25 MAYIS, ÇARŞAMBA, 2016

Norveç’te Film Okuluna Giden İlk Kadın: Anja Breien

19. Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali mayıs ayında Norveçli yönetmen Anja Brejen’i konuk etti. Sinema tarihini şekillendiren ve özgün bir film dili kuran yönetmenlerden Breien ile festivalde gösterilen Zevceler üçlemesi üzerine söyleştik. 

Norveç’te Film Okuluna Giden İlk Kadın:
Anja Breien

Sadece Norveç’in değil, dünya sinemasının da ufkunu genişleten yönetmenlerden Anja Breien, 19. Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali kapsamında Ankara’da sinemaseverlerle buluştu. Festivalin “Kuzey Işıkları” bölümünde ağırlanan yönetmenin beş filmlik bir seçkisi festivalin programındaydı. Aralarında Cadı Avı (Witch Hunt, 1981), Miras (Next of Kin, 1979) ve Zevceler üçlemesinin olduğu seçkide Breien, filmlerinin gösteriminde seyircileriyle birlikteydi.

Norveç film endüstrisinin başat kadın figürlerinden biri olan Breien, ülkesinden aldığı ilhamla kadrajını belirliyor ve Norveç toplumunda kadın olmanın gramerini filmleriyle yeniden kuruyor.

Breien kronolojik bir öykü anlatımından genellikle uzak durur. Zevceler üçlemesi, yeni-modernizmin aile kavramını ne kadar sıkı kucakladığını ölçebileceğimiz ölçekte bir film. 

Zevceler (Wives - 1975) filmini çekmeye nasıl karar verdiniz?

Yetmişlerde Norveç’te kadın hakları konusunda büyük çekişmeler vardı. Tam o sıralarda Ulusal Tiyatro’dan küçük bir grupla, müzikli bir oyun yönetmem için teklif almıştım. Oyun için araştırma yapmaya başladık, bir fabrikada grev yapan kadınlarla görüştük. Alexandra Kollontai ve Engels okuduk. Oyun pek çok yerde oynandı ve tartışmalara sebep oldu. Toplumda kadınların baskı altında olduğunu fakat bu baskının bir şekilde farkında olmadıklarını gözlemliyordum. Oyunun ilk gösteriminden sonraki günlerde bir gün sinemaya gittim. John Cassavetes’in "Kocalar" filminin yeniden gösterimi vardı. Filmde, dördüncü arkadaşlarını kaybettikten sonra evlerine dönmek istemeyen üç adamın hikâyesi anlatılıyordu. Arkadaşlarının cenazesinden sonra şehirde dolaşmaya, birlikte vakit geçirmeye başlıyorlar hatta Londra’ya bile gidiyorlardı. Filmin sonunda bitkin ve kötü durumda olan John Cassavetes’i elinde havaalanından oğlu için aldığı oyuncak ayıyla görüyoruz. Oğlu ona doğru koşup “Annem sana gününü gösterecek!” diyor. Filmden çıktıktan sonra “Bu film üç kadın üzerine olsaydı nasıl olurdu?” diye düşündüm; bir komedi olacağına emindim. Kadınları kimin oynayabileceğini biliyordum; oyunda aynı yaşta üç kadın vardı. Zevceler filminde kadınlar çocukluklarında sınıf arkadaşıydılar ve bu nedenle aynı yaşta olmalıydılar. Film böyle başladı. O zamanlar çekişmeler sırasında fark ettiğim başka bir şey de kadınlar arasında kendine acıma duygusunun ne kadar yaygın olduğuydu. Bu açıdan filmin bir zafer kazandığını söyleyebilirim. Çünkü filmde kendine acıma duygusundan ziyade ironi ön planda, trajik olaylarsa komediyle iç içe geçmiş vaziyette. 

Filmin yetmişlerde Norveç’teki sosyal ve politik atmosferi yansıttığını söyleyebilir miyiz?

Tabii ki! Hatta buna betimleme bile diyebiliriz. Filmin bir sahnesinde kadınlar limanın hemen yanında geniş bir yere gidiyorlar: Burası bir petrol platformu. Norveç’in petrol çıkarmaya başladığı yıllardı o dönemler. 

Karakterleri nasıl yarattınız? 

Üç oyuncu birlikte çalıştı ve şöyle bir yol izledik: Eğer oyuncu olmasalardı nasıl davranırlardı? Kendi hayatlarından yola çıktılar. Genellikle kurmaca filmlerde özellikle de politik sorunlara dikkat çekmeye çalışan filmlerde karakterlerin bir nevi kahramanlaştırıldığını görürüz. Onlar kusursuz olmalıdır fakat gerçek hayatta bu böyle değil; her insanın kusurları var. Ben de Zevceler de bunu göstermek istedim. Ve pek çok sahnede oyuncular doğaçlamaya başvurdular. Yani, doğal davrandılar, oldukları gibi.

Filme karşı tepkiler nasıldı peki?

Film yirmi iki ülkede gösterildi. Farklı yaşlardan pek çok kişi tarafından izlendi. Çünkü film doğru bir zaman diliminde izleyicinin karşısına çıkmıştı. Biz filmin çıkış tarihinin yani 1975’in Birleşmiş Milletler Dünya Kadın Yılı olduğunu bilmiyorduk. Gayet güzel tepkiler aldık ama tabii bazı gazeteciler de film hakkında kötü yorumlar yaptı. Bir gün Paris'e davet edildim; François Sagan filmi görmüş ve çok beğenmiş. İlk film gösterilmeye başladıktan sonra Norveç’te bir film festivaline katıldık. Zevceler açılış gecesinin sabahında gösterilecekti. Akşamdan kalma Norveçliler için sabah seansında bundan daha iyi bir film olamazdı! Herkes çok güldü, eğlendi! İkinci filmle (Zevceler-On Yıl Sonra, 1985) ilgili de bazı kadın örgütlerinden tepki aldık. Kadınların erkeklerle fazla ilgilendiğini ve filmin asıl sorunları yeterince yansıtmadığını söylemişlerdi. Filmin başka ülkelerdeki gösterimlerinde aldığı tepkileri çeviri problemlerine bağlıyorum. Çünkü kadınlar arasındaki konuşmalar Norveççede çok daha komik fakat bazı bölümleri çevirmek ve anlamlı hale getirmek oldukça zor bir süreç.

Zevceler üçlemesinde o bilindik cinsellikle alakası olmayan ama çıplaklık içeren çokça sahne var. Bu sahneler nasıl karşılandı? Yani tepki aldığı ya da daha zorlayıcı olanı, sansürlendiği oldu mu? 

Mie karakterini oynayan Anna Marie Ottersen, Moskova Film Festivali’ne katıldığında kadınların saunaya girdikleri ve bir çalının arkasına gidip işedikleri sahnelerin kesildiğini anlatmıştı. Buna benzer bir şey Dhaka’da da oldu. Paris’te yapılan Festival International Du Film De La Rochelle’e jüri olarak katıldığımda Moskova Film Festivali başkanı da oradaydı. Ona filmimden bazı sahneleri kestiklerini söyledim ve bunun üzerine baya gülmüştük. Norveç’te ise asıl sansür ya da zorlama, filmi çekmek için yeterli parayı bulma kısmında kendini gösteriyor ve özellikle kadın yönetmenler açısından bu durum daha da acımasız oluyor. 

Yönetmen olmak ve sinemayla yola devam etmek başlı başına sıkıntılı bir süreçken, bu süreci kadın bir yönetmen olarak sırtlanmak; akabinde ise sektörde karşılaşılan en büyük zorluk neydi sizin için?

Ben Norveç’te film okuluna giden ilk kadınım. Fransa’da ise IDHEC'de okudum. Ancak, erkek meslektaşlarımdan daha fazla sorun yaşadığımı düşünmüyorum. Çünkü yurt dışında okumam için bana burs verilmişti. Bu anlamda Norveç’i özel kılan bir durum olduğunu düşünüyorum. Diğer ülkelerden farklı olarak yetmişler ve seksenlerde Norveç’te kadınlar daha rahat film çekebiliyorlardı. Devlet desteği alabiliyorduk en azından. Bence bunun bir sebebi vardı: Ben Fransa'dayken durum böyle değildi, aynı zamanda İsveç ve Danimarka, özellikle sessiz filmde altın çağlarını yaşadılar. Tüm bunlar bir gelenekten geliyor ve bu gelenek erkek egemen bir gelenek. Sinema endüstrisi erkek egemen bir alan fakat Norveç bu yönden bakıldığında daha az erkek egemen bir yer ve bu kadınlar için kolaylaştırıcı bir etmen.

©Koray Özbal

©Koray Özbal

Bu durumda feminist bir film çekmenin kendine has zorlukları oldu mu?

Zevceler oldukça feminist bir film aslına bakarsanız. Fakat film sektöründe kadın olmanın zorluklarından çok, yaşlı olmanın zorlukları daha fazla bence. Yaşınız ilerledikçe film çekmek için gerekli olan parayı bulmakta daha fazla zorlanıyorsunuz. 

Birinci ve ikinci film arasında bazı farklılıklar olduğunu fark ettim. Bunlardan biri ikinci filmde tempo biraz daha düşükken, kadınlar daha az enerjik ve daha az çocuksu. İki film arasındaki bu on yılda ne değişti?

İlk filmde kadınlar çocukluk arkadaşlarıyla ilk defa bir araya geliyorlar; enerjik ve çocuksu olmaları çok normal. Filmin çekimleri sırasında makyajlarını kendileri yaptılar. Hatta kostümleri bulmak için birlikte dolaştık. Fakat ikinci filmde bana erkek bir yönetmen yardım etti ve bu nedenle üslupta bazı değişiklikler oldu. Ama halen komik. Özellikle de filmin son sahnesinde her şeyi yapan garson (gülüyor). Haklısın sana katılıyorum, fakat devam filmi çekerken kendini tekrarlayamazsın ve aynı hayat gibi filmlerin de duygu durumu değişir. 

Peki ya Zevceler III (1996)? Aslında bir önceki soruyu sormamın sebebi birinci ve üçüncü filmin enerji açısından benzer olması, ikinci filmde neyin değiştiğini sormak istemiştim.

İkinci filmi çekmek aklımda yoktu fakat seksenlerde kadın sorunları artmaya başladı ve ben de yeni bir film çekmeliyim diye düşündüm. Problemler sertleştiği için hava koşullarının da sert olması gerektiğini düşündüm; bunu yansıtmak için film kış aylarında geçiyor. Heidrun’un aşık olduğu adamın peşinden gidip gemiye çıktığı sahne çekilirken hava eksi 15 dereceydi. Oyuncular mimik yapamıyorlardı. Yani havanın soğuk olması bilinçli olarak seçilmişti. Seksenlerde kadın sorunları popüler değildi. Fakat yetmişlerde öyleydi. Sonra da üçüncü film geldi ve Mie artık elli yaşındaydı. Bu filmin biraz daha zayıf olduğunu söyleyebilirim. Üç filme genel olarak baktığınızda ise ilk filmde en iyi oyuncunun Heidrun (Frøydis Armand), ikincide ise Mie (Anne Marie Ottersen) olduğunu görürüz. Hatta bu film ona bir ödül kazandırdı ve üçüncü filmde Kaja (Katja Medbøe) olduğunu görebilirsiniz. Yani her bir oyuncunun kendi filmi oldu. 

Zevceler serisi için dördüncü bir filmi çekmeyi düşünüyor musunuz?

Daha kesin değil ama torunlarının olduğu bir film çekmek istiyorum. Fakat Mie’yı oynayan oyuncu hayatını kaybetti. 

  • ©Koray Özbal
  • ©Koray Özbal

©Koray Özbal

Türkiye’ye ilk gelişiniz mi? İzlenimleriniz nasıl oldu şu ana kadar?

Hayır, bu üçüncü gelişim. Doksanların başında ilk defa gelmiştim. Daha sonra İstanbul Film Festivali’nde Zevceler-On Yıl Sonra filminin gösterimi için gelmiştim şimdi de Uçan Süpürge’deyim. Bu anlamda çok heyecanlıyım.

Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali’nin kültür endüstrisindeki yeri hakkında ne söylemek istersiniz? 

Gerçekten çok etkileyici. Bunca senedir devam ediyor olması ve kadın odaklı olması zaten o kırılmayan kültür endüstrisindeki ağır tuğlaları kırmasıyla çok önemli bir yerde. Şimdiye kadar festivalde iki film izledim: "Özel Devrimler: Genç, Kadın, Mısırlı" ve "Kasap Havası". Kasap Havası filmini ve oyuncularını gerçekten çok beğendim. Bugün tekrar sinemaya gideceğiz; bu sefer ise "Toz Bezi" ve "Ana Yurdu" filmlerini izlemek için. 

0
5392
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle