
İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından 22 Ekim-3 Aralık tarihleri arasında düzenlenecek 30. İstanbul Tiyatro Festivali’nin ilk sürprizleri açıklandı. Türkiye’den ve dünyadan birçok çarpıcı yapımı tiyatroseverlerle buluşturmaya hazırlanan festival açılışını 22 Ekim’de uluslararası sahnenin en çarpıcı yönetmenlerinden Caroline Guiela Nguyen imzalı Lacrima ile yapacak.
İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından Koç Holding Enerji Grubu Şirketleri Aygaz, Entek, Opet ve Tüpraş sponsorluğunda 22 Ekim-3 Aralık tarihleri arasında düzenlenecek 30. İstanbul Tiyatro Festivali, Théâtre National de Strasbourg’un (TNS) ilk kadın direktörü ve uluslararası sahnenin en çarpıcı yönetmenlerinden Caroline Guiela Nguyen imzalı Lacrima ile açılışını yapacak. 2024 yılında Avignon Festivali’ndeki prömiyerinden sonra Odeon Paris, Barbican, Schaubühne, BAM başta olmak üzere dünyanın önde gelen sahneleri ve festivallerine davet edilen, yer aldığı her sahnede ayakta alkışlanan Lacrima, yüksek katkıda bulunan gösteri sponsoru ENKA Vakfı’nın desteğiyle, 22-23 Ekim’de sahnelenecek.
Dünyanın en saygın çağdaş dans toplulukları arasında yer alan, her yıl Avrupa’dan Avustralya’ya uzanan geniş bir coğrafyada yaklaşık 150.000 izleyiciye ulaşan Nederlands Dans Theater, uzun bir aranın ardından 30. İstanbul Tiyatro Festivali’nde yeniden İstanbul’da izleyiciyle buluşacak. 1973 yılında topluluğa davet edilen ve daha sonra sanatsal direktörlük görevini üstlenen Jiří Kylián’ın 1978’de kurduğu NDT 2, Nederlands Dans Theater’ın devasa mirasının en taze ve dinamik taşıyıcısı olmayı sürdürüyor. NDT 2’nin üç ayrı koreografından üç bölümlük bir gösteri, 27-28 Kasım’da, yeni sahne partneri Rönesans Gayrimenkul’un desteğiyle 30. İstanbul Tiyatro Festivali’ne konuk olacak. Festival ayrıca, İKSV Erişilebilir Sanat Partneri DenizBank’ın desteğiyle erişilebilirlik ve kapsayıcılığı odağına alan nitelikli üretimleriyle uluslararası bilinirlik kazanan ödüllü topluluk Ad Infinitum imzalı Veda Ritüeli’ni 7-8 Kasım’da izleyiciyle buluşturacak. Sağır oyuncu Ramesh Meyyappan oynadığı ve George Mann’in yönettiği gösteri; sevgi, kayıp, iletişimsizlik ve ebeveynlik üzerine kurulu, tiyatro sanatının üretim biçimlerini yeniden düşündürecek epik ve sözsüz bir solo performans.
30. İstanbul Tiyatro Festivali hakkında detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.
G-Art Galeri'de sanatseverlerle buluşan, küratörlüğünü Vahap Avşar’ın üstlendiği “TAKIMYILDIZLARI (veya ne yapacağımızı bilmiyoruz...)” başlıklı grup sergisi 3 Mayıs'a kadar uzatıldı.
Sergi, sanatın imkanlarını tartışmaya açarak mevcut sosyoekonomik ve politik iktidarlara, kapitalizm ve onun propaganda aygıtı olan tüketimci oyunlara karşı nasıl direndiğimizi ifade eden ve bu yapılara karşı alternatif anlam alanları yaratan tek disiplin olan sanatı mercek altında alıyor. Gizli gerçekleri görünür kılma ve yaşamın birçok yönünü yansıtma sorumluluğunu üstlenen çağdaş sanatın işlevinden hareket eden sergi, yalnızca estetik bir nesne olarak değil eleştirel düşünceye ve anlam yaratmaya ulaşma aracı olarak sanatı yeniden konumlandırıyor. Ateş Alpar, Beyza Durhan, Cengiz Tekin, Didem Erbaş, Ergin Çavuşoğlu, Erkan Özgen, İpek Duben, Merve Ünsal, Onur Fendoğlu, Pelda Aytaş ve Vahap Avşar’ın katılımıyla gerçekleşen sergi, çağımızın sınırsız bağlantı olanaklarının yarattığı küresel ağ yapılarının, eş zamanlı olarak derinleşen izolasyon, gözetim ve kontrol mekanizmalarıyla kurduğu çelişkili ilişkiyi sanatın düşünsel ve maddi üretim alanları üzerinden ele alıyor. Estetik ve maddi dünya yaratma konusunda yaratıcı denemeler niteliğindeki eserleri ile sanatçılar anlamı şekillendirmeye odaklanıyor.
“TAKIMYILDIZLARI (veya ne yapacağımızı bilmiyoruz...)", fikirlerin, malzemelerin, imgelerin ve ilişkilerin oluşturduğu çok katmanlı bağlantılar içinde şekillenen üretimleri bir araya getirerek, çağdaş dünyanın parçalı yapısını bir “takımyıldızı” metaforu üzerinden düşünmeyi öneriyor. Sergi, izleyiciyi sanatın maddeselliği ile düşünsel süreçleri arasındaki gerilimli alanda dolaşmaya ve küresel gerçekliğin görünmez bağlantılarını yeniden okumaya davet ediyor.
Künye:
1. Ergin Çavuşoğlu - Işığın Ölçüsü – Düzenek II (2018) - Tuval üzerine akrilik ve baskı, 60,9 × 50,7 cm
2. İpek Duben - ManuscriptX #1A, 2010-2012, 60 x 62 cm , mixed media
3. Onur Fendoğlu, Askıda bakan, 2026, Buluntu ceket üzerine tuval üzerine yağlı boya, dikiş ve ahşap askı, 111x90 cm
4. Merve Ünsal - Acar Yeisli ve Erdal Şahin ile işbirliği - İçli Dışlı Radyo - 2023- Kısa dalga yayın altyapısı- günde 7 dakikalık ses yayını-Fotoğraf: Doğa Yirik
5. Vahap Avşar-33 Altın Küre Tesbihi, 2026, eski küreler, detay 02
Min Ian’ın hayal kırıklıklarıyla baş etmeyi ve geçmişin yüklerinden arınarak iyileşmeyi anlatan modern zaman masalı Değerli Hatıralar Oteli, Büşra Zor’un çevirisiyle Yuzu Kitap’tan çıktı.
Ailesinin boğucu beklentileri, bitmek bilmeyen diyet baskıları ve iş hayatının stresi altında ezilen otuzlarındaki Eunhye için hayat, sürekli birilerinden azar işittiği bir döngüden ibarettir. Kız kardeşi Mihye’nin yaklaşan evliliğiyle evdeki gerilim iyice tırmanırken Eunhye internette tuhaf bir otel ilanıyla karşılaşır.
Değerli Hatıralar Oteli’nde menü yoktur; canınızın çektiği en uyumsuz yemekler anında önünüze gelir, korkularınızı yenmek için size özel havuzlar yaratılır, hatta sinirinizi atmak için boks ringi bile kurulur. Ancak oteldeki bu kusursuz hayal hizmetinin bir bedeli vardır: Ödeme olarak geçmişinizden anılar yüklü bir eşyayı ve ona bağlı hatıraları feda etmeniz gerekir. Eunhye bu rüya gibi mekânda kendi benliğini yeniden inşa ederken, aslında May'in ve bu gizemli rüya şirketinin sırrını da yavaş yavaş çözmeye başlar.
Contemporary Istanbul tarafından hayata geçirilen CI BLOOM’un 5. edisyonu, 15-19 Nisan 2026 tarihleri arasında, Türkiye’nin farklı şehirlerinden galerileri, sanat inisiyatiflerini ve yeni nesil üretimleri Lütfi Kırdar Rumeli Salonu’nda bir araya getirdi.
CI BLOOM 5. edisyonunda, 28 galeri ve 4 sanat inisiyatifi bir araya gelerek, 327 sanatçının 863 eserini sanatseverler ve koleksiyonerlerle buluşturdu. 11.600 sanatseverin ve koleksiyonerin ziyaret ettiği CI BLOOM’da, eserlerin %64’ünden fazlası satılarak koleksiyonlara dahil oldu. Genç izleyici kitlesinin yoğun ilgisiyle, 795 yükseköğretim öğrencisi fuarı ücretsiz olarak gezdi.
CI BLOOM 5. edisyonu kapsamında galerilerin sunduğu seçkiler, koleksiyonerler ve sanatseverlerle buluştu. Zilberman’dan Azade Köker ve Yaşam Şaşmazer; Anna Laudel’den Belkıs Balpınar ve Tuğçe Diri; Pi Artworks’ten Osman Dinç; DG Gallery’den Arik Levy ve Ali Elmacı; Martch Art Project’ten Casper Faassen ve Zeynep Beler; x-ist’ten Murat Palta ve Tayfun Gülnar; Sanatorium’dan Yağız Özgen ve Erol Eskici; Rıdvan Kuday’dan Rojbin Ekinci ve Deniz Karakurt Şekerci; C.A.M. Galeri’den Merve Yenigeldi ve Sidar Baki; Vision Art Platform’dan Anita Taylor ve Sefa Çakır fuar süresince öne çıkan ve dikkat çeken sanatçılar arasında yer aldı.
CI BLOOM, uluslararası basından önemli temsilcileri Türkiye Turizm Tanıtım ve Geliştirme Ajansı (TGA) iş birliğinde İstanbul’a davet ederek, Art Tribune (Italya), Le Quotidien de l’Art (Fransa), Canvas (Birleşik Arap Emirlikleri), Il Sore 24 Ore (İtalya), FAD Magazine (Birleşik Arap Emirlikleri), The Dashing Rider (Almanya), The National (Birleşik Arap Emirlikleri), La Nacion (Arjantin) ve XINHUA (Çin) yayınlarının temsilcilerini fuarda ağırladı.
45. İstanbul Film Festivali ödülleri, 19 Nisan Pazar akşamı The Marmara Taksim’de düzenlenen, Onur Özaydın’ın sunuculuğunu üstlendiği törende sahiplerini buldu.
İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından N Kolay sponsorluğunda düzenlenen 45. İstanbul Film Festivali’nde kısa ve uzun metrajlı toplam 39 film yarıştı. Altın Lale Yarışması’nda bu yıl yerli ve yabancı 15 film yarıştı. Yönetmen David Mackenzie’nin başkanlığını yürüttüğü Altın Lale Yarışması jürisinde Berlin EFM Direktörü Tanja Meissner, oyuncu Ekin Koç, akademisyen Prof. Dr. Aslı Tunç ve yapımcı Rodrigo Areias yer aldı.
Altın Lale’yi bu yıl, Damien Hauser’in yönettiği Memory of Princess Mumbi / Prenses Mumbi kazandı. Ödülü jüri başkanı, yönetmen David Mackenzie açıkladı. Altın Lale Ödülü, Şakir Eczacıbaşı anısına Eczacıbaşı Topluluğu tarafından 30.000 avro tutarında para ödülüyle destekleniyor. Jüri Özel Ödülü, Bi Gan’ın yönettiği Resurrection / Diriliş adlı filme verildi. Ödülü, yapımcı Rodrigo Areias açıkladı. En İyi Yönetmen Ödülü’nü, Ma frère / Summer Beats / Yaz Kampı filmiyle Lise Akoka ile Romane Gueret kazandı. Ödülü kazanan yönetmenleri, Berlin EFM Direktörü Tanja Meissner açıkladı.
En İyi Senaryo Ödülü’nü Rose ile Markus Schleinzer ile Alexander Brom kazandı. Kazananı, akademisyen Prof. Dr. Aslı Tunç açıkladı. En İyi Kadın Oyuncu Ödülü’nü Karanlıkta Islık Çalanlar filmindeki rolüyle İnci Sefa Cingöz kazandı. Ödülü, akademisyen Prof. Dr. Aslı Tunç takdim etti. En İyi Erkek Oyuncu Ödülü’nü Ölü Köpekler Isırmaz filmindeki rolüyle Kemal Burak Alper kazandı. Ödülü oyuncu Ekin Koç takdim etti. Altın Lale jürisi ayrıca György Pálfi’nin yönettiği Tavuk filmine mansiyon verdi.
İstanbul Film Festivali’nin kısa film yapımını özendirmek, bu alandaki gelişimi desteklemek ve nitelikli kısa filmleri festival izleyicisiyle buluşturmak amacıyla başlattığı ulusal nitelikli Kısa Film Yarışması’nda bu yıl 11 film yer aldı. Filmleri değerlendiren jüride yönetmen Gizem Kızıl, oyuncu Meriç Aral ve yönetmen Levent Türkan yer aldı. En İyi Kısa Film Ödülü’nü Dalya Keleş’in yönettiği Yerçekimi kazandı. Bu ödül, Anadolu Efes tarafından 200.000 TL para ödülü ile destekleniyor. Jüri, ayrıca Berna Sitera Değirmen’in yönettiği Aşk ve Diğerleri’ni mansiyona layık gördü.
Bu yıl, Seyfi Teoman Ödülü’ne 13 ilk veya ikinci yerli film aday oldu. En iyi filme verilen ödül, genç yaşta kaybettiğimiz yapımcı ve yönetmen Seyfi Teoman’ın adını yaşatmak amacıyla veriliyor. Jüride yönetmen Mehmet Akif Büyükatalay, oyuncu Murat Kılıç, görüntü yönetmeni Meryem Yavuz, yapımcı Soner Alper ve Bahçeşehir Üniversitesi öğrencisi Meltem Naz Salduz yer aldı.
Seyfi Teoman En İyi Film Ödülü’nü Morteza Atabaki’nin yönettiği 32 Metre kazandı. Ödülü jüri üyesi Meryem Yavuz takdim etti. Bu ödül, Anadolu Efes tarafından 800.000 TL tutarında para ödülüyle destekleniyor. En İyi Senaryo Ödülü’nü, En Güzel Cenaze Şarkıları filmiyle Ziya Demirel & Yusuf Tan Demirel kazandı. Ödül, jüri üyesi Meryem Yavuz tarafından takdim edildi. En İyi Görüntü Yönetmeni Ödülü, Keçi501 filmiyle Reşat Okan Candemir’e verildi. Ödülü Mehmet Akif Büyükatalay takdim etti.
En İyi Kurgu Ödülü, 32 Metre filmiyle Morteza Atabaki’ye verildi. Ödülü jüri üyesi Meltem Naz Salduz takdim etti. En İyi Sanat Yönetimi Ödülü’nü, İsimsiz Eserler Mezarlığı filmiyle Elif Öner kazandı. Ödül, jüri üyesi Soner Alper tarafından takdim edildi. En İyi Müzik Ödülü'nü, İsimsiz Eserler Mezarlığı filmiyle Efe Demiral kazandı. Ödülü Meltem Naz Salduz takdim etti. En İyi Kadın Oyuncu Ödülü’nü, En Güzel Cenaze Şarkıları filmiyle Esra Dermancıoğlu kazandı. Ödül, jüri üyesi Mehmet Akif Büyükatalay tarafından takdim edildi. En İyi Erkek Oyuncu Ödülü’nü, Annem Hakkında filmiyle Burak Dakak kazandı. Ödül, jüri üyesi Soner Alper tarafından takdim edildi. En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu Ödülü’nü, En Güzel Cenaze Şarkıları filmiyle Çağdaş Ekin Şişman kazandı. Ödül, jüri üyesi Murat Kılıç tarafından takdim edildi. En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu Ödülü’nü, En Güzel Cenaze Şarkıları filmiyle Özer Keçeci kazandı. Ödülü kazanan, jüri üyesi Murat Kılıç tarafından açıklandı.
Uluslararası Film Eleştirmenleri Federasyonu FIPRESCI ve Türkiye’den üç farklı meslek kuruluşu (Film-Yön, BSB ve SİYAD) festivaldeki filmleri bağımsız jürileriyle değerlendirdi. Uluslararası Film Eleştirmenleri Federasyonu FIPRESCI jürisinde sinema yazarları Selim Eyüboğlu, Mohamed Nabil Abdelhakim ve Nada Azhari Gillon yer aldı. Jüri, Altın Lale Yarışması’ndaki filmleri değerlendirdi. Altın Lale Yarışması’nda Mark Jenkin’in yönettiği Rose of Nevada, FIPRESCI Ödülü’ne layık görüldü. Film Yönetmenleri Derneği Film-Yön jürisinde yönetmenler Hüseyin Karabey, Hatice Aşkın ve Çiğdem Sezgin yer aldı. Film-Yön jürisi, En İyi Yönetmen Ödülü’nü, yakın zamanda kaybettiğimiz usta yönetmen Osman Sınav anısına, Bağlar, Kökler ve Tutkular filmiyle Sunay Terzioğlu’na takdim etti.
Belgesel Sinemacılar Birliği BSB jürisinde belgesel sinemacılar Ersan Ocak, Esin Özalp Öztürk ve Ozan Turgut yer aldı. Resmi seçkide yer alan belgeselleri değerlendiren BSB jürisi, Volkan Üce’nin yönettiği 2m2 filmini ödüllendirdi. Sinema Yazarları Derneği SİYAD jürisinde sinema yazarları Fırat Ataç, Necla Algan ve Kerem Bumin yer aldı. SİYAD jürisi, En İyi Film Ödülü’nü Melik Kuru’nun yönettiği İsimsiz Eserler Mezarlığı filmine takdim etti.
45. İstanbul Film Festivali hakkında detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.
Gündüz Vassaf’ın geçmişin yükü ile geleceğin belirsizliği arasında kaybolan “şimdi”yi yeniden merkeze aldığı kitabı Günlük Yaşam Felsefesi - Şimdiye Övgü, İnkılâp Kitabevi iş birliğiyle Tuhaf etiketiyle yayımlandı.
Duru Uslu’nun sorularıyla şekillenen kitap, okurunu alışkanlıkları, davranışları ve hayatla kurduğu ilişki üzerine yeniden düşünmeye ve harekete geçmeye çağırıyor. Vassaf; depresyondan aşka, ölümden arkadaşlığa, kapitalizme itaatten etkin ve özgün yaşama uzanan bir sorgulama alanı açıyor.
“Yaşım 14-15. Sevgilim terk etmişti. İntihar mı edeceğim? Nasıl yaşayacağım? Aşkın olduğu yerde acı vardır, daha bilmiyordum.
Annem, ‘Kendini bir hafta, olmadı bir ay, bir yıl, beş yıl sonradaymış gibi düşün. Belki o kızın adını bile unutacaksın,’ demişti.
Adını unutmadım. Mektupları da duruyor. Onu sevmiş halimi bugün de seviyorum. Acısıysa artık acıtmayan bir anı.
Suni teneffüsle yaşatılmazsa her acının raf ömrü var. Annenin ölümü, depremin acısı, açlığın sancısı. Acıyı taçlandırmazsak, geçmişi hortlatmazsak hepsi geçici.”
Serkan Demir’in “Gezegeni Sevgi Dolu Sanıyorduk” başlıklı kişisel sergisi 9 Mayıs-20 Haziran tarihleri arasında .artSümer’de sanatseverlerle buluşacak.
Antoine de Saint-Exupéry’nin İnsanların Dünyası adlı şiirsel eserinden hareketle biçimlenen “Gezegeni Sevgi Dolu Sanıyorduk”, yazarın bir pilot olarak ufuk çizgisinin üzerinde yaptığı topografik gözlemler ve deneyimlerden yola çıkarak yazdığı metinlerden ilham alıyor. Yazar ve şair Saint-Exupéry’nin Kuzey Afrika üzerindeki uzun posta ve keşif uçuşlarında yaptığı gözlemlerden ilhamla yazdığı “Uçak ve Gezegen” bölümünde yer alan “Gezegeni ıslak ve sevgi dolu sanıyorduk” ifadesi, bu serginin de esin kaynağını oluşturuyor.
Saint-Exupéry’ye göre uçak, yalnızca gelişmiş bir makine değil; dünyanın gerçek yüzünü anlamamızı sağlayan güçlü bir gözlem ve çözümleme aracı. İnsanı ufkun üstüne çıkararak ona özel bir bakış açısı kazandıran bu makine sayesinde kişi, insan yapımı tüm sınırların ve yapıların kaybolduğu, tüm canlıların yer aldığı tek ve bütün bir mavi gezegene sanki eşit mesafeden bakma imkânı buluyor. Buradan bakıldığında, haritaların çizdiği sınırlar, güvenlik bariyerleri, dikenli teller ve insanları birbirinden ayıran diğer tüm unsurların ortadan kalktığı görülüyor. Bu yükseliş ya da uzaklaşma, tüm dikey mesafeleri yatay bir düzleme indiriyor, gölgelerin uzunluklarını eşitliyor ve böylece hiyerarşiyi ortadan kaldırıyor. Tıpkı 2011 yılında Uluslararası Uzay İstasyonu’nda 178 gün geçiren ve Dünya’nın etrafında yaklaşık 3.000 kez dönen astronot Ron Garan’ın, bu deneyimin ardından dünyaya tamamen farklı bir bakışla dönmesi gibi. Bu bakış, pek çok açıdan aydınlatıcıdır ve insanın farkındalığını artırmayı öneriyor.
Künye: Serkan Demir, Nervürlü Adam, 2026, İnşaat molozu demir, 130x62x13 cm
Türk pop müziğin önemli isimlerinden Mabel Matiz, yeni albümünün ilk teklisi “Dağılıyorum Olaysız”u Pose Records etiketiyle müzikseverlerle buluşturdu.
“Dağılıyorum Olaysız” şarkısı, Mabel Matiz’in kendine özgü anlatımını ve duygusal derinliğini bir kez daha ortaya koyuyor. Söz ve müziği Mabel Matiz’e ait olan “Dağılıyorum Olaysız”ın prodüktörlüğünü Sabi Saltiel üstleniyor.
Ana akım pop ve elektronik dokunuşlarla şekillenen şarkı, alışılmış kalıpların dışında bir yerde duruyor. Yeni albüm dönemine dair güçlü bir ilk sinyal veriyor. Kreatif direktörlüğü ve styling’i Anıl Can imzası taşıyor. Kapak fotoğrafı Erdi Doğan tarafından çekildi. Müzik videosunun yönetmenliğini ise daha önce çok konuşulan “Çukur” klibiyle dikkat çeken Berat Tunç üstleniyor.
Aksu Bora ve Gökçe Zeybek Kabakcı’nın derlediği, belirsizliğin ve güvensizliğin yarattığı korkunun kol gezdiği “canavarlar zamanı”nda, duyguların toplumsal ve politik izlerini süren Zamanın Duyguları adlı çalışma İletişim Yayınları’ndan çıktı.
Kitap, çağımızın ruh halini farklı sesler ve deneyimler üzerinden tartışmaya açarken, başka türlü hissetmenin ve birlikte var olmanın imkânlarını hatırlatıyor. Derlemede Emin Alper, Akça Ataç, Kübra Bozkurt, Kurtuluş Cengiz, Bircan Değirmenci, Hande Gür, Zerrin Kurtoğlu, Vivet Kanetti, Nilay Örnek, Burak Bilgehan Özpek, Haktan Ural, Sezen Ünlüönen, Sibel Yardımcı, Bediz Yılmaz ve Sezai Ozan Zeybek’in yazıları yer alıyor.
“İçinde yaşadığımız “canavarlar zamanı”nın bir korku çağı olduğuna neredeyse herkes hemfikir görünüyor. Belirsizliğin, güvensizliğin yarattığı korku. İnsan türünün belirsizlik içinde yaşadığı o uzun çağlardan sonra; her şeyi kontrol altına aldığını, en azından alabileceğini düşündüğü kısacık zamanda geliştirdiği özgüveni yerle bir eden bir korku. Ona yapışan öfke. Korkuyu korku değil de öfke olarak ifade etmeyi kolaylaştıran onca “bilgi”: İşsiz kaldık çünkü Suriyeliler geldi, güvende değiliz çünkü LGBTi’ler dünyanın çivisini çıkardı… Ve bu ikisinin ayrılmaz üçüncüsü, nefret. Bu kombonun eşlikçileri de az değil: Hınç, tiksinti, haset, kayıtsızlık…
Ama haklarında daha az konuşulsa da varlığından haberdar olduğumuz başka duygular da var: Cesaret gibi, heves gibi, merak gibi. Onlar olmasa, hayatta kalamazdık herhalde. Ne hayatta kalabilirdik ne de bütün bu korkunun, öfkenin, nefretin içinde birbirimize el uzatabilirdik. Şükür ki yalnızca korku, öfke, nefret değil bulaşıcı olan; cesaret de heves de merak da bulaşıcı. Zamanın duygusu mudur diye düşünülen duygular -sebat gibi, insaf gibi, şefkat gibi- bize bu “canavarlar çağı”nda başka yolların, başka imkânların da olduğuna işaret ediyor.”
2Cellos ile dünya çapında geniş bir dinleyici kitlesine ulaşan Luka Šulić, “Life Tour” kapsamında Entertainment organizasyonuyla 27 Kasım’da Zorlu PSM’de müzikseverlerle buluşacak.
2Cellos ile dünya çapında büyük başarılara imza atan Luka Šulić, solo kariyerinde ortaya koyduğu güçlü yorumuyla uluslararası müzik sahnesinin etkileyici isimleri arasında yer alıyor. Klasik müzik geleneğini modern bir bakış açısıyla yeniden yorumlayan sanatçı, kendine özgü tarzıyla geniş bir dinleyici kitlesine hitap ediyor.
Wigmore Hall, Concertgebouw Amsterdam ve Viyana Musikverein gibi dünyanın en prestijli salonlarında sahne alan Šulić, The New York Times tarafından “klasik crossover’ın zaferi” olarak tanımlanan performanslarıyla dikkat çekiyor. Sir Elton John gibi efsane isimlerle aynı sahneyi paylaşan sanatçı, arena ve stadyum konserlerinde milyonlarca dinleyiciye ulaştı. Sanatsal üretiminde besteci ve aranjör kimliğiyle de öne çıkan Luka Šulić, derinlikli yaylı orkestrasyonları ve güçlü duygusal anlatımıyla müziğinde geniş bir ilham yelpazesi sunuyor. Beethoven’dan çağdaş pop prodüksiyonlarına uzanan bu yaklaşım, klasik müziği günümüz dinleyicisiyle buluşturan güçlü bir köprü kuruyor.
2019 yılında yayımlanan Vivaldi Four Seasons albümüyle ABD Klasik Albümler listesinde 1 numaraya yükselen sanatçı, uluslararası yarışmalarda elde ettiği başarılar ve erken yaşta başlayan müzik eğitimiyle de kariyerini sağlam temeller üzerine inşa etti.