
Kale Tasarım ve Sanat Merkezi (KTSM), 212 Photography Istanbul kapsamında Osman Nuri İyem’in “Riya ve Latife” başlıklı sergisine 16 Ekim tarihine kadar ev sahipliği yapıyor.
Osman Nuri İyem’in bir veya birkaç imgenin aynalanması ve gerçek hâlinden farklı bir düzende dizilerek yeni bir imge oluşturulması ve ardından da bu yeni oluşan imgedeki yansımaların her yapıtta farklı müdahaleler yoluyla bozulmasından meydana gelen “Riya ve Latife” sergisi, izleyicinin algısından şüphe duymasını hedefliyor. Sergi dünyevi gerçekleri çıkar ilişkilerinden arındırarak onlara güzellemeler yapıyor ve modernleşmiş dünyaya bakmanın yeni yollarını arıyor.
Jonathan Crary’nin Gözlemcinin Teknikleri’nde bahsettiği gibi, “...klasik görme alanını çökertmiş olan kapitalist modernleşmenin kendi zorlukları…görsel dikkati empoze etmek, duyuları rasyonelleştirmek ve algıyı yönetmek amacıyla teknikler üretilmesine yol açmış oldu… Gözlem artık belirli bir mekâna göndermede bulunmayan, eşdeğerli duyumlar ve uyarılar meselesidir…” Sergide yer alan eserler, Crary’nin söyleminden yola çıkarak isminin çağrıştırdığı ikilemi aynalıyor. “Riya” insanın dünyevi çıkarlar adına inanç ve ibadetleri kullanması iken, “latife” insanın manevi yapısında bulunan ince duygudur, mizahtır, mizah yoluyla yapılan güzelleme niteliğini taşıyor.
Osman Nuri İyem’in “Riya ve Latife” başlıklı kişisel sergisini 16 Ekim tarihine kadar KTSM’de ziyaret edebilirsiniz.
Künye:
1. Bir Yok Olma Felsefesine Doğru, Riya ve Latife IV, 2022
2. Karagöl, Riya ve Latife I, 2018
3. Gökyüzünde Latife, Riya ve Latife II, 2019
Perulu yazar Ricardo Sumalavia'nın üç kollu bir babanın ölümüyle başlayan ve esrarengiz bir hikâyeye dönüşen kısa romanı Bir Kol Hikâyesi, Hazal Akbaş’ın İspanyolca aslından çevirisiyle Holden Kitap’ın yeni serisi Holden#Modern’in ilk kitabı olarak yayımlandı.
Holden#Modern; William Gay, Lorrie Moore, Denis Johnson, Daniel Mason, Wells Tower, Patricia Engel, Tim Winton ve başka pek çok yazarın kitaplarının dahil olacağı bir seri. Kitaplar Çiğdem Erkal, Seda Çıngay Mellor, Eda İşler, Elif Nihan Akbaş, Ertuğrul Pek, Bülent Ayyıldız gibi yetkin çevirmenler tarafından Türkçeye kazandırılacak ve kapak tasarımlarını Barış Şehri, sayfa tasarımlarını ise Deniz Tugay üstlenecek.
Sumalavia, Bir Kol Hikâyesi'nde davetsiz bir uzvun öyküsünü anlatıyor. Her şey babanın ölümüyle başlıyor ama oğul için aslolan, babasının "nasıl" yaşadığı. Üç kollu adamın bilmecelerle dolu hayatındaki en “normal” şey ise üçüncü koludur. Yüzleşmekte zorlandığımız hakikatlerle gerçeküstü ayrıntıları bir araya getiren Bir Kol Hikâyesi, okura unutulmaz bir okuma deneyimi yaşatıyor.
“Bildiğim kadarıyla ailedeki hiç kimse bu üçüncü kolun varlığının kesin nedeni hakkında yorum yapmaya cesaret etmedi. Kendisi tarafından yapılmış, yutulmuş ikiz kardeşe ait şakanın ötesinde esas kökeni hakkında başka bir hikâye olmadığı bir gerçek. Anneme kolcuktan haberdar olduğu anda verdiği ilk tepki hakkında herhangi bir soru sorduğumu hatırlamıyorum. Onun için hep normal bir durum olduğunu varsaydım bunun. Babamla evli olduğu sürece, kocasına ve kolla ilgili esprilere o da herkes gibi gülerdi. Bana babam ve koluyla ilgili en eski hatıram sorulacak olsa, hatırladığım bir imge var. Bu resimde babam ve ben duşun altında beraberiz. Ben iki ya da üç yaşlarında küçük bir çocuğum. O ise beni taşımakta. Ona sımsıkı sarılmış ve başımı onun ıslak omzuna yaslamışım. Su ılık ve tazyikli akıyor. Onun üç kolu da benim minik bedenimi sarmış, koruyor.”
Indie’nin yumuşak melodileri ile progressive rock’ı harmanlayan, Konstantin Gropper’ın müzikal projesi olan Get Well Soon, Garanti BBVA sponsorluğunda 24 Kasım’da Zorlu PSM %100 Studio sahnesinde müzikseverlerle buluşacak.
Alman müzisyen, söz yazarı ve enstrümantalist Konstantin Gropper’ın projesi olarak ortaya çıkan Get Well Soon grubu, müzik kariyerine Rest Now, Weary Head! You Will Get Well Soon albümü ile 2008 yılında başladı. Albümleri Almanya ile birlikte Fransa, Avusturya ve İsveç listelerinde de üst sıralarda yer alan grup böylece Avrupa müzik sahnesinde tanınmayı başardı. İlk albümlerinin ardından gelen Vexations, The Scarlet Beast O’Seven Heads, Love, Vexations 16 ve The Horror albümleri ile grup hayran kitlesini genişletti.
George Michael’ın önemli eseri “Careless Whisper” coverıyla adından söz ettiren Get Well Soon, ünlü yönetmen Wim Wenders’ın Palermo Shooting filminin soundtrack albümünde de Nick Cave, Portishead gibi rock müziğin büyük isimleriyle birlikte yer aldı. Grup, dört senelik bir aranın ardından 2022 yılında, kendi ifadeleriyle “mutlu olunan her an için şükür dolu olmayı hatırlattıkları” Amen isimli albümlerini yayımladı.
24 Kasım’da Zorlu PSM %100 Studio’da gerçekleşecek Get Well Soon konserinin biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.
Küratörlüğünü Oğulcan Arslan’ın üstlendiği dokuz fotoğraf sanatçısının çalışmalarından oluşan “Aynı Nehirde 9 Kez Yıkanılmaz” başlıklı sergi 15- 24 Ekim tarihlerinde Pickhobi’de sanatseverlerle buluşacak.
Sergide; Berk Kır, Bülent Kılıç, Cansu Yıldıran, Deniz Çeliker, İlknur Can, Mustafa B. Satkın, Sevil Alkan, Suzan Pektaş ve Zeynep Özkanca’nın eserleri bir araya gelecek.
“Evrende her şey değişir, değişim zamanın karşı konulamazlığının göstergesidir ve mutlak suretle hiçbir şey aynı kalmaz. Değişmeden kalan, yeni bir varlığa dönüşmeyen hiçbir şey yoktur. Devinim beraberinde dönüşümü getirir. Dönüşüm dinamik bir tutum sergileyerek sürekli yenilenmeyi sürdürür. Bu nedenledir ki nehir aynı nehir değildir artık, dur duraksız akar sular istemsiz. Su da aynı su mudur diye kurcalar zihinleri sorular kucaklandıkça. Usulca veya gürleyerek koşturan rüzgârda kendisini dahi durduramazken kim karşı koyabilir onun değişimine? Mekân ve zaman kavramları arasındaki ilişki gibi, zamanın nesne üzerindeki derin etkilerinden farksızdır bu ilişki.
Evrende hiçbir nesne, nesnelerin hiçbir özelliği yoktur ki, değişmeden kalsın. Her şey bir başka şeyin yıkımıölümü sayesinde varlığa gelmekte ve daha sonra yok olup gitmektedir. Herakleitos’un yaşadığı dönemde lakabı Karanlık’tı. Ortaya attığı düşünceleri ise saçtığı ışıklar. Işık karanlıkta parlar ve dibinden kuvvet almadan bir bataklığın, tekrar nefes alabilir mi karanlık tarafından yutulanlar? Bir defaya mahsus mudur aynı zaman aynı mekân ve aynı şartlarda karşılaşmalar? Doğru zamanda doğru yerde olmak mıdır asıl cevap? Anahtar?
Büyük bir umutla koşarak açılır kapı. İlk adımını attığın anda içeriye, her seferinde mahrumiyet hissettirir mi huzurdan, karşında tekrar ve tekrar gördüğün kapalı kapı? Dinamizmi tetikleyen bu kavram süreklidir ve sürekliliği beraberinde getirmektedir. Her defasında daha canlı her defasında daha istekli her defasında daha güçlü olabilmek için karanlığın ufkundaki ufacık ışığa koşmamızı tetikler.
Bedene hapsolan ruh adeta zindanına mahkumdur. Saf bir ateş, huzursuz bir rüzgâr, hevesli bir gök gürültüsünün ardından gelen şimşek veya Demokritos’un dediği gibi ince atomlardan meydana gelmiş bir bileşim değildir. O, Platon’a göre madde-dışı, cisimsiz, tinsel ve tanrısal bir tözdür. Evrende olup biten her şeyin temelinde ruhun bulunduğu ve ruhun kendisinin de özü itibariyle bilinçli bir varlık olmasından dolayı bedene hapsolan ruh kendisini bir adım ileriye atarak özgür kalabilmek için büyük bir savaş verir.
Özgür ruhların bedenlerinden kaçma mücadelesinden birisi de sanat yoluyla bilincini dışarıya vurmak istemesidir. Dışavurumculukla ortaya koyduklarımız ise sözlerle sarf edilemeyen, elle tutup tadını bilmediğimiz, sadece hisseden tarafından hissedilebilen ve aktarımı konusunda oldukça zorlanılan tinsel bir olgunun kurtuluş mücadelesidir. ‘Aynı nehirde 9 kez yıkanılamaz’ 9 farklı sanatçının 9 farklı hikayesinin en temelde ruhlarından parçalar barındırma durumudur.”
Cemil Kavukçu’nun sıradan insanların iç dünyalarına nüfuz eden öykülerinden oluşan yeni kitabı Boş Zamanlar, Can Yayınları’ndan çıktı.
Usta öykücü toplumun farklı katmanlarından kişilerin sanrılı gerçekliklerine, sıkıntı ve çilelerine, bağımlılıklarına, yaşadıkları küçük yerlerden kurtulma hayallerine ve sürgün edilmişliklerine ışık tutarken bir kez daha görünürdeki gerçeklik ile yaşananlar arasındaki uçurumları gözler önüne seriyor.
“Burası neden çok tanıdık geldi sana? Çocukluğunun ıssızlığını bulman ve unuttuğun kokuları duymandan olsa gerek. Evlerden birinde biber kızartılıyor, sokak aralarında çocuklar oynuyor, yaşlı kayalar ise acı çekiyordu. Girdiğin bir kahvede ortaya verdiğin selam askıda kaldı. Müşterisi değişmeyen mekânın yabancısısın.”
Tony ödüllü kült Broadway müzikali Sidikli Kasabası’nın Mon Yapım prodüksiyonuyla hayata geçirilen yeni yorumu 20 Ekim akşamı Zorlu PSM’de prömiyerini yapacak.
Yönetmenliğini Kayhan Berkin’in üstlendiği Sidikli Kasabası, Füsun Demirel ve Settar Tanrıöğen’in yanı sıra pek çok önemli isimden oluşan 27 kişilik kadrosuyla sezon boyunca Zorlu PSM’de sahnelenecek. Ana kast karakterleri New York Theatre’ın aylık “Müzikal Tiyatro Tarihinin En Önemli 100 Rolü” sıralamasına giren Sidikli Kasabası müzikali, İstanbul Devlet Tiyatroları’nda sahnelendiği her sezon kapalı gişe oynadı ve Türk tiyatro tarihinin tek resmi Broadway müzikali olma özelliğini taşıyor.
Sidikli Kasabası’nın oyuncu kadrosunda Settar Tanrıöğen ve Füsun Demirel’in yanı sıra Doruk Şengün, Gizem Erdem, Mehmet Aykaç, Ceren Gündoğdu, Adnan Ata Yiğit, Aslı Kodallı, Alper Aksoy, Selmin Artemiz, Anıl Aslan, Bartu Ayaz, Derman Cinkılıç, Zeynep Çötelioğlu, Bucan Ekin, Göker Ersivri, Eyüp Okumuş, Buse Özgel, Melisa, Zeynep Şahin, Nazlı Uğurtaş, Köksal Ünal ve Nil Yıldız yer alıyor. Aynı zamanda sahnede oyunculara İstanbul Devlet Opera ve Balesi Şefi Murat Kodallı önderliğindeki canlı orkestra eşlik edecek. Kayhan Berkin’in yönetmenliğini üstlendiği müzikalin hareket tasarımı koreograf İzmir Tenim’e ait.
Geri dönüşüm, sürdürülebilirlik, küresel ısınma, doğal kaynakların azalması gibi konuların sıklıkla konuşulduğu bu zamanlarda Sidikli Kasabası müzikali tüm bu tehlikeleri, satirik, alaycı ve eğlenceli olduğu kadar ciddiyetinin altını çizen bir anlatımla seyirciye sunuyor. Müzikal 20 Ekim’de Zorlu PSM Turkcell Platinum Sahnesi’nde gerçekleşecek ilk gösterimi ile izleyiciyle buluşmaya başlayacak. Müzikalin biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.
“Dünyanın kuraklıkla boğuştuğu bir dönemde; halkın tuvalete girmesinin sınırlanarak özel bir şirketin denetimine verildiği bir yerde geçen hikâyede, tuvalet parasını ödeyemeyenler gizemli Sidikli Kasabası’na gönderilmektedir. Bir gidenin bir daha geri gelmediği, kimsenin birbirinin gözünün yaşına bakmadığı, tüm genel tuvaletlerin özelleştirildiği bu tuhaf ‘sistem’e başkaldırının başlaması ise sadece bir aşk kıvılcımına bakar.”
Saint Benoît Lisesi, 212 Photography Istanbul kapsamında yer alan “Floral Düşler” sergisine 16 Ekim’e kadar ev sahipliği yapıyor.
Anlatısını doğal ve organik formlarla çiçek dünyasında sahneleyenleri bir araya getiren “Floral Düşler” sergisi üç boyutlu animasyon, fotoğraf ve canlı heykellerden oluşuyor. Sergide üç boyutlu animasyonunun öncü isimlerinden Borusan Çağdaş Sanat Koleksiyonu sanatçılarından Jennifer Steinkamp; Prada, Miu Miu gibi markalara yaptığı moda çekimleriyle tanınan Emma Summerton, canlı çiçek heykelleri ve enstalasyonları tasarlayan florist Yunus Karma’nın işleri yer alıyor.
212 Photography Istanbul sergiler, atölyeler, söyleşiler, paneller, film gösterimleri ve portfolyo incelemelerinin yanı sıra yayıncılık, dans, müzik, gastronomi gibi farklı başlıklara da programında yer veriyor. 212 Photography Istanbul programı kapsamında düzenlenen Barış Ergün konseri, 13 Ekim’de 18.00 - 19.00 saatleri arasında St. Benoît Kilisesi’nde gerçekleşecek. 212 Photography Istanbul hakkında ayrıntılı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.
Sanat eleştirmeni Avelina Lésper’in çağdaş sanat ideolojisinin “sorgulanamayan” dogmalarını irdelediği, “Çağdaş sanat bir kandırmacadan mı ibaret?” sorusuna cevap aradığı çalışması Çağdaş Sanatın Sahtekârlığı, Emrah İmre’nin çevirisiyle Tellekt’ten çıktı.
“Sanat tarihinde benzersiz bir an içinde yaşamaktayız. Önceden çağdaş sanat addettiğimiz şey günümüzde bir ideolojiye, eleştirenlerin hiçbir sorgulama yapmasına olanak tanımayan koyu bir tutuculuğa dönüştü. Çağdaş sanat teorisyenlerinin tesis ettiği dogmaların bazılarına hepimiz aşinayız: Sanatı meydana getiren şey eserler değil fikirlerdir; herkes sanatçıdır; sanatçının sanat addettiği her şey sanattır ve elbette küratör sanatçıdan üstündür. Böyle bir özen karşıtlığı sayesinde üşengeçlik, zıpçıktılık, zekâ eksikliği gibi kavramlar bu sahte sanatın birer değerine dönüştü ve her şey müzelerde sergilenebilir hale geldi. Hiçbir estetik değeri bulunmadan sanat diye sunulan nesneler bu dogmatizmin buyurduğu şekilde, bir otoritenin buyurduğu prensiplere tamamen boyun eğerek kabul edilmekte.”
Birkan Nasuhoğlu, “Yolların Gözledim” isimli yeni şarkısını müzikseverlerle buluşturdu.
“Seni Bana Getir” ve “Uç da Gel” teklileri ile tamamlanacak bir hikâyenin başlangıcı olan şarkının söz ve müziği Birkan Nasuhoğlu’na ait. Şarkı kalbi ve kafası karışık birinin bu karmaşayı kabullenmesini ve her şeye rağmen duyduğu umudu anlatıyor.
Kayıtlarında şimdiye kadar daha çok akustik düzenlemeleri tercih eden Nasuhoğlu’nun yeni şarkısı “Yolların Gözledim” müzisyenin diskografisinde hem yüksek enerjisi hem elektrikli enstrümanlar ve vurmalı çalgılar kullanımıyla ayrışıyor. Nasuhoğlu’nun bağımsız olarak yayımladığı ilk parçası olan “Yolların Gözledim”in klibi de şarkı ile beraber yayımlandı.
Hem solo projesi hem de grubu Yedinci Ev ile tanınan Birkan Nasuhoğlu’nun yeni şarkısı “Yolların Gözledim”i buradan dinleyebilir, klibini ise buradan izleyebilirsiniz.
https://www.youtube.com/watch?v=AXsIJj2aBnk
Müze Evliyagil, küratörlüğünü Beral Madra’nın üstlendiği “Sanat Umudun En Yüksek Biçimidir” başlıklı sergiyi 15 Ekim 2022 - 16 Temmuz 2023 tarihleri arasında sanatseverlerle buluşturacak.
Müze Evliyagil ve PAPKO/ Öner Kocabeyoğlu koleksiyonlarından seçilmiş 51 sanatçının eserlerinden oluşan sergi, bu coğrafyada üretilmiş modern ve çağdaş sanatı her iki koleksiyon ekseninde ele alarak kent, beden ve imgelem kavramlarına odaklanıyor. Beral Madra’ya göre, Ankara Müze Evliyagil ve İstanbul PAPKO/Öner Kocabeyoğlu koleksiyonlarından seçilmiş yapıtlardan oluşan bu sergide, Türkiye’nin modern ve çağdaş sanat üretimindeki düşünsel yapının içerdiği özelliklere; görsel dilin verdiği bilgi ile odaklanırken, bu eserleri seçerek biriktiren aynı kuşaktan iki kişinin zihin ve duygu evreninin değerler dizisi de açıklanmış oluyor.
Sergi, Ankara’da daha önce gösterilmemiş olan PAPKO/Öner Kocabeyoğlu Koleksiyonu’ndan bir seçki ile bu seçkiye eşlik eden Müze Evliyagil Koleksiyonu’ndan yapıtları bir araya getirerek izleyiciye sunuyor. Seçilen yapıtların Osmanlı ve Türkiye Cumhuriyeti modernizmi ile başlayarak günümüze değin post-modern ve ilişkisel estetik süreçlerindeki gelişmeleri izlemiş ve kapsamış olması her iki koleksiyonun da temel özelliği olarak karşımıza çıkıyor. Bu bağlamda sergi izleyiciye bu gelişmeyi ve sürekliliği göstermeyi de amaçlıyor.
Sergide; Adnan Çoker, Ahmet Doğu İpek, Alaettin Aksoy, Ali Elmacı, Altan Gürman, ANSEN, Ardan Özmenoğlu, Avni Arbaş, Bedri Baykam, Bedri Rahmi Eyüboğlu, Burcu Perçin, Burhan Doğançay, Can Akgümüş, Deniz Aktaş, Eren Eyüboğlu, Erol Akyavaş, F. Murat İrtem, Fahrelnissa Zeid, Feyhaman Duran, Fikret Mualla, Fırat Engin, Gülşah Bayraktar, Gülsün Karamustafa, Günnur Özsoy, Hakkı Anlı, İbrahim Balaban, İnci Eviner, Kemal Seyhan, Komet, Mehmet Güleryüz, Mithat Şen, Mübin Orhon, Murat Akagündüz, Murat Germen, Murat Morova, Mustafa Horasan, Nejad Melih Devrim, Nejat Satı, Neş’e Erdok, Ömer Uluç, Osman Dinç, Roland Topor, Seçkin Pirim, Selim Cebeci, Selim Turan, Selma Gürbüz, SENA, Seyhun Topuz, TUNCA, Yüksel Arslan ve Yuşa Yalçıntaş’ın eserleri yer alıyor.
“Sanat Umudun En Yüksek Biçimidir” başlıklı grup sergisini 15 Ekim 2022 - 16 Temmuz 2023 tarihleri arasında perşembeden pazara Müze Evliyagil’de ziyaret edebilirsiniz.
Künye:
1. Komet, İsimsiz, 2003, 70x100 cm
2. Yüksel Arslan, Arture 149, Özel Teknik,70x108 cm
3. Fikret Mualla,1954, Pipolu Adam,38x52 cm
4. Fahrelnissa Zeid,Oturan Çıplak, 1944, 73x60 cm