
Bozlu Art Project, Meliha Sözeri’nin “Çevren / Horizon” başlıklı ikinci kişisel sergisine 08 Temmuz - 14 Ağustos tarihleri arasında ev sahipliği yapacak.
Sanatsal üretim sürecini karantina hâli ve kapat(ıl)ma eylemiyle ilişkilendiren sergi, bir yandan sanat yapıtının aurasını sorgularken bir yandan da sanatçının üretim mekânını karantina odalarıyla özdeşleştiriyor. Göz erimi, ufuk, yatayda olan, kayıp olan, yitirilen, ebedi olan ile insan gözünün ulaşabileceği sınırlara göre varoluş serginin çıkış noktasını oluşturuyor. Sergiye hâkim malzeme olan tel, parıltılı olanın ardında yer alan karanlık, hafif olanın ardındaki yük, dijital olanın ardından gelen zanaat, canlı olanın ardında bıraktığı atıkla bağ kurarken, şiirselliğin içerisinden çevreyi saran derin boşluğa işaret ediyor.
Yaşamın şeyleşmesi, özne ve nesne ilişkilerinin izleyicinin bakışıyla yerinden edilmesiyle ilgilenen Meliha Sözeri’nin yapıtları yer ve gökyüzü arasındaki çizgiyi izleyicinin bakışı karşısına yerleştiriyor. Gökle yerin birleşmiş gibi görüldüğü sınırsız çizgiyi gündelik hayattan sıradan nesnelerle modelleyerek, metal delikli tel malzemeyi kesip, dikip, birleştirerek kesintili çizgilere dönüştürüyor. Sergi bir çeşit yeni ufuk yani diğer bir değişle yeni “çevren” öneriyor.
Sergide yer alan çalışmalar; avize (17. yüzyıl formlarından yeniden üretilmiş), ayna (1900’lü yıllardan esinlenilmiş), yastıklar (huzursuz edici bir çizgisellikte), daktilo (sanatçının yitirdiği dedesine ait), bilgisayar (dijitalleşen dünyada iç organlarımıza dönüşmüş), bir tuval (üzerine Edip Cansever’in yok mu var şiirinden ödünç alınmış kelimeler), galeri duvarında yer edinmiş şiir ve heykelin buluştuğu yeri tarihleyen dededen miras sözcükler ve bir dikiş makinası; sergiyi diken bir makina ve İlhan Berk’in Tümceler’i:
“Yer, nesneyi sarandır. Yer üzerinde düşünmek… Varsa: Nasıl Var?”
Meliha Sözeri’nin “Çevren / Horizon” başlıklı kişisel sergisi 08 Temmuz - 14 Ağustos tarihleri arasında Bozlu Art Project’te ziyaret edilebilir.
Künye:
1- Meliha Sözeri, A.D.A.(M), 2019, Paslanmaz çelik, 28 x 33 x 16 cm
2- Meliha Sözeri, Corona Radiata, 2020, paslanmaz çelik delikli tel, enstalasyon
3- Meliha Sözeri, Corona Raidata (Detay)
Jan Morris’in seyahat edebiyatıyla bilimkurguyu bir araya getirdiği, hibrit edebiyatın usta bir örneğini sunduğu kitabı Hav, Ursula K. Le Guin'in önsözü ve Çiğdem Erkal’ın çevirisiyle Kolektif Kitap’tan çıktı.
Hav kurmaca bir şehir devleti, bir Akdeniz şehri, sokaklarında Türkçenin, Ermenicenin, Rumcanın, Arapçanın, Rusçanın, İtalyancanın bir arada duyulduğu bir coğrafya. Yirmi yıl arayla bu coğrafyaya giden bir seyyah yazar, şehrin iki yakın dönemi arasındaki siyasi, kültürel, yaşamsal doku değişimlerini nefis bir dille anlatıyor.
Önce 1985 yılının Hav’ını tanımaya başlıyoruz, sonra bir “Müdahale” oluyor, altüst oluyor şehir, yirmi yılın ardından aynı yere dönüyoruz, yirmi birinci yüzyılın Yeni Hav’ına, Kutsal Mirmidon Cumhuriyeti’ne. Eskisinin izini sürmeye çalışsak da zorlanıyoruz, şehrin tarihini bağnaz bir bakışla baştan yazanların eliyle görgüsüzlüğün tüm şehirde itinayla teşhir edildiğini görüyoruz.
“Hav, tüm Akdeniz tarihinin, âdetlerinin ve politikasının birkaç bin yılına tutulmuş bir ayna gibi... Suudi Arabistan, Türkiye veya Downing Street’in geçmişine ve mevcut haline gerçekten vâkıf, son derece gerçekçi, kesinlikle gözleme dayanan bir eser. Ciddi bilimkurgu eserleri hayal ürünlerinin değil bir gerçekçiliğin biçemidir; Hav alternatif bir coğrafyanın ne kadar kullanışlı olabileceğine mükemmel bir örnek. Eğer bilimkurguyu bilmedikleri nispetle küçük gören üstatların ahmakça züppelikleri aklınızı çelip de Hav’a sırtınızı çevirirseniz hem yazık olur hem de çok büyük bir kayıp.”- Ursula K. Le Guin
Ödüllü yönetmen Özcan Alper’in yazıp yönettiği üç filmi Sonbahar, Gelecek Uzun Sürer ve Rüzgarın Hatıraları artık BluTV’de izlenebilecek.
Alper’in 2008 yapımı, Onur Saylak, Megi Kobaladze ve Serkan Keskin’in oyuncu kadrosunda buluştuğu filmi Sonbahar, siyasi mahkum Yusuf’un 12 yıl cezaevinde kaldıktan sonra sağlık durumu sebebiyle serbest kalmasını ve geri döndüğü köyünde yaşayamadığı gençliğine kafa yorarken karşısına çıkan Gürcü konsomatris Elka’ya aşık olmasını konu alıyor. Birçok önemli film festivalinden ödüllerle dönen Sonbahar, aynı zamanda 15. Altın Koza Film Festivali’nde En İyi Film Ödülü’ne layık görülmüştü.
Dünya prömiyerini Toronto Uluslararası Film Festivali’nde gerçekleştiren, yönetmenin yazıp yönettiği bir diğer film olan 2011 yapımı Gelecek Uzun Sürer, bir üniversitede müzik araştırmaları yapan Sumru’nun ağıt derlemelerini konu alan tez çalışması için güneydoğuya çıktığı yolculuğu seyirciye aktarıyor. 18. Altın Koza Film Festivali’nde SİYAD En İyi Film Ödülü, En İyi Erkek Oyuncu Ödülü, Yılmaz Güney Ödülü ve En İyi Müzik Ödülü’ne layık görülerek festivalden dört ödülle ayrılan Gelecek Uzun Sürer’in oyuncu kadrosunda Gaye Gürsel, Durukan Ordu ve Osman Karakoç yer alıyor.
Özcan Alper’in yönetmen koltuğunda oturduğu ve Alper Büke’yle birlikte senaryosunu kaleme aldığı 2015 yapımı filmi Rüzgarın Hatıraları, İkinci Dünya Savaşı döneminde çevirmen ve ressam Aram’ın hayatını kurtarmak için İstanbul’a kaçışını mercek altına alıyor. Onur Saylak, Sofya Khandemirova, Mustafa Uğurlu, Ebru Özkan, Murat Daltaban ve Tuba Büyüküstün’ü buluşturan zengin bir oyuncu kadrosuna sahip film, Aram’ın dönemin siyasi ve kültürel atmosferindeki iç hesaplaşmalarını seyirciye sunuyor. 52. Uluslararası Antalya Film Festivali’nde İzleyici Ödülü’nü kazanan Rüzgarın Hatıraları, sinematografisi ve müzikleriyle de ön plana çıkarak birçok ödülün sahibi oldu.
David Tudor tarafından tasarlanan ve John Driscoll ile Phil Edelstein (Composers Inside Electronics, Inc.) tarafından gerçekleştirilen Yağmur Ormanı V (varyasyon 3) başlıklı etkileşime açık yapıt, Arter’in performans salonlarından Karbon’da sanatseverlerle buluşuyor. Sesli Dizi’nin dördüncü sergisi olarak Arter Kurucu Direktörü Melih Fereli küratörlüğünde sergilenen bu ses yerleştirmesi için Arter Yayınları “Yakın Plan” başlıklı yayın dizisi çerçevesinde bir kitap yayımladı.
Her kitapta Arter Koleksiyonu’nda yer alan tek bir esere odaklanan Arter “Yakın Plan” dizisinin yeni kitabı 2018 yılında koleksiyona katılan Yağmur Ormanı V (varyasyon 3) başlıklı etkileşimli yerleştirmeyi derinlemesine inceliyor. Yağmur Ormanı V (varyasyon 3) isimli yayın Melih Fereli’nin John Driscoll ve Phil Edelstein ile gerçekleştirdiği kapsamlı söyleşiyi merkeze alarak Yağmur Ormanı’nın yolculuğuna odaklanıyor. Türkçe ve İngilizce olmak üzere iki cilt hâlinde yayımlanan kitap, yerleştirmenin Arter’in Karbon adlı performans salonundaki gösterimiyle de bağ kuruyor. Yayında Yağmur Ormanı evreninde tarihsel bir gezinti vadeden arşiv fotoğrafları da yer alıyor. Serginin Arter’deki serüvenini Orhan Cem Çetin’in çektiği fotoğraflarla sunan yayının tasarımını Esen Karol, Türkçeye çevirilerini ise Özgür Gökmen yaptı.
“Yağmur Ormanı V (varyasyon 3)” başlıklı sergi, Salı - Cumartesi günleri arasında 11:00 - 17:00 saatlerinde Arter’de ziyaret edilebilir. Ayrıca John Driscoll tarafından Arter Koleksiyonu’na hediye edilen ilave nesne ise ikinci kat galerisinde devam eden “Dinleyen Gözler İçin” sergisi kapsamında Oda 2’de görülebilir. Yağmur Ormanı V (varyasyon 3) başlıklı kitabı ise Arter Kitabevi’nden satın alabilir ya da kitabevi@arter.org.tr e-posta adresi üzerinden sipariş edebilirsiniz.
Pınar Öğünç’ün değişik alanlardan 35 emekçiyle önce salgının başlarında, sonra birinci yılı dolmaktayken yaptığı uzun sohbetlerin sonucunda kaleme aldığı, onların hikâyelerini anlattığı çalışması Pandemi Zayiatı – Bir Yıldan 35 Hayat Hikâyesi, İletişim Yayınları’ndan çıktı.
Kitapta; korkuları, çileleri, öfkeleri, umutsuzlukları, insanların özlemlerini, uyanışlarını, kendilerini güçlü hissetmelerini sağlayan deneyimlerini, geleceğe dair düşündüklerini anlatan hikâyeler yer alıyor. Salgın hayatının ağır yükünü ve riskini göğüsleyen sağlık çalışanları. Adeta kayıp zamanı, kayıp hayatı telafi edercesine yüklenilen alışverişin yükünü çeken kasa görevlisi, kargocu, postacı. Evlerinde, bilgisayar başında 7/24 iş başında tutulan beyaz yakalılar. Hiçbir şey olmamış gibi, mesafesiz, önlemsiz, didinmeye devam etmek zorunda bırakılan mavi yakalılar, tarımcı, güvenlik görevlisi ve daha niceleri anlatıyor hikâyesini.
“Bu, yıllardan herhangi biri değil. Unutmayacağız. Belki unutma fiilini ortadan kaldıracak denli buna dönüşeceğiz. Belki geleceği tahayyül gücümüzü hatırlamanın bir yolunu bulacağız, değiştireceğiz. Varlığını, her veçhesiyle sömürgeciliğe, cinsiyetçi iş bölümüne, derin bir eşitsizliğe ve milyarlarca insanı alternatifin imkânsızlığına ikna edebilmesine borçlu olan bu düzen, kötücül bir virüs gibi ruhlarımızı ve bedenlerimizi sarmışken ‘iyileşmek’ nasıl mümkün olacak?” - Pınar Öğünç
Kitap kapağı Murat Başol’a aittir.
Getty Research Institute (Getty Araştırma Enstitüsü) ve Feminist Center for Creative Work (Yaratıcı Çalışmalar İçin Feminist Merkez), Yoko Ono’nun iş birliğiyle Kuzey Yarım Küre’de yazın başladığı 21 Haziran’da 24 saatlik bir gökyüzü yayını yapacak.
Ono’nun 1967’de Londra’daki Lisson Gallery’de sergilenmek üzere, “göğün seyri için bir televizyon” olarak yeniden kavramsallaştırdığı SKY T.V. başlıklı işinden ilhamla hazırlanan “Gökyüzü TV” İstanbul yayını 21 Haziran ekinoksunda SALT Galata’dan yapılacak.
Yoko Ono’nun SKY T.V. işinden ilhamla hazırlanan toplu canlı yayın etkinliğine, aralarında SALT’ın da bulunduğu çok sayıda kültür ve araştırma kurumu katılım sağlayacak. Pandemi nedeniyle seyahat imkânlarının kısıtlı ancak bağ kurma arzusunun güçlü olduğu bu dönemde, Ono’nun “sermaye ve mülkiyetten uzakta bir olasılıklar ve yenilenme alanı” fikriyle başvurduğu gökyüzü, dünyanın dört bir yanından bir günlük seyre açılacak. 21 Haziran Pazartesi günü Türkiye saatiyle 15.42’de başlayacak olan İstanbul yayını SALT Galata’dan gerçekleştirilecek.
ABD’den Almanya’ya, Rusya’dan Güney Kore’ye, Antarktika’dan Grönland’a, “Çilek Ayı” olarak adlandırılan dolunay sırasında yaşanan tutulmaya denk gelen gerçek zamanlı gökyüzü yayınlarını ücretsiz olarak buradan kayıt yaptırarak takip edebilirsiniz.
2. Görsel: Washington için Sky T.V., Yoko Ono, 1966/2014, kapalı devre video enstalasyonu, değişken boyutlar. Joseph H. Hirshhorn Purchase Fund, 2016. Fotoğraf: William Andrews. Hirshhorn Museum and Sculpture Garden
Body in Perform, “İçsel Dünyanı Hatırla”/”Remember your Inner World” teması altında ilk etkinlik serisi olan “Body Issue” isimli podcast yayınlarına başladı.
“Body Issue” podcast serisinde 13 farklı ülkeden 13 sanatçı yaratıcı süreçlerine dair deneyimlerini beden politikaları, kültürel kodlar ve performans sanatı üzerinden ele alacak. Her ay bodyinperform Spotify hesabından yayımlanacak podcast serisinin ilk konuğu Brooklyn’de yaşayan-üreten sanatçı Stas Ginzburg, ikinci konuğu üretim sürecine Pakistan’da devam eden görsel düşünür, performans sanatçısı ve yazar Natasha Jozi, üçüncü konuğu göç politikalarını ve kimlik meselesini sürecine dahil eden performans sanatçısı, küratör Hector Canonge oldu.
Üretimlerinde Sovyet Rusya’daki aile hafızasını ve Amerika’daki Yahudi bir göçmen olarak kişisel tarihine odaklanan “Body Issue”nun ilk konuğu Stas Ginzburg, podcast yayınında cinsiyet politikalarından Black Lives Matter’a kadar birçok konuyu performatif süreciyle beraber ele aldı. Podcast serisinin ikinci konuğu Natasha Jozi, Pakistan’daki beden politikalarını ve kolektif hafızayı hem kişisel üretim süreci hem de kurucusu olduğu sanat alanı House Ltd üzerinden dinleyicilere aktardı. Programın üçüncü konuğu Hector Canonge ise Latin Amerika kıtasındaki çoklu kültürel dokudan cinsiyet politikalarına, performans sanatında kolektif ağlarının öneminden COVID-19 ile beraber performans sanatının içine çokça dahil olan dijitalleşmeye kadar birçok konuya odaklandı.
Hilal Uğur koordinatörlüğünde gerçekleşen ve her ay dinleyiciyle buluşmaya devam eden “Body Issue”, 13 podcast yayınını tamamladıktan sonra performans sanatı üzerine arşiv niteliğinde bir kitap hâline gelecek.
Yönetmen ve yazar Ümit Ünal’ın okurunu rengârenk duygularla sarmalayarak unutulmaz bir vapur yolculuğuna çıkardığı kitabı Ada ile Böcü, Doğan Egmont’tan çıktı.
Ünal’ın 6 yaş ve üzeri okurları için hem yazdığı hem de resimlediği, hayallerin ve arkadaşlığın gücünü öne çıkaran öyküsünün kahramanları kendini yalnız hisseden küçük Ada ve kimsenin istemediği bir Böcü. Lapa lapa kar yağıyor İstanbul’a. Bir vapur kalkacak Kadıköy İskelesi’nden... Ada ile babaannesi vapura binip içeride sıcacık bir köşe buluyorlar kendilerine. Sadece onlar mı? Kimler kimler biniyor o vapura... Zürafalar, flamingolar, gergedanlar, hatta filler! Hepsi de çiftler halinde. Ada şaşkınlıkla izliyor onları ama aynı zamanda üzgün de. Kendini yalnız hissediyor koca vapurda. Ama bir dakika! Son bir yolcu daha var. O bir Böcü, hem de tek başına...
“Kar yağıyorsa, hava buz gibiyse ve evinizde değilseniz İstanbul’da bulabileceğiniz en güzel yer, sıcak bir vapurun pencere kenarında rahat bir köşedir. Vapurun içi mis gibi tarçınlı salep, çay ve simit kokar. Hele pencere kenarında bir koltuk bulduysanız sizden şanslısı yoktur.”
Heykeltıraş Hande Şekerciler ve dijital sanatçı Arda Yalkın’dan oluşan ha:ar’ın “Pulse: Electric Mannerism” başlıklı yeni sergisi MoCDA ve CerModern iş birliğiyle 19 Haziran - 26 Temmuz tarihleri arasında Venedik’te yer alan GAD’da (Giudecca Art District) sanatseverlerle buluşuyor. Serginin küratörlüğünü Serena Tabacchi ile iş birliği içinde Chiara Braidotti ve Filippo Lorenzin üstleniyor.
Sanatçı ikilisi ha:ar’ın daha önce CerModern’de sergilenen çalışmaları şimdi de Venedik’te izleyicinin beğenisine sunuluyor. ha:ar çalışmalarında Rönesans ve Barok dönemlerinin büyük ustalarını, geçmişi yeniden yorumlayan bir dizi kompozisyon ile fiziksel ve sanal bir ortamla ilişkilendirerek keşfediyor. Sanatçı ikilisinin insanlığın yarattığı medeniyetle, ürettiği teknolojiyle ve varoluş biçimiyle çatışma konularına odaklanan “İmkansız Heykeller” serisinden işler de sergide yer alıyor. Sergide ha:ar’ın işlerinin yanı sıra Hande Şekerciler’in heykelleri de bulunuyor. ha:ar’ın üretimleriyle diyalog kuran heykeller, dijital ve somut gerçekliklerin yansımalarını araştırıyor.
Fiziksel serginin ardından sergide yer alan işler artırılmış gerçeklik ile başka bir seviyeye taşınacak. Garage Atlas ile ortaklaşa gerçek dünyada yaratılamayan eserler ve heykeller sanal olarak izleyiciyle buluşacak. Sergi CerModern, Evo Log, GarageAtlas ve Contemporary İstanbul Foundaiton iş birliğinde gerçekleşecek.
Ayrıca Hande Şekerciler’in ecstasy Self Portrait no.1 adlı heykeli Londra’da, Mayfair Sculpture Trail’de yer alıyor. İzleyicilerin sanatla güvenli bir şekilde bağlantı kurabileceği, geçici ve kalıcı sanat eserlerini keşfedebileceği Mayfair Sculpture Trail, 27 Haziran’a kadar devam edecek.
Künye:
1- Hande Şekerciler, ecstasy self-portrait no:1, 92x112x101 cm, 3+1 edition, Bronze with Custom Made Chemical Patina, 2020
2- ha:ar, Impossible Sculptures No:24, CGI (Computer Generated Image)(Bilgisayar İle Üretilmiş Görüntü) Computer Controlled Light Box (Bilgisayar Kontrollü Işıklı Kutu) 200x175, 2021
3- ha:ar, Impossible Sculptures No:23, CGI (Computer Generated Image) (Bilgisayar İle Üretilmiş Görüntü) Computer Controlled Light Box (Bilgisayar Kontrollü Işıklı Kutu) 200x166, 202
Jul Maroh’un, aşkın umursamaz, tatlı sert büyüsüne ama daha çok utanç, inkâr, öfke ve önyargılara dair benzersiz bir büyüme ve kendini bulma hikâyesi anlattığı çizgi romanı Mavi En Sıcak Renktir, Damla Kellecioğlu’nun çevirisiyle İthaki Yayınları’ndan çıktı.
Mavi En Sıcak Renktir, aynı adla 2013 yılında yönetmen Abdellatif Kechiche tarafından başrollerini Léa Seydoux ile Adèle Exarchopoulos'un paylaştığı uyarlamayla beyazperdeye taşındı.
Steven Spielberg’ün “Derin bir aşkın ve derin bir kalp kırıklığının hikâyesi” olarak tanımladığı roman, kaderinde âşık olmak olan iki insan arasındaki ilk bakışın pek çok şeyi değiştirebileceğini gösteriyor okura.
Sıradan bir öğle vakti, kalabalığın içinde gözüne bir renk takıldığında Clémentine hayatının tepetaklak olacağından habersizdi. O mavi boyalı saçlar ve aynı renkteki bir çift göz rüyalarını artık her gece ziyaret edecekti. En iyi arkadaşı onu bir gey bara götürdüğünde o mavi saçları tekrar görecek, asi, cüretkâr Emma tarafından büyülenecek ve kendisiyle ilgili hem tutkulu hem de trajik yönleri keşfedecekti.