
İstanbul Modern Sinema, 10 filmden oluşan “Oscar’ın Yabancıları” seçkisini 15-25 Şubat tarihlerinde sinemaseverlerle buluşturuyor.
İstanbul Modern Sinema, Türk Tuborg A.Ş.’nin katkılarıyla hazırladığı “Oscar’ın Yabancıları” adlı programda “En İyi Uluslararası Film” kategorisinden hazırladığı seçkiyi izleyicilere sunuyor. “En İyi Uluslararası Film” kategorisindeki adayların yer aldığı seçkinin öne çıkan filmleri arasında, ilk kez Oscar adayı olan Bhutan filmi Rahip ve Silah, İlker Çatak’ın Almanya adına yarışan filmi Öğretmenler Odası, kendisine bu yıl Cannes’da En İyi Yönetmen ödülünü kazandıran Fransa’nın Oscar adayı Şeflerin Aşkı ve Anthony Chen’in Cannes’da prömiyerini yaptığı Singapur filmi Kırılan Buz yer alıyor.
İstanbul Modern Sinema Küratörü Müge Turan seçki hakkında şunları söyledi: “Bu yıl 10.sunu düzenlediğimiz Oscar’ın Yabancıları programı, çekişmeli geçen Oscar yarışının eski adıyla ‘Yabancı Dilde En İyi Film’ olan heyecan verici kategorisinden farklı coğrafya ve kültürleri temsil eden filmlere alan açıyor. Oscar adayı olmalarına rağmen hâlen Hollywood’un ötekisi olan filmlerin izleyiciyle buluşmasına olanak sağlıyoruz.”
Macar cam sanatının kültürel değerine vurgu yapmayı ve yeni nesillere aktarmayı amaçlayan ve Macar cam sanatını temsil eden sanatçıların eserlerinden oluşan “Glassification.hu” başlıklı sergi, 14 Şubat-18 Mart tarihleri arasında Liszt Enstitüsü Macar Kültür Merkezi’nde sanatseverlerle buluşacak.
2024 Macar-Türk Kültür Yılı kapsamında düzenlenen “Glassification.hu”, ilk olarak 22 Ocak tarihinde CSO Ada Ankara’da sergilendi. Uluslararası çapta gezici olarak kurgulanan sergiyi Macaristan Dışişleri ve Dış Ticaret Bakanlığı destekliyor. Macaristan’ın önde gelen cam sanatçılarının eserlerinden oluşan gezici serginin başlığı cama dönüşmek anlamına gelen ve nadiren kullanılan bir İngilizce terim “glassification”dan geliyor. Yaratıcı düşüncenin cama dönüşmesi anlamında bu terim aynı zamanda, camın tükenmez potansiyeline ve malzemeyle oynanan oyuna referans veren popüler İngilizce tabir “gamification”a (oyunlaştırma) da atıfta bulunuyor. Sonunda yer alan “.hu” eki ise günümüzün dijital çağında çalışıldığına dikkat çekerken aynı zamanda Macaristan’ın uluslararası kısaltmasına dikkat çekiyor.
Soyut bir üslupta çalışan, dört kuşaktan on sanatçının yer aldığı sergi aynı zamanda çağdaş Macar cam sanatının teknolojik çeşitliliğini de temsil ediyor. Sergide yer alan bazı sanatçılar, ulusal ve uluslararası çapta birçok ödül kazandı, eserleri bugüne kadar Macaristan başta olmak üzere, Avrupa ve Amerika Birleşik Devletleri’ndeki prestijli kamu koleksiyonlarında sergilendi.
Adres: Macar Kültür Merkezi, İmrahor Cad. No:23 B Blok, Kağıthane / İstanbul
1. László Lukácsi
2. Marta Edöcs
3. Péter Borkovics
4. Balázs Sipos
Hans Belting’in “başyapıt”ın tarihini incelediği ve 19. yüzyılın başlarından bu yana statüsünün ve anlamının nasıl yüceltilip aşağılandığını araştırdığı kitabı Görünmez Başyapıt, Aydın Gelmez’in çevirisiyle Ketebe Yayınları’ndan çıktı.
“Görünmez başyapıt” ulaşılamaz bir idealdir; mutlak sanat hayalinin dahil edildiği ama asla gerçekleştirilemeyecek bir sanat eseridir. Hans Belting, Balzac’tan ödünç aldığı bu metaforu kullanıyor bu çalışmasında. Raffaello, Vermeer, Delacroix, Cézanne, Picasso, Duchamp, Warhol ve daha birçok ismin yaşamlarıyla ve eserlerini bu çalışmasına konu ediyor.
“1800’lerden önce sanat eserleri ya taklitçiydi (portre ve manzara) ya da bir şey anlatırdı (tarih resmi). Ancak Romantik modernitenin etkisi altında, fiziksel nesne -örneğin boyanmış bir tuval ya da bir heykel- sanatçının mutlak ya da nihai sanata, kısacası imkânsıza ulaşma çabasının bariz bir kanıtı olarak görülmeye başladı. Yorumlamadaki bu devrim, ilk kamusal sanat müzelerinin kurulmasıyla aynı zamana denk gelmişti; bu müzelerde klasik dönem ve Rönesans eserleri “gerçek” başyapıtlar olarak sunuluyordu, hiçbir modern sanatçının ulaşmayı ümit edemeyeceği, zamanı aşan bir sanattı bu. Mona Lisa ve diğer ünlü tablolar, kurumsallaşmaya başlayan bu başyapıt kültünün yükünü omuzlarında hisseden sanatçıları meşgul edecekti.”
İBB Kültür AŞ’nin, Türkiye genelinde genç sanatçılara kendilerini ifade edebilecekleri, özgün eserleriyle katılabilecekleri bir alan yaratmayı hedeflediği Gençlere Alan Açık: Medya Sanatı Yarışması için başvurular 26 Şubat’a kadar devam ediyor.
İBB Kültür AŞ, Cumhuriyetimizin 100. yılına yakışır şekilde, genç sanatçıları kendilerini özgür hissettikleri bir ortamda sanat pratiklerini ve hikâyelerini anlatmaları için teşvik eden, resim alanında başlattığı “Gençlere Alan Açık” yarışma serisinin ikincisini medya sanatı alanında düzenliyor.
Proje sahipliğini Banu Seyhan’ın yaptığı yarışmanın seçici kurulunda Derya Yücel, Ecem Dilan Köse, Lalin Akalan, Mehmet Ünal, Murat Abbas, Ouchhh ve Selçuk Artut yer alıyor. Yarışma kapsamında; sanatı, teknoloji ile bir araya getiren, sanatçı ve tasarımcıların geleceğin öncü bakış açılarıyla oluşturdukları medya sanatını en iyi yansıtan eserler belirlenecek. Türkiye’deki üniversitelerin lisans, yüksek lisans, doktora öğrencileri ve/veya mezunlarının özgün çalışmalarıyla katılabilecekleri yarışmaya, 30 yaş altı katılımcılar 1’er eser ile başvurabilecek. Çevrim içi olarak yapılacak başvurular, 26 Şubat tarihinde sona erecek.
Yarışmada kurul tarafından seçilen eserler, Taksim Sanat’ta sergilenerek aynı tarihlerde Radar İstanbul mobil uygulaması üzerinden halk oylamasına sunulacak. Kazanan eser sahibi, Halk Ödülü’nü alacak. Yarışmada birinciye 75.000 TL, ikinciye 50.000 TL, üçüncüye 25.000 TL ve Halk Ödülü 25.000 TL verilecek.
Gençlere Alan Açık: Medya Sanatı Yarışması hakkında detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.
Tekirdağ’ın ilk bağımsız sanat mekânı Odd Art Space, Ayça Ay’ın “bir garip rüya rengiyle” başlıklı ilk kişisel sergisini 9 Mart’a kadar sanatseverlerle buluşturuyor.
Ayça Ay’ın yaşadığı yer olan Tekirdağ’daki ağaçlar üzerinden başlayan sanatsal araştırma süreci, doğa, tahribat ve gölge kavramları etrafında şekilleniyor. Sanatçının kömürleşmiş kalıntılarını kullanılarak kendine kırılgan bir dünya inşa ettiği sergisi adını Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Ne İçindeyim Zamanın şiirinden alıyor. Doğanın son zamanlarda içinden geçtiği değişim ve dönüşümü yaşadığı coğrafya üzerinden yeniden düşünen sanatçı, orman yangınlarının yarattığı fiziksel ve duygusal tahribatı işaret ediyor. Resim, buluntu nesne ve enstalasyon gibi birbirinden farklı mecraları deneyimlediği sanat pratiğinde sürdürülebilir bir yaklaşımı benimsiyor. Sanatçının üç yıllık araştırma sürecinin kesitlerinden oluşan sergi; doğa, tahribat ve gölge kavramlarına odaklanıyor. İnsan ve yaşadığı mekân arasındaki sonsuz ilişkilenmeden ortaya çıkan diyaloğu yanmış ağaçların kömürleşen kalıntıları ve doğadan bulduğu çeşitli organik malzemeleri kullanarak görünür kılıyor. Son dönem üretimlerinde ağırlıklı olarak koyu gölgelerin hâkim olduğu görsel araştırmalar ve video kayıtlara odaklanan sanatçı, doğanın döngüsünden geriye kalanları “bir tür geri dönüşümün ifadesi” olarak tanımlıyor.
Adres: Tekirdağ Sahili, Hamamaralığı Sokak, No: 20 Süleymanpaşa/Tekirdağ
Künye:
1. Ayça Ay, Bir Takım Çıkış Kapıları, Kağıt Üzerine Karışık Teknik, 2023
2. Ayça Ay, Kağıtlar, 2023
Kırmızı Kedi Yayınevi’nin Zeynep Altıok ile birlikte şair Metin Altıok’un anısına düzenlediği Metin Altıok Şiir Ödülü’nün 17’ncisi için başvuru süreci 20 Şubat’ta sona eriyor.
Şiir ödülünün seçici kurulunu bu yıl Doğan Hızlan, Hilmi Yavuz, Eray Canberk, Ali Cengizkan, Haydar Ergülen, Şükrü Erbaş ve Latife Tekin oluşturuyor.
Başvuracak adaylar, 2023 yılı içerisinde yayımlanmış şiir kitaplarını 9 kopya olarak iletişim bilgileri ve özgeçmişleriyle birlikte Kırmızı Kedi Yayınevi’ne göndererek başvurularını yapabilirler. Son başvuru tarihi 20 Şubat 2024 tarihi olarak açıklanan ödülün veriliş yeri ve tarihi daha sonra paylaşılacak.
Adres: Kırmızı Kedi Yayınevi Ömer Avni Mahallesi, Emektar Sokak No:18 Gümüşsuyu Beyoğlu/İstanbul (0212) 244 89 82
BGST Tiyatro’nun toplumsal ve bireysel hafızaya odaklanan yeni oyunu Kara Kutu, 11 Şubat Pazar akşamı saat 20.30’da Boğaziçi Üniversitesi Demir Demirgil Tiyatro Salonu’nda prömiyerini yapacak.
BGST Tiyatro’nun bir çekirdek ailenin hikâyesi üzerinden Türkiye’nin yakın dönemine mercek tutan yeni oyunu Kara Kutu, prömiyerini yaptıktan sonra sezon boyunca sahnelenmeye devam edecek. Tek perdelik oyun, inşaat ortasında, hayatını bir senedir müştemilatta sürdüren bir ailenin, baba yadigârı arsadan geçici bir süreliğine ayrılacağı günde başlıyor. Bu ayrılık, merhum babanın çocuklarına bıraktığı sır nedeniyle bir mühlet gecikiyor. Üç kardeşin ve gençliğini onlarla geçirmiş bir kuzenin hikâyeleri etrafında örülen oyun, Türkiye’nin bize çok da uzak olmayan bir dönemine unutma ve hatırlama ikileminden odaklanıyor.
Kolektif oyunlaştırma pratiğiyle hazırlanan Kara Kutu; doğaçlama, metin yazımı ve reji faaliyetinin eş zamanlı olarak merkezde olduğu bir yapı ile şekilleniyor. Grubun daha önce gerçekleştirdiği sahnede doğaçlama pratiği ve dijital tiyatro çalışmalarına dayanan oyunun oluşumu, deneysel bir araştırma sürecini barındırıyor. Bu çalışmaların sonucu olarak video kullanımı da metnin ve tiyatro sahnesinin bir bileşeni olarak oyunda yer alıyor.
Kara Kutu oyunu 11, 13 ve 15 Şubat’ta Boğaziçi Üniversitesi Demir Demirgil Tiyatro Salonu’nda sahnelenecek. Oyunun biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.
Künye:
Hikâye: Kolektif
Metin: Günkut Güven, Maral Çankaya, Mehmet Can Engül
Metin Danışmanı: Sevilay Saral
Reji: İlker Ergün, Mehmet Can Engül
Reji Danışmanı: Cüneyt Yalaz
Oyuncular: Büşra Karpuz, Günkut Güven, İlker Ergün, Maral Çankaya
Proje Tasarımı: Beril Sarıaltun, Büşra Karpuz, İlker Ergün, Mehmet Can Engül
Müzik & Ses Tasarımı: Beril Sarıaltun
Afiş Tasarımı: Damla Pinçe
Dekor: Büşra Karpuz, Maral Çankaya, Mehmet Can Engül
Kostüm: Büşra Karpuz
Işık Tasarımı: Günkut Güven, İlker Ergün
Görüntü Tasarımı ve Kurgu: Aysu Yumuşak, Emre Aymelek, İrem Uyum
Işık Uygulama: Seril Aksoy
Efekt ve Görüntü Uygulama: Fatih Candemir, Zeynep Nur Demirağ
Farklı alanlardan sanatçıları bir araya getiren, mavi renginin çağrıştırdıkları ile boşluk kavramı üzerinden hayal kurmaya davet eden “İçimiz Boşluğu Hatırlasın” başlıklı sergi 15 Mart’a kadar İzmir’de Hayy Açık Alan’da sanatseverlerle buluşuyor.
Adını Zeynep Günsür’ün Facebook’ta yaptığı bir paylaşımdan alan “İçimiz Boşluğu Hatırlasın” sergisinin küratörlüğünü Saliha Yavuz üstleniyor. Sergi, denizin ve gökyüzünün, titreşimin ve rengin, döngülerin ve fraktalların, grileşmiş bir hissin, nefesin, ferahlıkla, uzaklıkla ve tüm olasılıklarla mavinin ahvali olarak izleyiciye bir boşluk sunmayı amaçlıyor.
Görsel tasarımını Özüm Ak’ın yaptığı sergide Hasan Deniz’in arkadaşı sanatçı Ali Arif Ersen’in ona hediye ettiği bir nesne ile bir fotoğrafını birleştirdiği Ali videosu, tasarımcı, sanatçı Gizem Hız’ın temelini Eutierria: Mavi serisinden alan Ufuk Çizgileri resimleri, Umut Altıntaş’ın 2019 Selanik Tasarım Haftası kapsamında “su” teması ile düzenlenecek olan bir afiş tasarımında kullanmak üzere Ege Denizi’nin suyu kullanılarak yapılmış suluboya Ege Denizi Manzaraları adını verdiği seriden bir resmi, tasarımcı Yunus Ak’ın hazır/verili bir metnin, eksiltilerek ve kelimeler arası boşluklar bırakılarak bir “doluluk” oluşturma denemesi, kazıması olarak sunduğu .notdef* işi yer alıyor.
Çanakkale’deki sub’ın kurucularından İlayda Tunca’nın bitkilerden elde ettiği bir mavi ile elde ürettiği yanında şiiri ile sergilenen nesne kitabı, Mersin’deki D5 Sanat Ortamı’ndan Derya Gözükızıl’ın boyanın ya da kendi deyişi ile belirli koşullar altında beliren sıvının davranış biçimini duyuma getirmek için kullanılan bir araç olarak kullanıldığı Emergenz: Mavi Seri’den cam işleri, Bulut Atlası kitabı ve hayal gücünüzü düşler kurmak için cesaretlendirecek 21 suluboya resmi ile mimar, tasarımcı, müzisyen Cenk Dereli, ileri dönüşüm heykelleri ve tasarımları ile tanınan Pınar Akkurt’un daha önce “Şeyler/Things” başlıklı kişisel sergisinden hatırlanabilecek Nefes yerleştirmesi, hayvanların ve bitkilerin çevresel ortamları fotoğraflayarak, kelimeleri kullanmadan anlam oluşturmakla ilgilenen, imgeleri duyular ve dil ile ilişkilendirerek çalışan İrem Sözen’in Remarks Albümü’nden siyah beyaz fotoğrafları; Etem Şahin’in geçtiğimiz aylarda Paris’te Cité dés Art’taki misafir sanatçı programındaki sürecinde edindiği limitli mavi kağıtlar ve özel bir pastel dükkanından edindiği pastel boyalarla yaptığı Okşanan Varlıklar resmi ve Metehan Özcan’ın değişken sayıda kartpostal ile dizip kurulabilecek bir gökyüzü tahayyülü olarak sunduğu, daha önce 2013 yılında İstanbul Modern’de sergilenen Benden önce varması dileğiyle başlıklı videosunun eskizi niteliğindeki yerleştirmesi sergide farklı dillerle uçuşan mavileri yorumluyor.
Sergi kapsamında gerçekleşecek yan etkinlikler arasında; Arda Çetin’in sinemada mavi rengi üzerine sunumu, Gizem Hız moderatörlüğündeki Manifold’da yayımlanan “Renk üzerine sohbetler” serisinin bir parçası niteliğindeki konuşma, Pınar Akkurt ile ileri dönüşüm atölyesi, müzisyen ve besteci Mehmet Can Özer ile sergi çerçevesinde bir seminer/dinleti, Cenk Dereli ile Bulut Atlası kitap buluşması yer alıyor.
Künye:
1. Derya Gözükızıl, Emergenz, Mavi Serisi, 2023
2. Etem Şahin, Okşanan Varlıklar, 2023
3. İrem Sözen, İşaretler Serisinden Hipo 2023
4. Metehan Özcan, Benden önce varması dileğiyle, Eskiz, 2013
5. Hasan Deniz, Ali 2024 video still
Chiara Lorenzoni ile Marco Somà’nın birlikte hazırladığı bir baba ile kızının hayata yeniden tutunma öyküsünü anlatan kitapları Meşe Ağacındaki Ev, Ümit Mutlu’nun çevirisiyle Uçanbalık’tan çıktı.
Meşe Ağacındaki Ev, kalplerindeki ince sızıyı sevginin ve paylaşmanın gücüyle dindirmeye çalışan bir kitap. Yas sürecini çocukların rahatça algılayabileceği üçlü bir zaman kavramı üzerinden ele alan bu lirik öykü, kaçınılmaz durumları kabullenmenin onları inkâr etmekten çok daha iyileştirici olduğunu vurguluyor.
Zeytin'in dünyası “önce”leri hiç fark etmediği kadar iyiydi. Elmalı bitki çayının kokusu tüm evi kaplar, herkes birbirine sarılır, uykudan önce masallar anlatılırdı. “Sonra”, günün birinde her şey giderek zorlaştı. Babasıyla bir başına kalması yetmezmiş gibi; etraftaki elma kokusu kayboldu, masallar Zeytin'den önce uykuya daldı. Geriye sadece sımsıkı sarılmalar kaldı. “Şimdi” denen şeyin daha en başındayken hayat acımasız yüzünü göstermekten kaçınmadı. Kalplerindeki üzüntü ve dillerindeki öfke dolu kelimeler günden güne çoğaldı. Neyse ki bahçelerindeki ihtiyar meşe ağacı vardı; ağacın tepesinde ise umutlar ve yarınlar... Zeytin ile babası, iki kişiyken bile üç kişiydiler artık. Hem de sonsuza kadar...
Nazan Öncel, Kara Plak Geceye Bir Şarkı isimli yeni albümünün lansman konserini 9 Şubat Cuma akşamı Alan Kadıköy sahnesinde verecek.
Türk pop müziğinin önemli isimlerinden Nazan Öncel, beş yıl aradan sonra yayımladığı 13. stüdyo albümü Kara Plak Geceye Bir Şarkı ile dinleyicilerden büyük beğeni topladı. Sanatçı, konserde farklı hikâyeler anlattığı yeni şarkılarıyla müzikseverlerle buluşacak.
Besteci ve söz yazarı Nazan Öncel’in DMC etiketiyle yayımladığı yeni albümünde sırasıyla “Esme”, “Kara Plak”, “Gurur Çıkmazı”, “Cihangir’deyim Gel”, “Aslanım”, “Amacın Ne”, “Anne Ben İnsan Oldum”, “Köprü Altı”, “İki Aylak” ve “İmdat” şarkıları yer alıyor. Albümün kapağı ise ressam Arslan Eroğlu imzası taşıyor. Nazan Öncel, yeni albümünün ilk klibini söz ve bestesi kendisine, düzenlemesi Erman Arda’ya ait olan “Esme” şarkısına çekti. Sanatçı, klipte yönetmen Ali Necati Kumcuoğlu ile çalıştı.
Nazan Öncel’in Kara Plak Geceye Bir Şarkı albümünün lansman konserinin biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.