23 EKİM, CUMA, 2015

Mustang: Masal mı, Deney mi?

Cannes başta olmak üzere festivallerde büyük ilgi gören, Fransa’da yarım milyona yakın seyirci tarafından seyredilen ama Türkiyeli kimi eleştirmenler tarafından yeterince ‘yerli ve milli’ bulunmayan Mustang, 23 Ekim’de ülkemizde seyirciyle buluşuyor. Muhtemel ki bu film, önümüzdeki günlerde kültür sanat medyasının da önemli gündem maddelerinden birisi olacak.

Mustang: Masal mı, Deney mi?

Deniz Gamze Ergüven’in ilk gösterimi Cannes Film Festivali’nin “Yönetmenlerin 15 Günü” bölümünde gerçekleştirilen filmi Mustang, hızla yılın sinema olaylarından birisi olmaya doğru gidiyor. Filmin Türkçe çekilmesi, Türkiye’de geçen bir hikâye anlatması ama dönüp dolaşıp Fransa adına Oscar için aday adayı olması bile başlı başına tartışma konusu olmuş durumda. Bu az bir şey değil; çünkü Fransa’nın Oscar komitesi Cannes’da Altın Palmiye kazanan Dheepan yerine bu filmi göndermeyi uygun buldu. Üstelik henüz çok erken olmasına rağmen, Oscar’da yabancı dilde en iyi film dalında öne çıkan yapımlardan birisi olarak gösteriliyor daha şimdiden.

Mustang, ismi anılmayan ama ipuçlarından Karadeniz’de küçük bir kasaba olduğunu anladığımız bir yerde geçiyor. Anne babalarını 10 yıl önce kaybeden beş kız kardeş babaanneleri ve amcalarıyla birlikte yaşamaktadırlar. Bir gün erkek çocuklarla birlikte denize girip biraz da ‘samimi’ olunca dedikodular yayılmaya başlar ve babaanne ile amca artık genç kızlık çağına gelmiş olan beş kardeşi bir tür hapishane hayatı yaşamaya zorlar. Üstelik bu hayatın içinde yalnızca mahkûmiyet değil, aynı zamanda zorla evlendirilme de söz konusu. 

Bir hatırlatma yapalım. Filmi izleme fırsatı yakalayan Türkiyeli seyirci ve eleştirmenlerin bir kısmı da oldukça beğeniyor. Peki, bunu nasıl açıklayabiliriz? Bu biraz filmi nasıl algıladığınıza ve hikâyeyi kimin gözünden gördüğünüze göre değişiyor. Eğer filmi kardeşlerden en küçüğünün gözünden izlerseniz ortaya etkileyici bir hikâye çıkacağı kesin. Çünkü hikâyeyi anlatan karakterin zaten çocuk olması; dolayısıyla yaşadıklarını abartması, yeni şeyler eklemesi, uzun bir zaman aralığında yaşananları peş peşe gerçekleşmiş gibi algılaması ve size de öyle aktarması anlaşılır olacaktır. Sonuçta, 10’lu yaşlarının başındaki bir çocuğun yaşadıklarını kendi hayal dünyası ile harmanlayarak anlattığı bir hikâye var karşımızda demektir. Küçük bir taşra kasabasında masum bir oyunun ağır bir ceza yaptırımıyla karşılaşması sonucu yaşananların, biraz da çocuk gözüyle ‘mantıksız’ ve ‘yoğunlaştırılmış’ olarak karşımıza çıkartılmasında ne sorun olabilir ki! Kardeşlerinden tek tek kopmak zorunda kalan bir çocuğun yaşadığı dramatik sürecin abartılı öyküsü seyirciyi etkileyecek bir durum hiç kuşku yok ki. Filmin, gösterildiği festivallerde ve Türkiye dışındaki ülkelerde yoğun ilgi görmesinin nedenlerinden birisi de bu hiç kuşku yok ki.

Ama bu ilginin bir diğer nedeni, yani Batı’nın kafasındaki Türkiye imajını besleyen ve görmek istediğini sunan bir film olduğu gerçeği ise Mustang’a dair diğer izleme deneyimi olabilir. Ki, bu noktada durum hiç de parlak görünmüyor. Filmi Deniz Gamze Ergüven’in gözünden izliyorsak ortada büyük sorunlar var. Öncelikle, hikâye tarihsellikten tamamen kopuk bir laboratuvar ortamında geçiyormuş izlenimi uyandırıyor. Ergüven, ahlaki ve dini değerler gerekçesiyle baskılanan, kaderleri hakkında kendilerinden bağımsız kararlar alınan ve boyun eğdirilmeye çalışılan kadınların geniş bir tarihe yayılan hikâyesini bir yaz tatiline sığdırmak gibi iddialı bir işe kalkışıyor. Babaannelerimizin yaşadıklarından, annelerimizin şahit olduklarına ve bugünün Türkiyesi’ne uzanan bütün mağduriyetleri aynı evin içinde ve çok kısa bir zamanda hayata geçiriyor. Birisinin tutarlı olması diğerini akamete uğratıyor böylece. En muhafazakâr ailelerde bile çiftlerin birbiriyle en azından bir pastanede aile fertleriyle oturup tanışmadan evlenmediği bugünde babaannelerimizin evlenme şekli gibi bir kurgu inandırıcı gelmiyor açıkçası. Beş kardeşin, özgürlüklerine ve hayata bu kadar bağlıyken durup dururken neden bu kadar kolay kabullendiklerini anlamakta zorlanıyoruz. Gerçekten ‘edepli kadın’ olmanın mürebbiye kıyafeti giydirilerek gerçekleştirildiğine inanmamız mı bekleniyor? Kaldı ki, babaanne ve amcanın da sofu ve çok dindar olduklarına dair emareler de yok filmde. Babaanne başı açık bir kadın, amca rakı sofrasında maç izliyor. Geleneksel oldukları gösteriliyor ama onları bu kadar sert kararlar almaya zorlayan toplumsal baskıyı göremiyoruz. Böylesi bir toplumsal baskı söz konusuysa 10 binlerce kadının özgürce stadyuma gidip maç izlediği bir kasabada, kardeşlerin neden parmaklıklar altında tutulup izin alamadıklarını anlamak giderek zorlaşıyor. Kardeşlerin arkadaşları sokaklarda özgürce dolaşırken amca ve babaanneyi bu kadar katı kılan şey, Ergüven’in kafasındaki laboratuvar fikri değilse, bizim bir açıklamamız yok açıkçası. 

Laboratuvar vurgusu önemli. Çünkü anne babalarını 10 yıl önce kaybetmiş ve bu süre boyunca babaanne ve amca ile birlikte yaşayan kardeşlerin eve kapatılması tam olarak ikna edici değil. 10 yıl boyunca çocuklara her türlü özgürlüğü sağlayan, onların kendilerini ifade edecekleri şekilde yetiştiren yetişkinlerin bir anda ne büyük hata yaptıklarına inanmamız mı isteniyor? Bu kadar muhafazakâr olabilecek potansiyel barındıran babaanne ve amca, 10 yıl boyunca seslerini hiç çıkarmayıp toplumsal değer yargıları hakkında hiç uyarılarda bulunmamışlar mı da, her iki taraf da gelişmeler karşısında şok geçiriyor? Babaanne, daha önce bir geçmiş yokmuş gibi, sanki bir anda beş genç kadınla baş başa kalmış ve onları eve kapatmaktan başka çare bulamamış gibi davranıyor.

Mustang, hikâyesinin odağına oturttuğu beş genç kadının özgürlük tutkusu ve cinselliklerini keşfetmeleri konusundaki cesaretiyle kendisine ayrı bir yer edinecek hiç kuşku yok ki. Ama eğer bu filmi küçük kızın gözünden izlemiyorsanız, anlatılanların parça parça tamamının bu toprakların gerçeği olduğu ama bütününün inandırıcı olmanın yanına yaklaşamadığı bir öyküyle baş başasınız demektir. Ergüven’in yeni filmleri için heyecanlanmamızı sağlayan kıvrak yönetmenlik becerisi bunun altından kalkmaya yetmiyor maalesef. 

https://www.youtube.com/watch?v=ABNB3zw5BAo

1
7688
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle
Sibel Kaçamak
23.11.15
10:44
LOVE IT