26 OCAK, PERŞEMBE, 2017

Londra’dan Yükselen Bir Ses: Nilüfer Yanya

Small Crimes adlı parçasıyla yılın en iyileri arasına giren, en son BBC World News’te Keep On Calling şarkısıyla canlı performans gösteren Nilüfer Yanya ile 27 Ocak’ta Salon İKSV’de gerçekleşecek konseri öncesi konuştuk. 

Londra’dan Yükselen Bir Ses: Nilüfer Yanya

Hızla yükselmiş bir müzisyen olarak nasıl hissediyorsun? 

Dürüst olmak gerekirse insanların yaptıklarımı beğendiğini görmek gerçekten güzel! Ve bazen de biraz gerçeküstü bir his oluyor bu. 

Small Crimes adlı şarkınla dikkatleri üzerine çektin. Bu şarkının sırrı nedir? 

Bu şarkı, çalınan bisikletimle ilgili. Bu durum geçtiğimiz hafta da oldu üstelik. Ve bence bu şarkı, gündelik temelde gerçekleşen büyük suçların ardındaki küçük, kusurlu suçlarla ilgili.

Müzisyen olmaya nasıl karar verdin? Bir şeye karar verirken kendine sık sık sorduğun sorular var mı?

12 yaşımdayken gitar çalmak ve grup kurmak istediğimi hatırlıyorum. Havalı olduğunu düşündüğüm için elektro gitarlara kafayı takmıştım. Bu belki bir etkendir. Ancak bazı şeylerin bizim için zaten kararlaştırıldığını düşünüyorum, biz kendimizi bir şeyler yaparken buluyoruz ve bu süreç zaten karar anlamına geliyor. 

İngiliz bir anneyle Türk bir babanın kızı olarak dünyaya geldin, şu anda yaşamına Londra’da devam ediyorsun. Kültürler arası etkileşim üretimini nasıl etkiliyor? 

Muhtemelen kültürlerarası etkileşim benim işimin bir parçası. Zira bu gerçekten bilinçli olarak düşündüğüm bir şey değil, yalnızca benim kim olduğumla ilgili. Dolayısıyla işimin de bir parçası, ayrılmıyorlar. 

BBC World’de canlı performans gerçekleştirerek bizi onurlandırdın. Süreç nasıl geçti, bunun gibi başka projelerin var mı? 

BBC performansı gerçekten tesadüfen gelişti. Beni Sunday Times'ta gören bir yapımcı, mail yoluyla ulaştı. Süreç böyle gelişti. Bunun gibi başka televizyon kanalı, canlı performansı projem yok ama yakında VEVO DSCVR’a katılım göstereceğim. 

https://www.youtube.com/watch?v=JbLewPw9jFo

Londra’da büyük bir hayran kitlesine sahipsin, Türkiye’de de günden güne bilinirliğin daha da artıyor. Ses rengin Nina Simone’a benzetiliyor ve King Krule’un kadın hali şeklinde yorumlar yapılıyor. Sen kendi tarzını nasıl tanımlarsın? 

(Gülüyor) Simone veya Krule’a benzediğimi sanmıyorum ama teşekkür ederim! Kendi sesimi değerlendirecek olursam; sesim bana sadece konuşma sesim gibi geliyor, çok düz. Şarkı söyleme sesimle herhangi bir fark göremiyorum. Fakat geçen gün bazı eski demolar dinliyordum ve şarkı söylemeye başladığım zamana göre çok farklı duyulduğunu anladım! 

Dünya çapında değerlendirecek olursak müziğin geleceğini nerede görüyorsun? 

Müziğin geleceğin dünyasındaki yolculuğu gerçekten ilginç bir şey olacak, çünkü gittikçe daha çok "müzik dışı" sesler içeren parçalar üretiliyor ve hem müzik dışı hem de müzik olarak sayılıyor bu eserler. Bu nedenle aslında müziğin ne olduğu konusundaki algımız hiç değişmeyecektir, o tamamen ruha bağlı bir kavram. Bu konuda en çok Miles Davis'in fikirlerini benimsiyorum, müziğin nasıl patladığından bahsedişinde ona kesinlikle hak veriyorum. 

Türkiye’deki bağımsız müzik dünyası hakkında neler düşünüyorsun? 

Türkiye'deki müzikle ilgili çok bilgim yok ne yazık ki, yorum yapamam. 

İlham aldığın müzisyenler kimler? 

En büyük ilham kaynağım piyano öğretmenim sanırım. Ve gitar öğretmenim, amcam ve arkadaşlarım... Birisiyle yakın çalışmaktan daha ilham verici hiçbir şey yoktur. 

Son olarak yakın zamandaki projelerin arasında neler var? 

İki tane EP yayımlamayı düşünüyorum. Umut ediyorum ki ikisi de bu yıl dinleyici ile buluşacak. 

27 Ocak’ta Türkiye’de Salon İKSV’de bir konser vereceksin, heyecanlı mısın? 

Evet, bu hafta! Çok heyecanlı ve biraz gerginim! 

0
4605
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle