14 NİSAN, SALI, 2015

Yılanlar Öç Alırken, İnsanlar Ne Yapsın?

Bir filmin değerini ölçen göstergelerden biri zamana direnmesi, üzerinden uzun süre geçmesine rağmen güncelliğini ne kadar korumasıysa, Metin Erksan’ın 1962 yapımı filmi Yılanların Öcü, zamanın sınavını zorlanmadan geçiyor. Erksan’ın, direnişi, haksızlıklara karşı çıkmayı, susmayı değil bu haksızlıkları duyurmayı temele alan bu filmi, İstanbul Film Festivali’nde yenilenmiş kopyasıyla Türk Klasikleri Yeniden bölümünde izleyiciyle buluşacak ve zamanın sınavına ‘direnişi’ bir kez daha kanıtlanacak.

Yazar: Nil Kural

Yılanlar Öç Alırken, İnsanlar Ne Yapsın?

Erksan, Ö. Lütfi Akad’la başlayan sinemacı neslin bir üyesi olarak Türkiye sineması tarihinde yerini sağlamlaştırmasını Yılanların Öcü’ne borçlu. Bu filmden önce 10 yıl boyunca yönetmen olarak tarzını, imzasını bulmaya çalışan ve eleştirmenlerin dikkatle izlediği Erksan’ın kariyerindeki kırılma noktası Yılanların Öcü olur. Film gösterime çıktığı dönemde Giovanni Scognamillo, Akşam gazetesine yazdığı yazıda “Zayıf noktalarına rağmen Metin Erksan’ın filmi bugüne dek çoğu sanatçı tarafından teşebbüs edilmeyen, yahut yarı yolda kalıp kuruyan gerçekçi sinemayı temsil etmektedir” der ve filmin Erksan’ın o güne kadarki en önemli eseri olduğunu yazar.

Film, yayımlandığı dönemde büyük tartışma yaratmış Fakir Baykurt’un aynı adlı romanının bir uyarlaması, senaryoda da Erksan’ın imzası var. Filmde Burdur’un Karakaş adlı küçük bir köyündeyiz. Fikret Hakan’ın büyük bir başarıyla canlandırdığı Kara Bayram ve eşi Hatça’nın (Nurhan Nur) ilk konuşmaları, küçük köyün en fakir ailelerinden biriyle karşı karşıya olduğumuzu gösterir. Hatça, dördüncü çocuğuna hamile olduğunu kocasına “Nasıl bakacağız!” serzenişiyle söyler. Bayram, “Köylü adam yalnız olmaz, çocuk iyidir” deyince Hatça cevabı yetiştirir: “Bunca çocuk 45 dönümlük kıraç tarlada dönüp dolansınlar!” Ama ailenin dertleri yeni başlıyordur. Köyün güçlü ve zengin ailelerinden Deli Mehmet’in oğullarından, Erol Taş’ın ünlü kötü adam performanslarından bir diğeri olan Haceli, Bayram’ın evinin önüne kendisine ev yapmak için muhtara para vermiştir. Hem köy meydanı küçülecek hem de köyde ilk kez bir evin önüne başka bir ev yapılacaktır. “Neden Bayram’ın evinin önü?” sorusunu Bayram filmin bir yerinde yanıtlar. Durumları kötü diye itiraz edemeyeceği düşünülmüştür. Bayram zaten köyde yumuşak başlı görülen bir tiptir, vur ensesine al lokmasını. Ancak Aliye Rona tarafından müthiş bir performansla canlandırılan Bayram’ın anası Irazca, bu işe karşı çıkar. Kâh Haceli’yi tehdit ederek kâh evin açılan temelini kapatarak kâh ailesini örgütleyip kuruyan kerpiçleri kırarak...  Ancak bu çatışma içine siyasetin hamlelerini de yerleştirmeyi ihmal etmez Erksan. Bazen diplomasi vardır; Haceli Irazca Ana’ya “Komşu olurduk, neden düşman olduk?” diye sorar. Irazca Ana “Beni istersen öldür, ben mezara giderim, sen mapusa gidersin!” der. Sorun çözülürse, haksızlık giderilirse Irazca Ana ve ailesi affetmeye de hazırdır: “Vazgeçseler onları yine severiz, dünyada insanlar birbirini sevmeli.” Ancak sorun bir türlü bitmez, muhtar kendi onay verdiği inşaatın yapılmasında kararlıdır. Irazca Ana da direnmekte... Muhtarın aldığı para ve güçlünün yanında yer almasıyla gerginlik gitgide artar. Yalçın Tura’nın yaptığı müzikler de bu gerilimle uyum sergileyerek filme güç katar.

Yılanların Öcü

Yılanların Öcü

Filmin asıl gücü ise Erksan’ın sonradan bir kez daha mülkiyet konusunu işleyeceği Berlin Film Festivali’nden Altın Ayı Ödülü kazanan Susuz Yaz, Kuyu ve Sevmek Zamanı gibi başka klasikleri de Türkiye sinemasına armağan edecek yönetmenlik hüneri. Dinamik bir kameraya rağmen özenle oluşturulmuş kadrajlarla film ilerledikçe, kameranın arkasında büyük bir rejisörün varlığı hissetmek mümkün. Erksan, oluşturduğu güçlü karakterle izleyicisini Irazca Ana’nın tarafını tutmaya ve onun mücadelesine kalpten destek olmaya yönlendiriyor. Hem Erksan hem Baykurt ezilenin yanında durarak izleyiciden de aynı şeyi talep ediyorlar.

Film, kadın temsillerinden şikayetçi olunan günümüz yerli sinema yapımlarının aksine, güçlü kadın karakteriyle ve cinsiyet temsillerindeki çağdaşlığıyla da ayrı bir takdiri hak ediyor. Filmin mücadelenin kalbine Irazca Ana’yı koyması, gelin Hatça’yı derinleştirmesi bir yana Kara Bayram’ın basma kalıp erkek temsillerinin tersine kavgadan kaçınması, hırpalanması da utanç verici bir durum gibi sunulmuyor. Tam tersine izleyicinin ona duyduğu sempatiyi artıracak şekilde gösteriliyor.

Yılanların Öcü, gerçekçi stilinin tüm gücüyle karşımıza çıktığı köy filmlerinden biri olarak sinema tarihindeki sarsılmaz yeri bir yana, utanç verici sansür tarihinin de bir parçası maalesef. İlk filmi Karanlık Dünya / Aşık Veysel'in Hayatı’nda sansürle karşılaşan Erksan, bu filmle de başının aynı belaya gireceğini aslında tahmin etmiş ve “Sansürden öcünü almak istediğini” de söylemiştir. Aslında sansür kurulunun filmin yasaklanması çok da akla yatmıyor; çünkü film çıkarcı bir muhtarın karşısına adil, onurlu, fakir bir ailenin yanında yer alan, gösterişli karşılaşmayı elinin tersiyle iten bir kaymakam çıkarıyor. Bir bakıma Cumhuriyet iyi bir temsil buluyor. Ayrıca yılanlar bile öç alırken, kanuna başvurarak öç almaya karar veren Irazca Ana’nın, bu kararı üzerinden filmde kanuna ve hukuka bir güven de dikkat çekiyor. Film, öcü adalete bırakıyor. Tüm bunlara rağmen çıkan sansür kurulunun yasak kararında ise Fakir Baykurt ve Metin Erksan’ın isimlerinin kötü yönde etkili olduğu yer alıyor. Film araya birilerinin girmesiyle dönemin Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel’e gösterildikten sonra Gürsel “Vatana hizmet ettiniz” diyerek ekibe teşekkür ediyor ve kurulu arayarak filmin gösterime girmesini sağlıyor.

Yılanların Öcü

Yılanların Öcü

Erksan sansürden öcünü alsa da, filmin gösterimlerinde olaylar çıkıyor. Ankara’da bir grup sağcı “Kahrolsun komünistler” diyerek filme tepki göstermesi bunlardan biri. Aliye Rona’nın anlattığına göre Fakir Baykurt’un katıldığı galalardan birinde yazarın üzerine gazoz şişeleri yağınca Erol Taş, Baykurt’u kucağına alarak sahnenin arkasına kaçırıyor. Bu utanç tablosuna karşılık film, Scoginamillo’nun yazısında da görüldüğü ve Halit Refiğ’in de vurguladığı üzere hem önemli bir film olarak selamlanıyor hem de izleyici bunca cefa çekmiş bu filmin kapılarına yığılarak kapalı gişe oynanmasını sağlıyor. Dolayısıyla Yılanların Öcü için döneminde değeri anlaşılmış bir film diyebiliriz.

Erksan, bu filminin cesareti ele aldığını söylüyor: “Müşküllerimizin çözülmesini istiyorsak, baskının her türlüsüne aldırmayıp, umutsuzluğu bir yana bırakıp, yasaların tanıdığı hakları sonuna kadar kullanmamız gerektiğini belirtmek amacı gütmüştüm.” Sansürle imtihanı ve gerçekçi sinema anlayışının yansımasıyla ünlü Yılanların Öcü, yılların izinden ve hoyratlığından yapılan restorasyonla kurtulmuşken, mücadeleyi öneren bu çağdaş yapımı yeniden görmenin tam zamanı! 

0
1458
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle