa süre önce ABD'de RIAA sertifikalı Platin statüsüne ulaştı ve uluslararası platformlardan 2.5 milyondan fazla sattığı açıklandı.
Geçtiğimiz aylarda da çalışmalarına devam eden Parker, 070 Shake'in “Guilty Conscience” remiksini dinleyicilerle paylaştı ve yakın zamanda Mike Skinner ile Streets parçası olan “Call My Phone Thinking Thinking I'm Nothing Better Better” için bir iş birliği gerçekleştirdi. Oneohtrix Point Never ile birlikte ise the Weeknd'in son albümü After Hours'un prodüksiyonuna katkıda bulundu.
Kaynak: Rolling Stone
https://www.youtube.com/watch?v=KN8nJFLu1Rk
Lübnan’ın başkenti Beyrut’ta meydana gelen patlama ve yangın birçok galeri ve müzeyi de derinden sarstı. Şiddetli patlamalar sonucu birçok müze ya yıkıldı ya da ağır hasar aldı.
Beyrut Limanı'nda meydana gelen iki güçlü patlama, birçok insanın ölümüne ve yaralanmasına neden oldu. Bu korkunç patlama, zaten zor günlerden geçen Lübnan halkını ve şehrin sanat kurumlarını da derinden sarstı. Patlama ve yangınlar sonucu çoğu Beyrut Limanı’na yakın yerde konumlanan birçok galeri ve müze yıkılırken birçok sanat eseri de tamamen yok oldu.
Beyrut Limanı yakınında bulunan Marfa Gallery ve Galerie Tanit gibi büyük sanat galerileri patlama sonucunda tamamen yok oldu. Galerie Tanit geçtiğimiz Pazartesi günü Lübnanlı sanatçı Abed Al Kadiri’nin solo sergisi “Remains of the Last Red Rose”in açılışını gerçekleştirmiş, serginin 25 Eylül 2020’ye kadar sanatseverlerle buluşacağını duyurmuştu. Beyrut’un şehir merkezinde yer alan ancak limana doğru bakacak şekilde konumlanan Opera Gallery de patlama sonucunda ciddi hasar alan kurumlardan. 1960’lı yıllardan beri ülkenin modern yüzünü temsil eden The Sursock Museum da patlama sonucunda çeşitli hasarlar aldı. Büyük çaplı bir restorasyonu geçtiğimiz yıllarda geride bırakan müze, son gelişmeler sonucunda yeniden onarıma ihtiyaç duyacak hâle geldi.
Lübnan’ın Beyrut’taki patlama sonucunda nasıl bir geleceğe sürükleneceği konusundaki belirsizlikler sürerken bu sorunların ülkedeki birçok farklı sorunu tetikleyebileceği de konuşuluyor.
Kaynak: TheArtNewspaper
Yönetmen ve senarist Charlie Kaufman’ın 4 Eylül 2020’de Netflix’te yayımlanacak yeni filmi I’m Thinking of Ending Things'in ilk fragmanı yayımlandı.
Ian Reid’in aynı isimli romanından Charlie Kaufman tarafından sinemaya uyarlanan I’m Thinking of Ending Things’in başrollerinde Jessie Buckley, David Thewlis, Toni Collette ve Jesse Plemons gibi isimler yer alıyor. Yeni kız arkadaşını şehirden uzak bir yerde bir çiftlikte yaşayan ebeveynlerini ziyarete götüren ana karakter, bu süreçte ilişkilerine dair birçok farklı sorunla yüzleşmek zorunda kalır. Çiftin birbirlerine karşı davranışları ve ilişkilerinin geleceği üzerine olan düşünceleriyse yolculuk sırasında başlarına gelen bir olayla tamamen değişir.
Oldukça iyi bir oyuncu kadrosuna sahip I’m Thinking of Ending Things’in başrol oyuncularından Jesse Plemons, filmle ilgili şu açıklamalarda bulunuyor:
“Başlarda oldukça endişeliydim çünkü günde ortalama 11 sayfalık bir çekim yapıyorduk. Her gün stüdyodaydık. Neredeyse psikolojik bir işkence gibiydi ve çok zorluydu. Ama bunun üzerimizde garip bir etkisi oldu ve Jesse ile çok iyi anlaştık. Birlikte çok iyi çalıştık ve çok eğlendik.”
Kaynak: The Film Stage
https://www.youtube.com/watch?v=cDTg62vsV4U
1999 yılında film üzerine bir araştırma yapan bir reklam kampanyası, insanlara “Matrix nedir?” diye sordu. Bu sorunun üzerinden 21 yıl geçtikten sonra konuşan Lilly Wachowski, filmin insanların hayal edebileceğinden çok daha fazlasına ev sahipliği yaptığını ve bir trans alegorisi olduğunu açıkladı.
Netflix tarafından gerçekleştirilen bir söyleşide konuşan, kız kardeşi Lana ile birlikte The Matrix’in yönetmenlik görevini üstlenen Lilly Wachowski, film serisinin aslında bir trans alegorisi olduğunu doğruladı.
Konuyla ilgili yıllar sonra çeşitli değerlendirmelerde bulunan Lilly Wachowski, “İnsanların asıl niyetimizi anlamalarına sevindim,” ifadelerini kullandı. Bugüne dek birçok önemli bilim kurgu filmine hayat veren usta yönetmen, ayrıca o dönemki mevcut koşulların bu tür ilişkileri açıkça dile getirmeye uygun olmadığını da sözlerine ekledi.
İlk olarak Lilly Wachowski’nin 2016 yılında bir trans kadın olduğunu açıklaması, kız kardeşi Lara’nın ise benzer bir açıklamayı 2010 da yapması birçok eleştirmenin gözünü yeniden The Matrix’e çevirmesine neden oldu. Daha sonra yapılan çalışmalarda filmin alt metninde çeşitli trans mesajlar olduğu dile getirilmeye başlandı. Son açıklamalarında bu mesajların doğru olduğu belirten Wachowski kardeşler, filmde farklı tür bir alegorik yapıyı takip ettiklerini belirtti.
Konuyla ilgili yeni bir video yayımlayan Lilly Wachowski, şu ifadeleri kullandı:
“Bu filmlerin trans bireyler için ne denli önemli olduğunu gördükçe daha da mutlu oluyorum. Birçok insan bize gelip, “Bu film benim hayatımı kurtardı,” diyor. Çünkü ne zaman ‘dönüşüm’ üzere konuşursan, özellikle de hayal gücünün ön plana çıktığı bilim kurgu filmlerinde, imkânsız gibi görünen birçok şey mümkün olmaya başlar. Sanırım özellikle de bu insanları çok etkiledi.”
Filmin yapımcıları için The Matrix tamamen kapalı bir bakış açısı ekseninde “dönüşmek” ile ilgili bir hikâyeyi dile getiriyordu. Wachowski ayrıca bu konuyla ilgili olarak Switch karakterinin gerçek dünyada bir erkek, Matrix’te bir kadın olduğuna da dikkat çekiyor.
Gelmiş geçmiş en önemli film serilerinden biri olarak gösterilen The Matrix serisi, temel olarak Neo isimli bir karakterin sanal bir gerçekliğin içerisinde yaşadığını anlamasını ve bu sisteme karşı mücadele etmesini konu alıyor.
The Matrix, bugüne kadar yapımcılarına 1.5 milyar dolardan fazla para kazandırdı ve serinin dördüncü filminin 2022’de izleyicilerle buluşacağı açıklandı.
Kaynak: Huffpost & Vanity Fair & The Film Stage
https://www.youtube.com/watch?v=adXm2sDzGkQ
Yüz maskeleri, tuvalet kâğıtları ve diğer malzemeler salgın zamanında güvenlik, tedbir ve evde kalabilmek adına oldukça büyük bir önem taşıyordu. Ancak sanatçı Tatsuya Tanaka, Miniature Calender adını verdiği seri kapsamında günlük hayatımızda kullandığımız tüm bu objeleri birer açık hava manzarası biçimine getirdi ve bir sanatçı olarak onlardan ortaya yaratıcı eserler çıkardı.
Tanaka’nın elinde cerrahi bir maske küçük bir çadıra, bir tuvalet kâğıdı rulosu üzerinde kayak yapılan bir kar pistine ve bir termometre bir yarış arabasına dönüştü.
Sanatçının her gün Instagram hesabı üzerinden paylaştığı görseller bize Japon sanatçı ve fotoğrafçının çalışmaları hakkında yeni fikirler vermeye devam ediyor.
Sanatçının Instagram hesabına buradan ulaşabilirsiniz.
Kaynak: Colossal
Joni’den Jimi’ye rock’n’roll dünyasının birçok büyük yıldızı bir fotoğraf sergisiyle tekrar bir araya geliyor.
1970 yılında Birleşik Krallık’ın Isle of Wight adasında gerçekleştirilen rock’n’roll konseri, günümüzde de konuşulmaya devam ediyor. “Avrupa’nın Woodstock”ı olarak bilinen konser, küratör ve heykeltıraş Guy Portelli’nin ellerinde yepyeni bir biçim alıyor.
1970 tarihli konser ile ilgili fotoğrafları “Wight Spirit, 1968-1970” adlı sergide bir araya getiren Portelli, görsellerdeki sahneler aracılığıyla izleyicilere o muhteşem günlerden geriye kalanları bir kez daha hatırlatıyor.
“Wight Spirit, 1968-1970” adlı bu sergi Londra’da yer alan Masterpiece Art’ta 5 Eylül’e kadar ziyaret edilebilir.
Kaynak: The Guardian
Stephenie Meyer, Alacakaranlık serisini vampir Edward Cullen'in bakış açısıyla anlatan Midnight Sun’ı, projenin üzerinden 12 yıl geçtikten sonra nihayet okuyucularla buluşturdu. Dün sabah piyasaya sürülen kitap kitap listelerinde hızla üst sıralara tırmandı.
Stephenie Meyer tarafından kaleme alınan Alacakaranlık serisinin vampir Edward Cullen perspektifinden yeniden anlatımına dayanan Midnight Sun isimli kitap projesi, taslak metnin basına sızdırılmasından sonra 2008 yılında rafa kaldırılmıştı.
Meyer, kitabın taslak metninin bir şekilde ele geçirilip basına sızmasının ardından projeden vazgeçmiş ve konuyla ilgili, “Bu bir yazar hakkında olabilecek en büyük ihlallerden biri,” açıklamasını yapmıştı.
Vejeteryan vampir Edward ve onun genç-insan sevgilisi Bella'nın hikâyesini Edythe Cullen ve Beau Swan’ın perspektifiyle buluşturan Meyer, hikâyenin cinsiyet değiştiren yeni bir versiyonu üzerine çalışıyordu. Geçtiğimiz Mayıs ayında projeye nihayet bir son verdiğini açıklayan Meyer, kitabın 4 Ağustos 2020’de okuyucularla buluşacağını duyurmuştu.
Meyer’in Midnight Sun’ı için Amerika’da 1 milyon, Birleşik Krallık’taki Atom Books tarafından ise 300 bin ciltli kitap basıldı. İlk hafta verilerine göre satışların büyük bir patlama yapması bekleniyor.
Konuyla ilgili değerlendirmelerde bulunan yayıncı James Gurbutt, şu ifadeleri kullandı:
“Midnight Sun, her zaman için önemli bir projeydi. Hayranlar yıllar önce kitaptan bazı bölümleri okumuştu, bu yüzden onun devamını bekliyor ve daha fazlasını talep ediyorlardı. Şimdi, bu sızıntıdan yıllar sonra nihayet hikâyenin tamamına kavuşuyorlar. Kitapçıların yakın zamanda yeniden açıldığı gün, bunun tüm perakende kitap satıcıları için gerçekten önemli bir yayın olmasını umuyoruz.”
Meyer ise konuyla ilgili yaptığı son açıklamalarda hikâyenin devamının Edward’ın bakış açısıyla anlatılmayacağını, bunun onun için bir son olduğunu belirtiyor. Meyer, bu yeni serüveni yazmanın “pek de hoş bir süreç” olmadığını da sözlerine ekliyor.
Kaynak: The Guardian
Pandemi dolayısıyla uzun süredir birçok projesinin gecikeceğini açıklayan Disney, son dönem çalışmalarından Mulan’ın 4 Eylül 2020’de izleyicilerle buluşacağını duyurdu.
Konuyla ilgili Variety’nin elde ettiği bilgilere göre Mulan, Disney+ aboneleri tarafından 29.99 dolara kiralanıp izlenebilecek. Bir Çin destanına dayanan film ayrıca Disney+ erişimi olmayan bölgelerdeki çeşitli sinema salonlarında da gösterime girecek.
Dünyada özellikle film ve sanat endüstrisindeki büyük belirsizlik devam ederken Disney tarafından yapılan bu hamle, ileriye dönük yeni bir projenin ilk adımı olarak değerlendiriliyor. Orijinal plana göre geçtiğimiz Mart ayında izleyicilerle buluşması planlanan Mulan, stüdyonun pandemi nedeniyle aldığı karar doğrultusunda bekletilmiş ve piyasadan geri çekilmişti. Bununla birlikte gerek Amerika gerekse tüm dünya üzerindeki etkisi devam eden salgın, AMC ve Regal gibi büyük sinema salonu zincirlerinin kapılarını kapalı tutmasına neden olmuş, stüdyoları gelecek hamleleri konusunda oldukça zor bir duruma düşürmüştü.
Temmuz ayına gelindiğinde Mulan ile ilgili belirsizlik devam ederken Disney bu konuda yeni bir hamle yapmak için çalışmalarını sürdürdü.
Stüdyo tarafından yapılan son açıklamada şu ifadelere yer verildi:
“Geçtiğimiz birkaç ay bize açıkça gösterdi ki tüm dünyada etkili olan sağlık krizi nedeniyle önümüzdeki süreçte hiçbir şey yayımlayamayacağız. Bugün son gelişmeler bize gösteriyor ki Mulan için tüm yayın programını durdurmamız gerekiyor ve bu filmi merakla bekleyen izleyicileri derinden etkileyecek.”
Kaynak: Variety
Netflix, American Horror Story’nin yaratıcıları tarafından kaleme alınan ve başrolünde Sarah Paulson’ın yer aldığı Ratched’in resmi fragmanını izleyicilerle paylaştı.
18 Eylül 2020 Cuma günü tüm dünya ile aynı anda Netflix üzerinden izlenebilecek dizi, dünyanın en fazla iz bırakan karakterlerinden biri olan Hemşire Ratched’in hikâyesini izleyicilerle buluşturacak.
Ryan Murphy ve Ian Brennan tarafından yaratılan Ratched, bir akıl hastahanesinde çalışan hemşire Mildred Ratched’in dram dolu hikâsine odaklanıyor. Mildred, 1947 yılında insanlar üzerinde deneyler yapan bir hastahanede çalışmak üzere Kuzey California’ya gelir. Zaman içinde hastahanedeki insanlarla sıkı ilişkiler kuran Mildred’in davranışları ve tepkileri zamanla değişmeye başlar ve işler bir süre sonra daha da karanlık bir hâl alır.
Evan Romansky tarafından Guguk Kuşu’nun efsanevi Hemşire Racthed karakterinden ilham alınarak meydana getirilen Ratched’in başrollerinde Sarah Paulson, Finn Wittrock ve Judy Davis gibi isimler yer alıyor.
https://www.youtube.com/watch?v=3YXro-vCxAQ