
Çağdaş sahnenin dans, hareket, performans odaklı gösterileri Heartquake, Görme Tutkusundan Kör Olabilir İnsan, A Tangible Blue ve Rota üzerinden sahne sanatlarında oluşan yeni dile dair bir yazı.
Geçtiğimiz günlerde izlediğim Jasmin Vardimon Company’nin Now isimli dans gösterisinin bir bölümünde çalan deneysel müzik grubu Einstürzende Neubauten’ın “Silence is Sexy” şarkısını dinlerken sessizlikten ziyade, söyleneni daha az sözle ifade etmenin- bazen de sözsüzlüğün çekiciliği üzerine düşündüm, gösteri sırasında ve sonrasında. Bu fikir gösteri sanatları bağlamında da bir süredir üzerine düşündüğüm, salt kâr odaklı üretim biçimlerinin metni ticarileştirmesiyle eşleşen bir durumla kendini gösteriyor. Birkaç sezondur sadece baştan yazımın değil, çevirilerin, uyarlamaların -klasikler dahil- dahi artık pek de ilgilenmediğim bir alana doğru kaydığını hissediyorum. Metin etkisini ve önemini kaybetmiyor -sanırım- fakat sektörel yönelim ya da seçimler etkilerini gösteriyor. Nakit bazlı fikir ve yapım rejimi apolitikleşme ve sıradanlaşmayı normalize ediyor, estetik formu aşındırıyor. Bu da bir biçimde söze ve metne sirayet ediyor. Bir elin parmaklarını geçmese de hâlâ heyecanlandığım ve ilgimi çeken, biçimsel yenilikleri de içinde barındıran yerli-yabancı metinler sahneleniyor. Kino Vertov’un tek kişilik oyunu Dünyada, Esme Madra ve Büşra Albayrak’ın tasarlayıp oynadığı Tropikal Kapısı, Tiyatro Kintsugi’nin Birbirimizi Hiç Göremeyecekmişiz genel eğilimin dışında duran, biçimsel arayışlarını ve estetik kaygılarını izleyiciyle dürüstlükle paylaşan örnekler arasında. Sahne sanatları ile ilişkimi korumak adına kişisel pratiğim metin merkezli yapıdan hareket ve performans odaklı işlere evrildi. Biraz da tesadüfi bir şekilde peş peşe dört genç koreografın çağdaş dans, hareket, performans üzerine yeni düşünme alanları açtıkları üretimlerini izledim: Heartquake, Görme Tutkusundan Kör Olabilir İnsan, A Tangible Blue ve Rota. Çoğu Bilgi Sahne ve Gösteri Sanatları, MSGSÜ Modern Dans, Studio Oyuncuları, Çıplak Ayaklar Kumpanyası gibi performans ağırlıklı okul/oluşumlardan çıkışlı koreograf/performansçıların işleri birbirleriyle etkileşim içinde sahnede yeni bir dil oluşturuyor.
Bu performanslara dair yazıyı okurken eşlik edebilecek, işleri çağrıştıran dört parçalık bir playlist ekliyorum. Dinlemek için.
Heartquake
Bir kalp çarpıntısı her zaman bir kalp krizi midir, panik atak mı? Başkaca çok türlü organik bozuklukla açıklanabilecek bir durum sarsıntıya ya da depreme dönüştüğünde olabilecek maksimum yıkım nedir? Dakikada on kere fazla çarptığında ölümü ve yokluğu anımsatan bir kas bütününün durması, tüm işlevlerini yok eder mi? Ya da geçmişte hissettiklerini. Bu hisleri geri döndürmek ve o çarpıntıyı medikal takviye kullanmadan dindirmek mümkün mü? Koreografisini Ekin Tunçeli’nin yaptığı, performanslarda Barış Diker, Diren Ezgi Yıkılkan, Gizem Seçkin’i izlediğimiz Heartquake; bütüncül tasarımlarının sarstığı kalpleri eş zamanlı onarabilen ve iyileştirebilen bir gösteri. Üç dansçı tüm performans boyunca sallanmaktan, yıkılmaktan viraneye dönmüş coğrafyaların duygusal projeksiyonlarını izleyiciye çok boyutlu olarak yansıtıyor. Bu yansıma, gerçekler kadar gerçek, acılar kadar acı, depremler kadar sarsıntılı olabiliyor bazı anlarda. Performansın başladığı andan itibaren üç kişinin resiprokal hareketlerle, bulunduğu konumları merkez/odak belirleyerek gidiş gelişleri ve bu osilasyonların izleyenlerin içinde-aklında yarattığı vibratif etki; tüm izleği bir anda çok belirgin bir hatta yerleştiriyor. Çok kompleks olmayan ama motilitesi güçlü figürlerin sadeliği, performansın duygu komponentini öne çıkarıp; dans-his etkileşiminin varabileceği yerlere dair sade ve şık bir örnek yaratıyor. Kalpler çarpa çarpa, bir anda çarpmaz oluyor ve o parti başlıyor. Rave parti yılgınlarının genelgeçer değerlendireceği bu sekanstaki koreografi, izleyicide pik yapan heyecanı performansçıya taşıyor ve izleyiciyi statik ritimdeki sese emanet ediyor. Performansçı yaşadığı uyuşma sonrası -kalp sarsıntısının akabinde- içi ağlayarak yüzü gülerek partiliyor, bu parti tanıdık bir hissi güçlendiren bağlantı olarak performansın ara bölümüne yerleşiyor. Fakat aynı zamanda bu segment -ritmi düşürmese de- bilindiklik ve somutlaşmayla etkileyicilik katsayısını bir parça azaltıyor. Gösterinin ses danışmanı Barış Bingöl; Ah! Kosmos, Ekin Tunçeli, Cucina Povera & Haron, Dinamarca’nın eserleri/tasarımlarını performans içinde daimî bir pozisyona yerleştirmiş. Bu hiç susmayan sesler, bazen bozuk bazen sağlıklı ritimlerin belirleyicisi değil takipçisi oluyor. Gösterinin son bölümüne doğru performansçıların ilişkilenmeler, bağlanmalar, alışkanlıklar, dayanak oluşturma ve yoklaşmalar, bir var olup bir hiçleşmeler gibi pek çok karşılıklı etkileşim üzerine söylenebilecek oluş hâllerine ilişkin hareket dizileri; işi tasarlayan Tunçeli’nin kurduğu güçlü hareket dramaturjisini ortaya seriyor. Mert Yemenicioğlu’nun kostüm tasarımının fragmante yapısı oyunu sadece şıklaştırmayıp, hareketin kinetiğine doğrudan etkide bulunuyor. Kalpler çarpıyor, çırpınıyor ve bu taşikardinin ritmi performansın aksını kuruyor. Çoğunlukla normal ritimde ama patolojize olduğu hâlleri de bir hasta nahifliğinde hissettiriyor. Kalp krizi ve panik atak arasında gidip gelen Heartquake’in tanısı, bir görüntüleme yöntemi olarak izleyenlerin duygusal salınımlarının içinde gizleniyor.

Görme Tutkusundan Kör Olabilir İnsan
Tutkunun imgesel varyasyonları muhtelif sonuçlar doğursa da kavramsal olarak ruhu yaralayan bir bileşen olduğu üzerine anlatılar kuran düşünürler mevcut, oldukça uzun zamandır. Kavramın kendisi mi, neden olduğu sonuçlar mı daha problematik, düşünülmeye muhtaç hiç kapanmayacak bir alan. Bu sezon birkaç kere izleyip duygusal kurgusuna oldukça yatkın olduğum işlerden olan Görme Tutkusundan Kör Olabilir İnsan ismi gereği, bu alanın ortasına bir soru işareti koyuyor fakat süreç cevap vermeye değil farklı jenerasyon ve deneyimlerin kolektif hüznünün estetik bir ağıtını aktarmaya odaklanıyor. Yunus Emre Şahin’in koreografisini ve tasarımını yaptığı dans tiyatrosu, içinde 20’li yaşlardaki performans sanatları öğrencilerini de tiyatro deneyimi yüksek performansçıları da barındıran, duygu ışıltısı ve janr çeşitliliği yüksek bir gösteri. Aslı İçözü, Zinnure Türe, Mihran Tomasyan, Dilan Yoğun, Zeynep Duman, Basma Seiba, Gülce Oral, Selim Cizdan, Ece Çamlı, Kübra Gürel, Nil Özdil, Savaş Babacan, Dila Özer, Barış Kaan Çapan’ı kadrosunda bulunduran spektrumu geniş bu mahzun anlatı sahnede iki kişiyle açılıyor. İki kişiden birinin kinetik transitini neredeyse yalnızca kaslarının gevşemesinden -ki bunun pratik anlamda görsel bir karşılığı var sahnede- anlayabiliyoruz. Beden usul usul minimal ritmik kaymalarla konumunu yeniden örgütlüyor. İçinde yüksek bir potansiyel enerji barındıran bu karakterin potansiyelinin minimalist bir kinetiğe dönüşümü ve bu kümülatif enerjinin hangi noktada bir patlamaya neden olacağı, tüm gösterinin ana hattını oluşturan bir çizgi gibi oyun dikdörtgeninin bir kenarını işgal ediyor. Diğer kişinin ilahi koreografisi ve bu yapıyla eşleşen ses tasarımı, oyunu oldukça karanlık bir bölgeye taşıyor. Bu karanlık ve asgari hâlin oluşturduğu gerginlik hissi, bir istila ile sonuçlanıyor. 15’e yakın performansçı birbiriyle iletişim kurmadan, temas etmeden, hareket hızları, yönleri, keskinlikleri kestirilemez bir biçimde yarım saatten uzun süren invaziv bir gösteri kuruyorlar sahnede. Herkesin bireysel dert ve aktarısının çeşitliliği takibi zorlaştırıyor ki bu da bir anlamda oyunun izleğine dair bir ışık açıyor. Bireyselin toplumsallaşması? Bazı bireysellikler zaman zaman birbirine yaklaşıyor, kesişimselleşiyor. Sahnede birbirinden bağımsız çok sayıda beden, göz göze geliyor mu bilinmiyor ama aynı dünyada, aynı coğrafyada, aynı sahnede; etkileşimin somutlaşmasına dair güçlü bir yapı kuruluyor. İkili, üçlü gruplar hâlinde klasifiye ettiğimizi düşündüğümüz zamanlar olabiliyor. Biricik olma hâlinin korunma çabasını fark ettiğimiz de. Zaman geçiyor, tanıdık ortak ezgilerde bilinmeyen bir dilde hiç konuşulmayan bir duygu birliğinde buluşuluyor. Birileri hayatını kaybediyor, birileri yakınlarını kaybediyor, birileri ailevi travmalarını yaşıyor, birileri toplumsal travmalarını yaşıyor, birileri depresyonunu yaşıyor, birileri kalbinin acısını yaşıyor, birileri terk ediliyor, birileri çok seviliyor, birileri hiçbir şey yaşayamamasını yaşıyor. Tüm bunları ciğerinde nefesle hapseden birisi, tüm biriktirdiklerini gözyaşı ile, salya ile sekrete edebiliyor. Duygusal sekresyonların çare olamadığı bir noktada da belki hayat bitiyor ve bir çığlıkla ya da son nefesle tüm anlatılanlar gerçek anlamını kazanıyor yani büsbütün anlamsızlaşıyor. Bu anlamsızlaşma hâli bağlamsal bir zafiyet değil aksine bütüncül bağlamı kuvvetlendiren bir duygu seçimi performans içinde. 45 dakika süren bu dans tiyatrosu çok keskin, iddialı koreografiler barındırmıyor fakat bu iddiasızlığı, duygusal keskinlikle bütünleştiğinde güçlü bir dramaturjik çerçeve sunuyor. Bu çerçevenin ana unsurunu tasarlayan/koreograf Şahin’in his-dans ilişkisinde ağırlığı vermek istediği tarafa dair hem akılcı hem duygusal seçimi ve buna eksiksiz uyumlanan performansçılar oluşturuyor. Utku Kara’nın ışık tasarımı ve Evin Bilgin’in ses tasarımı bu çerçevenin dört köşesini sıkılaştırıyor. Her biri birbirinden farklı tonlarda oluşturulan katmansal kostümler fikren dramaturjik bir yatkınlık oluştursa da bu katmanlı hâle dair yapılan renk ve biçim seçimlerinin, anlatının estetik tarafını tali kıldığını düşünüyorum. Yine çok öznel bir yorumla bu varyasyonun her anlamda karanlık dozu artırılmış bir versiyonunun aktarımı güçlendireceği kanaatindeyim. Görme Tutkusundan Kör Olabilir İnsan tutkusuzluğun sınırlarını silikleştiriyor. Tutkuları eyleme dönüştürme arefesinde çırpınan bir çığlıkla izleyen tüm gözlere son bir nefes alıyor, tınısal bir hasret şarkısı eşliğinde.
A Tangible Blue
Renklerle ve felsefeleriyle ilgilenmeyi hep fazla ezoterik ve hurafi bulmuşumdur fakat mavinin en sıcak renk olması ve imgedeki akışkanlığı üzerine hepimizin düşündüğünü hatırlıyorum 2013 civarında. Şiva Canbazoğlu’nun koreografisini yaptığı A Tangible Blue da mavi üzerine zihinsel bir geri çağrı yaratarak, nostaljik bir çağrışımı çağdaş dans tasarımına harmanlıyor. Beste Demir, Barış Diker, Diren Ezgi Yıldızkan, Halil İbrahim Aygün, Şiva Canbazoğlu’nun performansçı kadrosunda yer aldığı bu çağdaş dans enstalasyonunda 5x5, 1’er metrekarelik ahşap yapıların birleşiminden oluşan 25 metrekarelik bir -sahne üzerinde sahne- inşası mevcut ve bu yapı performans içinde bozulup yeniden konstrükte edilerek performansa içkinleştiriliyor. Ahşap alanın bir köşesinde vücut bulan dairesel bir boşluktan sahneye yayılan doğumsal bir koreografi ve diğer köşesinde bulunan direklere bağlı bir salıncağın sallanmasıyla açılan performans bedenler arası etkileşim üzerine oldukça kapsayıcı bir anlatı sunuyor. Salınımsal enerjinin bedene ve bedenler arası enerjiye transitiyle, birbirlerini havada taşıyan bedenler havanın kaldırma gücünü bedenin kendi gücüne eşitliyor. Performansçılar birbiri için kaldıraç işlevi görmekten öte temel taşıyıcı faktör oluyor. Birbirlerinin üzerinde somutlaşan bedenler, hem ellerin tutma ve somutlaştırma gücünü projekte ediyor hem de aslında soyut olan imgelem ve izdüşümler arasındaki etkileşime dair hipnotik bir anlatıya kapı aralıyor. Mavinin elle tutulabilir olması ellerin gücüyle mi ilişkili yoksa mavinin soğumasıyla mı? Hem kostümlerin bir kısmında tonunu gördüğümüz hem de bir gül olarak somutlaştırılan mavi bazen bedende bazen ellerde bazen gözlerde. Duruyor, tutuluyor, parçalanıyor... Çoğunlukla asendan-desendan bir hat üzerine inşa edilen orijinal seslerin tasarımı Batuhan Yalaz’a ait. Sancılı sesler altında dekorun/sahnenin rekonstrüksiyonu izleyeni bir şekilde imgesel bir olay dizilimine dahil ediyor. Bozulan yapı yeniden kurulurken anti-sistematik bir dönüşüme uğruyor. Kurulu düzenden bu bozuk düzene geçiş hâli salınım enerjisinin varlığını engelleyemiyor, bu enerji hiçbir şekilde yok olmuyor. Beş performansçı beden birbirleri ile çeşitli kombinasyonlarda hareket düzeni oluştururken, Utku Kara’nın yaptığı ışık tasarımı bu düzeni ya da düzensizliği takip ediyor. Zaman zaman ışık bir performansçı bedeninde mobil bir biçimde kendisine yer buluyor. Soyut bir kavramın elle tutulur-somut olma hâli üzerine sorular üreten bu pratikte, elle tutulan şeyin o soyutluk mu yoksa ifade ettiği gerçeklik mi olduğu sorusundan da öte, acaba biz değil de o kavram mı bizim elimizden tutup götürüyor sorunsalına dair bir ileri aşamaya geçiliyor. Elle tutulabilen değil de elimizi tutan bir mavi, gül oluyor ve yapraklarının yere düşme salınımının izdüşümünde beş performansçıyı bize gösteriyor A Tangible Blue’da.
Rota
Halil İbrahim Aygün’ün tasarımını yaptığı Rota, tek ışık etrafında performansçı bedenlerin bu metaforize hâle karşı yeniden konumlandığı, biçimlendiği bir denklem üzerine kurulu. İzleyiciler karanlık bir salona dahil ediliyor ve performansçılar basit makineler mantığıyla organize edilen bir ışık etrafında, yakınlık-uzaklık mesafelenmeler, ilişkilenmeler bağlamında bir anlatı açıyor. Bu anlatının ilk 10-15 dakikasındaki statik hareket ve ritim performansın izleğine dair çok güçlü işaretler vermiyor. Zamanla ışık kavramının imgesi üzerinden bir bağlama oturuyor. Talep edilenin, bakılmak-görülmek-dokunmak-hissedilmek istenenin kaçılan bir figüre dönüşümüne etki eden, zamansal geçiş olarak kodlanıyor. Bedenler salınımları takip ederken bir kaçma-yakalama siklusu oluşturuluyor. Performansçılar adil ve eşitlikçi bir enerji paylaşımı yapsa da hem Heartquake hem A Tangible Blue’da performatif ışığı-direnci ve beden kullanımıyla öne çıkan Diren Ezgi Yıkılkan’a Rota’da da ayrı bir pozitif parantez açılabilir. Işığın merkez alındığı bir denklemde varılması gereken menzil, bedenlerin performatif kurbanının izdüşümünü oluşturuyor. Bu izdüşümsel aktarım ışığın yansıdığı tüm tarafları aydınlatıyor. Başlangıçta tüm salonda olduğu gibi karanlık bırakılan anlatısal tarafları performatif güç aydınlatıyor. Eylül Doğan, Diren Ezgi Yıkılkan, Gizem Seçkin, Diana İzel Koç, Selim Cizdan, Ufuk Fakıoğlu ve Basma Seiba’nın kadrosunda bulunduğu Rota, izleyiciyle ışığı birbirine yaklaştıran, başlangıçtaki fiziksel rijiditesini ve keskinliğini akışta çözerek daha akışkan alana açılan bir performans.