22 EYLÜL, SALI, 2020

Pandemiden Kaçış: Performistanbul - Stay LIVE at Home!

Performistanbul, Ev Performansları Serisi isimli yeni bir programla pandemi dönemi boyunca izleyicilerin karşısına çıktı. Gerçekleştirdiği canlı yayın hareketiyle içinde bulunduğumuz sağlık krizinde hem insanları evinde tutmayı hem de onlara bireysel alanlar açarak yeni ve ortak bir dil yaratmayı amaçlayan Ev Performansları Serisi, küresel bir harekete öncülük etme amacını üstleniyor ve aynı zamanda dünyanın farklı bölgelerinden birçok sanatçıyı bir araya getiriyor.

Pandemiden Kaçış: Performistanbul - Stay LIVE at Home!

Güvenli alan olarak insanların ancak evlerinde rahat edebildikleri salgın günlerinde Performistanbul, kolektif bir deneyimle farklı disiplinden sanatçıları ve sanatseverleri ortak bir çatı altında bir araya getirdi ve seri kapsamında ortaya çıkan kolektif deneyim paylaşma ve dönüştürme üzerine kurulu olmakla birlikte herkesin kendini açıkça ifade edebilmesi için de yeni bir alan yarattı. 17 Mart 2020’den itibaren performans gerçekleştiren 5 sanatçıya 4 soru yönelttik ve performans sanatı açısından pandeminin etkilerinin izini sürdük.

Sorularımızı yönelttiğimiz sanatçılar arasında Türkiye’den aynı zamanda Performistanbul sanatçılarından Batu Bozoğlu, İngiltere’den Anna Nazo, Japonya’dan Duncan Hume, İtalya’dan Giulia Mattera ve son olarak yine İngiltere’den Pierce Starre yer aldı.

Sanatçılara yönelttiğimiz sorular ise şu şekilde: 

1-Performistanbul, Ev Performansları Serisi’nde pandemi döneminde canlı yayınlarla evlerinizden performanslarınızı gerçekleştirdiniz ve izleyiciyle buluştunuz. Performans sanatı dediğimizde izleyicilerinin önünde gerçekleştirilen bir sanat olması, anlık gerçekleştirilmesi ve seyirciyle birebir etkileşim hâlinde olunması akıllara geliyor. Bu bağlamda seyircilerin yanınızda değil de ekrandan sizi izliyor olması ve performansınızı evden gerçekleştiriyor olmak nasıl bir deneyimdi? Program kapsamında gerçekleşen performansınızdan bahsedebilir misiniz?

​2-Bu durum sizin için olduğu kadar izleyici için de yeni kapılar açtı. Pandemi öncesi de bazı performans kayıtlarına internetten ulaşabiliyorduk ama bu tarz bir canlı yayın performans serisi gerçekleştirilmemişti. İzleyicilerin tepkisinden biraz bahsedebilir misiniz, geri dönüşler nasıl oldu?

3-Pandemi süreci birçok sektörü derinden etkiledi, birçok iş kolu “normalleşme” sürecine geçse de kültür sanat dünyası için aynı şeyi söylememiz için henüz çok erken. Performans sanatı özelinde pandemi sürecinin sizi nasıl etkilediğinden bahsedebilir misiniz?

​4-Bu sürece istemeyerek de olsa alışmış olduk. Kültür sanat dünyası da diğer birçok sektör gibi dijitalleşmenin, çevrim içi varlık göstermenin önemini biraz daha kavramış oldu. Bu süreçte veya sonrasında neler yapmayı planlıyorsunuz, süreçten bağımsız olarak gelecek projeleriniz arasında çevrim içi başka performanslar da olacak mı?

Batu Bozoğlu (İstanbul-Türkiye | Performistanbul)

1- Ev Performansları Serisi’ne 77 gün boyunca süren “Project: Survive” ile katıldım. Bu işin amacı bedenen yakınlaşamayan ve paylaşım yapamayan bireyleri, zaman ve eylem üzerinden birleştirmekti. “Survive”, instagram üzerinden katılımcıların bana yolladığı basit beden eylemlerini, benim (ve yollayanın) her gün, belli bir saatte canlı yayında gerçekleştirmesi üzerine kurulu bir performans dizisi oldu. Bunları ritüel olarak adlandırdım, çünkü katılımcıların yolladıkları eylemleri üretirken cevaplamalarını istediğim soru; “hayatınızın kontrolünü kaybettiğiniz bu ve benzeri dönemlerde, her gün tekrar edeceğiniz bir beden eylemi ile kendinizi telkin edebilseniz, bu eylem ne olabilir?” sorusuydu. Bu ritüeller özellikle zor dönemlerde ortaya çıkan, yaşadığı ciddi tehlike karşısından kendini aciz hisseden bireye anlık bir kontrol hissi veren, bir yandan da psikolojik olarak ona bu acizliğe dayanmakta yardımcı olan bir davranış biçimi. “Survive” ile amacım bu ritüelleri benimsemek, onları yollayanlar adına yapmak ve bedenim üzerinde bu insanlarla bir araya gelmekti. Ben de bu denklemde hem bir mekân olarak hem de vekil olarak işlev kazanacaktım. Bu açıdan bakıldığında eserin, her ne kadar dijital olarak izlenen bir iş olsa da sanatçı ile etkileşim imkânı olarak doğrudan ve canlı bir deneyim sunduğunu düşünüyorum. 

2- Aslında toplum dijital medyaya ve bu şekilde bilgi ve kültür alanı ile etkileşime girmeye çok uzun süredir alışık. Fiziksel performans düzeneği çok eski bir sistem. Bu nedenle dijital işler şaşkınlıkla değil tersine samimiyetle karşılanıyor. Hatta bu sayede çok daha global bir kitleye ulaşma imkânı buldum, birçok farklı kültür ve coğrafyadan insanlar esere katılım sağladı. Bu iş boyunca 20 ritüel bana ulaştı ve bunlar nerdeyse günün her saatine, hatta birkaç tanesi sabaha karşı 4:00 ve 6:00 gibi saatlere denk gelecek şekildelerdi ve özellikle ritüel sahipleri tarafından takip edildiler. Birçok katılımcı eve sıkıştıkları bu dönemde yolladıkları ritüeller vesilesiyle kendilerini ifade etme ve iyileşme fırsatı bulduklarını söylediler. Benim her gün bir eylemi gerçekleştirmem, yollayanlar için de bir motivasyon olmuş ve onlar da yapmaya devam etmişler. Her gün belirsizliklerle boğuşan birçok kişi, eserin tanıdık, sabit ve tekrar eden rahatlatıcı bir unsur olduğunu söyledi. Bu tepkilerin hepsi benim için de geçerli tabii, ben de aynı duygularla işe baktım ve süreci yaşadım. İlhamını siper savaşlarından alan bir sanatçı olarak benim için her ritüel bir taarruz anıydı ve her eylemin gerçekleştirilmesi hayatta kalmamı sağlayacak bir batıl inancın tezahürüydü. O yüzden ne saatte ve ne kadar zor olurlarsa olsunlar sekteye uğratmadan onları gerçekleştirdim. Bu da belki de salgının en korkunç dönemini atlatmamda bana yardımcı oldu.

3- Bu yaşanan süreç basit bir yol değişiminden öte bir durum. Açıkçası önümüzdeki tablo, canlı sanatlar adına genel anlamda büyük bir değişimin gerektiğini gösteriyor. Geleneksel yapının bozulması, seyirci-sanatçı, sahne-salon, izleyici-izlek gibi denklemlerin artık sadece kavramsal olarak değil, fiziksel olarak da kırılmaları gerek. Her şeyin bir daha tam olarak eskisi gibi olabileceğini düşünmüyorum, bu nedenle maskeli katılımlı performans sanatı sergileri, az kişi ile kısa süreli izleme programları gibi geçici çözümleri doğru bulmuyorum. Eski düzeneği esneterek, basit önlemlerle aynı şekilde devam etmek sadece naif değil, ayrıca sanatın güncel sorunlara ve yaşananlara karşı sorumlu olduğu tepkisel ve kritik bakışına bir ihanet gibi geliyor. Bu mecranın, sahipleri tarafından var olan şartlar altında hâlâ etkileşim sunacak, canlı deneyime imkân tanıyacak ve yaşanan süreci kavramsal olarak yansıtacak bir şekilde baştan tasarlanması gerek. Bu bana açıkçası müthiş bir fırsat ve fotoğrafın yayılmasının resme yaptığı baskıya benzer heyecanlı bir süreç gibi geliyor. Fiziksel etkileşimin bir tehdit unsuru olduğu, kalabalıklaşmanın tehlikeli olacağı bir dünyada performans sanatının nasıl var olacağı sorusunu sormak ve buradan çıkışla dijital alan da dâhil olmak üzere faklı teknolojileri, mekân tasarımlarını, sunuş imkanlarını araştırmak gerekli diye düşünüyorum. 

4- Ben aslında pandemi öncesinde de performans sanatını çevrim içi alana taşımaya uğraşıyordum. Sebep bir sağlık tedbiri değildi tabii o zaman ama amacım şimdi de olduğu gibi yine aynıydı: Eseri her ana ve gündelik hayata yaymak ve izleyiciyi âtıl bir seyirciden, daimî bir katılımcıya dönüştürmek. Çevrim içi işler hem her zaman etkileşime açık olabiliyor, hem de alışılagelmiş kanallar üzerinden bu etkileşimi sunduklarından ötürü (sosyal medya ya da web siteleri gibi) katılımcılara daha samimi ve rahat bir etkileşim yöntemi sunuyorlar. Böyle işler benim için çok önemli, çünkü fiziksel bir tanıklıktansa, aktif katılımcılar üretmemi ve her an yaşayan bir eser ortaya koymamı sağlıyorlar. Bu nedenle pandemi benim planlarım açısından çok bir değişiklik getirmedi. Performans sanatı adına fiziksel toplanma alanları dışında alternatif etkileşim platformları ve canlı deneyim alanları üretmeye devam edeceğim.

Batu Bozoğlu, Dayan, 2020, Performans, 77 gün, Stay LIVE at Home (Evde CANLI Kal) - Ev Performansları Serisi, Performistanbul, Dijital Seri, İstanbul

Bu performans 06.04.2020 – 22.06.2020 tarihleri arasında Instagram’da gerçekleştirilmiştir.

Performansı izlemek için buraya tıklayabilirsiniz. 
Performans hakkında detaylı bilgi almak için buraya tıklayabilirsiniz. 
​Sanatçının internet sitesini buradan ziyaret edebilirsiniz.

Anna Nazo (Londra-İngiltere)

1- Performistanbul’un Stay LIVE at Home programı kapsamında “Flame” başlıklı bir performans gerçekleştirdim. “Flame”, canlı bir dijital-analog, görsel-işitsel bir performans aslında. Onu yapay zekâ (AI), drone performansı ve beyin dalgası verilerimden (EEG) meydana getirerek görüntü ve ses bilgisayarıyla (CGI) gerçek zamanlı olarak birlikte yazdığım sözlü unsurlarla birleştirdim. Çalışma, izolasyon, dijital dünyanın içinde bulunduğumuz duyumsal çağında ev kavramına daha da yansıdı. Çalışmayı Londra'daki odamda gerçekleştirdim ve iki platform üzerinden (Zoom ve Instagram) canlı olarak yayımladım. Başta mekânda seyirciyi görmemek, fizikselliklerini, varlıklarını bilmemek benim için alışılmadık bir durumdu. Bir performans sanatçısının canlı bir çevrim içi performans sergilemek için daha fazla enerji ve farklı bir motivasyona ihtiyaç duyduğunu söyleyebilirim. Burada kendine özgü bir umut kavramı söz konusu. Yazdığın bir mesajı bir şişeye koyup sonra onu denize fırlatmaya benziyor bu. Birinin onu bulup okuyamayacağına dair hiçbir fikriniz yok, ama aynı zamanda mesajınızın okunacağına, onun gerçekten birine ulaşacağına dair garip bir umut da besliyorsunuz. Evden çevrim içi olarak performans gerçekleştirmek bana böyle hissettirdi. Bu, o mesajı (dijitalleştirilmiş, granüle edilmiş mesajı) internete, dijital denize göndermek gibiydi.

2- Canlı yayın, canlı çalışmaların, canlı performansların erişilebilirliğini kesinlikle arttırdı. Bu elbette kişisel olarak performans alanında olmakla aynı şey değil. Daha farklı ama burada farklı derken ne daha iyi ne de daha kötü demek istemiyorum. Bu çalışma performans sanatı pratiğine, performansa ve onun izleyiciyle ilişkisine yeni kalıplar ve ritüeller getiriyor. Benim için ilginç olan, bunun olayların yerelliğini, onların sınırlarını kısmen de olsa ortadan kaldırması. Böylece dağıtılmış uzay-zaman ağını, işe birden çok giriş noktası sağlayan ve daha önce de görülen oldukça sabit fiziksel, coğrafi ve siyasi konuma bir alternatif olarak tanıtmak da mümkün. Aldığım geri dönüşler bu projenin çevrim içi veya çevrim dışı olmasından ziyade onun bizzat kendisiyle ilgiliydi. Tüm bunlar performanslarımı daha önce görmemiş olan seyircilere tabii ki dokundu, pratiğime aşina olanlara ise aradaki farkı net bir şekilde hissettirdi.

3- Bu, içinde bulunduğumuz garip zamanlarda birçok performans sanatçısı için oldukça hassas bir konu. Canlı etkinliklerin çoğu iptal edildi veya ileri bir tarihe ertelendi, yalnızca birkaç gösteri ve performans çalışması dijital platformlara taşındı. Performans sanatçılarının maddi olarak ayakta kalması için gerçekten zor bir dönem. İlerleyen dönemlerde sanat ve kültür dünyasının bu en savunmasız sektörünü desteklemek için daha fazla çevrim içi performans çalışması ve gösterisi yapılacağını umuyorum.

4- Benim işim birçok farklı teknolojik unsurla iç içe. Mevcut durumdan bağımsız olarak hem fiziksel hem de dijital dünyada farklı teknolojik aletlerle birlikte çalışarak performans pratiğimi daha da geliştirebileceğim yollar arıyorum. Gelecekte işlerin nasıl ilerleyeceğini tahmin edemiyorum ancak şu an itibariyle hem çevrim içi hem de çevrim dışı olarak performanslarımı gerçekleştirmek istiyorum. Özellikle de farklı dijital ve fiziksel teslimat kombinasyonlarını aynı anda keşfetmek istiyorum.

Anna Nazo, Flame (Alev), 2020, Performans, 20 dakika, Stay LIVE at Home (Evde CANLI Kal) - Ev Performansları Serisi, Performistanbul, Dijital Seri, Londra

Bu performans 03.05.2020 tarihinde Zoom ve Instagram’da gerçekleştirilmiştir.

Performansı izlemek için buraya tıklayabilirsiniz. 
Performans hakkında bilgi almak için buraya tıklayabilirsiniz. 
​Sanatçının internet sitesini buradan ziyaret edebilirsiniz. 

Duncan Hume (Yokohama-Japonya)

1- Ben her bir performansım için farklı bir düzen kuruyorum ve bu çevrim içi program benim izleyicilerle olan etkileşim yeteneğimi doğrudan etkiledi. İlk olarak, “Bathroom” isimli çalışmamda bilgisayarımı yere bakacak şekilde banyonun üstüne yerleştirdim. Ben bu sırada ekrandan veya izleyiciden ziyade bizzat kendimin ne yaptığına odaklandım. Ayrıca, kurduğum düzeneğe rağmen iMac'imin aşağıdaki banyoya düşme ihtimali biraz gergin hissetmeme neden oldu. Maalesef iPhone’undan beni izleyen komşum fark edip beni uyarana, bana kamerayı bilerek mi kapatıp kapatmadığımı sorana kadar bilgisayar kameramın donduğunu fark bile etmedim. Bu yüzden hemen tarayıcıyı yeniledim ve görüntü geri geldi. Bu benim için oldukça ürkütücü bir geri dönüştü.

Bu deneyim beni ekranı sürekli kontrol etme konusunda daha dikkatli olmaya yönlendirdi ve böylece sonraki iki performans sırasında (ikincisi “Kitchen” ve bir sonraki “Tatami Room”du) ekranı sürekli olarak kontrol ettim. (Bunu paranoyak bir şekilde yapmamalıyım.) Bunun sürece farklı bir ritim kattığını düşünüyorum. Ayrıca son performansım sırasında izleyicilerle daha fazla etkileşim kurduğumu fark ettim. (Bu süreçte Facebook Live ve Vimeo Live olarak iki platform kullandım.) Onların mesajlarına yanıt verdim ve bu esnada sürekli ekranı yeniledim. Bu oldukça uzun bir zaman aldı ve bu yüzden performans sırasında farklı bir dinamiği gerçekleştirmeye karar verdim. Süreç nedeniyle (iki günde on saatten fazla), izleyicileri arada sırada neler olduğunu görmek için geri gelmeye teşvik ettim- bazı izleyiciler performansın başında göz atıyor ve saatler sonra geri geliyordu. Odadaki bu sürekli değişim karşısında biraz şok oldum. (Japon tatami odasının shoji kâğıtlarını bir çift ürkütücü akciğer yapmak için soymuştum.) Ertesi gün hava güneşli ve atmosferin durumu oldukça farklı olduğu için şanslıydım. Bu da benim bazı şeyleri yenileme konusundaki fikrimde oldukça işe yaradı ve birçok izleyici bu konuda bana geri dönüş yaptı.

Sanırım genel olarak kendimi daha az kontrol altında hissettim, çünkü bu benim için performansımı “canlı” olarak gerçekleştirmenin yeni bir yoluydu. Ayrıca benim dalga frekanslarım (izleyicilerin dalga frekansları kadar) şovun gerçekleştirilmesini ve kabullenilişini etkiledi. Bu tarzı öğrenmekten, ona uyum sağlamaktan, onunla ilgilenmek ve onun sınırlarıyla etkileşime girmekten oldukça etkilendim. Tavrım ve davranışlarım üç performans boyunca değişti. Son performansımı gerçekleştirirken artık büyümüştüm. Artık ara yüz ve son performanstaki etkileşimlerim konusunda daha rahat hissediyordum.

Program kapsamındaki performansımla ilgili olarak, bana birçok fikir ve öneride bulunan küratörlerimle uzun ve oldukça kapsamlı tartışmalar yaptım. Düşüncelerimi ve bunların evde nasıl icra edilebileceğini merak ediyorlardı. Elbette ben de programdaki performanslardan birkaçını izledim, ancak daha sonra bunları fazla takip etmemeye karar verdim, çünkü diğer performans sanatçılarından fazla etkilenmek istemedim. Performansımın evim, üç odam ve sanatçı olarak kendimle sınırlı kalmasını istedim.

2- Bazı performanslara verilen tepkiler beni gerçekten etkiledi. Bazı izleyicilerin her performansa katıldığını, ardından onlar üzerine düşünmek için zamana ihtiyaç duyduklarını ve sonrasında bir tepki verdiklerini gördüm. Üç performans da atmosfer açısından birbirinden oldukça farklıydı. Kullandığım semboller her bir odaya farklı bir biçimde bağlıydı, -para ve su- banyodaki yıkama; mutfakta yemek, doğramak ve kazmak; kâğıt, yırtılma ve tatami odasında durum hep tekrarlanıyor. İzleyicilerin sembolik ve ritüelistik içerikleri ne kadar anlayacağından emin değildim, ancak pek çok izleyicinin aslında benim fikirlerimle uyuşan ve bana ilginç ilhamlar veren yorumlarda bulunması beni oldukça rahatlattı. (Tabii ki bazı izleyiciler tamamen şaşkındı ve ben ne düşüneceğimi hiç bilmiyordum.) Gösteri uzunluğunun izleyicilere ekranda olup bitenlerle daha fazla meşgul olmaları ve onlar için daha çok düşünce içeren bir atmosfer yarattığını düşünüyorum.

Pek çok izleyici hemen ASMR’den referans aldı. -Bu benim ana ilham kaynağımdı.- Bu yüzden Yeti Blue mikrofonum kameranın sarsıldığı yerde bile işini yaptı. Yine de bu elbette çoğu ASMR'den farklı olarak, performanslarımın çağdaş olaylardan esinlendiğini açıkça ortaya koydu ve onları daha fazla düşünmeye davet etti. -Biraz samimiyet duygusu istiyordum.- Dünyadan tamamen uzaklaşmak yerine bu yakınlık bence güçlü çağdaş politik unsurlara daha yakındı. (Mesela kara para aklamak için çalışma, ekonomik çöküş, sömürgeciliğin açgözlülüğü, koronavirüs, bu türden virüslerle birlikte yok oluşu temsil eden altın bir pangolin vb.) Sanırım birçok izleyici geç dönem kapitalizmin sarsıcı eşitsizliklerini ve onun şehvetli yanlarını görüp anlamaya eğilimliydi. (Hışırtı sesleri vs.) Ve politik olarak onun diğer yanlarını da sezebilirdi.

İşte üç performansa dair yanıt da burada:

“Bathroom” hakkında: “Bütünün görünmemesi hayal kırıklığı yaratıyor ancak onun içinde görsel, işitsel ve tematik olarak etkileşime girecek birçok şey vardı. Evet, boşluk kesinlikle bunun bir parçası. Kaos için kullanılan alan, askıya alınan zaman ve birleşik olmayan unsurlar. Ayrıca, her zaman için görünebilecek bu performansın arkasında farklı tür bir yaratma enerjisi de var. Para gerçekten güçlü bir unsur. Bir noktada kan parası ve ‘kirli parayı’ temizlemeye çalışan insanlardan oluşan bir derneğim bile vardı. Küvette parıldayan ve taraflara çeşitli yansımalar gösteren bu para, tüm kapitalist ve kolonyal imalarıyla bana korsanların sahip olduğu enerjileri çağrıştırdı.”

“Kitchen” Hakkında: “Güzel ve sıcak bir barok görsel zevk, bir araya getirilmiş muhteşem renkler ve biçimler. Bu, bir barok resmin filmde yavaş yavaş canlanmasını izlemek gibi, ama bir yandan çok da gergin bir durum. Yemeği kim, kim için hazırlıyor? Deniz mahsulü kabuğunun ızgarasını ve puroyu sevdim. Bir tür intikam... Bir hizmetçi hikâyesi? Bundan hareket eden hikâyelerim var... Yiyecekleri kesmekten ve onların nereden geldiği üzerine acele etmeden düşünmekten hoşlandım. Bu noktaya gelene kadar ona hangi eller dokundu? Cilt ve sıvılara dokunmanın kalitesi… Ellerin eldivenlerle korunması… -Zevki azaltıyor mu yoksa kullanımını kolaylaştırıyor mu?- Ve elbette, bir sevgili, yakın arkadaş ve aile üyeleri için hazırlanacak bir akşam yemeği veya samimi bir ortam için hazırlanacak bir yemek için bile eldiven giymemizin zorunlu olduğu korona sonrası bir dünya... Ve maske... Siyah maskeyi ve altın armadilloyu sevdim... Teneke bir tepside hazırlanma ritüeli, aynalar ikiye katlanıyor... New Orleans... Ve ayrıca besin üretimi, düşük maaş karşılığında çalışma, gıda pazarı gibi pazarları politik olarak sorgulayan çürümüş stoklar... Korona süreci üretimi durdururken insanlar işten çıkarıldı. Zambaklar bize zamanın geçiciliğini hatırlatıyor. (Haziran ayında Japonya'da da). Dünyanın oyulduğu veya güçlü bir el tarafından meydana getirilen kaynaklara - ne zaman karpuzu dilimliyordun! Seçimler konusunda aynı fikirdeyim. Yeniden başlamak ve çeşitli değişiklikler yapmak için çok fazla potansiyel var.”

“Tatami Room” Hakkında: “Ekran kapınızın ciğerleri gerçekten bana yapıştı. Akciğerlerin hizmetinde kapının kademeli ve metodik olarak soyulmasını düşünüyordum. Bana göre asıl soru “Neyi feda edeceksiniz?”di. İnsanlarını güvende tutmak için yeterince çaba sarf etmeyen hükûmetlere yönelik suçlamalar… Düzensiz, boş bir çerçevenin etrafında karşı noktayı oluşturmanın dehşeti… Tüm bunlardan sonra geri dönmek için bir ekonomik plana ihtiyacımız yok mu? Sonra kişisel sağlığımız, sevdiklerimizin sağlığı için neler feda ederdik? Sağlık hizmetini bir hak olarak algılayamadığımızda insanları yapmaya zorladığımız seçimler… Bırakın tüm bunlar birer meta olarak orada olsun. (Burada aklıma ilk gelen ABD.) Yavaş, sessiz ve ürkütücüydü, paylaştığınız için teşekkürler.”

3- Pandeminin performanslar üzerinde büyük bir etkisi oldu ki bu aslında oldukça korkutucu. Performans sanatçıları, aktörler, müzisyenler, kabare sanatçıları, dansçılar ve DJ’lerin yanı sıra ekip ve mekân yöneticileri ile onların personeli olan pek çok arkadaşım da artık bu performanstan hiçbir gelir elde etmiyorlar veya en iyi ihtimalle, oldukça azalmış bir gelir elde ediyorlar. Pek çok çevrim içi etkinlik oldu, ancak bunlar çoğunlukla ücretsiz olarak veya Twitch’te çok düşük bir ücret karşılığında gerçekleştirildi. Bazı açık hava performansları ve sosyal mesafeye sahip etkinlikler devam ediyor, kimi sergiler de. Ancak bu yavaş bir iyileşme ve herkes pandeminin daha da kötü olabilme ihtimaline karşı kendini hazırlıyor. Bu salgının ne kadar süreceğini veya uzun vadede mekânları nasıl etkileyeceğini henüz kimse bilmiyor. Ama şu anda kesinlikle her şey duraklıyor ve birçok ilgili işletme hiç görülmemiş bir şekilde iflasla karşı karşıya.

Oldukça zengin bir performans sahnesine sahip olan Japonya'da yaşıyorum. Ama burası aynı zamanda çoğu şu anda işlevsel olmayan küçük mekânlarla da ünlü. Geçen gün ortağım ve ben Kanagawa'nın ortasında bir şehir olan Atsugi'yde dolaşıyorduk ve Japonya'nın İkinci Dünya Savaşı'nda koşulsuz olarak Amerika'ya teslim olduğu 15 Ağustos 1945'te açılan bir caz barla karşılaştık. Caz konserlerinin şu anda devam etmesi pek olası değil. Bu, muhtemelen barın İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana (3/11 gibi ara sıra meydana gelen doğal afetler bir yana) bu kadar uzun bir süre kapalı kaldığı tek dönem. Bu bizi, birçok konuda düşünmek konusunda duraklattı.

4- Kesinlikle. Zoom’da yeşil ekran arka plan ayarıyla oynamaktan keyif alıyorum. Kendi video ve performanslarıma özellikle grotesk, komik ve rahatsız edici bir şeyler dahil etmek istiyorum. Bu özellikle kabare ve drag performansları için daha da önemli. Bilgisayar kamerası aslında bir kameradır ve ona yaklaşıp daha uzağa gitmek, onun bakış açısını (filmi yukarıdan, aşağıdan, düz, önden vb.) değiştirmek oldukça eğlenceli. Kesinlikle kamerayla oynamak için veya değil.

Bir başka konu ise ev ortamınızı aslına uygun ve samimi bir şekilde sunmak yerine onu dönüştürme fikrimiz. Aslında her iki yaklaşımda da tek bir performansta veya bir dizi performansta oynamak. -Mesela kendinizi dönüştürmek ancak ev ortamını olduğu gibi tutmak veya kademeli başkalaşım içeren performanslar gibi- Bir performans ne ölçüde samimidir veya canlı bir gösteri ne derece dönüştürücü veya sinematiktir? Veya her ikisi de aynı anda mı yoksa farklı zamanlarda mı meydana gelir?

Başka bir özellik olarak canlı videoları ilginç şekillerde düzenlemek ve belki de diğer etkinlik, platform ve sanal efektler için geri dönüştürmekten söz edilebilir. Canlı kayıtlar böylelikle video sanatı, filmler, pop videolar ve enstalasyonlar için heyecan verici bir kaynak hâline gelebilir.

​(Bir çevrim içi müzik ve video sanatı çalışması için “Bathroom” ile katkıda bulundum.)

​Benim için bunlar gerçekten ilginç konular / sorular / olasılıklar.

Duncan Hume, Three Rooms: The Trilogy (Üç Oda Trilojisi), 2020, Performans, Stay LIVE at Home (Evde CANLI Kal) - Ev Performansları Serisi, Performistanbul, Dijital Seri, Yokohama

​​
Bu performans serisi 21.06.2020, 27.06.2020, 04.07.2020 tarihlerinde Vimeo ve Facebook’ta gerçekleştirilmiştir.

Performansları izlemek için buraya tıklayabilirsiniz.
Performanslar hakkında bilgi almak için buraya (Bathroom), buraya (Kitchen) ve buraya (Tatami Room) tıklayabilirsiniz.

Giulia Mattera (Roma-İtalya)

1- Evden canlı performans sergilemek benim için çok zordu çünkü benim işimin merkezinde izleyicilerle doğrudan etkileşime girmek yer alıyor. Bu yüzden bazen bir şeylerin eksik olduğunu hissediyorum. Bunun tam olarak nasıl olduğunu anlayamıyorum, ancak sorunu çözmenin farklı yolları olabileceğini de düşünüyorum.

Performansımı ilgilendiren şey olan Neoteny, yetişkinler olarak oynamayı ve onu davranışsal olarak benimsemenin hayatımızı nasıl kolaylaştıracağını gözler önüne seren bir haftalık/günlük bir akıştı.

​Bu yaklaşım bana yazar Italo Calvino'nun şu önerisini hatırlatıyor: "Hayatı hafife alın, çünkü hafiflik yüzeysellik değil; şeylerin üzerinde süzülün, kalbinizin üzerinde herhangi bir ağırlık olmadan.” Tüm bu unsurlar göz önünde bulundurulduğunda bu duruşun kulağa saçma gelebileceğinin farkındayım.

2- Geri bildirim ya çok destekleyiciydi ya da oldukça tartışmaya açık ve eleştireldi.

​3- Gelecekte olabilecek performans sanatı senaryoları üzerine düşünmek bir hayli zor. Festivaller iptal edildi veya kim bilir ne zamana kadar ertelenmeye devam edecek. Bu yıl tamamen donuk geçecek diyebiliriz. Gösteri yaparken sanatçının rolünü yaratıcı veya izleyici olarak kategorileştirmediğim, ikisini de yapımcı ve ajans olarak gördüğüm için, doğrudan katılımın nasıl olacağını öngörmeye çalışıyorum.

4- Performistanbul'un Stay LIVE at Home-Home Performance dizisinde yer almak, içinde olmayı kabul ettiğim bir deneyimdi. Bu benim sanat hakkındaki görüşlerime göre çalışmamın fiziksel olarak ne denli önemli olduğunu doğruladı, bu yüzden gelecekte çevrim içi performanslar yapacağımdan şüpheliyim.

Giulia Mattera, Neoteny (Neoteni), 2020, Performans, 7 gün – günde 1 saat, Stay LIVE at Home (Evde CANLI Kal) - Ev Performansları Serisi, Performistanbul, Dijital Seri, Roma

Bu performans 06.04.2020-12.04.2020 tarihleri arasında Instagram’da gerçekleştirilmiştir.

Performans hakkında bilgi almak için buraya tıklayabilirsiniz. 
Sanatçının internet sitesini buradan ziyaret edebilirsiniz.

Pierce Starre (Liverpool-İngiltere)

1- “Reflection” pandemi sürecini kabul etmek ve onun üzerine düşünmek için zaman ayırdığım, 9 saat boyunca yatak odamın penceresinden dışarı baktığım çevrim içi canlı bir performans çalışmasıydı. Eğer bir performans gerçekleştiriyorsanız seyircinin orada fiziksel olarak bulunmasının size hissettireceği özel bir şey var: “Bu, yalnızca fiziksel alanda var olan dile getirilmemiş bir enerjidir. Sanatçıyı ve izleyiciyi hayal edilemeyecek yerlere götüren işte bu enerji ve aradaki etkileşimdir.” Bu bir değiş tokuş aslında ve genellikle dönüştürücü deneyimlere yol açıyor.

Dijital platformlarda izleyicilerin fiziksel enerjisinden uzaklaşıyoruz ve bu nedenle yalnız hissediyoruz. Canlı yayın “Reflection” çevrim içi izleyici kitlesine dair bir izolasyon hissi verdi. Belki de bu deneyim, dünyanın her yerinden milyonlarca insanın, hükûmetler tarafından virüsün yayılım alanını azaltmak için benzeri daha önce görülmemiş adımlar atmaları nedeniyle kendilerini yalnız ve kendi evlerinde izole hâlde buldukları salgının bizzat kendisini meydana getiriyor; katı sosyal mesafe önlemleri ve zorunlu tecritler.

Çalışmalarımı gerçekleştirirken çok fazla fiziksel ve duygusal acı hissettim. Ayağa kalktım ve komşularımın izolasyon sürecinde bir bahçe partisi verdiklerini gördüm; hemen üstlerindeki pencerede benim verdiğim mücadeleden tamamen habersizdiler. Evlerinde virüsten korunmaya çalışanları hayal etmeye başladım hem çevrede hem de uzakta bu salgına karşı mücadele edenleri hayal ettim. Ayrıca onları takip eden bir izleyici olup olmadığını, bunu umursayıp umursamadıklarını da düşündüm. İzole olarak yaşayanların da aynı şekilde hissedip hissetmediğini merak ettim.

​Sadece çalışmam tamamlandığında izleyicilerle bağlantı kurabiliyordum ama o zaman bile kendimi bir anlamda boşlukta hissediyordum. Sosyal medyanın bize insanlarla iletişim kurma fırsatı sunmasına rağmen fiziksel olarak insanlarla bir araya gelme özlemini hep hissettim. Bu da bana yine içinde bulunduğumuz zamanlara dair bir gösterge gibi göründü.

​2- Çalışma, sosyal medyadaki çevrim içi izleyicilerin hayal gücünü ve kalplerini yakalamaya çalışıyordu. “Reflection”a tüm dünyadan 2000'den fazla kişi tanıklık etti. Facebook'ta birçok beğeni, olumlu tepki ve dönüş aldım. Ayrıca birçok cesaretlendirici söz de işittim. Bunlardan bahsetmek yerine, bazılarını burada paylaşmak istiyorum:

“Seninle nefes almak”, “seninle sallanmak”. “Vücudunuzun tuğla ve camdan sıyrılarak pencereden ağaçlar gibi süzülmesini, ancak içsel ve varoluşsal olarak birbirine bağlı kalmasını seviyorum. Ayrıca insanlığın bu şekilde gerçekten de birbirine bağlı olup olmadıklarını merak ediyorum. Kayıp, umut, neşe, yok olma ve umutsuzluk arasında nasıl hissediyoruz…”

3- Kendimi yalnız ve izole hissetmeme rağmen salgın tuhaf bir şekilde bana farklı kapılar açtı. Çalışmayı çevrim içi sunmak bana daha önce ulaşamadığım kitlelerle bir araya gelme fırsatı sundu. Görünürlüğün artması ile birlikte paylaşımlarım ve işlerime ilgi de arttı. Son olarak The British Library bana ulaştı ve “Reflection”a koleksiyonlarında yer verip veremeyeceklerini sordu. Eğer bu performansı çevrim içi olarak gerçekleştirmeseydim bu mümkün olmazdı.

4- “Reflection” performansımdan bu yana canlı olarak gerçekleştirdiğim “Empty” de dâhil olmak üzere birçok çalışmaya hayat verdim. “Child of Deaf Adults” ile kişisel yoksunluk, baskı ve hayatta kalma deneyimlerini farklı perspektiflerden keşfettim. 1980’lerde büyüyen “Britanya” ve (Invisible) ise görünürde, ortağımla birlikte heteronormatif bir dünyada geçen, queer bir çift olarak görünür olmanın ne anlama geldiğini araştıran, iş birliğine dayalı bir canlı yayın performansının parçası olarak meydana geldi. Ekim ayında, pandeminin zihinsel sağlığımız üzerinde devam eden etkilerini araştıran “Fragile” adlı bir başka canlı yayın çalışması yapacağım. Liverpool’da Drip isimli bir platformu işletiyorum. Salgın nedeniyle bu etkinliği çevrim içi olacak şekilde yeniden uyarlayacağım. Son etkinliğimizde dünya çapında 30'dan fazla canlı performans sanatçısı yer aldı ve bunların tümü canlı olarak yayınlanan performans çalışmalarını izleyicilerin beğenisine sundu. Pandemi bir süre daha burada olabilir ve izleyicilere canlı yayın aracılığıyla paylaşılabilecek çalışmalar sunmak, fiziksel alanlarda canlı performans çalışmaları sunmaktan çok daha farklı. Üstelik canlı performans sanatçıları bağlantılar, etkileşimler ve tartışmalar için bir araya gelerek bir platform oluşturmaya devam edebilecekleri farklı yollar araştırıyor gibi görünüyor.

Pierce Starre, Reflection (Düşünce), 2020, Performans, 12 saat, Stay LIVE at Home (Evde CANLI Kal) – Ev Performansları Serisi, Performistanbul, Dijital Seri, Liverpool

Bu performans 08.05.2020 tarihinde Facebook’ta gerçekleştirilmiştir.

Performansı izlemek için buraya tıklayabilirsiniz.
Performans hakkında bilgi almak için buraya tıklayabilirsiniz. 
​Sanatçının internet sitesini buradan ziyaret edebilirsiniz. 

​Performistanbul’un Stay LIVE at Home! - Ev Performansları Serisi’nde yer alan tüm performanslara ise buradan ulaşabilirsiniz. 

0
4062
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle
Geldanlage