
İstanbul Modern, İzlandalı-Danimarkalı sanatçı Olafur Eliasson’un 30 yıllık kariyerinden kapsamlı bir seçkiyi “Senin beklenmedik karşılaşman” başlıklı sergi ile 9 Şubat 2025 tarihine kadar sanatseverlerle buluşturuyor.
Eczacıbaşı Topluluğu ve VitrA ana sponsorluğunda hayata geçirilen “Olafur Eliasson: Senin beklenmedik karşılaşman”, sanatçının Türkiye’deki ilk sergisi olma özelliğini taşıyor. Sergi, günümüzün en dikkat çekici sanatçılarından biri olarak kabul edilen Eliasson’un 30 yıllık pratiğini keşfetme imkânı sunarken üretiminin merkezinde yer alan temaları farklı yönleriyle keşfetmeyi sağlıyor. Yeni üretimler de dahil olmak üzere 40’a yakın yapıt yer aldığı serginin küratörlüğünü, müzenin küratöryel ekibinden Öykü Özsoy Sağnak, Nilay Dursun ve Ümit Mesci üstleniyor. Üretimlerinin izleyiciyle karşı karşıya geldiğinde tamamlandığı fikrini her zaman vurgulayan Eliasson, sanatseverlerin aktif katılımını yapıtlarının ana bileşenlerinden biri olarak tanımlıyor. İzleyiciyi dinamik keşif sürecinin bir parçası olmaya davet eden sanatçının farklı bağlam ya da ölçekte sunduğu olgular, benzersiz deneyimlere dönüşüyor.
Dünyanın farklı coğrafyalarından izler taşıyan sergideki ilk karşılaşma, sanatçının yeni müze binasına özel tasarladığı ve büyük ilgi gören mekâna özgü kalıcı yerleştirmesi Senin beklenmedik seyahatin ile başlıyor. Mimarinin dik açılarıyla zıtlık oluşturan yansıtıcı dairesel yüzeyler, sürekli dönüşen beklenmedik karşılaşmaları mümkün kılıyor. Müzenin ikinci katındaki Süreli Sergi Salonu’nda yer alan yapıtlar, sanatçının kariyeri boyunca ele aldığı algı, renk, ışık ve geometri konularının yanı sıra dünyadaki güncel tartışmalara olan ilgisini yansıtıyor. Yerleştirmeler, heykeller ve fotoğraflardan meydana gelen sergideki çalışmalar, mekânda tematik olarak bir araya getirilmiş olsa da sanatçının birden fazla konu ve kavrama odaklanan yapıtları, farklı disiplinler arasındaki ilişkileri ve geçirgenlikleri gösteriyor.
Sergi için özel olarak üretilen ve İstanbul Boğazı’nın dönüşen renklerini sergi alanına taşıyan Günbatımından şafağa, Boğaziçi adlı yapıt, renk deneyleri ve suluboyalarla devam eden sergi seyrine başlangıç oluşturuyor. Serginin girişinde yer alan ve yalos olarak da adlandırılan kütük parçaları üzerine dizilmiş el üretimi üfleme cam panellerle ziyaretçiyi karşılayan yapıt, Eliasson’un renk ve ışığa olan ilgisini suyla birleştiriyor. İstanbul Modern’in Boğaziçi’yle ilişki kuran mimarisine eklemlenen mekâna özgü çalışması Günbatımı kaleydoskobu ise Boğaz’daki hareketi ve manzarayı dönüştürerek sergi salonuna taşıyor. Yapıt, sergi kapsamında kent ve mekânla kurduğu ilişkiyle özgün bir anlatıya kavuşuyor.
Işık ve ışığın doğası da sergideki temalar arasında yer alıyor. Eliasson’un yapıtlarında öne çıkan mercekler, yansıtıcı yüzeyler, projeksiyonlar, renkli camlar ve kaleydoskoplar, sanatçının algı, mekân ve geometri üzerine yürüttüğü deneylere olanak tanıyor. Sanatçının yeni bir renk kuramı üretmek için başladığı Renk deneyleri serisinin bir parçası olan suluboya çalışmaları da sanatçının su, çevre ve renk eksenindeki üretimlerini yansıtıyor. Su temasının yanı sıra, Eliasson’un çevreyle olan ilişkisini görünür kılan yapıtları da sergi alanında ziyaretçilerle buluşuyor. İklim krizine ilişkin farkındalığı artırmak için projeler üreten sanatçının küresel ısınmanın etkilerine ve buzulların yok olmasına atıfta bulunan çalışmaları da sergide yer alıyor.
İstanbul Modern Eğitim ve Sosyal Projeler bölümü, “Senin beklenmedik karşılaşman” sergisi ile eş zamanlı olarak farklı yaş gruplarına yönelik yapıt inceleme çalışmaları ve atölyeler gerçekleştirecek. Sergi kataloğunun izleyiciyle buluşacağı İstanbul Modern Mağaza’da, Eliasson’un yapıtlarından ilhamla tasarlanan yaratıcı ve sürdürülebilir ürün seçkisi de yer alıyor.
28 Gün Sonra ve Beni Asla Bırakma filmlerinin senaristi, Ex-Machina ve Annihilation filmlerinin yönetmeni Alex Garland’ın esrik arayışlar ve cennet ütopyaları peşindeki sırt çantalı bir kuşağın hikâyesini anlattığı kült romanı Kumsal, Sibel Hacıoğlu’nun çevirisiyle İthaki Yayınları’ndan çıktı.
Oscarlı yönetmeni Danny Boyle, 2000 yılında Kumsal’ı aynı adla başrolünde Leonardo DiCaprio ile beyazperdeye uyarlamıştı.
“Her yıl kendilerine yeni yazlık cennetler keşfeden genç seyyahların efsanesi: Kumsal. Bangkok’ta kaldığı pansiyonda tanıştığı ilk kişi bileklerini kesmeden önce Richard’a bu efsanevi cennetin haritasını bırakır. Tanıştığı Fransız genç çiftle cennete doğru yola koyulduklarında ne bulacağını da kime dönüşeceğini de hayal bile edemezlerdi. Gençliğin merakı ve enerjisi, Tayland adalarının dehşetli güzelliğiyle birleşince, artık namı tüm dünyaya yayılmış Kumsal’da ürpertici bir güzelliği kâbuslara nakşediyor.”
Meşher’de sanatseverlerle buluşan “Göz Alabildiğine İstanbul” başlıklı sergi, 29 Eylül’e kadar uzatıldı.
Beş asırdan kesitler sunan “Göz Alabildiğine İstanbul” başlıklı sergide, geniş açılı İstanbul manzaralarını gösteren tablolardan gravürlere, nadir kitaplardan albümlere, panoramik fotoğraflardan Yadigâr-ı İstanbul objelerine 100'ün üzerinde eser yer alıyor. Şeyda Çetin ve Ebru Esra Satıcı’nın küratörlüğünü üstlendiği sergi, izleyicileri İstanbul’un siluetine bir uçtan bir uca bakmaya davet ediyor. Ömer Koç Koleksiyonu’nda yer alan eserlerden oluşan sergi, İstanbul’un Osmanlı payitahtı olduğu, 15. yüzyıldan 20. yüzyılın ilk çeyreğine uzanan bir zaman dilimini kapsıyor.
Sergide farklı kişilerin eserleri bir araya geliyor. Gemi kaptanından seyyahlara, askerlerden elçilere, yazar, ressam ve fotoğrafçılardan mimar ve şehir plancılarına kadar Batılılar tarafından bazen politik veya askeri bazen estetik amaçlarla üretilen eserlerde farklı teknikler öne çıkıyor. Yapıldıkları dönemin diplomatik ilişkilerine, şehrin geçirdiği dönüşümlere, çok kültürlü yapısına ve sosyal yaşamına ait izler bulunduran görüntülere yazılı kaynaklardan alıntılar eşlik ediyor. Bu alıntılar Batılı eser sahiplerinin bakış açısı ile 19. yüzyıl ve erken 20. yüzyıl Osmanlı/Türk edebiyatından sanatsal üretimler arasında bir diyalog imkânı yaratıyor. Sergi, güzelleme yapmak yerine anlatının çeşitliliğini, tasvirlerin farklılığını incelemeye davet ediyor.
Sergilenen eserler arasında; İngiliz ressam Henry Aston Barker’ın 1800 yılında Galata Kulesi’nin tepesinden çizdiği eskizlere dayanarak oluşturduğu İstanbul Panoraması, elçilik sekreteri olarak İstanbul'da bulunan Philipp Franz von Gudenus’un 1741’de İsveç Elçiliği’nin çatısından yaptığı çizime ait gravür, Joseph Schranz’ın Karadeniz’den Marmara Denizi’ne Boğaz panoraması yer alıyor. Ayrıca bilinen en eski 360 derecelik panoramik İstanbul fotoğraflarını çeken sanatçı olarak tarihe geçen James Robertson’ın Bayezid Kulesi’nden çektiği Mayıs 1854 tarihli fotoğrafın sanatçının imzasını taşıyan ithaflı albümünü de sergide izleyici karşısına çıkıyor. Sergide yer alan eserlerden en eskisi Hartmann Schedel’e ait Liber chronicarum (1493) iken, en yakın tarihli eserler arasında ise Alexandre V. Pankoff’un özgün tasarım ve resimlerini içeren albümü (1922-1924) bulunuyor.
“Göz Alabildiğine İstanbul” sergisinde, şehri bir uçtan bir uca izleme imkânı veren panoramik eserler birbirinden ilginç detaylar da barındırıyor. Yerel kıyafetler içinde esnaf, öküz arabasında giden kadınlar, şapkalarıyla ayırt edilen Batılılar, çocuklar ve şehrin dört ayaklıları, İstanbul'un siluetini tamamlayan unsurlar olarak öne çıkıyor.
Peter Singer ve Jim Mason’ın yediklerimizin tüm canlıları nasıl etkilediğine ve nasıl daha etik gıda seçimleri yapabileceğimize dair düşündürücü bir bakış açısı sundukları çalışmaları Aslında Ne Yiyoruz, Nasıl Yiyoruz? - Gıda Tercihlerimiz Neden Önemli?, Pelin Sertoğlu Hız’ın çevirisiyle Ayrıntı Yayınları’ndan çıktı.
Kitap; okurlara bilinçli, sağlıklı ve daha insani gıda seçimleri yapabilmek için yol gösterecek beş ilke sunuyor. Organik çiftçilik, adil ticaret, ticari balıkçılık gibi meseleleri tüm ayrıntılarıyla ele alırken sürdürülebilirlik kavramının karmaşık dinamiğini inceliyorlar.
Singer ve Mason, bu serüvene beslenme şekilleri birbirinden tamamen farklı üç Amerikalı ailenin yeme alışkanlıklarını inceleyerek başlıyor ve tükettikleri yiyeceklerin kaynağına giderek, üretim ve pazarlama aşamalarında gündeme gelen ahlaki meseleleri irdeliyor. Satın aldığımız ürünlerdeki “Organik” ve “Adil Ticaret” gibi etiketlerin geçerliliğini araştırırken, tesislerdeki işçilerin çalışma koşullarını gözler önüne seriyor.
ENKA Sanat’ın açık hava mekânı ENKA Açıkhava Tiyatrosu, 27 Haziran-04 Eylül tarihleri arasında konserler, tiyatrolar, müzikaller, performans ve stand up gösterilerinden oluşan etkinlik programına ev sahipliği yapacak.
Program kapsamında yapım sponsorluğunu ENKA Sanat’ın üstlendiği Işıl Kasapoğlu belgeseli 10 Temmuz’da prömiyer yaparken, Başka Sinema iş birliğinde hazırlanan film gösterimleri 1-28 Ağustos tarihleri arasında izleyicilerle buluşacak. Yapımcılığını Porte Film, yönetmenliğini ise Selçuk Metin’in üstlendiği belgeselin proje danışmanlığını Serkan Keskin, görüntü yönetmenliğini Emre Okur yaptı. Belgesel, Işıl Kasapoğlu’nun tiyatroyla tanıştığı ilk günden bugüne dek dolu geçen sanat hayatını ve yer yer özel hayatından kesitleriyle izleyiciye sunacak. Işıl Kasapoğlu belgeseli, 10 Temmuz akşamı prömiyerini yaptıktan sonra 4 Eylül’de de gösterilecek.
Etkinlikler 27 Haziran’da Türk pop müziğinin önemli kadın vokallerinden Sertab Erener ile gitarist, söz yazarı ve besteci Emre Kula konseriyle başlayacak. Komedyen Kaan Sekban “Tek Kişilik Gösteri” ile 1 Temmuz gecesi ENKA Açık Hava Tiyatrosu’nda izleyicilerle buluşacak. Dünyaca ünlü piyanist ve besteci Fazıl Say ile flüt sanatçısı Aslıhan And, 5 Temmuz'da ENKA Açık Hava Tiyatrosu’nda gerçekleşecek ilk düo konserle sanatseverlerle bir araya gelecek. Konserde ilk olarak Fazıl Say, G.Gershwin’in eserinden uyarladığı “Summertime”ı ve pandemi döneminde bestelediği “Yeni Hayat”, Op.99 piyano sonatını çalacak. Ardından Fazıl Say ve Aslıhan And, F. Schubert’in “Arpeggione”, La minör D821 ve C. Franck’ın “La majör” piyano ve flüt sonatı eserlerini yorumlayacaklar. Konserin sonunda ise yine çok özel bir eser yer alacak; Fazıl Say’ın piyano ve flüt için bestelediği “Portreler”, Op.101. Sanatçının Türkiye’de kültür sanat hayatına yön vermiş veya katkı sağlamış değerli isimlere ithafen bestelediği ve tamamı sekiz portreden oluşan eserin “Babam Ahmet Say” ve “Şarık Tara” bölümleri gecede dinleyenlere sunulacak. Kenan Doğulu, 8 Temmuz gecesi İhtimaller caz projesi ile ilk kez ENKA Açık Hava Tiyatrosu’na konuk olacak. Konserde Doğulu’nun hit parçaları caz müziğiyle bir araya gelecek.
ENKA Açık Hava Tiyatrosu, 12 Temmuz’da Işıl Kasapoğlu’nun yönetmenliğini yaptığı Hamiyet müzikaline ev sahipliği yapacak. Peyk’in ilk müzikali olma özelliği taşıyan ve gerçek bir hikâyeden uyarlanan Hamiyet, 80’ler darbesiyle birlikte daha da yoksullaştırılan ve dayanışma hakkı elinden alınan fabrika işçilerinin dünyasında hem bir emekçi hem anne hem de kadın olmanın tüm yükünü sırtlamış bir hayalperestin, yani Hamiyet’in hikâyesine odaklanıyor. Kerem Kurdoğlu’nun yazdığı ve Naz Erayda ile birlikte yönettiği, ses, söz ve hareket parçalarından oluşan, alıştığımız tanımlara sığmayan bir gösteri olan Geçen Gün, 19 Temmuz akşamı ENKA Açık Hava Tiyatrosu’nda sahnelenecek.
Anadolu ezgilerini, Türk Halk Müziği eserlerini yerel enstrümanlar ile Batı müziği enstrümanlarını harmanlayıp altyapılarıyla düzenleyerek kendi tarzlarını oluşturan Barabar, 22 Temmuz’da ENKA Açık Hava Tiyatrosu’nda sahne alacak. Kargo ve Mor ve Ötesi gruplarıyla tanınan Koray Candemir ve Harun Tekin, 24 Temmuz’da ENKA Açık Hava Tiyatrosu’nda buluşacak. İkili, 10 yıldır gerçekleştirdikleri özel gösterileri Şakalı Akustik ile seyircilerle bir araya gelecek. Redd’in 2010 yılında gerçekleştirdiği “Softcore” adlı konuklu akustik konser serisi, yıllar sonra 26 Temmuz’da Enka Açık Hava Tiyatrosu’nda müzikseverlerle buluşacak.
ENKA Sanat’ın programı hakkında detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.
Cendere Sanat Müzesi’nin bahçesinde yer alan 395 yaşındaki ulu çınarın bilgeliğinden ve kentsel müştereklerden ilham alan “Ağaçlar Konuşunca” sergisi 30 Ağustos tarihine kadar uzatıldı.
Derya Yücel, Ebru Yetişkin, Esra Aliçavuşoğlu ve Marcus Graf’ın küratörlüğünü üstlendiği “Ağaçlar Konuşunca” sergisi, Ekim 2022’de kapılarını açan Cendere Sanat Müzesi’nin bahçesindeki 395 yaşındaki ulu çınardan ilham alıyor. Sergide; Alican Okan, Ardan Özmenoğlu, Ayşegül Karakaş, Azade Köker, Balkan Karışman, Bilal Hakan Karakaya, Burçin Başar, Cevdet Mehmet Kösemen, Esra Özdoğan, Evren Erol, Gözde İlkin, Ilgın Seymen, İsmail Eğler, Meltem Şahin, Mert Acar, Murat Germen, Nalan Yırtmaç, Sanem Tufan, Seçil Büyükkan, Sinem Dişli, Sokak Otları (Kerem Ozan Bayraktar), Tayfun Erdoğmuş, Uğur Bişirici, Uğur Engin Deniz, Umut Erbaş ve Yusuf Aygeç’in eserleri izleyici karşısına çıkıyor.
“Ağaçlar Konuşunca” sergisi, dünyalı bir varlık olmanın temelinde birbiriyle dayanışmanın da yer aldığını ve bu dayanışmanın ise hiçbir zaman sadece insanlar arasındaki ilişkilerle sınırlı kalamayacağını iddia ediyor. Günümüzde insanlar, ağaçlar, dereler, hayvanlar, bitkiler, mineraller, kültürel miraslar ve makinaların giderek birbirine benzer kaderleri paylaştığı daha çok tartışılıyor. Donna Haraway’in ifadesiyle, bugün “yoldaş türler” giderek birbirleriyle hayati ilişkiler, anlatılar ve b(ağ)lar kuruyor. Sergi, artık bizi ve diğer türleri bir beladan ve felaketten diğerine sürüklemeyen bir müşterek düşünme ve birlikte yaşama biçimi bulmayı amaçlıyor. Birbirinden farklı sesleri, hikâyeleri ve kolektif ifade biçimlerini duyabilme ve tanıyabilme yetisini güçlendirmeye yönelik bir çağrı olarak tasarlanan sergide farklı disiplinlerden eserler izleyici karşısına çıkıyor. Çeşitli ve bilmediğimiz dillerle, buluntu seslerle, karşılaşmadığımız bilgilerle, spekülatif kurgularla, tanıdık olmayan yüzlerle ve tuhaflıklarla ilişki kurabilme olanaklarını çoğaltmak ve “müşterekler lehine” uzlaşmanın yollarını keşfetmek, bugün daha demokratik bir toplum arzusunun günümüzdeki yankısı olarak karşılık bekliyor.
Gerald Maclean’ın Avrupa Rönesansı’nı Batı merkezli bir olgu olarak görmeye meydan okuyan çalışması Rönesans'a Yeniden Yön Vermek – Doğu ile Kültürel Değişimler, Didem Kaya Bayram’ın çevirisiyle Ketebe Yayınları’dan çıktı.
Rönesans’a Yeniden Yön Vermek, farklı disiplinlerden alanında uzman isimleri bir araya getirerek Rönesans ile alakalı yanlış anlaşılmış, yorumlanmış ya da göz ardı edilmiş bazı tarihsel kanıtlara dikkat çekiyor. Bu kanıtlar, bugün varlığını sorgulamadan kabul ettiğimiz sınırlar çizilmeden önce Doğu ve Batı’yı birbirine bağlayan karşılıklı etkileşimlere ve güçlü bağlantılara işaret ediyor.
“Tarihin kabul ettiği sınırlar içinde, geçmişe şöyle bir baktığımızda 13. yüzyıldan 17. yüzyıla uzanan, bilim ve sanatta birçok yeniliğe sahne olmuş Rönesans için Avrupa merkezli bir hareketti, diyebiliriz. Peki, ya Avrupa sınırlarının dışına çıktığımızda?”
İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından +1’in katkılarıyla düzenlenen +1 Sunar: Gezgin Salon Festivali, bu yıl 29-30 Haziran’da Bonus Parkorman’da gerçekleşecek.
+1 Sunar: Gezgin Salon Festivali’nde sahne alacak isimlere alternatif rock’ın önemli seslerinden Travis ve elektro gitar üstadı Miles Kane eklendi. Daha önce açıklanan isimlere; Parcels, La Femme ve Stavroz’dan sonra geçtiğimiz günlerde Büyük Ev Ablukada, ENGIN, Hey! Douglas, Monsieur Minimal, Oceanvs Orientalis, Bade ve Elektro Hafız eklenmişti. Ayrıca bu yıl, +1 Sunar: Gezgin Salon Festivali ve Tuz Biber iş birliği ile +1 Komedi Salonu gerçekleştirilecek. Bonus Parkorman’ın yenilenen amfisinde stand-up gösterileri her iki gün de festivalin tuzu biberi olacak, ayrıntılı program çok yakında açıklanacak.
The Man Who ve The Invisible Band gibi albümleri milyonlarca satan, bugüne dek Glastonbury gibi festivallerin en büyük isimleri arasında yer alıp Coachella, Fuji Rock ve daha nicelerinde olağanüstü setlerle izleyici karşısına çıkan Travis, mayıs ayında Salon İKSV’de iki konser veren Miles Kane, yerli müzik sahnesinin en sevilenlerinden, son albümü Defansif Dizayn’la dinleyicilerine yepyeni bir deneyim sunan Büyük Ev Ablukada, geniş müzikal yelpazesi ve kendine has performansıyla ENGIN, break beat, disco ve funk ile zenginleştirdiği coğrafi ezgileriyle Hey! Douglas, vintage synth ve gitarları ve şehvetli vokali ile Yunanistan’ın güncel indie-pop öncüsü Monsiuer Minimal, elektronik müziğin sınırsız imkânlarını kullanarak dünyanın bütün bir ses mirasını müziğinde eriten Oceanvs Orientalis, prodüktörlükten şarkı yazarlığına uzanan çok yönlülüğüyle alternatif popun çıtasını yükselten Bade ve düğün müziğini hipnotik bir boyuta taşırken mizahı da elden bırakmayan Elektro Hafız festival kapsamında dinleyicilerle buluşacak.
29-30 Haziran’da Bonus Parkorman’da gerçekleşecek +1 Sunar: Gezgin Salon Festivali’nin biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.
Çağdaş sanat alanındaki gelişmeleri desteklemek ve genç sanatçılara destek olmak amacıyla Resim ve Heykel Müzeleri Derneği ve Akbank Sanat iş birliğiyle düzenlenen “Akbank 42. Günümüz Sanatçıları Ödülü” sergisi, 31 Temmuz’a kadar Akbank Sanat binasında sanatseverlerle buluşuyor.
Aslı Seven’in küratörlüğünde, “Gelecek-geçirmez” temasıyla gerçekleşen sergide, günümüz toplumsal hayatın sağlıktan finansa, kurumsal iletişimden iklim değişikliğine uzanan tüm alanlarında geleceği kontrol altına alma pratiklerini ve öznel yorumlarını katarak farklı tekniklerle hayata geçiren genç sanatçıların eserleri yer alıyor. Jüri üyelerinin yaptığı değerlendirilmelerle 22 sanatçı, sanatseverlerle eserlerini bu sergi ile buluşturma fırsatı yakalıyor. 42 yıldır aralıksız düzenlenen sergi; genç sanatçıların, sanatseverler ve sanat profesyonelleriyle buluşmasını sağlıyor.
Sergide; Büşra Aydagün, Hamide Çelik, Beyza Durhan, Nejbir Erkol, Seda Gecü, Ekin Göre, Güler Güçlü, Serenay Gülyağcı, Kıvılcım S. Güngörün, Akın Güreş, Tekin Karakuş, Ekin Keser, Ecem Dilan Köse, Sıla Sevcan Örün, Nazan Özaras, Yusuf Özcan, Anı Ekin Özdemir, Baran Efe Öztürk, Edanur Sabuncu, Berk Şenol, Can Yıldırım, Damla Yücebaş’ın eserleri yer alıyor.
Künye:
1. Sevcan Örün
2. Nazan Özaras
3. Yusuf Özcan
4. Hamide Çelik
5. Ecem Dilan Köse
6. Serenay Gülyağcı
Cat Bohannon’un kadın bedeninin insanın 200 milyon yıllık evrimine nasıl liderlik ettiğini anlattığı kitabı Havva, Elif Günay’ın çevirisiyle hep kitap’tan çıktı.
Havva şu soruları takip ediyor ve cevaplıyor: Kadınlar neden erkeklerden daha uzun yaşıyor? Kadınların Alzheimer hastası olma ihtimali neden daha yüksek? Cinsiyetçilik evrimi nasıl etkiliyor? Kızlar neden ergenliğe kadar akademik testlerde bütün alanlarda erkeklerden daha iyi sonuçlar elde ederken ergenlikten sonra dengeler değişiyor? Neden kadınlar menopozda her gece ter içinde uyanıyor? Sadece insanlık tarihinin kapsamlı bir analizini değil, aynı zamanda uzun süredir erkek bedenine odaklanan dünya için bir düzeltme önerisi sunuyor.
“Cinsiyetlendirilmiş bir tür olduğumuz için Homo sapiens olmanın ne demek olduğundan bahsederken hesaba katmamız gereken önemli şeyler var. Kadın vücudunu da resme dahil etmemiz gerekiyor. Etmediğimizde ödün verdiğimiz tek şey feminizm olmuyor. Yarımızın memeleri olduğu gerçeğini görmezden geldiğimizde modern tıp, nörobiyoloji, paleoantropoloji ve hatta evrimsel biyoloji de zarar görüyor.”