10 TEMMUZ, SALI, 2018

Çizgi Romandan Sinemaya Uyarlanan 10 Film

Şu sıra gösterimde olan Ant-Man ve Wasp ile MARVEL dünyasından yeni bir film daha izleyici ile buluştu. Çizgi roman kahramanları bir kez daha beyazperdede arz-ı endam etmişken, yakın dönemin çizgiden sinemaya taşınan en iyi filmlerine göz attık.

Çizgi Romandan Sinemaya Uyarlanan 10 Film

Özellikle MARVEL sayesinde çizgi roman dünyası artık sinemanın vazgeçilmez kaynaklarından birine dönüştü. Süper kahramanların ağırlıkta olduğu MARVEL dünyasının en özel karakterlerinden biri olan Ant-Man ile Wasp’ı bir araya getiren Ant Man ve Wasp’te bir yandan ailesine iyi bir baba, diğer yandan ise sınır tanımaz bir süper kahraman olmaya çalışan Ant-Man’in Wasp ile iş birliği yaparak kendi geçmişindeki gizemleri çözmeye çalışmasını izledik. Her ne kadar film fazla olumlu eleştiriler almasa da ve ilk film olan Ant Man’e kıyasla biraz zayıf olsa da MARVEL dünyasına aşina olanlar özellikle aksiyon sahnelerinde filmden beklediklerini alacak gibi görünüyor.

​Biz de hazır vizyonda Ant Man ve Wasp varken yakın dönemden aklımızda kalan çizgi roman uyarlamalarına göz attık. Bu kez içinde pek de süper kahraman olmayan ve bize hem çizgi roman hem de sinema estetiğini sonuna kadar yaşatan filmleri ana çerçeveye aldık.

Oldboy

Aslında birçok kişi Oldboy’un bir çizgi roman uyarlaması olduğunun farkında bile değil. İlk kez gösterildiği 2004 Cannes Film Festivali’nden itibaren etrafında birçok hayran toplamaya başlayan film Garon Tsuchiya’nın aynı isimli bir mangasından sinemaya uyarlanmıştı. Chan-wook Park'ın elinde kusursuz bir başyapıta dönüşen bu intikam hikâyesinde bilmediği bir sebepten ötürü 15 yıl boyunca bir odada hapis tutulan Oh Dae-Su’nun, odadan çıktıktan sonra kendisini hapsedenleri bulmak için başlattığı epey kanlı araştırmaya şahit olmuştuk. Filmin 2013’te Spike Lee tarafından çekilen bir Hollywood versiyonu da izleyici karşısına çıkmış ve pek de olumlu eleştiriler almamıştı. 

Road to Perdition

DC dünyasında bile pek tanınmayan bir çizgi roman olan Road to Perdition, Hollywood’da öyle isimlerin ilgisini çekmişti ki, ortaya harika bir film çıkmaması pek de mümkün değildi. American Beauty’nin yönetmeni olarak tanıdığımız Sam Mendes tarafından sinemaya uyarlanan filmin başrolünde ise Tom Hanks’i izlemiştik. 1930’lu yıllarda, ABD’deki büyük buhran döneminde geçen filmde bir tetikçi olan Michael Sullivan ile tanışmıştık. İşinin ehli bir adam olan John, çok sevdiği oğlunun da karıştığı bir tetikçilik işine girmemek için bazı kararlar vermek zorunda kalınca çatışma da kaçınılmaz olur. Film özellikle kasvetli yağmur sahneleri ve olağanüstü görüntü yönetimiyle aklımızda yer etmişti.

Sin City

Çizgi roman atmosferini beyazperdeye taşıma konusunda eğer estetik bir zirve varsa bu hiç şüphesiz Sin City’dir. Çizgi romanın yaratıcısı Frank Miller’ın Robert Rodriguez ile birlikte yönettiği filmde adeta bir çizgi romanın sayfalarını çevirmiş ve her karede büyülenmiştik. Şehri ele geçiren bir çete ve ona karşı koymaya çalışan idealist bir polisin hikâyesi aslında olağanüstü estetiğe uydurulmuş kılıftan başka bir şey değildi. Hem Miller, hem de Rodriguez, çizgi romandaki o kesif ve puslu atmosferi sinemaya taşımak için çabalamış ve ortaya benzeri olmayan bir film çıkmıştı. Sin City’nin daha sonra tüm hayranları tarafından unutulmak istenen bir devam filmi de çekilmişti.

American Splendor

Başrolünde bir çizgi roman çizerinin olduğu bir filme rastlamak zor. American Splendor bu eksiği doldururken, diğer yandan da bağımsız sinemanın en iyi örneklerinden birine dönüşmeyi beceren bir film. Harvey Paker kendine has bir çizgi roman çizeridir. İşlerinde de genellikle kendi sıradan hayatından bahsediyor ve herkes için “sıkıcı” denebilecek bir hayattan muazzam detayları çizgilerine yedirmeyi başarıyor. Onun gerçek hikâyesi sinema perdesinde Paul Giamatti’nin adeta ruh üfleyişiyle can bulmuş ve karşımıza çizgi roman uyarlamalarının en naif örneklerinden biri çıkmıştı.

Scott Pilgrim vs. the World

Edgar Wright günümüzün en yaratıcı yönetmenlerinden biri. Bryan Lee o’Malley’nin kült çizgi romanı Scott Pilgrim ile ilgilenip onu sinemaya uyarlamak istediği duyulduğunda da doğal olarak heyecan artmıştı. Scott Pilgrim, 20’li yaşlarının başında olmasına rağmen kızlarla şansı hiç iyi gitmemiş ve günlerini tuhaf grubu ile birlikte bas çalarak geçiren bir gençtir. Bir gün Ramona adlı bir kızla karşılaşıp ona âşık olur. Ama Ramona’nın gönlünü kazanmak kolay olmayacaktır zira uğraşması gereken, süper güce sahip yedi eski sevgili vardır. Çizgi romanın sıra dışı mizah ve aksiyonunu tümüyle bünyesinde barındıran film en iyi çizgi roman uyarlamaları arasında anılmayı hak ediyor.

A History of Violence

John Wagner tarafından yazılan bu sıra dışı ve kasvetli çizgi roman sinema dünyasında öyle kült bir yönetmenin ilgisini çekmişti ki, heyecanlanmamak mümkün değildi. Videodrome, Dead Ringers gibi başyapıtları ile bilinen David Cronenberg’in bu belki de en mainstream filmi A History of Violence’ın başolünde ise Viggo Mortensen’i izlemiştik. Eski bir mafya olan Joey’in karanlık işlerden elini eteğini çekip sakin bir kasabada restoran işletmeye başlaması ile başlayan filmde, işyerini soymaya çalışan iki soyguncuyu öldüren John’un geçmişiyle yeniden hesaplaşmasını izlemiştik. Oscar ödüllerinde de kendine yer bulan film tekinsiz atmosferi ile uyarlandığı çizgi romanın da hakkını vermişti.

V for Vendetta

Alan Moore tarafından yaratılan V for Vendetta, sinemaya uyarlandığında beklenmedik bir ilgi ile karşılanmıştı. Mütevazı sayılabilecek bir bütçe ile çekilen filmin kahramanı olan V’nin kostümü ise hemen bir popüler kültür nesnesine dönüşmüştü. Faşizan bir baskı altında ezilen Büyük Britanya'da bir gün sisteme karşı mücadele etmeye karar veren V adında bir kahraman ortaya çıkar ve polis teşkilatından bir kadınla da iş birliği yaparak düzene karşı bir savaş açar. Natalie Portman’ın harika performansı ile hatırlanan filmin senaryosunda Wachowski kardeşlerin imzası vardı.

Persepolis

Son yılların en etkileyici animasyon filmlerinden biri olan Persepolis, Marjane Satrapi’nin aynı adlı çizgi romanından uyarlanmıştı. Satrapi’nin otobiyografik hikâyesinden yola çıkan film, Şah rejiminin yıkılmasının ardından yeni olayların eşiğinde olan İran’da geçiyordu. Lise eğitimi için Avusturya’ya giden genç Marjane, atlattığı ağır hastalığın ardından ülkesi İran’a geri döner ama rejim yeniden değişmiş ve hiçbir şeyi bıraktığı gibi bulamamıştır. Cannes Film Festivali’nde Jüri Özel Ödülü alan film, Oscar Ödülleri’nde de en iyi animasyon film dalında aday gösterilmişti.

Snowpiercer

Çizgi roman uyarlamaları içinde aksiyonun en bol olduğu filmlerden biri de kuşkusuz Snowpiercer. Koreli yönetmen Joon-ho Bong’un yönettiği filmde küresel ısınmayı engellemek için yapılan bir deneyin felaketle sonuçlanıp tüm dünyayı buzların kaplaması anlatılıyordu. Filmin uyarlandığı Le Transperceneige adlı çizgi romandaki kasvet ve umutsuzluk duygusu filme o kadar yansımamıştı belki ama filmin estetik dünyası ve anlatı yapısındaki özgünlük Snowpiercer’ı mainstream sinemanın son yıllardaki en iyi örneklerinden birine dönüştürmüştü.

Immortel

Enki Bilal, çizgi roman dünyasının en nev-i şahsına münhasır yaratıcılarından biri. Bir diğer özelliği ise kendi eserlerini sinemaya uyarlamak için başka bir yönetmenle çalışmak yerine kameranın arkasına bizzat geçmesi. Onun belki de en iyi filmi olan Immortel da, yine kendi çizgilerinden yola çıkan bir filmdi. Bilimkurgu ve fantastik ögelerin yoğun olduğu filmde 23. yüzyılın dünyasında at başlı tanrı Horus ile sürekli ağlayan ölümsüz ve mavi saçlı kadın Jill arasındaki sıra dışı aşka tanık olmuştuk. Usta çizerin ağır ve sinik dünyası filmin de atmosferinde bütünüyle karşımıza çıkmıştı.

0
6340
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle