30 OCAK, SALI, 2018

Yıldız Düşüncelerin Kuyrukları: Sinek Azabı

Elias Canetti’nin yalnızlık, ölüm, iktidar ve dil temalarını işlediği; daha önce yayınlanmamış aforizmalar, alıntılar ve hatıralarından oluşan eseri Sinek Azabı üzerine bir deneme.

Yıldız Düşüncelerin Kuyrukları: Sinek Azabı

“Dünya bir küre haline geleli her şerefsiz onu avucuna alıyor.”

Duvarların yeniden sınır çizgilerine örüldüğü, toplumların tedirgince kendi topraklarına sığındığı bir yüzyıldayız. Apaçık veya arkamızdan, toprakların ve gücün kartlarının yeniden pay edildiği şu günleri yaşarken Canetti, bir ulusa ve dini bir kimliğe bağlamadığı edebiyat kalemiyle, düşüncelerimize ördüğümüz duvarların tuğlaları arasındaki bir sineğin geçebileceği boşluktan sızan sorgulayışıyla bir metin sunmakta bizlere.

“Bilgimizdeki boşluklar gezinip duruyor.”

Elias Canetti’nin 1992 yılında Almanca olarak yayımladığı Sinek Azabı, Sel Yayınları tarafından, Necati Akça’nın çevirisiyle geçen yılın Kasım ayında raflardaki yerini aldı. Canetti’nin 1947-1985 yılları arasında tuttuğu notlarından oluşan İnsanın Taşrası ve Saatin Gizli Yüreği kitaplarıyla tanıdığımız Canetti’nin deneme tarzı bu kitapla yeniden karşımızda.

İki dünya savaşına da tanıklık etmiş olan yazar, parçalanan topraklar, yeniden çizilen sınırlar ve yer değiştirmek zorunda kalan kitleler üzerine sosyolojik incelemelerde bulunuyor. Edebi kişiliğinin ana kanadı kitle ve dilden oluşan Canetti, eserlerinde de kitle ve gerçeklik arasındaki ilişkiyi göz önünde bulunduruyor. Yaşadığı yüzyılın parçalanmış dünyası için, “Geleceğin gerçekliği, bölünmüş bir gerçekliktir,” derken parçanın stratejisini ve hayatın bütünlüğünün parçalı bölgede yatmakta olduğunu belirtmekten kaçınmıyor. Eserlerine de yansıyan bu anlayış notlarını da bu perspektifte kaleme aldığını gösteriyor. Canetti, bu sayede birbirimizden ayrı öykülerin içerisinde yaşamakta olmadığımızı bütünün hikâyesinde nehir-roman olarak akışta kaldığımızın hatırlatmasını yapıyor.

“Adlandırmalar, insanın büyük ve ciddi tesellisidir.”

Canetti, Sinek Azabı’nda adlandırmalardan uzak bölümler arasında, ölüm, dil, tanrı, iktidar, mitler, yaşam, bencillik, destanlar, yaşlılık, hayvanlar üzerine gerçekleştirdiği fikir ve sorgulayışlarını üçüncü tekil anlatıcıyla aktarıyor. Bağlantısız, tekniksiz bir örgüyle satırlar arasındaki geçişi sağlayan yazar, metnin can damarına bu “kendiliğindenlik” üslubunu yerleştiriyor. Böylece Canetti’nin kitapta sözünü ettiği “Herkese tanıdık gelen birisi” okuduklarımıza yabancılaşmamızı engelliyor.

“Çıplak sözlerin hüzünlü bir yanı vardır. Ama ben bir terzi değilim ki. Hem sonra, sözcüklerin üzerine bir şey prova etmektense, üzgün kalmayı tercih ederim.”

Canetti, düşüncelerinize patronlar çıkarıp onları sizinmiş gibi üstünüze teyellemez. Baskın, dikte bir dille anlatıcının sesini duyursa da, yıldırım gibi sabırsız, açık bir stille ve zekice bir hamleyle sizi diğer satıra taşır. Yıldırım kısalığında ilerlediğiniz bu metinde Canetti, kendi sesini frenleyip, okuyucunun fikirsel yansımasına yer bırakmak ister. Okuyucunun zihninde hiçbir sistematik bir bütünlük bırakmamak için, paradoksal tesadüfle metnin akışını kurgular. Alçak gönüllü, kendine güvenen bir dilin hakim olduğu metin, kendinizi parçaya nasıl zorlarsınız üzerine sesleniyor.

“Her sözcüğün şiddetle etkilediği bir kurbanı vardır; bazen düşünüyorum da, galiba bütün sözcüklerin kurbanıyım ben. Yakayı sıyırabileceğim kelimeler, sadece kâğıda aktarabildiklerim; bunlar beni sakinleştiriyor; bu sözcükleri kullanmama müsaade edilmiş gibi; ölüp gittiğim zaman beni artık tahrik etmeyeceklerinden eminim, her ne kadar o zaman bile, hatta asıl o zaman var olacaklarsa da.”

Körleşme
Kitle ve İktidar kitaplarında da alt başlıklar arasında bulunan “ölüm” temasına karşı duruşu, kendisini sonsuza taşıma isteğini dil üzerinden gerçekleştirmeyi planlayışı bu kitabına da nüfuz ediyor. “Sen, ölümden sonra göremeyeceğin her şey için korkuyorsun.”

20. yüzyılın en nitelikli yazarlarından sayılan Canetti, Tuna Nehri üzerindeki Rusçuk’ta 1905’te dünyaya geldi. Bölgenin etnik çeşitliliği sayesinde mitlerin, efsanelerin, anlatılan masalların, mitolojilerin, destanların içine doğdu. Yedi, sekiz dilin aynı anda konuşulduğu Rusçuk’ta dillere ve çok kültürlü gündelik yaşama aşinalık kazandı. Sinek Azabı’nda bu çeşitliliğin örneklerini görüyoruz. Onun eserlerinde Platon, Goethe, Pascal, Sofokles, Cervantes, İzak Babel, Nietzche, azizler, mitolojik tanrılar gibi yeryüzünde kabul görmüş farklı görüş ve düşüncelerden alıntılar ve bunlar üzerine üretilen fikirleri de okumak mümkün.

“Görüşlerin komşuları vardır, kimi görüşler çok dar bir sokak üzerinde birbirleriyle düşmandır.”

Konfüçyüs, sözcüklerin kolay ve akıcı kullanım sonucu gücünü yitirmesinden korkarak şöyle der, “Sözden önceki duraklama, düşünme, süre her şeydir, ama sözden sonraki süre de önemlidir.” Sinek Azabı’nın kısa bir metin olduğuna aldanmayın kendini yazıda böylesi açabilen, bir o kadar da her seferinde yeni sırlara ve sorulara yönelten bir gezginin ardından gitmek çok kolay değil. Düşünebilir bir canlı olduğunuzu size hatırlatacak bu kitabın ardından tatlı uykularınıza geri dönmek pek de mümkün olmayacak, uykusu kaçmış söylemler bunlar, çünkü bu bir Sinek Azabı

0
1682
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle