GÜNDEM
  • 28-04-2021

    Ödüllü çizer Marianne Dubuc’un yuvaların ve anasınıflarının rutinlerini anlattığı öyküsüyle küçük okurları okula hazırladığı kitabı Haydi Okula, Redhouse Kidz (SEV Yayıncılık) tarafından yayımlandı.

    Anaokuluna ya da yuvaya başlamak hem ebeveynler hem de çocuklar için yaşamın dönüm noktalarından biri oluyor. Bu başlangıca yardımcı olmayı amaçlıyor Haydi Okula.

    “Pom bir sonraki sene anaokuluna başlayacaktı. Öyle hevesliydi ki şimdiden arkadaşlarının okullarını ziyaret etmeye karar verdi.
    Minik Zıpla Okulu’nda tavşancıklar harfleri ve sayıları öğreniyordu.
    Yeşil Sazlık Okulu’nda kurbağalar birbirinden güzel resimler yapıyordu.
    Evvel Zaman Okulu’nda kurtlar kütüphanede toplanmış kitap okuyordu.
    Acaba Pom’un hayalindeki okul da bütün bunların bir karışımı olabilir miydi?”

    0
    0
    2813
  • 27-04-2021

    Sanatın her alanından farklı sesleri ve ifade biçimlerini sergilemek üzere “Sanat Pazaryeri” teması ile herkes için ulaşılabilir sanat ortamı sunan Art.Ist Sauna, Senkron kapsamında “Korona Günlükleri” temalı video art sergisini 29 Mayıs tarihine kadar sanatseverlerle buluşturuyor.

    Mixer ve Bilsart’ın öncülüğünde, İstanbul başta olmak üzere tüm Türkiye’de sanat kurumlarının ve inisiyatiflerin iş birliği ile alanında umut vadeden bir etkinlik olma özelliği taşıyan Senkron kapsamında hayata geçirilen “Korona Günlükleri” temalı video art sergisi Aynur Türk, Ayşegül Türk, Esin Aykanat Avcı, Mehmet Ali Yıldız, Sevde Özselçuk, İrem Çoban, Esin Çayır, Hande Özkalemtaş, Eray Dinç, Büşra Anzerli ve Uğur Doğaner’in katılımıyla gerçekleşiyor. Sergi sanatsal üretim alanının bir mecrası olan videoya farklı perspektiflerden bakma fırsatı sunuyor ve video sanatı çerçevesinde gerçekleştirilen çalışmaları izleyicinin beğenisine sunuyor.

    ​Sergi, Art.Ist Sauna’da bulunan video art odasında 29 Mayıs’a kadar hafta içi her gün 12.00 - 19.00 saatleri arasında ziyaret edilebilir.

    0
    0
    1349
  • 27-04-2021

    Çağdaş İngiliz edebiyatının önemli şairlerinden Alice Oswald’ın hayal gücünü katarak yenilikçi bir yaklaşımla İlyada destanının hikâyesini değil atmosferini çevirdiği eseri Abide, Nazım Dikbaş’ın çevirisiyle Harfa Yayınları’ndan çıktı.

    Oswald’a 2013 Warwick Yazı Ödülü’nü kazandıran Abide, Matthew Arnold’dan bugüne hemen herkesin yaptığı gibi İlyada’nın “asalet”ini övmüyor, eski çağ eleştirmenleri gibi destanın “enargeia”sını övüyor, tanrılar yeryüzüne kılık değiştirerek değil de kendileri olarak geldiğinde tanık olunan göz alıcı, dayanılmaz gerçekliği. Yapıyı değil de tapılanı hatırlamak için mabedin çatısını söküp alırcasına, şiirin enargeia’sına tekrar kavuşabilmek için, anlatıyı bir kenara bırakıp askerlerin biyografilerine ve ölümlerine odaklanıyor.

    Abide’de şair, ozanın yerine geçip yas törenini yönetiyor, savaşta yitirdikleri yiğitlere ağıt yakan kadınlara yol gösteriyor. Troya ölülerini huzura kavuşturuyor, onları birer sayı olmaktan kurtarıyor.

    0
    0
    871
  • 27-04-2021

    Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası (BİFO) 2020 yılının Ağustos ayında ilk kez şef olarak ağırladığı Patrick Hahn ile önümüzdeki iki sezon boyunca sanat danışmanı ve daimî konuk şef olarak çalışmaya karar verdi.

    Senfonik ve koral repertuvarın yanı sıra opera eserlerine olan hâkimiyetiyle de dikkat çeken 25 yaşındaki Patrick Hahn, 2021/22 sezonu itibariyle Wuppertal Opera ve Senfoni Orkestrası’nın genel müzik direktörü olarak atandı ve Almanya’da bu pozisyona getirilen en genç şef oldu. Bu sezon BİFO, Bavyera Radyo Senfoni, Münih Filarmoni, Viyana Senfoni ve çağdaş müzik odaklı Klangforum Wien gibi köklü ve prestijli orkestraların konserlerini yöneten Hahn, 2021 - 2022 sezonundan itibaren Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası’nın sanat danışmanı ve daimî konuk şefi olarak görev alacak.

    ​Borusan Sanat Müdürü Aydın Dorsay şunları söyledi: “BİFO’yu sayısız konserinde konuk şef olarak yöneten ve bünyemizdeki en geç yeteneklerden biri olan Patrick Hahn’ın bu yeni görevinde başarılarını diliyorum. Hahn, dünya çapında büyük beğeni gören çok yetenekli bir müzisyen ve bu sebeple BİFO ile kurduğu bu büyük ortaklığı deneyimleyecek olmaktan büyük bir heyecan duyuyoruz. Hahn, getirildiği yeni göreviyle orkestranın hayatında heyecan verici bir dönem başlattığına inanıyoruz.”

    0
    0
    1072
  • 27-04-2021

    Küratör Dr. Necmi Sönmez, Borusan Contemporary Müdürü Dr. Kumru Eren ve Borusan Çağdaş Sanat Koleksiyonu sanatçılarından Erdal İnci, 27 Nisan saat 16:00’da (bugün) çevrim içi bir söyleşi gerçekleştirecekler.

    Küratörlüğünü Dr. Necmi Sönmez’in yaptığı Borusan Contemporary’nin yeni koleksiyon sergisi “Düş Suda” kapsamında Borusan Müzik Evi’nin vitrininde gösterilen on yapıtlık video seçkisi SENKRON etkinliğinin de programına dahil edilmişti. Uluslararası güncel sanatın önde gelen isimlerinin çalışmalarını içeren bu sunum koleksiyon sergisinin leitmotif’lerinden olan “geçirgenlik, akışkanlık” temalarına gönderme yapan tek kanallı video işlerine yer veriyor.

    Kumru Eren’in sunacağı “Dijital Masumiyet” başlıklı etkinlikte Necmi Sönmez ve Borusan Müzik Evi vitrininde gösterilen koleksiyon seçkisine İstiklal Caddesi (2013) adlı işiyle dahil olan sanatçı Erdal İnci de yer alacak.

    Etkinlik 27 Nisan saat 16:00’da (bugün) Zoom üzerinden gerçekleşecek ve daha sonra Borusan Contemporary YouTube kanalında yayımlanacak.

    “Dijital Masumiyet”: Çevrim İçi Söyleşi Etkinliği

    Giriş: Dr. Kumru Eren
    Konuşmacılar: Dr. Necmi Sönmez, Erdal İnci
    27 Nisan 2021, saat 16:00
    Zoom ID: 926 6465 1971, Şifre: 022382

    0
    0
    906
  • 26-04-2021

    SALT’ın iklim değişikliğinin gezegenimize etkilerini inceleyen gösterim programı “Bu son şansımız mı?” 26 Nisan - 4 Temmuz tarihleri arasında izleyicilerle buluşuyor. Yedinci yılında Garanti BBVA desteği ile düzenlenen on belgesel filmden oluşan 2021 seçkisi 2019 yapımı One Table Two Elephants (Bir Masa İki Fil) filminin bir haftalık Türkçe altyazılı gösterimiyle 26 Nisan’da (bugün) başlıyor.

    SALT’tan Fatma Çolakoğlu tarafından hazırlanan “Bu son şansımız mı?” 2021 programında Güney Afrika, Norveç, Fransa, Kanada, Bolivya ve Balkanlardan on belgesel film izleyicilerin beğenisine sunuluyor. Bu programda iklime dair sorular soran, aciliyet gerektiren meselelere odaklanan, geleceğimiz için olası çözümleri araştıran ve toplumsal farkındalık oluşturan filmler gösterilecek ve her film bir hafta boyunca saltonline.org’da altyazılı olarak yer alacak. “Bu son şansımız mı?” seçkisinde bu yıl, insanlar, hayvanlar, doğa ve şehrin uyum içerisinde nasıl bir arada var olabileceği sorusuna yanıt arayan filmler yer alıyor. Programın iklim ve ekolojik kriz üzerine düşünmeyi ve tartışmayı teşvik eden bir konuşma serisiyle devam etmesi planlanıyor. Bilim insanları, akademisyenler, araştırmacılar ve sivil toplum örgütü temsilcilerini buluşturacak bu sohbetlerin, Kasım ayında İskoçya’nın Glasgow şehrinde toplanacak Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı (COP26) ile eş zamanlı yapılması için çalışmalar yapılıyor. Program hakkında detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.

    “Bu son şansımız mı”? Gösterim Programı:

    26 Nisan - 2 Mayıs
    Jacob von Heland ve Henrik Ernstson, One Table Two Elephants (Bir Masa İki Fil), 2019

    3 - 9 Mayıs
    Miha Avguštin, Rožle Bregar ve Matic Oblak, The Undamaged (El Değmemiş), 2018

    10 - 16 Mayıs
    Alexander Glustrom, Mossville: When Great Trees Fall (Mossville: Ulu Ağaçlar Devrildiğinde), 2019

    17 - 23 Mayıs
    Pieter Van Eecke, Samuel in the Clouds (Samuel Bulutlarda), 2016

    24 - 30 Mayıs
    Matthieu Rytz, Anote’s Ark (Anote’nin Gemisi), 2018

    31 Mayıs - 6 Haziran
    Jörg Adolph ve Jan Haft, Das geheime Leben der Bäume (Ağaçların Gizli Yaşamı), 2020

    7 - 13 Haziran
    Manuel Deiller ve Nina Ardoin, Longyearbyen, a Bipolar City (Longyearbyen: İki Kutuplu Şehir), 2016

    14 - 20 Haziran
    Meng Han, Smog Town (Dumanlı Kasaba), 2019

    21 - 27 Haziran
    François-Xavier Drouet, Le temps des forêts (Ormanların Zamanı), 2019

    28 Haziran - 4 Temmuz
    Clement Guerra ve Sophie Guerra, The Condor and the Eagle (Akbaba ile Kartal), 2019

    0
    0
    1452
  • 26-04-2021

    NOKS Art Space, Senkron Eş Zamanlı Video Sergileri kapsamında düzenlenen “Geçiş / Transition” başlıklı sergiye 30 Nisan tarihine kadar ev sahipliği yapıyor. Sergide Ayça Telgeren, Çağrı Saray, Özlem Şimşek ve Volkan Kızıltunç’un geçiş kavramına odaklanan video işleri yer alıyor.

    “Geçiş; zamanın, hareketin doğasının ve yaşamının kırılganlığının ‘öz’ünün ortaya çıktığı bulanık bir alandır. Hareketli görüntü ise durağan kareler ile ‘mumyalanan’ geçmişi, şimdiki zaman haline gelen sayısız “gelecek zaman kipine” taşıyarak varlığını devam ettirir. Geçmiş ile gelecek arasında kalan ‘Geçiş / Transition’ anı, zamanın aynı anda hem yokluğunun hem de varlığının bir kaydıdır. Akhilleus kaplumbağayı yakalayıp geçtiğinde değişen şey, kaplumbağa, Akhilleus ve ikisi arasındaki mesafeyi kapsayan geçiş zamanının durumudur. Akhilleus ne zaman kaplumbağanın geçmiş olduğu bir noktaya varsa, önünde hâlâ aşması gereken bir mesafe kalmış olacaktır. Bu nedenle Zenon paradoksu ortaya çıkar, Akhilleus kaplumbağayı hiçbir zaman geçemez ve ‘Geçiş / Transition’ anı, zamanın ne A ne de B olduğu o aşılamaz paradoksun ta kendisi olur.”

    ​“Geçiş / Transition” başlıklı sergi 30 Nisan’a kadar çarşamba, perşembe ve cuma günleri saat 14:00-19:00 arasında NOKS Art Space’te görülebilir.

    0
    0
    1308
  • 26-04-2021

    Frank M. Snowden’ın Kara Ölüm'den bugüne kitlesel salgınların toplumu nasıl şekillendirdiğini incelediği çalışması Salgınlar ve Toplum – Kara Ölüm’den Günümüze, Akın Emre Pilgir’in çevirisiyle Tellekt’ten çıktı.

    Bu kitap büyük salgınların tıbbi ve sosyal tarihinin multidisipliner ve karşılaştırmalı bir incelemesini sunarken aynı zamanda tıbbi tedavinin evrimi, veba literatürü, yoksulluk, çevre ve kitlesel histeri gibi temalara değiniyor. Snowden, çiçek hastalığı, kolera ve tüberküloz gibi hastalıklar hakkında tarihsel bir perspektif sağlamanın yanı sıra, HIV/AIDS, SARS, Ebola ve Covid-19 gibi salgınların sonuçlarını ve dünyanın gelecek nesil hastalıklara hazır olup olmadığı sorusuna yanıt arıyor.

    Görsel: Pieter Bruegel the Elder - The Triumph of Death

    0
    0
    936
  • 26-04-2021

    Dünyaca ünlü Vietnam doğumlu Kanadalı yazar Kim Thúy’un Vietnam’dan Kanada’ya uzanan, aşk ve yemek yapma tutkusunun, hüzün ve umudun iç içe geçtiği romanı Duygularını Pişiren Kadın: Man, Özlem Altun’un çevirisiyle Kafka Kitap’tan çıktı.

    Kitapları dünya çapında milyonlarca okurla buluşan ve otuzu aşkın dile çevrilen ödüllü yazar Kim Thúy, Duygularını Pişiren Kadın: Man’da bir yere ait hissetmeyenlerin birine ait hissetmekte de zorlandığını; nihayetinde binbir güçlükle hayata tutunanların mutlu olmak konusundaki ayak direyişini şiirsel bir anlatımla ele alıyor.

    İsminin anlamı, dünyaya geliş öyküsüyle birlikte düşünüldüğünde tuhaf bir ironi yaratan Mãn (Vietnamcada “tüm arzuları gerçekleşmiş” demektir), tam üç anneye sahiptir: İlki, savaş zamanı onu bir tarlada doğurup bırakan genç bir kız; ikincisi onu bamya tarlasında bulup daha sonra yeniden terk eden bir rahibe; sonuncuysa hayatta kalmak ve çocuğunu korumak için gönülsüzce bir casusa dönüşen Maman. Onu doğuran kendisi değilse de yetişkin kızının Vietnam’da can güvenliğine sahip olmadığının farkındadır ve onu korumak için elinden geleni yapmaya hazırdır. Böylece bir gece vakti son durağı Montreal olacak tehlikeli bir yolculuğa uğurlar sevgili kızını... Planı, Mãn’ı Montreal’de yaşayan, Vietnamlı, zengin bir aşçıyla evlendirmektir. İmzalar atıldığında kadının dileği kabul olur; kızı artık güvendedir.

    ​Mãn, anılarla dolu Vietnam’ı hüzünle terk eder ancak onu hayata bağlayan tutkuyu da keşfeder: Yemek yapmak. Duyguların, anıların ve kültürlerin birbirine karışarak seçilemez hale geldiği her tabak, onları tatmak için gelenleri zaman zaman mutlu ederken bazen de ağlatır; çünkü Mãn, duygularını yemeklere geçirebilen, çok özel bir kadındır. Ruhu alınmış kocasının restoranında saatlerce yemek yapıp olanca mutsuzluğu ve kederiyle yemekleri çeşnilendirse de ölüm korkusundan ırak bir yaşam sürmeye başlar Mãn; ta ki gerçek aşkla tanışıp onu tadana dek.

    0
    0
    2390
  • 26-04-2021

    Fransız yazar Françoise Sagan'ın yayımlandıktan kısa süre sonra dünya çapında başarı elde eden ve kültleşen ilk romanı Hoş Geldin Hüzün, Frédéric Rébéna'nın grafik roman uyarlamasıyla ve Damla Kellecioğlu’nun çevirisiyle Desen Yayınları tarafından dilimizde yayımlandı.

    Hoş Geldin Hüzün, on yedi yaşındaki Cécile'in zevk düşkünü hayatını, yetişkinlerle ilişkisini ve kuşak çatışmasını 1950'lerin ruhuna sadık kalarak, incelikle yansıtıyor.  Eser, kendi dönemi için uçarı ve hatta cüretkâr sayılabilecek bir hikâyeyi Fransız Rivierası'nın o meyvemsi ve deniz kokulu atmosferi eşliğinde sil baştan yaşatıyor.

    Roman Otto Preminger tarafından aynı adla sinemaya da uyarlanmış ve Jean Seberg'ün oyunculuğuyla hafızalara kazınmıştı. Adını Paul Éluard'ın şiirinden alan Hoş Geldin Hüzün, özellikle Fransız toplumunun burjuva kesiminin geçmişten günümüze neredeyse hiç değişmeyen ahlak algısını sorguluyor.

    ​Baba kız tatile çıkan Cécile ve Raymond, Fransız Rivierası'nda bir villa kiralar. Tatillerine, Raymond'un genç ve güzel sevgilisi Elsa da eşlik edecektir. Okuldan ve derslerden uzakta, ilk duygusal yakınlaşmaların sıcaklığı ile Akdeniz'in tadını doyasıya çıkarmakta olan Cécile'in huzuru, babasının bir emrivaki ile yazlığa davet ettiği, yıllar önce kaybettiği annesinin de eski bir arkadaşı olan Anne'ın gelişi ile bozulur. Zarafeti ve olgun kişiliğiyle herkesi büyüleyen ve hatta Elsa'ya rağmen babasını kendine âşık etmeyi başaran Anne; Cécile'in, babasıyla düşlediği mutlu gelecek için artık büyük bir tehdittir. Genç kızın, konforlu hayatlarını yersiz kurallarla darmadağın edeceğine emin olduğu bu güçlü kadından kurtulmak için entrikalarla dolu sinsi bir planı vardır...

    0
    0
    1938
DAHA FAZLA
Geldanlage