17 HAZİRAN, ÇARŞAMBA, 2015

Lisede Okumuş Olmam Gereken Kitaplar 7: Şair Evlenmesi

Düğün sezonunun açılmasıyla beraber Şinasi’nin “Şair Evlenmesi” kitabını okumaya karar verdim. Fakir bir şairin uzun zamandır âşık olduğu kadınla evlenmesinden daha romantik ne olabilirdi ki? Tabii imam efendinin bu evlilikle ilgili başka planları olduğundan tamamen habersizdim.

Deniz Çakmakkaya Lisede Okumuş Olmam Gereken Kitaplar dizimize “Şair Evlenmesi” ile devam ediyor.

Lisede Okumuş Olmam Gereken Kitaplar 7: Şair Evlenmesi

- Duvaksız gelin olur mu?

- İyi olur

Düğün sezonunun açılmasıyla beraber Şinasi’nin “Şair Evlenmesi” kitabını okumaya karar verdim. Fakir bir şairin uzun zamandır âşık olduğu kadınla evlenmesinden daha romantik ne olabilirdi ki? Tabii imam efendinin bu evlilikle ilgili başka planları olduğundan tamamen habersizdim.

Şair Evlenmesi

KÜNYE

Yazar: Şinasi

Tarih: 1860

Özellik: İlk modern tiyatro

ARKA PLAN

Edebiyatımızda Batı etkisinde yenileşmenin öncülerinden biridir Şinasi. İlk çeviriler, ilk yerli oyun, ilk makaleler Şinasi tarafından yazılmıştır. Yazı dilinin sadeleşmesini ve düşüncenin ön plana çıkması gerektiğini savunmuştur. Bu özellikleriyle Tanzimat edebiyatının onunla başladığını söyleyebiliriz.

1826’da İstanbul’da doğan İbrahim Şinasi, devlet tarafından Paris’te maliye okumaya gönderildi. Dönüşünde Meclis-i Maarif üyesi oldu ve Tercüman-ı Ahval gazetesinde çalıştı. 1859’da tamamladığı “Şair Evlenmesi”, 1860 yılında bu gazetede tefrika edildi. 1862’de tek başına çıkarmaya başladığı Tasvir-i Efkâr ilk özel gazetedir. Her iki gazetede de aydınlama etkisindeki modern ve özgürlükçü düşüncelerini halka ulaştırmayı amaçladı. 1864 yılında Ruznâme-i Ceride-i Havadis gazetesinde geleneksel dili savunan Mehmet Sait Efendi ile dilin sadeleşmesi gerektiğine inanan Şinasi arasında bir atışma başladı.  Aylarca süren bu kalem düellosu birçok yazarı etkiledi ve edebiyatımızın ilk ciddi edebi davası olarak (Mesele-i mebhusetü anha) tarihe geçti. Bir yandan da siyasetle yakından ilgilenen Şinasi, adının karıştığı olaylar yüzünden 1865’te gazeteyi Namık Kemal’e bırakarak Paris’e gitmek zorunda kaldı. Fransa’da geçirdiği süre boyunca siyasetten uzak durarak kendini dil ve sözlük çalışmalarına verdi. Dönemin ünlü yazarları ve düşünürleriyle tanıştı. Alphonse de Lamartine’le dostluk kurdu ve onun şiirlerinin çevirisini yaptı.

Şinasi 1960 yılında ilk tiyatro oyunumuzu yazdığında, Fransa’da Lamartine’in altı yıl boyunca toplam 41 cilt olarak çıkacak olan toplu eserleri yayımlanmaya başladı.

İngiltere’de Wilkie Collins’in, polisiye roman türünün ilk örneği sayılan ve başyapıt kabul edilen “Beyazlı Kadın”ı çıktı.

FAZLA BİLGİ GÖZ ÇIKARMAZ

-rak eki kullanılarak bağlanan cümleler ilk kez Şinasi’nin eserlerinde görülmüştür.
“Hatta” diye başlayan cümleler ilk kez Şinasi tarafından yazılmıştır.

KİTAPTA BİZİ NELER BEKLİYOR?

Tiyatro ve komedya

Tiyatroda komedya türünün ilk tanımı Aristoteles tarafından yapılmış ve “ortalamadan daha aşağı seviyedeki insanların taklidi” olarak betimlenmiş. Ortaçağda ise Minturno, komedyanın “ortalama kişilerin yetersizliklerini yansıttığını” savunur. 17. yüzyılda komedya “salt gerçeğin yansıması değil aynı zamanda da gerçeğin bir yorumunu da içermelidir” düşüncesi ağırlık kazanmış. Dönemin en önemli oyun yazarlarından Molière de eserlerinde tasvir ettiği karakterleri komedyanın bir unsuruna dönüştürürken, izleyicinin gördüklerinden ders çıkardığına inanıyordu. 18. yüzyılda İtalya’da Carlo Goldani, modern İtalyan komedisinin temellerini atarken, aydınlanma hareketleri etkisindeki Fransa’da Marivaux öne çıkan tiyatro yazarlarındandır. 19. yüzyılda modernitenin birey üzerindeki etkilerine dikkat çeken sanat anlayışıyla beraber komedya da başkasını alaya almak yerine kişinin kendisine yönelir.

Batı tiyatrosunun 25 yüzyıllık tarihini bir kenera bırakıp kendi tiyatro tarihimize bakarsak, Orta Oyun, Meddah, Karagöz-Hacivat gibi geleneksel tiyatrolardan sonra Batı tarzı tiyatronun ilk örneğini 1860 yılında görüyoruz. Dolmabahçe Saray Tiyatrosu’nda oynanmak üzere ısmarlanan “Şair Evlenmesi” iki perde şeklinde yazılmış ancak daha sonra tek perdeye düşürülmüş. Oyunda halktan tipler halk dili ile sade bir şekilde anlatılarak lehçeler ve deyişler okuyucuya aktarılmış. Bu oyunda hem Molière’inkine benzer karakter komedyasını hem de ele aldığı konu itibarıyla töre komedyasını görüyoruz. “Şair Evlenmesi”nin ardından Batı tarzlı pek çok oyun yazıldı. İlerleyen yıllarda Avrupa’daki oyunları izleme fırsatı bulmuş tiyatro sanatçıları yeni tiyatro toplulukları kurdu. 1914’te Cemil Topuzlu’nun ödenek ayırarak hayata geçirdiği Darülbedayi, Osmanlı’nın ilk konservatuvarıdır. Muhsin Ertuğrul’un da yöneticiliğini yaptığı Darülbedayi sayesinde hem tiyatronun gelişmesi hem de halkla buluşması sağlanmıştır. 


Neye niyet neye kısmet

Açılış sahnesinde sevdiği kadına yazdığı beyitlerden başka verecek bir hediyesi olmayan fakir ve romantik şairimiz Müştak Bey düğün sevinci içerisindedir. Uzun zamandır âşık olduğu Kumru Hanım’la evlenmiş, en yakın arkadaşı Hikmet Bey’e aşk evliliği yaptığı için ne kadar mutlu olduğunu anlatmaktadır. Ancak adı gibi bilgin olan Hikmet Bey, arabulucu kadınlar sayesinde yapılmış bu nikâhla ilgili şüpheye düşmüştür. Kumru Hanım’ın kendisinden yaşça çok büyük ve çirkin bir ablası varken küçük kızın evlendirilmesinin uygun olmayacağını söyler. “Ya büyüğünü verip seni kandırdılarsa” diyerek Müştak Bey’in gözünü açmak ister.

Meğer o zamanlar imam nikâhı kıyılırken gelinle damadın birbirini görmesi yasakmış. Gerçekten de görmeden nikâhlandığı gelinle karşılaşınca Müştak Bey’in gözleri fal taşı gibi açılır. “Kumrucuğunu kafese koymak” isterken telli duvaklı gelin olarak karşısında çirkin, yaşlı ve şişman ablayı, Sakine Hanım’ı bulur. Zavallı Müştak Bey oyuna getirilmiş, “büyük kamburundan başka göze görünür bir şeyi olmayan” evde kalmış kırk beş yaşındaki kadına peşkeş çekilmiştir.


Arabulucu kadınlara isyan ederek bu kadınla evlenmediğini, evlenmeyeceğini söyler. Hatta bununla evlenmektense ölürüm daha iyi diye isyan eder.

Bir imam, bir bilgin, biraz da rüşvet

Müştak Bey’in bu yakarışını arabulucu kadınlar nikâhta keramet vardır diyerek bastırmaya çalışsa da damadı ikna edemeyeceklerini anlayınca nikâhı kıyan imamı ve mahalleliyi çağırırlar.

Kadınlar, İmam Ebüllaklak’a damadın “güle oynaya aldığı gelini” şimdi istemediğinden yakınıp bu gelini mutlaka alması gerektiğini söylerler. İmamla Müştak Bey arasında tartışma çıkar. İmam efendi onu “büyük” kızla evlendirdiğinde, Müştak Bey de küçük kızla evlendiğinde ısrar eder. Elbette ki şairimiz bu ısrarıyla imamın hiddetine maruz kalır. Hem imamı yalancı çıkarmaya çalışmakta, hem evlendiği kızın “ırzına leke” sürmektedir. Tam da o anda imamın öfkesinden cesaret alan mahalle bekçisi Batak Ese, Müştak Bey’i yeren asılsız birkaç söz söyler. İmamın haksız öfkesi ve Batak Ese’nin asılsız sözleri mahallelinin üzerinde hızla tesir eder. Böylece birkaç dakika içinde Müştak Bey hem Kumru’suna kavuşmaktan olur hem de mahallelinin gözünde hapishanelik ve tımarhanelik hale gelir.

Neyse ki Hikmet Bey hemen neler döndüğünü anlamış, Ebüllaklak’ın yanına yanaşmıştır. Doğrudur, bazı insanlar hata yapabilir, hatta imamlar da hata yapabilir. İnsanlar hatalarını telafi edebilir, imamlar da hatalarını telafi edip ortalığı yumuşatabilir. Hikmet Bey’in cebine yerleştirdiği bir kese altın sayesinde imam efendi de hafızasını tazeler ve şu sonuca ulaşır:

EBÜLLAKLAK: (…) Yahu, mahalleli! Ben bu işte başka türlü hakkaniyet görmeye başladım. Zira, sonradan hatırıma bir şey geldi.

MAHALLELİ: Nedir o?

EBÜLLAKLAK: Hani, nikâhını kıydığım hanım büyük kızdır diye deminden ikrar (söyleme) etmiştim ya…

MAHALLELİ: Öyle ya!

EBÜLLAKLAK: Fakat büyük kız demekten muradım, yaşta büyük değildir, boyda büyük demek manasındadır. Zira büyük kız, kırk yaşını geçmiş olduğu halde damat beyin dengi olamaz. İşte benim bildiğim bu kadardır. Her bir zamanda ve bir mêkanda böyle, doğrucasına şehadet ederim.

BATAK ESE: Siz buncaleyin dil ile ikrar ettikten geri biz de kalb ile tasdik ederiz.

MAHALLELİ: Hay hay!


Mutlu son

Böylece Müştak Bey, “boyda büyük, yani yaşta küçük olan asıl gelin hanıma” kavuşur. Mahalleli az önce söylediklerini unutur, gençleri saadet yuvalarında baş başa bırakırlar.

Hikmet Bey gitmeden Müştak Bey’e son bir öğüt vermek ister. Zaten birbirlerini tanıyan Müştak Bey ve Kumru’nun, sırf kendi çıkarları için muhabbet tellallığına soyunan kılavuzlar yüzünden başlarına bunlar gelmişse, birbirini hiç tanımadan evlenenlerin başına kim bilir neler geliyordur?

Duvak derdi erkeği gerdi

Biz Türk filmlerinden de biliriz, nikâh masasında duvakla oturan gelin, imzalar atıldıktan sonra damadın en büyük kâbusuna dönüşebilir. Senaryoya göre bazen sevdiği kızı kurtarmak için çirkin kızla evlenip duvak kalkınca karşısında sevdiği kızı bulur, bazen de köyün en güzel kızını alıyorum derken izbandut gibi ablasını… Birkaç senedir düğünlerde gelinin salona duvağı açık olarak girmesi yaygınlaştı. Ben ilk zamanlar bu değişikliği kadının ezberlenmiş töre kapalılığından çıkması şeklinde yorumlamıştım. Şimdi bir daha düşününce Türk erkeklerinin biliçdışına yerleşen imza sonrası başıma ne gelecek korkusunu önlemek için de yapılmış olabilir diyorum.  Üstelik resmi nikâh olunca, işler “Şair Evlenmesi”ndeki kadar kolay da halledilemiyor. (!)

Sürecek. Sıradaki kitap “Muhadarat”.

1
8746
8
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle
Saime Kocagil
11.07.15
13:36
LOVE IT