
İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından İstanbul Film Festivali kapsamında düzenlenen ve Anadolu Efes’in ana destekçisi olduğu 21. Köprüde Buluşmalar Kısa Film Atölyesi seçkisi açıklandı.
Türkiye’den sinemacıları uluslararası film profesyonelleriyle buluşturan Köprüde Buluşmalar’ın 14-16 Nisan tarihleri arasında düzenlenecek Kısa Film Atölyesi seçkisi belli oldu. Atölye kapsamında seçilecek bir projeye CUPRA Kısa Film Ödülü sunulacak.
Bu yıl Kısa Film Atölyesi’ne başvuran 85 proje, Köprüde Buluşmalar seçici kurulunda yer alan yapımcı Armağan Lale, yönetmen Burcu Aykar, Vila do Conde Film Festivali Yöneticisi ve Portekiz Kısa Film Ajansı Direktörü Miguel Dias, Litvanya Kısa Film Ajansı Direktörü Rimantė Daugėlaitė tarafından değerlendirildi ve dört proje seçildi.
Köprüde Buluşmalar’ın bu yılki destekçileri arasına katılan CUPRA, atölye kapsamında genç sinemacılara CUPRA Kısa Film Ödülü’yle destek olacak. Kısa Film Atölyesi kapsamında yapılacak jüri değerlendirmesinin ardından, seçilecek projelere ayrıca Lumix Pro Destek Ödülü, Türkiye Fransız Kültür Merkezi katkılarıyla düzenlenen Road to Clermont Katılım Ödülü ve Square Eyes Danışmanlık Ödülü takdim edilecek.
Kısa Film Atölyesi’ne seçilen projeler:
-Anne, Babam Bana Kızacak Mı? (yön. Selin Aktaş Eyüboğlu, yap. Esin Özalp Öztürk, Rıfat Erkek, Emre Pekçakır, Onur Hakkı Eyüboğlu)
-Benden Önce Annem (yön. Aslı Ekici, yap. Yağmur Dolkun)
-Nalbeki: Çok Bilinen Tasarımın Hiç Bilinmeyen Hikâyesi (yön. Mehmet Kaan Karataş, yap. Mehmet Kaan Karataş, Doğukan Demirkapılar)
-Orlando (yön. Halime Usta, yap. Vildan Erşen)
Defne Tesal’ın “Nereye Düşeceğini Bilmiyorum” başlıklı kişisel sergisi 10 Mart-18 Nisan tarihleri arasında Galerist’te sanatseverlerle buluşacak.
Değişim, geçiş hâlleri, belirsizlik, kontrol arayışı ve teslimiyet ekseninde şekillenen “Nereye Düşeceğini Bilmiyorum” sergisi, tüm bu devinimin ortasında kendine köklenmek fikrine odaklanıyor. Dünya, beden ve ilişkiler zaman ve mekânla kurulan bağlarla birlikte durmaksızın dönüşürken, Defne Tesal izleyiciyi sabit noktalar aramak yerine hareketin içinden bakmaya davet ediyor. Sanatçının pratiğinde belirleyici olan ritim, tekrar ve hareket sergide farklı yüzey ve malzemelerde karşılık buluyor. Tuval resimleri, mukavva üzerine çalışmaları, jüt heykelleri ve mekâna özgü ip yerleştirmesi, birbirini izleyen bir kompozisyonun ögeleri olarak bir araya geliyor.
“Nereye Düşeceğini Bilmiyorum”, tanıdık olanla bilinmeyenin kesiştiği eşiklerde şekilleniyor. Sergi, güvenli alanlarla kontrol edilemeyen durumlar arasında kalma hâlini, kendilik sınırlarını yeniden çizme yönelimini ve kimi anlarda içten gelen tek hareket olarak teslimiyeti görünür kılıyor. Gündelik hayatın akışı içinde ortaya çıkan ani kırılmalar, serginin temel noktalarından birini oluşturuyor. Olaylar çoğu zaman bu çatlaklarda beliriyor; eski anlamların çözülmeye başladığı aralıklar, yeni bir hakikatin filizlenebileceği bir zemin sunuyor. Kontrolün kaybolduğu, eskiyle yeninin birbirine karıştığı geçişler, dönüşümün sancılı ama özgürleştirici olabileceğini hatırlatıyor. Sergiye, Eda Berkmen'in kaleme aldığı bir katalog metni eşlik ediyor.
Victoria Williamson’ın teknolojinin doğurabileceği tehlikelere dikkat çeken bir evren inşa ettiği iklimkurgu romanı Her Şey Küle Döndüğünde, Tülin Sadıkoğlu’nun çevirisiyle ON8’den çıktı.
Çağdaş İskoç edebiyatının ödüllü yazarı Williamson, ilk distopyasında iklim krizinin gölgesindeki karanlık bir geleceği modelliyor. Gözü dönmüş teknoloji şirketlerinin gezegenimizi nasıl şekillendireceğinin, hayatlarımızın nasıl değişebileceğinin ihtimallerini düşündürüyor.
Romanda; Afrika'da büyük çevresel yıkımın ardından, tamamen ölmüş zehirli topraklarda inşa edilmiş Beşinci Cennet'te Adina, suçluluk, nefret ve hayatta kalma üçgeninde, sevdiklerini kurtarmak için amansız bir mücadeleye girişiyor.
“Dışarıda bir yerlerde, uyuyan tozların arasında, kımıl kımıl tuhaf gözler ay ışığında kırpışıp duruyordu. Ürperdim. Her taraftan izleniyordum. Er ya da geç sırrım ortaya çıkacak ve herkes ne yaptığımı öğrenecekti. Rüzgâr çatıdaki çatlaklardan ıslık çalarak tohum bankasının içinde boğuk, suçlayıcı bir iniltiyle esiyordu. Sen bir katilsin, diyordu sanki. Yaşamayı hak etmiyorsun.
Duvarlardaki solmuş duyurulara, tohum dağıtım yönetmelik ve şartlarına baktım. Amonston Şirketi hepimizi hayatta tutmak için çok uğraşmıştı; ben de gidip Cennet Bahçesi'ni toptan yok etmiştim. Rüzgâr haklıydı. Yaşamayı hak etmiyordum.”
İstanbul Modern Sinema, Türkiye’de öne çıkan, geçtiğimiz yılın kısa filmlerinden oluşan “Gelecek Kısa” seçkisini 12-15 Mart tarihleri arasında sinemaseverlerle buluşturacak.
“Gelecek Kısa”, sinemada keşfe açık, piyasa koşullarından bağımsız ve bir araştırma alanı olarak varlığını sürdüren kısa film formatına alan açıyor. Animasyondan belgesele, deneyselden dramaya uzanan seçki, uluslararası festival seçkilerinde yer alan ve önemli ödüller kazanmış yapımları içeriyor. Yönetmen ve film ekipleri de program süresince katılımcılarla bir araya gelecek.
Yönetmenlerin de gösterimlere katılacağı programda öne çıkan filmler arasında, Eskisi Gibi Adana Film Festivali’nde En İyi Belgesel ödülü kazanırken, Ölüm Bizi Ayırana Dek Antalya Altın Portakal’da En İyi Kısa Film ve İzmir Kısa Film Festivali’nde En İyi Film ödüllerini aldı. Prosedür Venedik Film Festivali Orizzonti bölümünde Jüri Özel Ödülü’ne layık görüldü. Alis ise Altın Koza’da En İyi Kısa Film seçildi. Ayrıca Mutluluk, IDFA’nın açılış filmi olarak programda yer aldı. Biçimsel çeşitliliğiyle de dikkat çeken programda, Budu stop-motion tekniğiyle öne çıkarken, Bir Başkasının Rüyası tamamen yapay zekâ üretimi görsel dünyasıyla izleyici karşısına çıkıyor. Kirpik şiirsel animasyon diliyle, Beyazlar ve Renkliler ise siyah-beyaz estetiğiyle teknik çeşitlilik sunuyor.
Program, belgesel ve kurmacayı bir araya getirerek hafıza, yas, kimlik ve politik tanıklık gibi güncel temaları kişisel hikâyeler üzerinden ele alıyor ve toplumsal duyarlılığı görünür kılıyor. “Gelecek Kısa” programı hakkında detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.
Halil Altındere, 11 Mart-29 Mayıs tarihleri arasında düzenlenecek Malta Bienali’ne (MT) iki eseriyle katılıyor.
Küratörlüğünü Rosa Martinez’in üstlendiği ve Malta adalarının tarihi mekânlarına yayılan Malta Bienali’nde, Halil Altındere’nin iki eserleri sanatseverlerle buluşacak. Altındere’nin eserleri, Rosa Martinez’in özel davetiyle Malta Şövalyelerine ev sahipliği yapmış olan Grand Master’s Palace’ta izleyicilere sunulacak. Göç, güç yapıları, alt kültürler ve spekülatif gelecekler gibi temaları keskin bir politik yorum ve mizahla harmanlayan sanatçı, Malta Bienali’nde sergileyeceği projelerinde tarih, kurgusal gerçeklikler ve teknolojiyi iç içe geçiriyor. Sanatçının, geleneksel zanaatları dijital çağın görsel diliyle buluşturan çalışmaları, izleyiciyi alternatif tarihler ve çağdaş mitolojiler üzerine düşünmeye davet ediyor.
Altındere’nin Malta için ürettiği Star Wars: Knights of Malta vs Ottoman Drones (2026) başlıklı çalışma, tarih ve bilimkurguyu birleştiren çarpıcı bir tekstil örme/goblen anlatısında buluşturuyor. Sanatçının goblen tekniğiyle ürettiği bu ilk çalışma, hayali bir karşılaşmayı canlandırıyor: Malta Şövalyeleri ile Osmanlı Drone’ları. Bu sembolik savaş, geçmiş ile gelecek, şövalyelik ile otomasyon arasında güçlü bir metafor sunuyor. Popüler kültürden, tarihi çatışmalardan ve bilimkurgunun görsel dilinden beslenen eser, güç, inanç ve direniş temalarını kavramsal bir düzlemde ele alıyor. Sanatçı, erişilebilir ve görsel açıdan zengin bir medyum aracılığıyla, hafıza, mit ve dijital çağda çatışmanın dönüşen doğası üzerine katmanlı bir tartışma başlatıyor.
Sanatçı’nın Malta Bienali’nde sergilenecek ikinci eseri olan Star Wars: Royal Hunt (2023) ise, gelenek ile fütürizm, tarih ile popüler hayal gücü arasındaki akışkan sınırları keşfediyor. 16. yüzyıl Osmanlı minyatür sanatının karmaşık görsel sözlüğünden yola çıkan Altındere, Star Wars evreninden karakterleri ve sahneleri, zengin desenli ve katmanlı kompozisyonlara yerleştiriyor. Bu süreçte yapay zekâ, bir yaratıcıdan ziyade teknik bir iş birlikçi olarak devreye giriyor; tarihi sanat teknikleriyle çağdaş ikonografinin birleşimini mümkün kılıyor. Eser, Batı merkezli, doğrusal sanatsal ve teknolojik ilerleme anlatısına meydan okuyor. Altındere, geçmişten geleceğe uzanan düz bir çizgi yerine, zaman çizelgelerinin çöktüğü ve kültürel sembollerin bir arada var olduğu daha karmaşık, iç içe geçmiş bir vizyon öneriyor. Bilimkurgu arketiplerini özenle işlenmiş geleneksel sahnelerin içine yerleştirerek "modernlik" ve "miras" kavramlarını sorguluyor; her ikisinin de sürekli olarak yeniden yorumlandığını ve harmanlandığını gösteriyor.
Künye:
1-2. Halil Altındere Star Wars: Royal Hunt, 2023 Watercolor, yellow and white gold on vegatal dyed paper, handmade muraqqa in leather binding, 300x25x23cm Unique Courtesy of Artist and PILOT Gallery
3. Halil Altındere, "Star Wars: Knights of Malta vs Ottoman Drones" 2026 8-color quilted knitted jacquard fabric, 120x190cm Courtesy of the artist and Pilot Gallery, Istanbul
Hırsız ile Şeytan ve Maske romanlarının yazarı Fuminori Nakamura’nın okurunu acı, aşk, intikamla dolu bir bilmecenin peşinde sürüklediği romanı Yok Oluşum, Cenk Pamay’ın çevirisiyle Doğan Kitap’tan çıktı.
Yok Oluşum, insan ruhunun keşfine, travmanın bireyi nasıl şekillendirdiğine ve karanlık tutkuların insanı nasıl bir katile çevirebileceğine dair bir roman.
“Bu sayfayı çevirirsen belki de tüm hayatından vazgeçmiş olacaksın.” Böyle diyordu ilk sayfa. Ama eski hayatımdan vazgeçmeye hiç niyetim yoktu. Onun geride bıraktığı yarım kalmış işleri olabilirdi belki ama bu benim derdim değildi. Benim tüm istediğim onun kimliğiydi.
Bu yıl 32. düzenlenen İFSAK Kısa Film Festivali, 15 Mart’a kadar Beyoğlu Sineması, Sahne Pulchérie, Metrohan, Sismanoglio Megaro ve Beylikdüzü Atatürk Kültür ve Sanat Merkezi’nde sinemaseverlerle buluşuyor.
32. İFSAK Kısa Film Festivali, ulusal yarışma finalistlerinin yanı sıra yarışma dışı uluslararası kısa film ve belgeseller, söyleşiler ve masterclass ile sinemacıları ve izleyicileri bir araya getiriyor. 32. İFSAK Kısa Film Festivali’nin Ulusal Bölümü, 46. İFSAK Ulusal Kısa Film ve Belgesel Yarışması’nda ön elemeyi geçen yapımlardan oluşuyor. “Kurmaca” dalında 13, “Belgesel” dalında 11, “Deneysel” dalında 7 ve “Canlandırma” dalında 5 olmak üzere toplam 36 kısa film festival programında yer alıyor.
Festivalin yarışma dışı “Uluslararası Seçkisi”, kadın emeği ve görünmeyen emek temalarına odaklanarak çağdaş sinemanın öne çıkan tartışma alanlarından birine dikkat çekiyor. Kadın ve beden politikalarından gündelik hayatın çoğu zaman fark edilmeyen üretim biçimlerine uzanan filmler, emeğin estetik ve politik katmanlarını birlikte düşünmeye davet ediyor. Küresel krizler, savaş ve göç konularına da temas eden yapımlar ise seçkiye bugünün dünyasına açılan çok katmanlı bir perspektif kazandırıyor. Dünyanın önemli festivallerinde ödüller kazanmış kısa filmleri buluşturan seçkide, Türkiye prömiyerini yapacak yapımlar da yer alıyor.
British Council, Dünya Kadınlar Günü kapsamında kadınların hikâyelerini odağına alan “Reclaim, Reframe, Rejoice” seçkisiyle 32. İFSAK Kısa Film Festivali programına katkıda bulunuyor. İstanbul Cervantes Enstitüsü de kadın emeği temasına odaklanan üç filmlik özel seçkisiyle festivale katılıyor. Liszt Enstitüsü Macar Kültür Merkezi İstanbul, kadın yönetmenlerin ağırlıkta olduğu bir seçkiyle programda yer alıyor. Avusturya Kültür Ofisi ve Institut Français kısa film destekleriyle festivalin kurumsal destekçileri arasında bulunuyor. Yunanistan kısa filmleri de Sismanoğlu Megaro’da özel bir gösterim yapıyor. İtalyan Kültür Merkezi ve Com.It.Es İstanbul’un desteğiyle festivale davet edilen Marta Capossela’nın Misure filminin gösterimin ardından yönetmen katılımıyla söyleşi gerçekleştirilecek. Hollanda Konsolosluğu’nun davetiyle Hollanda’dan festivale katılan Aslı Bildirici, Rotten filmiyle uluslararası seçkinin öne çıkan konukları arasında yer alıyor. Romanya Kültür Merkezi’nin desteğiyle festivale katılan Bogdan Mureșanu, masterclass’ın yanı sıra Dumitru Grosei ile “Çağdaş Romanya sineması ve kısa filmleri” üzerine söyleşi gerçekleştirecek.
14 Mart Cumartesi günü Sainte Pulchérie Lisesi Gösteri Salonu’nda düzenlenecek ödül töreninde 46. İFSAK Ulusal Kısa Film ve Belgesel Yarışması ödüllerinin yanı sıra her yıl sinema sektörüne önemli katkı sağlayanlara verilen “İFSAK Sinema Emek Ödülü” de sahibini bulacak.
32. İFSAK Kısa Film Festivali, 15 Mart Pazar günü 46. İFSAK Ulusal Kısa Film ve Belgesel Yarışması’nda ödül alan filmlerin İFSAK ve Beylikdüzü Atatürk Kültür ve Sanat Merkezi’ndeki özel gösterimleri ardından kapanış yapacak.
32. İFSAK Kısa Film Festivali hakkında detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.
Hale Işık’ın güncel işlerinden oluşan yeni kişisel sergisi “Başlangıç” 31 Mayıs’a kadar Ayazağa’da bulunan Cendere Sanat Müzesi’nde sanatseverlerle buluşuyor.
İBB Kültür ve İBB Miras tarafından düzenlenen “Başlangıç” sergisi, yağlı boya tablolar, seramik heykeller ve kâğıt üzerine Japon mürekkebiyle üretilen eserlerden oluşuyor. İnsanın zamanlar boyunca içinden geçtiği süreçlere ve yaşamın kültürel inşasına odaklanan sergi, Hale Işık’ın aynı başlıklı serisinden seçilen güncel eserlerini bir araya getiriyor. Tuval, heykel ve Japon mürekkebiyle üretilmiş kâğıt işlerinden oluşan sergi, insanın varoluşunu zamanın ilk anlarından bugüne taşıyan içsel ve kültürel hafızayı görünür kılmayı amaçlıyor.
“Başlangıç”, insanın zamanın ilk anlarından bugüne uzanan yolculuğunu; kendi elleriyle kurduğu dünyayı, doğayla ilişkisini ve varoluşunu biçimlendirme gücünü odağına alıyor. Sergi, Adem ve Havva gibi kültürel arketiplerden hayatta kalma imgelerine, bilinç katmanlarından yaratıcı sezgimizin kadim hafızasına uzanan geniş bir anlatı kuruyor. Hem kişisel hem kolektif hafızanın derinliklerine inen “Başlangıç” sergisi, ziyaretçiyi insan olmanın, yeryüzüne yerleşmenin ve kendi gücünü yeniden hatırlamanın izlerini takip etmeye davet ediyor.
Hale Işık’ın “Başlangıç” sergisini 31 Mayıs’a kadar pazartesi hariç her gün 10.00-18.00 saatleri arasında İBB Miras’ın restore ettiği Cendere Su Pompa İstasyonu’nda hayat bulan Cendere Sanat Müzesi’nde ziyaret edebilirsiniz.
Künye:
1. Chöd Dansi (Seramik heykel, 78x36x38cm), 2022
2. Ates Sunagi (Seramik heykel, 43x33x36cm), 2022
3. Asiklar (180x200cm, TUYB), 2020
4. Kuvvet Ikonaları 19 (Kagit uzerine Japon murekkebi, 70x100cm), 2025
Hoshio Sanae’nin bir annenin sessizce taşıdığı yaraları, bir kızın kendi yolunu bulma çabasını ve üç kuşağın iç içe geçen hikâyesini anlattığı Kintsugi Evi, Merve Sever’in çevirisiyle Athica Yayınları’ndan çıktı.
Kintsugi Evi, kırılan şeylerin atılmadığı, aksine daha değerli hâle geldiği bir yaşamın kapılarını aralıyor.
“Kanazawa’nın sakin sokaklarında, Urushi’nin kokusu arasından yükselen Kintsugi sanatı, eksiklerin, çatlakların ve acıların altınla parlayarak nasıl yeni bir hayata dönüştüğünü fısıldıyor. Yuuko kendi yaşamının çatlaklarını onarmaya çalışırken; kızı Mao, büyümekle çocuk kalmak arasında sıkışıyor. Aileyi bir arada tutansa sessizce kapları onarmaya devam eden büyükannenin elleri…”
Stüdyo Kolektif’in yapımı olan Selin Bakan’ın yazıp oynadığı, süpervizörlüğünü Taner Rumeli’nin üstlendiği tek kişilik çağdaş oyun 3.2.1.Hold Me On Stage, 17-22 Ağustos tarihleri arasında Edinburgh Fringe Festival 2026 kapsamında dünya prömiyerini yapacak.
3.2.1.Hold Me On Stage, hayatta herkesin bir sahnesi olduğu fikrinden yola çıkıyor. Sahnede kalma ve hayatta var olma mücadelesini merkezine alan oyun; yetersizlik hissi, görünmeme korkusu ve sürekli kendini kanıtlama çabası üzerinden modern insanın kırılganlığını sahneye taşıyor. Kişisel bir itiraf gibi başlayıp kolektif bir yüzleşmeye dönüşen oyun, yalnızca bir oyuncunun sahnedeki varoluşunu değil; görünmek, duyulmak isteyen herkesin mücadelesini temsil ediyor.
Bağımsız bir üretim olarak Edinburgh Fringe’e uzanan bu yolculuk, Türkiye’den çıkan çağdaş tiyatro çalışmalarının uluslararası görünürlüğü açısından da dikkat çekici bir adım niteliği taşıyor.
Künye:
Yazan ve Oynayan: Selin Bakan
Çevirmen: Esra Kaptan
Işık & Ses Tasarımı: Ece Su Öztürk
Süpervizör: Taner Rumeli