31 MART, PERŞEMBE, 2016

Sonsuz İhtimaller Evreninde Yalnızca Sıradan “Parçacıklar”ız

Şu an paralel bir evrende oturduğunuz koltuktan başka bir yerde, bambaşka bir hayatı yaşadığınızı düşünün... Tükenmeyen ihtimaller çerçevesinde o insanla farklı bir son yaşadığınızı hayal edin... Bu fikir hoşunuza gittiyse kuantum fizikçisi bir kadınla, organik bal üreticisi bir adamın aşkını, fizik kuramlarıyla ustaca harmanlayıp sahneleyen Parçacıklar ile ihtimaller denizinde biraz sarsıcı bir yolculuğa çıkıyoruz...

Sonsuz İhtimaller Evreninde Yalnızca Sıradan “Parçacıklar”ız

Bir kadın bir adamla bir partide karşılaşır. İhtimaller dünyasında yan yana gelmek için bu parti seçilmiştir. Kadın adamla tanışmaya çalışır, sonsuz ihtimal vardır. Adamın sevgilisi partide içki almaya gitmiştir, bu kadınla şansı olmaz. Adamın ciddi bir ilişkisi daha yeni bitmiştir, kadının şansı yoktur. Adamın karısı tuvalete kadar gitmiştir, kadın için hiç umut yoktur. Ucu bucağı olmayan bir ihtimal evreninde kadınla adam, birbirleriyle olmak için hiçbir engelleri olmayan bir ihtimalin gerçekleşmesiyle tanışırlar. Tanışırlar ama ihtimaller biter mi? Adam kadından hoşlanmayıp partiden kaçabilir… Kadın adamdan sıkılıp geceyi sonlandırmak isteyebilir… Ya da tam tersi olabilir. Sonsuz ihtimaller arasında bu kadınla adam bir şekilde denk gelir…

Pürtelaş Tiyatro’nun Mart ayında prömiyerini yapıp sahnelemeye başladığı Parçacıklar, Damla Sönmez’in canlandırdığı kuantum fizikçisi bir kadın ile Deniz Karaoğlu’nun hayat verdiği organik bal üreticisi adamın tanışmaları üzerine çoklu evrenler teorisiyle fizik kuramlarının özgür iradeyle kaderin, aşk ile ustaca harmanlandığı bir oyun.

İngiliz oyun yazarı Nick Payne’in yazdığı Constellations, Ece Dizdar’ın çevirisiyle Parçacıklar olarak karşımızda. Boş bir sahnede yalnızca tavandan sallanan birbirinden farklı şekilde ve büyüklükte elyaf kaplama parçacıklar yer alıyor. Tasarımını Ahsenur Çiftçioğlu’nun yaptığı sahnede yer alan bu parçacıkların içinde ışıklar yer alıyor. Muhtemel çiftimiz olasılıkları yaşadıkça ışıklar kararıyor, hemen yeniden yanıyor ve farklı renklerde yanıyor. Oyunun orijinalinde parçacıkları içinde ışıklar bulunan uçan balonların temsil ediyor.  Balonları düşününce birbirinden farklı tasarlanan parçacıkların daha yerinde ve orijinal olduğu bir gerçek.

Oyunun kurgusuna gelince, karakterlerimizin karşılaşmalarından ilk cümlelerini kurup konuşmalarına, bir ilişki yaşayıp ilişkilerinin ulaştığı aşamaya kadar her durum, sahnede defalarca, çeşitli ihtimaller dahilinde yaşanıyor. Bu yüzden örneğin evlilik teklifi sahnesini, kadının verdiği cevaba ve adamın yaşadığı duygu durumuna göre tekrar tekrar farklı sahnelerle izliyoruz. Aralarda ilk başta anlayamadığımız, sonradan kavradığımız sahneler yaşanıyor. Bu flash back gibi kurgulanan sahneler oyuna ilgili sürekli sıcak tutuyor. 

Parçacıklar temposu yüksek bir oyun diyebilirim. İkili diyalog üzerine kurulu bir oyun olarak, sürekli ihtimallerin yaşanması, ışıkların yanıp sönmesi, gelecekten sahnelerin parça parça aralara sıkıştırılması ve Damla Sönmez ile Deniz Karaoğlu’nun oyunculukları tempoyu yüksek tutan ögeler... Işıklar döndüğü anda yer değiştirip başka bir köşede başka bir ihtimali oynayan, kah yerde yuvarlanan, kah koşturan bu iki başarılı oyuncu için söylenebilecek tek şey, ayakta alkışlanacak bir performans sergiledikleri...

Oyuna dair herkesi cezbeden fizik kuramlarıyla aşkın harmanlanmış olması şüphesiz. Oyunda Damla Sönmez’in canlandırdığı karakterin kuantum fizikçisi olmasından ötürü, yaşadığımız hayatın sonsuz ihtimalleri, paralel evrenlerde yaşadığımız başka hayatları, insanın evrendeki yeri gibi sorgulamaları kişiye, aşka ve ilişkiye indirgenmiş biçimde dinliyoruz.

Eğer fizik kuramlarıyla aşkın nasıl birbirine yedirildiğini merak ediyorsanız, Parçacıklar 5 Nisan’da Moda Sahnesi’nde.

0
10818
1
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle
Geldanlage