08 TEMMUZ, PAZARTESİ, 2024

Geleneklerin İzinde İçgüdüsel Olanın Peşinde: Levan Akın

Tutkularının ve içgüdülerinin peşinde arayış hâlinde olan, köklerine sarılan insanların varoluş hikâyelerini anlatan, yaşanılan her hayatın ve yapılan her hareketin altında yatan bir hikâye vurgusunu sıklıkla işleyen, şimdinin içinde toplumsal olanın yaratabileceği geleceksizliği sorgulayarak kimlik arayışının peşine düşen Levan Akın sineması üzerine bir yazı.

Geleneklerin İzinde İçgüdüsel Olanın Peşinde: Levan Akın

Hayat kime göredir? Neye ve kime göre koyulmuş kurallar? Bizim zayıflığımızı ne belirler? Güçlü olduğumuz yanımızı bulmak ve ortaya koymak için hayat tarafından kaç defa sınanmamız gerekir? Nesnesi olduğumuz dünya bu soruları sormak yerine, daha çok uyum sağlamamızı ister. Uyum sağlayarak onun içinde yer alırız. Her yere, her ana ve her durumun içine uymak için çabalar dururuz. Başka çaremiz yok gibi. İnsan böyle şeylerden dolayı parça parça olmuş bir canlıdır. Kendi bedeninin ve ruhunun en yabancısıdır. Oysa içinde yaşadığımız yaşama uyabilmek için saflıkla yaşayabilmek en önemli şeydir. Saflıktan kastım doğrudan kendini bulabilmiş olmak. Çünkü kendini bulduğunda olmayan şeylerin içine olanı, olanın içine olmayanı katmak biraz daha kolaylaşır. Yanımız daha da kalabalıklaşır. Kendimize yaklaştıkça dudaklarımızda ufak bir hareketlenme olur. Birden bir gülümse belirir. O gülümsemenin nedenini yakalamak en kocaman şey galiba. Dudaklarınızda küçücük hareketlenmenin, kıpırdamanın, titremenin gerçek nedenine kavuştuğunuzda sadece kendinizce oradasınızdır. Ve sonra devam etmek için ne yapmamız gerektiğinin yolları açık…

Baş Döndürücü Duygusal ve Görsel Deneyim: “And Then We Danced”

Levan Akın’ın yazıp yönettiği And Then We Danced filmi, geleneksel Gürcü dansının merkezinde bir kimlik arayışı mücadelesine odaklanır. Merab, çocukluğundan beri Gürcü Ulusal Dans Topluluğu'nda dans eden genç bir dansçıdır.  Profesyonel bir dansçı olma hayaliyle hayatını dansa adamıştır. Kendisini ispatlamak zorunda olduğu dans dünyasında geleneksel kuralların katılığıyla mücadele etmesi gerekir. Merab’ın hayatı, dans topluluğuna Irakli adında yetenekli bir dansçının katılmasıyla değişir. Başlangıçta rakip olan Merab ve Irakli arasında zamanla bir çekim oluşur. Ancak bu yakınlaşma, Gürcistan’daki muhafazakâr toplumun normlarına ve geleneklerine aykırıdır. Merab, hem profesyonel hayallerini gerçekleştirmek hem de kimliğini ve aşkını kabul ettirmek için büyük bir mücadele verir. Dans sahnelerinin etkileyiciliğini ve Gürcü dansının zarafetini başarılı bir şekilde yansıtan filme, Levan Gelbakhiani’nin Merab karakterinin içsel çatışmalarını ve duygularını yansıtırken gösterdiği performansı güç katıyor.

​Kapalı ve muhafazakâr bir toplum olan Gürcistan’da iki erkek dansçının birbiriyle yakınlaşmasını da ele alan film, bu yanıyla güçlü bir duruş sergilemeyi başarıyor. Toplumsal normların varlığını gösterdiği ve bireysel özgürlüklerin kısıtlandığı bir coğrafyada tutkusunun peşinde sınırlarını aşmak isteyen bir insanın mücadelesine odaklanan film, bu yanıyla kuvvetli duygusal bir atmosfer oluşturmayı başarıyor. Merab’ın hem kişisel hem de profesyonel anlamda kendisini ifade etme çabası izleyicilerin yanında durmak istediği bir birlik hissi oluşturuyor. Filmin duygusal yoğunluğu yönetmenin duyarlı, hiçbir duyguyu es geçmeden ve onlardan faydalanmadan gösterdiği yaklaşımıyla birleştiğinde filmin gücü daha da artıyor. Merab’ın bulunduğu toplumun geleneksel unsurları içerisinde kendisini var etmeye çalışması, filmde güçlü bir tematik unsur olarak öne çıkıyor ve birçok açıdan derin bir anlam taşıyor. Bireyin kimliğini bulma ve ifade etme sürecinde karşılaştığı zorlukları ve çatışmaları kuvvetli bir şekilde yansıtan film izleyiciye evrensel bir hikâye sunuyor. Levan Akın bir kimlik arayışı hikâyesinin etrafında geleneksel ile modernite çatışmasının ortaya çıkarabileceği inkârı veya kabulü, tutkuyla edilen dansın sağladığı bedensel ifade imkânlarıyla izleyicisine aktarıyor. Levan Akın’ın tenin ruha hizmet eden ve ruhun tene yansıyan taraflarını çok iyi gösteren filmi, sözün yardımını yanına katmadan kendine özgün ve güçlü bir ifade zemini bulmayı da başarıyor. Geriye izleyiciler için baş döndürücü bir duygusal ve görsel deneyim kalıyor.

Bir Arayışı Diri Tutmak: “Crossing”

Levan Akın’ın “Hem Gürcüce hem Türkçe cinsiyetsiz dillerdir. Cinsiyet ayrımı yoktur.” yazısıyla açılan Crossing filmi, Gürcistanlı emekli öğretmen Lia’nın, kısa süre önce ölen kız kardeşinin son isteğini yerine getirmek için kayıp yeğeni Tekla’yı bulma arayışını anlatıyor. Tekla, trans bir kadın olarak Türkiye’ye kaçmıştır. Lia, Tekla’nın eski komşusu ve zor zamanlar geçirmiş olan genç Achi ile birlikte İstanbul’a doğru yola çıkar. Lia ve Achi, İstanbul’da şehrin içinde Tekla’yı aramaya devam ederken LGBTQ+ hakları için mücadele eden avukat Evrim ile tanışırlar. Kuşaklar arası bir bağışlanma hikâyesinde Levan Akın, şehrin hem karanlık hem de güzel yanlarını ustalıkla resmederek İstanbul’un kültürel çeşitliği ve karmaşıklığı içerisinde aile, kimlik, affediş ve kabul temalarının yaşa(n)ması gereken aşamalarını yetkin bir şekilde işliyor. Crossing filmi öte yandan şehrin içinde kendini bulma temasını da etkili bir şekilde yansıtmayı başarıyor. İstanbul’un kaptırılası karmaşası ve göz alıcı canlılığı, karakterlerin içsel yolculuklarına görsel bir zemin oluşturuyor. İstanbul bir arayış, buluşma, ayrılma, dayanışma ve kabul mekânı olarak karakterleri için ihtimaller sunuyor. Şehrin kaosu ve tahmin edilemezliği, bazen umudun bazen de çıkışsızlığın ve umutsuzluğun göstergesi olarak arayış hâlindeki Lia ve Achi’nin yüzlerine vuruyor.

Duygular dünyasında kendine bir yol yaratmak için şarkıların güçlü etkisinden yardım alan film onlardan kendine bir dil de oluşturuyor. Filmdeki müziğin ve şarkıların kullanımı, anlatımın gücüne güç katarken kültürler arası bir geçisin de imkânını yaratıyor. Orovela (Georgian folksong), Yolcu (Neşet Ertaş),Gündüzüm Seninle (Ferdi Özbeğen), Geri Dön ve Farkındayım (Sezen Aksu), Sivas Ellerinde Sazım Çalınır (Selda Bağcan), Hatıralar Hayal Oldu (Dario Moreno), Minnet Eylemem (Emre Sertkaya), Ne Pleure Pas (Tülay German) gibi şarkıların kullanımı; kültürel atmosferin içerisinde duygusal bir derinlik oluştururken anlatımın içerisinde tematik bağlantıları kurmak konusunda etkin bir rol oynayarak şarkılarla bir arayışı diri tutuyor.

Yönetmen Levan Akın, kimlik mücadelesi hikâyesinin etrafında bir kültürel yolculuk teması da işler. Bir yabancının gözünde oluşabilecek merakı kamerasıyla doyurmaya çalışan Akın, şehrin içinde takip ettiği insanlarla beraber kamerasını da marifetli bir biçimde şehrin parçası hâline getirmeyi başarır. Lia’nın arayışı, şehrin içinde hayalet gibi yaşamaları istenen ve seslerini, birliklerini birbirlerinin yanında durmanın kuvvetinden doğuran herkesin sesini duymamızı sağlıyor. Bu yanıyla çok kuvvetli etkisi olduğunu düşündüğüm film, içinde yaşadığımız şehirlerin ve geleneksel kültürün ne kadar tanıdık olursa olsun pek çok bilinmez hikâyeye de gebe olduğunu ve birbirimizin kabulüne ne kadar muhtaç olduğumuzu gösteriyor.

Geleneklerin İzinde İçgüdüsel Olanın Peşinde Bir Sinemacı  

Levan Akın; tutkularının ve içgüdülerinin peşinde arayış hâlinde olan, köklerine sarılan insanların varoluş hikâyelerini anlatan bir sinemacı. Yaşanılan her hayatın ve yapılan, her hareketin altında yatan bir hikâye vurgusunu sıklıkla işleyen yönetmen, şimdinin içinde toplumsal olanın yaratabileceği geleceksizliği sorgulayarak kişinin içgüdüsel olarak kimlik arayışının peşine düşer. Anlattığı hikâyelerdeki karakterlerin kendi varlıklarına aradığı bakışı anlatı diline sığdırmayı başaran Levan Akın, kültürel kimlik ve toplumsal normların birey üzerindeki etkilerini de hikâyelerinin merkezine alır. İzleyiciler bu etkilerin izini sürerken filmdeki karaktere yol arkadaşlığı eder.

Anlamlandırılmış Bir Son

Dünyaya ilk adımımızı attığımız andan itibaren yaşamla ölümün arasında geçecek olan zamanda ne yapacağımızın arayışı başlar. Bazen bulunduğumuz yeri, bazen de kendimizi harekete geçirerek bu arayışın fitilini ateşleyebiliriz. Bazı heveslerin kursağımıza bizden azade bir şekilde bulunduğumuz toplumun etkisiyle yerleştiğini biliriz. Hevesimizle, merakımızla peşinde gidilebilecek bir tutkuyu aramak, ki bu sadece kendi kimliğini anlamak olabilir, bizi biraz daha yaşamak denilen şeyin yanında durabilme cesaretinin gerçek anlamına yaklaştırabilir. Herkes kendi yolunu bir biçimde yaratır. Kimi kendine bir varlık yaratmaya çalışır kimi bir yokluğu dönüştürmek ister. Bu sırada zamanın akışı kendi ritmini dayatır. Elden yitip giden zamanın telafisi olmaz ama çoğunlukla başka bir bağ verebilir bize. Nihayetinde tüm arayışların kendi içimizdeki ev tanımını oluşturmasını isteriz. Bazen o evden gidebiliriz bazen de içine saplanırız. Ama ondan bağımsız bir kendilik düşünülemez. Bilmiyorum belki de bazen bir cümlenin sonunu getirmek için yapabileceğimiz tek şey tüm kelimelerden vazgeçmektir. Çünkü bazen en çok ihtiyacımız olan şey, anlamlandırmış olmanın verdiği bir sondur…

0
1819
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle
Geldanlage