24 EYLÜL, SALI, 2013

Yürürden Abdal, Gönülden Dağ

Haydar Ergülen, bu dünyadan gidişinin birinci yılında Neşet Ertaş (1938 – 25 Eylül 2012) hakkında yazdı… Cahilden dünya, ezelinden ikrar… Sözcükleri değiştir, görürsün değişen hiçbir şey olmayacak. Yürürden dağ de, gönülden abdal. Tam burada bırakacakken bir ses işmar etsin, gönülçelen bir ses, gönülgezen bir huy, sen de gönlünü ona bırak. Ağız, el, göz, burun, kulak, altıncı duyu organı gönül. Birinciye gelmesi şart değil adam, öyle birinci, üçüncü, altıncı davası güdüp, abdalın sesine gücenik düşürmeyin.

Yürürden Abdal, Gönülden Dağ

Cahilden dünya, ezelinden ikrar… Sözcükleri değiştir, görürsün değişen hiçbir şey olmayacak. Yürürden dağ de, gönülden abdal. Tam burada bırakacakken bir ses işmar etsin, gönülçelen bir ses, gönülgezen bir huy, sen de gönlünü ona bırak. Ağız, el, göz, burun, kulak, altıncı duyu organı gönül. Birinciye gelmesi şart değil adam, öyle birinci, üçüncü, altıncı davası güdüp, abdalın sesine gücenik düşürmeyin.

Abdalın küsmesinden ne olur, soyka gönül akşam burulur, biraz yorulur, sabahınan durulur. Bir yorulmaz Neşet emmi vardı, bir durulmaz, aha o da ne dağıysa anam, oraya gitti. Yürüre dağ, abdala gönül mü dayanır? ‘Garip’ imiş, ‘gara’ sıfatlıyımış,  ‘ayağınızın türabı, gönüllerinizin hızmetkarıyım’ dermiş de, millet birbirine bakarmış, ‘Bu Allahın garibi bu lafları nerden biliyor, nerden buluyor?’ dercesine. Okuması yazması var mıymış, beşten diploma mı almış?

Bana da bu lafları söyletip yazdırıyorsunuz emme, benim aklım da başımda mı? Neşet’i sorduğunuzu biliyorum, o kadarına aklım eriyor, hoş benim aklımdan kime ne fayda? Herkesin aklı almış yürümüş, yolu da geçmiş, akıl dediğin hiç öyle gönül filan dinler mi, gönülü de dağı da aşmış, gelmiş. Abdalın gönüllendiğine bakma öyle olura olmaza, vara yoğa, abdalda gönül çoktur. Yüzünü karartsa, gönlünü de kararttı derler, o sebepten abdalın içi dışından, gönlü de yüzünden okunur.

Kara yazılı Neşet’im vadesi yetip de Allah emri olunca bir tevatür bir kıyamettir koptu, bir kimse de çıkıp, milletin önüne düşüp demedi ki, ‘Behey bulanıklar, muhterisler, tefeciler, yakışıksızlar, perdahlılar, matruşlar, goygoycular, malumatfuruşlar, çatalağızlılar, karadilliler, günoğulları, dışarlaklar, siz ne anlarsınız onun dediklerinden, çalıp söylediklerinden de, daha demediklerini, henüz çalıp söylemediklerini tefsire kalkışırsınız!’

Vay Neşet ağam! Senin söylediğin sözlerin derinine, verdiğin avazların yüksekliğine, değdiğin gönüllerin cümlesine bakmayanlar, bakmaya gözü olmayanlar, baksa da gördüğünü anlayamayacak olanlar, aldılar

sazı ellerine, kendileri çalıp kendileri dinlediler. Böylece senin deyişinle bu ‘gıymatlı misafirler’in hepsi de seni kendilerinden bildiler. Bilsinler bunda ne kötülük var? Ne kötülük olabilir hemi de bir garibe ‘sahap’ çıkmakta? Çıksınlar da biraz da senin aslına baksınlar.

Abdalın aslı yoldur, gönlü teldir. Tel koparsa ‘ahenk ebediyen kesilir’. Neşet de bir yol oğludur, yol sefilidir. Aşikar olanı bilmezden gelmenin ne yararı var? Biz de mi dava güdelim, o bizden, o değil diye? Abdal yoldaki Ali’dir, Ali yolunda gidendir. Kazak Abdal’dan Kaygusuz’a Pir Sultan Abdal’a abdalın yolu birdir, bellidir. Şimdi nasıl bedel ödetiyorlarsa abdala, eskiden de yolunun bedeli ödetilmiştir.

Abdal bağıra bağıra gelmez, benlik, kimlik davası güderek yürümez. Kimlikten kinlik üretmez, yolu da halincedir dili de. Abdal bağırmıyor, kendi türküsünü çağırmıyor diye, onun inancı, kültürü, geleneği yok mu sayılacak, bu ne aymazlıktır, bu ne kibirdir? Öyleyse ben de kimliğimden, inancımdan, yolumdan kuşku mu duymalıyım? Aslında biz yokuz, böyle bir inanç, böyle bir kültür de yok, Bektaşiler yok, Aleviler de yok, onların yürür, gezer kolu abdallar da yok, Aşık Veysel’den Arif Sağ’a, Ali Ekber Çiçek’ten Aşık Mahzuni Şerif’e, Sabahat Akkiraz’dan Aşık Şah Turna’ya, Hacı Taşan’dan Neşet Ertaş’a, cemiyle demiyle, sazıyla sözüyle, yüreğinin dili gönlünün teliyle, Alevi tasavvufunun büyük birikimini dillendiren seslendiren, deyişiyle, nefesiyle, semahıyla, gamdan neşeye ‘gönül dağı’nı kuranların hiçbiri de yok demektir öyleyse.
Öyleyse  ‘gurban olduğum Neşet gelmiş anam, Neşet gelmiş’ diye, akrabaları geldiği için Eskişehir’i bayram yerine çeviren komşumuz abdallar da yok,  Keskin’de Hüseyin dedemin eline uzanıp niyaz eden, Neşet Ertaş’ın ‘Hacı Emmim’ dediği akrabası Hacı Taşan da yok… Yalnızca devletin mezhebi var! Çok üzgünüm kara yaşlı Neşet emmi, gönül abdal, beni de ardından böyle bir yazı yazmak zorunda bıraktılar. Işık abdalları kılavuzun olsun.

0
2164
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle