
Çağdaş klasik müziğin en önemli isimlerinden Ludovico Einaudi, 11 Eylül akşamı Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu’nda konser verecek.
Müzikal yolculuğuna amatör bir piyanist olan annesinin rehberliğinde başlayan Ludovico Einaudi, ardından Azio Corghi, Luciano Berio ve Karlheinz Stockhausen gibi saygın öğretmenlerin rehberliğinde olduğu gibi, Torino Konservatuvarı ve Milano Konservatuvarı gibi kurumlarda eğitim aldı. Einaudi’nin kariyeri, bale, sinema ve tiyatro için bestecilik yaparak, çok yönlülüğünü ve yaratıcı derinliğini sergileyerek gelişti.
Le Onde ve I giorni gibi albümlerinde klasik zarafeti çağdaş yenilikle birleştirerek dikkatleri üzerine çekti. Virginia Woolf’un Dalgalar eserinden ilham alan ruhani manzaralardan “Una mattina”nın içe dönük derinliklerine ve “Divenire”nin genişletilmiş senfonilerine kadar, Einaudi’nin müziği sınırları aşıyor, dinleyicileri duygusal ve içsel bir yolculuğa çıkartıyor. Ludovico Einaudi büyüleyici melodileri ve performansıyla izleyicileri unutulmaz bir müzik şölenine davet ediyor.
11 Eylül akşamı Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu’nda gerçekleşecek Ludovico Einaudi konserinin biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.
Suna ve İnan Kıraç Vakfı Pera Müzesi’nin İstanbul’daki mevcut sanat kurumlarına ve kentsel çevrelerine dair çoklu bakış açılarını, yüksek kültür ve popüler kültür arasında hareket ederek bir araya getiren yeni sergisi “Ters Yüz PƎRⱯ” 18 Ağustos'a kadar sanatseverlerle buluşuyor.
Pera Müzesi, ziyarete açıldığı 2005 yılından günümüze uzanan, üniversitelerle iş birliği yaparak gerçekleştirdiği gelenekselleşmiş sergileri “Ters Yüz PƎRⱯ” ile devam ediyor. Bauhaus-Universität Weimar’dan Prof. Mona Mahall ve Yelta Köm yürütücülüğündeki “Temsil Pratikleri ve Politikaları” bölümü ve Bremen Sanat Üniversitesi’nden Prof. Aslı Serbest yürütücülüğündeki “Geçici Mekânlar” bölümü iş birliğiyle düzenlenen “Ters Yüz PƎRⱯ”, küresel kapitalist ilişkileri ve yerelleşmiş kültürel pratikleri araştırıyor. Ayrıca mimarinin, kurumların kentsel çevreleriyle ilişkilerinde hem kurucu hem de açığa çıkarıcı bir rol oynayarak bu kurumların belirli bir yer ve zamanda nasıl aracılık ettiğini ve işlediğini inceliyor. Yerel, kâr amacı gütmeyen sanat mekânlarına odaklanan ve kamusal programına kültür-sanat çalışanları ile ziyaretçileri de dahil eden sergi, alternatif değerler üzerine düşünüyor, değerlendirmeler yapıyor.
Suna ve İnan Kıraç Vakfı Oryantalist Resim Koleksiyonu’nda yer alan iki tablodan hareketle yola çıkan “Ters Yüz PƎRⱯ” sergisi üç bölümden oluşuyor. “Küreseller” bölümünde, ışıklı tabelaların, havuzların, Guzmanya bitkisinin ve deterjan kokularının adaptasyonları küresel kenti bir harabe olarak taklit ve teşhir ederken, Pera Müzesi’nin Art Deco kafesinden ödünç alınan avize de kurumun cazibeli kırılganlığının altını çiziyor. “Basamaklar”, dünyayı ya da bu bağlamda Pera bölgesinin merdiven ve rampalarla dolu karmaşık ve parçalı kentsel topografyasını temsil etmenin imkansızlığıyla oluşan travmayı işaret ediyor. Bu basamaklar, özellikle Bauhaus modernizminin ve genel olarak Batılılaşmış bir modernitenin yaygınlaştırdığı evrenselci biçim ve norm hayalini absürt hale getiriyor. “Spekülasyonlar” ise süregelen eşitsizlikleri ve şiddeti farklı bir şekilde harekete geçirerek gitgide soyutlaşan küresel ekonomik, politik, estetik spekülasyon ve değerlendirme süreçlerini yorumluyor. Yerel, kâr amacı gütmeyen sanat mekânlarına odaklanan ve kamusal programına kültür-sanat çalışanları ile ziyaretçileri de dahil eden sergi, alternatif değerler üzerine düşünüyor, değerlendirmeler yapıyor. “Ters Yüz PƎRⱯ”, kendini hem giderek birbirine bağlanan hem de parçalanan bir dünyada kurumların rolünü keşfetmek için ortaklaşa bir pratiği benimseyen bir kurum olarak öneriyor. Sergi; İstanbul, Ankara, İzmir, Tahran, Hong Kong, Osaka, Berlin, Weimar ve Almanya’nın diğer kentlerinden sanatçı, mimar ve araştırmacıları bir araya getiriyor.
Serginin katılımcıları arasında; Anıl Aydınoğlu, Arın Aydın, Aslı Serbest, Ayça Tuğran, Çisel Karacebe, Celal Orkun Gözübüyük, Dorian Beer, Elizaveta Boucke, Elif İmre Bilgin, Helen Christina Hümmer, Iben Schneider, Jolina Mix, Jisu Kim, Kitman Yeung, Leonie Link, Mona Mahall, Negar Rahname, Talia Ölker, Yelta Köm ve Yuhe Lin yer alıyor.
Künye:
1. Kolektif Çalışma, Temas Fanzinleri, 2023. Dijital tarama
2. Ayça Tuğran, Etnik Set, 2024. Alçı nesneler serisi
3. Leonie Link, Geçirgen Sınır Bordür, 2024. Dokuma yerleştirme
4. Jisu Kim, Dengesizlik Formu, 2024. Yerleştirme
5. Temas Fanzinleri, 2023. Dijital tarama
6. Kitman Yeung, "Maskeleme, Kentsel Dönüşümler", 2024. Dokuma yerleştirme
Margaret Atwood’un okurunu edebiyatın devasa labirentinde bir gezintiye çıkardığı yazılarından oluşan Çırak Sihirbaz - Yazarlar, Kahramanlar, Hikayeler ve Hayat, Solina Silahlı’nın çevirisiyle Doğan Kitap’tan çıktı.
George Orwell’den Marquez’e; Calvino’dan Le Guin’e; Virginia Woolf’tan Toni Morrison’a yazarlar; Damızlık Kızın Öyküsü’nden 1984’e, Yeşilin Kızın Anne’den Sevilen’e kitaplar; Grace’ten Winston Smith’e kahramanlar; doğaüstü varlıkların cirit attığı masallar, fantastik romanlar, evin bodrumunda açgözlü bir hevesle okunan tüm kitaplar bu kitapta okuru bekliyor.
Atwood; Afganistan’dan Kanada’ya coğrafyalar; yazmalarına şaşırılan, yazdıkları ayıplanan kadınlar; bir romanın doğuş serüveni; kitaplarla hayatın buluştuğu o şaşırtıcı ve sevinçli sahneler; kadın karakterlerin gücü ve güçsüzlüğü; feminist edebiyat eleştirisinden yeniden okunan anlatılar; bizi dünyanın geri kalanıyla birleştiren dertler içinde bilgelikle süzülüyor.
“Kadınların yazar olarak karşılaştıkları zorluklardan bahsedebilirim. Örneğin; bir kadın yazarsanız, bazen herhangi bir yerde size şu soru sorulabilir: Kendinizi önce yazar olarak mı, yoksa kadın olarak mı görüyorsunuz? Dikkat edin. Bunu soran kişi hem yazmaktan hem de kadınlardan nefret eden ve korkan biridir.”
Atlantis Yapım organizasyonuyla gerçekleşecek Paribu Harbiye Açıkhava Konserleri 19 Haziran’da başlıyor. Kenan Doğulu, Bülent Ortaçgil, Emir Can İğrek, Mabel Matiz, Şevval Sam ve Zeynep Bastık Harbiye Açıkhava’da izleyicilerle buluşacak.
Paribu Harbiye Açıkhava Konserleri 19 ve 20 Haziran akşamı saat 21.00’de gerçekleşecek Kenan Doğulu konseriyle başlayacak. 26 Haziran’da Bülent Ortaçgil, “Kadın Sesi Değmiş Şarkılar” projesi ile müzikseverlerle buluşacak. Bülent Ortaçgil’in konseri; Zuhal Olcay, Ceylan Ertem, Jehan Barbur, Melike Şahin ve Sena Şener’i de aynı sahnede buluşturacak. Emir Can İğrek, 27 Haziran akşamı Harbiye Açıkhava’da sahne alacak. Bu yaz Paribu Harbiye Açıkhava Konserleri’nde en çok sahne alacak isimlerden biri olan Mabel Matiz ise toplamda sekiz konser verecek. Sanatçı, ilk olarak 28 ve 29 Haziran’da dinleyicilerle buluşacak. 30 Haziran akşamı Paribu Harbiye Açıkhava Konserleri kapsamında 30. yıl konserini gerçekleştirecek olan Şevval Sam, sanat hayatında geride bıraktığı 30 yılı sahnede hayranları ile birlikte kutlayacak. Zeynep Bastık ise 1 Temmuz’da konser verecek.
Paribu Harbiye Açıkhava Konserleri’nin biletlerini Biletix ve Bubilet üzerinden satın alabilirsiniz.
Will Heinrich’in insan ruhunun kötücül doğasını ve karanlık köşelerini keşfe çıktığı romanı Kralın Laneti, Zeynep Enez’in çevirisiyle Jaguar Kitap’tan çıktı.
Tüyler ürpertici bu roman olayların sadece karakterler arasında değil, aynı zamanda gizliden gizliye okurla karakterlerin arasında da geçtiği kitaplardan.
Joseph Malderoyce çok genç yaşta resme başlar ama Mondrian’ın resimleriyle tanışınca asla onun kadar iyi bir ressam olamayacağını anlayıp vazgeçer. Tüberküloza takıntılı şekilde merak duyan, felsefi görüşlü biridir Joseph. Ailesinden yüklü bir miras kalınca, çalıştığı hukuk firmasından istifa eder ve ülkenin en kuzeyinde küçük bir kasabaya yerleşir. Orman kenarındaki evinde münzevi bir hayat sürerken bir sabah verandasında uyuyan, fena halde dövülmüş bir çocuk bulur.
Kimsesiz ve yardıma muhtaç olduğu anlaşılan Abel, böylece Joseph’ın hayatına girer ve çok geçmeden onun en yakını olur. Ama ilişkileri ilerledikçe, şeytani bir zekâya sahip Abel’ın davranışları tuhaflaşmaya başlar. Sonunda Joseph, evinde kendi eliyle beslediği bu sorunla yüzleşmek zorunda kalır.
İş Sanat, bayram tatili dönemine özel olarak düzenlediği çeşitli atölyeleri 18-30 Haziran tarihleri arasında Türkiye İş Bankası Resim Heykel Müzesi’nde çocuklarla buluşturacak.
Çocuklar ücretsiz olarak gerçekleştirilecek atölyelerde Türkiye İş Bankası Resim Heykel Müzesi’ndeki eserleri ve sanatçılarını tanırken aynı zamanda eserlerin üretim teknikleri, sergilenmesi ve restorasyonu hakkında bilgi edinecek; tablolar ve heykellerden ilhamla kendi ürünlerini tasarlayacak.
18-30 Haziran tarihleri arasında gerçekleşecek ücretsiz atölyeler hakkında ayrıntılı bilgiye buradan ulaşabilir, rezervasyon yaptırmak için rhm.atolye@issanat.com.tr adresine e-mail atabilirsiniz.
Atölye Programı:
Benim Kumbaram
18 Haziran Salı, 13.00
Yaş grubu: 6-9 yaş
GEÇMİŞTEN GELEN MİSAFİR
19 Haziran Çarşamba, 14.00 & 22 Haziran Cumartesi, 16.00
Yaş grubu: 7-12 yaş
Kartpostallarda Saklı İstanbul Hatıraları
20 Haziran Perşembe, 14.00
Yaş grubu: 7-12 yaş
Fikret Mualla ve Abidin Dino’dan İlhamla Kartpostallarla Dostluk Atölyesi
21 Haziran Cuma, 13.00
Yaş grubu: 7-12 yaş
Eserleri Koruyor, Onarıyorum
23 Haziran Pazar, 16.00
Yaş grubu: 9-12 yaş
Zühtü Müridoğlu’ndan İlhamla Yaratıcı Heykel Atölyesi
30 Haziran Pazar, 16.00
Yaş grubu: 9-12 yaş
Arter’de sanatseverlerle buluşan “Farz Et Ki Sen Yoksun” ve “GLOSSOLALALA” sergileri kapsamında 26 ve 27 Haziran’da iki söyleşi gerçekleştirilecek.
Sanat tarihçisi Claudia Swan’ın Arter’in ilk özel koleksiyon sergisi “Farz Et Ki Sen Yoksun” bağlamında yapacağı konuşma “Bir Harikalar Diyarı” başlığıyla 26 Haziran Çarşamba akşamı 19.00’da sanatseverlerle buluşacak. “Nadirlik” ve “hayret” kavramlarını merkeze alan bir konuşmada, Swan, sergiye eşlik eden kitap için kaleme aldığı “Bir Harikalar Diyarı” başlıklı metniyle de ilişki kuran konuşmasında özel koleksiyonların doğuşunu şekillendiren nadire kabineleri üzerinden sanat tarihine kapsamlı bir bakış sunacak. Swan konuşmasında ayrıca bu koleksiyonların uyandırdığı “hayret” duygusunun, insanın tarih boyunca süren öğrenme ve keşfetme arzusuna dair neler söylediğine de değinecek.
27 Haziran Perşembe akşamı 19:00’da Johanna Gustafsson Fürst ve Dilek Winchester’ın bireysel üretimlerini bir araya getiren “GLOSSOLALALA” sergisi bağlamında düzenlenecek etkinlikte, iki sanatçı ve küratör Selen Ansen, süreci ve serginin çoksesli yapısını odağına alan bir söyleşi gerçekleştirecek. Tekil sanatsal pratiklerle ortak bir deneyim alanı yaratmanın ve çok sesli birliktelikler inşa etmenin imkânlarını irdeleyen “GLOSSOLALALA” sergisi, sanatçıların dil meselesi etrafında kurguladıkları ve dili ses, yazı, beden ve mekânla ilişkilendiren yapıtlarından oluşuyor. Söyleşide Johanna Gustafsson Fürst, Dilek Winchester ve Selen Ansen eserlerin mekânla, birbirleriyle ve yaşamla kurdukları ilişkilerin izini sürecek.
Arter Öğrenme Programı’nın Yorumlama Etkinlikleri kapsamında ücretsiz olarak düzenlenen etkinliklere kayıt yaptırmadan katılabilirsiniz.
Künye:
1. "Farz Et Ki Sen Yoksun" Sergiden yerleştirme görüntüsü Küratör: Selen Ansen Arter, 2024 Fotoğraf: Orhan Cem Çetin
2. "GLOSSOLALALA" Sergiden görünüm Küratör: Selen Ansen Arter, 2024 Fotoğraf: flufoto (Barış Aras ve Elif Çakırlar)
Lesley M. M. Blume’nin gençlerin kendi benliklerini keşfetmeleri ve sınırlarını zorlamaları için ilham verici bir öykü anlattığı Alice’in Dünya Turu adlı romanı Genç Timaş’tan çıktı.
Alice için yaz tatili deniz manzaralı Fransız villasına vardıklarında başlar. Bu tatil Alice’in annesinin kaybıyla başa çıkmayı ve hayattan yeniden zevk almayı öğrenmesini sağlar. Blume, yaz tatili boyunca sanat, edebiyat ve dans gibi konularda didaktik olmayan bir eğitim almak, okul dışı öğrenmenin ve kitap okumanın önemini ve değerini vurguluyor bu kitabıyla.
“Yakın zamanda annesini kaybeden Alice, bakıcısının verdiği derslerden kaçmak için her şeyi yapardı. Bir gün, sıkıntıdan sersemleyip uyuyakalınca bakıcısı panikleyip bir doktor çağırır. Doktor ziyareti sonrası, Alice’in babası onun bu hallerinden endişelenir ve onu eski haline döndürmek için hayat dolu aile dostlarının yanında bir tatile yollar.
Deniz manzaralı Fransız villasına vardıklarında, Alice için muhteşem bir yaz başlar. Yalınayak koşturduğu, eşeklere bindiği ve dönemin ünlü isimleriyle tanıştığı bir yaz tatili… Pablo Picasso ile bir hurdalığı ziyaret eder ve sanat eserine dönüştürecek nesneler bile arar. Ballet Russes ile gök cisimlerinden esinlenen büyüleyici bir dans sergiler ve Zelda ve F. Scott Fitzgerald ile büyülü maceralar yaşar.”
Uluslararası Gezici Filmmor Kadın Filmleri Festivali, 21’inci yılında 20-30 Haziran tarihleri arasında sinemaseverlerle buluşacak.
Pandemi nedeniyle üç yıldır çevrim içi olarak gerçekleştirilen Gezici Filmmor Kadın Filmleri Festivali, bu yıl İBB Beyoğlu Sineması, Fransız Kültür Merkezi ve İBB Mahalle Evleri’nde izleyicileri ağırlayacak. “Kadınların Sineması”, “Parola: Barış”, “Yerel Siyaset Yerinden Sinema”, “Feminist Bellek”, “Hak Odaklı Sinema” bölümlerinde filmler, forumlar, atölyeler ve film sonrası söyleşilere ev sahipliği yapacak festival, “Sektör Buluşmaları” bölümünde ise bu yıl film eleştirmenlerini konuk edecek. Festival açılışında Filistin’de devam eden savaşa odaklanacak. Filmmor’un sosyal medya hesaplarından paylaşılacak linkle sinemaseverler açılış filmi Filistin’i İşlemek’i açık seansta izleyebilecek.
“Feminist Bellek” bölümünde Kim Mihri ve Retroterapi filmleriyle hafızaları tazelemeye hazırlanan 21. Filmmor, Türkiye’de “sinemanın kadınları”ndan “kadınların sineması”na varılmasını mümkün kılan yönetmenlerden Bilge Olgaç’ı, 30. ölüm yıldönümü vesilesiyle Kaşık Düşmanı filmiyle anacak.
Collect Gallery, Zafer Akşit’in “Bunu İzleyebilir Miyim Bilmiyorum” başlıklı kişisel sergisini 30 Haziran’a kadar Juma binasındaki mekânında sanatseverlerle buluşturuyor.
“28 Mart 1757 tarihinde, binlerce kişiden oluşan büyük bir seyirci kitlesi Robert-François Damiens’nin idamına tanıklık etmek için Place de la Grève meydanında toplandı. Kral 15. Louis’ye suikast girişiminde bulunan Damiens, girişiminde başarısız olmuş olsa da vatana ihanet ya da kral katili gibi en ağır suçlar için verilen son derece korkunç bir ceza olan dörde bölme yöntemi (quartering) ile parçalanarak öldürülme cezasına çarptırılmıştı. Bu korkunç cezanın infazı, Fransız Devrim’inde Kral 16. Louis’yi idam eden cellat olarak ünlecek olan kraliyet celladı Charles-Henri Sanson tarafından gerçekleştirilecekti. Sanson, Damiens’nin kollarını ve bacaklarını dört farklı ata bağlarken, büyük kalabalık şahit olacakları korkunç gösteriyi endişeli ama hevesli bir sabırsızlıkla beklemekteydi. Atlar karşılıklı yönlere sürüldüğünde ise seyircilerin şevkli bekleyişi, meydanı dolduran nefret dolu bağırışlar, sevinç̧ tezahüratları ve gök gürültülü alkışlarla coşku dolu bir cümbüşe dönüştü.
Bu gibi halka açık infazlar, tarih boyunca iktidarın üstünlüğünü gözler önüne seren, otorite sahiplerinin yetkileri altındakilerin önünde güçlerini sergileme araçları olan, caydırıcı merasimler olarak kullanılmış olsalar da tanıklık eden kalabalık için, bir kontrol mekanizmasının isleyişi değil, en basit hâliyle korkuyu, arzuyu ve şiddeti bir araya getiren, halkın gözleri önünde muhteşem bir gösteriye dönüşen popüler bir eğlence biçimiydi.
Bu tür arkaik ve aleni tehditler ile yönetilmeyi barbarca bulan günümüz toplumu olarak ise, her an üstümüzde olan gözetimin bedeli olarak bitmek bilmeyen eğlence çeşitleri talep ediyoruz. Gösteri toplumunun yayılmacı uzuvları da bu talebimize zevkle yanıt veriyor. Yüzeyde kendini ehlileştiren iktidarın yürürlüğe koyduğu denetim uzuvları makul, çekici, modern iştahlarımız için daha da karşı konulamaz bir şekilde çoğalıyor, yoğunlaşıyor ve sürekli mevcut hâle geliyor. Ancak bu dönüşüm, fiziki ve sanal her uzamı kapsayan gösteriyi eskisinden daha az rahatsız edici ve mide bulandırıcı hâle getirmek için bir çaba sarf etmiyor. Bugün şiddetle arzuladığımız gösterinin hâlâ hastalıklı olduğunu biliyoruz. Bu hastalıklı arzunun karşılığını insanların giyotinle ya da dörde bölünerek sonlarının gelmesi olarak değil, gerçekliğin, anlamlı insan etkileşimlerinin, kendi kaderini tayin hakkının ve benlik duygumuzun ölmesi ile deneyimliyoruz. Gördüklerimizden hâlâ iğreniyoruz ve yine de gözlerimizi başka tarafa çeviremiyoruz, alkışlıyoruz, vahşice uluyoruz.”