22 NİSAN, ÇARŞAMBA, 2026

Perdenin Arkasında Kalan Gerçekler: “The Wizard of the Kremlin”

Olivier Assayas’in “siyasi kötülüğün sonuçlarını gösterirken, aynı zamanda onun doğasını da betimlemeye çalışıyor” diye tanımladığı, başrollerinde Jude Law, Paul Dano gibi isimlerin yer aldığı filmi The Wizard of the Kremlin üzerine bir yazı.

Perdenin Arkasında Kalan Gerçekler: “The Wizard of the Kremlin”

Sovyetler Birliği’nin çöküşünün ardından kaotik bir Rusya’da genç ve zeki bir adam olan Vadim Baranov, sanatçı kimliğinden sıyrılarak televizyon dünyasına adım atar ve kısa sürede yükselen eski bir KGB ajanı olan Vladimir Putin’in danışmanı ve propaganda mimarı hâline gelir. İktidarın merkezinde Baranov, yeni Rusya’yı şekillendirirken hakikat ile yalan arasındaki sınırları bulanıklaştırır. Yıllar sonra gönüllü bir sürgün hayatına çekilen Baranov, bir Amerikan araştırmacıya kapılarını açarak inşa ettiği rejimin karanlık sırlarını anlatmaya başlar.

The Wizard of the Kremlin (Kremlin’in Büyücüsü), Giuliano da Empoli’nin 2022 tarihli aynı adlı romanından uyarlanan, Olivier Assayas yönetmenliğinde ve Emmanuel Carrère ile birlikte yazdığı senaryoyla hayata geçirilen 2025 yapımı bir politik gerilim filmi. Başrollerde Paul Dano, Jude Law, Alicia Vikander, Jeffrey Wright, Will Keen ve Tom Sturridge yer alıyor. Film, dünya prömiyerini 82. Venedik Film Festivali’nin ana yarışma bölümünde gerçekleştirdi ve Altın Aslan için aday gösterildi. Film, vizyon tarihi öncesinde Türkiye’de ilk kez 45. İstanbul Film Festivali kapsamında seyirciyle buluştu ve biz de filmi burada izleme fırsatı bulduk.

Bir Liderin Doğuş Hikâyesi

The Wizard of the Kremlin’in yapısı, Ali Abbasi’nin 2024 tarihli The Apprentice filmine oldukça benziyor. Tıpkı The Apprentice’de Trump’ın Roy Cohn mentörlüğünde nasıl şekillendiğinin anlatılması gibi burada da Putin’in iktidara yükselişinin arkasındaki kilit isim, kurgusal karakter Vadim Baranov üzerinden anlatılıyor. Baranov'un gerçek hayattaki karşılığının, Putin'in propaganda danışmanı olarak bilinen Vladislav Surkov olduğu düşünülüyor. Her iki film de bir liderin “doğuş hikayesini” anlatırken o liderin arkasındaki gerçek gücü, perde arkasındaki figürü merkeze alıyor. Ancak film başında bir uyarıyla izlediğimizin bir kurmaca olduğu hatırlatılıyor. Romandan uyarlama olan filmdeki olayların ne kadarının gerçek ne kadarının kurmaca olduğu ise tartışmalı kalıyor. Film, Çeçen savaşından Kursk denizaltısı felaketine, muhalefet baskılarından Kırım ilhakına kadar geniş bir tarihi yelpazede dolaşıyor. Bu büyük olaylar gerçek tarihten alınmış olsa da Baranov’un bu olaylardaki rolü, Putin ile ilişkisinin dinamikleri ve kişisel hayatına dair pek çok detay tamamen kurgusal. Filmin gerçek figürlere benzetilen yan karakterleri de (Berezovski, Hodorkovski ve hatta Prigojin) bir o kadar gerçeğin sınırında dolaşıyor. Bu belirsizlik filmin hem güçlü hem de tartışmalı yanını oluşturuyor. Gerçekle kurmacanın bu denli iç içe geçmesi, izleyicinin araştırma yapma ve sorgulama isteğini tetikliyor; nerede kurmaca bitiyor, nerede gerçek başlıyor sorusu zihinlerde kalıyor.

​Sinematografi konusunda söylenecek söz yok. Yorick Le Saux’un görüntü yönetmenliği gayet temiz ve başarılı. Assayas’ın akıcı kamera çalışması, Moskova’dan Londra’ya, ofislerden ormanlara geçişleri kusursuz bir şekilde aktarıyor. Özellikle araya gerçek veya yeniden oluşturularak eklenen arşiv görüntüleri filme güzel bir atmosfer katıyor ve dönem geçişlerini inandırıcı kılıyor. Filmin görsel dili, anlattığı hikâyenin soğukluğunu ve tekinsizliği yansıtıyor, Rusya’nın o soğukluğunu iliklerinize kadar hissediyorsunuz.

Jude Law’ın Putin’i ve Oyuncu Performansları

Filmin en güçlü kartlarından biri Jude Law’ın Putin performansı. Law, Putin’in soğuk bakışlarını, hesapçı tavırlarını ve beden dilini inanılmaz bir doğallıkla yansıtıyor. Hareketleri, yüz ifadeleri ve mimikleriyle Putin’e fazlasıyla benziyor. Taklitçiliğe kaçmadan, karakterin özünü yakalayan bir performans sergiliyor. Film, Law perdedeyken ivme kazanıyor ve onun sahneleri filmin en çekici anlarını oluşturuyor.

Paul Dano ise Vadim Baranov rolünde yine başarılı bir iş çıkarıyor. Sakin, hesapçı ve mesafeli bir karakter çiziyor. Ancak Dano’nun buradaki performansı, izleyicide bir tekrar hissi uyandırabiliyor. There Will Be Blood’dan Dumb Money’ye, The Batman’den bu filme kadar benzer bir karakter arketipini canlandırıyor gibi görünüyor. Sessiz ama güçlü, geri planda ama kontrol eden bu tip artık Dano’nun bir konfor alanı hâline gelmiş durumda. Bu durum performansının kalitesini düşürmese de sürpriz unsurunun eksikliğini hissettiriyor.

​Jeffrey Wright, hikâyeyi dinleyen ve aktarılmasını sağlayan Amerikalı araştırmacı Lawrence Rowland rolünde Interview with the Vampire usulü bir çerçeve anlatıcı görevi üstleniyor. Wright iyi bir performans sergiliyor olsa da o da pek çok rolündeki benzer karakteri sunuyor. Dinleyen, tepki veren, hikâyeyi yönlendiren ama derinliğine girilmeyen bir figür olarak kalıyor. Will Keen’in Boris Berezovski ve Tom Sturridge’ın Dimitri Sidorov performansları ise kadrodaki dikkat çekici sürprizler oluyor. Alicia Vikander’ın Ksenia karakteri ne yazık ki yetersiz yazılmış bir kadın karakter olarak filmin zayıf noktalarından birini oluşturuyor. Vikander iyi bir performans sergiliyor olsa da İsveçli bir oyuncunun Rus bir kadını canlandırması, zaten aksansız İngilizce ile anlatılan bir filmde genotip uyumsuzluğunu daha da belirgin kılıyor. Fiziksel olarak bir Rus karaktere ikna edici biçimde dönüşemiyor ve bu durum, karakterin zaten sığ yazılmış yapısıyla birleştiğinde Ksenia’yı filmin en az inandırıcı figürü hâline getiriyor.

İngilizce Konuşan Ruslar

Filmde garip hissettiren ve tartışmaya açık olan en önemli mesele, Rusya gibi bir ülkenin yakın tarihinin tamamen İngiliz ve Amerikan oyuncular tarafından ve aksansız İngilizce ile anlatılıyor olması. Oyuncuların kötü bir Rus aksanı takınarak Amerikan film klişesine düşmemeleri elbette olumlu bir tercih. Ancak genele bakıldığında, Rusça diyalogların ve Rus oyuncuların yokluğu, filmin otantikliğini zedeliyor. Bu tercih, filmin Batılı bir seyirciye yönelik üretildiğini açıkça ortaya koyuyor ve Letonya’da çekilen filmin hem Baltık ülkelerinde hem de Rusya’da Kremlin propagandası tartışmalarına yol açması da bu durumun bir yansıması.

The Wizard of the Kremlin, 156 dakikalık uzun süresine rağmen kurguda sıkmadan, izleyiciyi yakalayarak Rusya’nın yakın tarihine ve siyasi yapısına güzel bir perde aralıyor. Bazı eleştirmenlerin filmi altı saatlik bir mini dizinin 1.5x hızda izletilmesi gibi tarif etmesi anlaşılabilir. Assayas gerçekten de çok geniş bir tarihi dönemi tek bir filme sığdırmaya çalışıyor. Ancak bu yoğunluk, filmin sürükleyiciliğini bozmaktan çok izleyiciyi araştırmaya ve sorgulamaya teşvik eden bir yapıya dönüşüyor. Jude Law’ın etkileyici Putin performansı, temiz sinematografisi ve tartışmaya açık yapısıyla The Wizard of the Kremlin, kusurlarına rağmen izlenmeye değer bir politik gerilim olarak 45. İstanbul Film Festivali'nin dikkat çekici yapımlarından biri olarak öne çıktı.

The Wizard of the Kremlin, 8 Mayıs’ta Başka Sinema dağıtımıyla sinemalarda izlenebilecek.

0
238
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle
Geldanlage