27 NİSAN, PAZARTESİ, 2015

Bir Planımız Yokmuş Gibi Havaalanlarında Yaşarız

Kaliteli müzik, moda, alışveriş ve en önemlisi tüm gün eğlence vaad eden ParkFest açıkhava festivali, 10 Mayıs’ta Küçükçiftlik Park’ta gerçekleşecek. Bu yıl ilki düzenlenen festivalin en önemli özelliklerinden biri tamamen kadın müzisyenlerden oluşan bir programa sahip olması.

Bir Planımız Yokmuş Gibi Havaalanlarında Yaşarız

Biz de bu etkinliği fırsat bilip ülkemizde de çok sevilen The Dø grubuna sorularımızı yönelttik. Fin müzisyen Olivia Merilahti ile Fransız müzisyen Dan Levy’den oluşan bu iki kişilik grubun sevilen şarkısı Despair, Hangover & Ecstasy’nin “We live in airports like we don’t have a plan” sözleri, grubun yeni ruh halini de yansıtır nitelikte...

Eylül 2014’te çıkardığınız Shake, Shook, Shaken albümü şimdiye kadar yaptığınız hemen her şeyden farklı. Kimine göre rock yapıyorsunuz ama sanırım siz “pop” olarak değerlendirilmesinden de rahatsız olmuyorsunuz, öyle mi?

Evet, ‘pop müzik’ kelime anlamıyla insanlara direkt duygusal olarak ulaşan bir müzik türü. Bu müzik türünü yapmanın pek çok farklı yolu var. Bunun içinde pek çok katman olabilir. Örneğin biz bu albümde daha sentetik bir sound’un peşindeydik, bu nedenle birtakım yeni araçlar kullandık. Davul makineleri, sanal enstrümanlar, sintisayzırlar... Bu seslerle daha önceden hiç çalışmadığımız için bu konuda oldukça tecrübesizdik de...

Aynı naiflik bu albümün çıkış parçası olan Despair, Hangover & Ecstasy’nin sözlerinde de var. Orada “We live in airports like we don’t have a plan” (Bir planımız yokmuş gibi havaalanlarında yaşarız) diyor. Plan yapmadan havaalanında yaşama hissi benim çok hoşuma gitti… 

İltifatınız için teşekkürler. Bu şarkı bizim zaman zaman turnelerimizde de yaşadığımız duygusal aşırılıklardan ilham alıyor. Videoda da enerjiyi ve “transit halinde olma” hissini vermek istedik. 

Olivia bir röportajında “Geleneksel Fransız müziği çok entelektüel, yeterince şehvetli değil” demişsin. Burada ne demek istiyorsun, biraz açabilir misin?


Bunu uzun zaman önce söylemiş olmalıyım. Çünkü Fransız müziği çok değişti ve mümkün olan en iyi şekilde değişmeye de devam ediyor. Burada büyük ihtimalle fazla duygusal ve şarkı sözlerini fazlasıyla merkeze alan geleneksel “chanson française”leri referans göstermiş olmalıyım. Bu söylediğim bugün için geçerli olamaz. Örneğin Fransızcaya sürreal ve neşeli bir şekilde dokunan La Femme grubunu çok seviyoruz. Ayrıca Stromae veya Christine & Queens gibi dansı merkeze koyan yeni isimler de harika...

Son zamanlarda sizi genellikle kırmızı renkli kıyafetlerle görüyoruz. Bu rengi seçmenizin bir nedeni veya anlamı var mı? 

Bu turne için kafamda yarattığım karakterin rengi kırmızıydı. Bir Formula 1 pilotunun kıyafetiyle ile bir uçak pilotu kıyafetinin karışımı gibi… Sanırım kırmızı giymek fazladan endorfin salgılamamı sağlıyor!

Şarkıları yazma ve kaydetme süreçlerinizden bahsedebilir misiniz? Genellikle birlikte mi çalışıyorsunuz?

Demolar veya genel fikirlerle ilgili kendi stüdyomuzda ama ayrı ayrı çalışıyoruz. Sonrasında bir araya gelip hepsini harmanlıyoruz.

Sizce iki kişilik grupların avantajları veya dezajantajları nelerdir? Örneğin aranızda bir anlaşmazlık olduğunda bunu nasıl çözüyorsunuz?

Aslında her şeyi çok daha yoğun yaşıyoruz. Yani aynı fikirde olduğumuzda, bu muhteşem bir sonuç veriyor. Aksi bir durum olduğundaysa son derece vahşi bir şekilde sonuçlanabiliyor. Ama biliyoruz ki, bu da sürecin bir parçası. Sonuç olarak iki dikbaşlının birlikte çalışması, dört veya beş dikbaşlının birlikte çalışmasından daha kolay.  

Sizi geçmişte bir zamana göndereceğiz ve o zamanda müzik yapacaksınız... Hangi yıla gitmek isterdiniz?

Şahsen 2030’a gitmeyi tercih ederdim! Bence gelecek daha heyecan verici... 

Yoğun bir günün sonunda eve geldiniz. Rahatlamak için ne dinlersiniz?

Mümkünse sessizliği tercih ederim. Yoğun bir gün bana gürültüyü çağrıştırıyor çünkü...

Turneniz sırasında dünyayı dolaşıyorsunuz. Şimdiye kadar gittiğiniz yerler içinde favoriniz var mı? Örneğin büyük konser salonlarını veya festivalleri mi seviyorsunuz küçük barları mı?

İçtenlikle söyleyebilirim ki İstanbul’da çalmayı çok seviyoruz. O zamanlardan harika anılarımız var. İstanbul’un yanı sıra Fransa’daki Les Eurockeenned veya Danimarka’daki Roskilde gibi festivalleri çok seviyoruz. Diğer taraffan İsviçre’deki La Mascotte gibi küçük kulüplerde çalmanın da ayrı bir zevki var.

Burada çok sevildiğinizi belirtmeliyim. Büyük bir hayran kitleniz olduğunu biliyor musunuz?

Evet, Türkiye’den farklı kanallardan pek çok mesaj alıyoruz. Hatta bazıları Türkçe oluyor… Bu sıcaklık karşısında ne hissettiğimizi tam anlatamıyorum ama çok güzel bir his olduğunu söyleyebilirim. İstanbul konserimizde yeni albümüzden şarkıları farklı bir setup’la çalacağız. Eski şarkılardan da birkaç sürpriz olacak.

Bilet Satın Al
0
1946
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle