22 HAZİRAN, ÇARŞAMBA, 2022

“Bu Filmleri Dünyanın Dört Bir Yanında Dans Eden Tüm Cadılar İçin Yapıyoruz”

Yönetmen ve senarist Ceylan Özgün Özçelik ile kadınlara ve kız çocuklarına yönelik şiddete dair farklı biçimlerde, zamansız ve mekânsız şifa hikâyeleri anlattığı “Cadı Üçlemesi” serisinin deneysel belgesel türündeki ikinci filmi Cadı Üçlemesi 15+ Cezaevinden Mektuplar odağında merak ettiklerimizi konuştuk.

“Bu Filmleri Dünyanın Dört Bir Yanında Dans Eden Tüm Cadılar İçin Yapıyoruz”

Dünya prömiyerini 41. İstanbul Film Festivali’nde gerçekleştiren Cadı Üçlemesi 15+ Cezaevinden Mektuplar, Ceylan Özgün Özçelik’in 2019 yılında 13+ ile yola çıktığı “Cadı Üçlemesi” projesinin ikinci filmi. Özçelik’in “kadınlara ve kız çocuklarına yönelik şiddete dair, farklı türlerde ve biçimlerde, zamansız ve mekânsız şifa ayinleri” olarak tanımladığı bu üçleme; biçimleri, öyküleri, karakterleri tamamen farklı, teması ortak olan üç filmden oluşuyor: 13+, kısa kurmaca; 15+, deneysel belgesel; 18+ ise uzun kurmaca. Yapımcılığını Armağan Lale’nin (Filmada) üstlendiği Cadı Üçlemesi 15+ Cezaevinden Mektuplar, şiddet uygulayan kocalarını öldüren iki kadının Aylin ve Havva’nın hikâyelerini, “suçlu” bulundukları öz savunmalarını onların cezaevinden gönderdiği mektuplar üzerinden anlatıyor. Hâlâ mahkumiyetleri devam eden iki kadının mektuplarına filmde Hare Sürel ve Gülçin Kültür Şahin ses oluyor. Ceylan Özgün Özçelik ile “Cadı Üçlemesi”nin hikâyesini, üçlemenin filmlerini, 15+’nın yaratım sürecini ve sinemaya dair birtakım başlıklara değindiğimiz bir sohbet gerçekleştirdik.

“Cadı Üçlemesi”ni çekmek için yola çıkartan fikir, olay neydi? Üçlemeyi kısa film, deneysel belgesel ve uzun metraj olarak çekmeniz, hikâyelerinizi anlatmanızda size nasıl ifade alanı açtı?

İlk sinema filmim Kaygı’yı tamamladıktan sonra kendi ailemin üç kuşak kadınlarından esinlenerek 18+ adlı bir uzun metraj senaryo yazmaya başlamıştım. Henüz üçleme fikri yoktu. 18+ şiddet gören kadınların iyileşmeyi birbirinde aramasını fantastik ögelerle ve mizahla anlatacaktı. Senaryoya çalışırken gece gündüz şiddet üzerine okuyordum. “Kız çocuklarına cinsel istismar” konusuna özellikle yoğunlaştığım bir dönemde, kendi çocukluğuma dönüp sıkça kâbus görmeye başladım. Gördüğüm kâbuslardan biri, kısa filmim 13+’ya dönüştü. Penceresiz bir odada, farklı yaşlardan adamlar… Hepsinin gözü on dört yaşındaki kız çocuğunda… Şiddetin zaman ve mekân tanımaz döngüsüne dair tek plan, organik bir korku filmi yapmak istedim. Yapımcıma bu kâbusu kısa filme dönüştürmek istediğimi anlattığımda üçleme fikri doğdu. Biri kısa, iki kurmaca filmin yanı sıra gerçeğe direkt temas ettiğimiz bir anlatı da olmalıydı, bir belgesel. Kadınlara ve kız çocuklarına yönelik şiddeti apayrı formlarda filmleştirmenin daha kapsayıcı ve çok sesli olacağını gördüm. “Cadı Üçlemesi”; biçimleri, öyküleri, karakterleri tamamen farklı, teması ortak olan üç filmden oluşuyor. Her bir film, görsel ve işitsel dil arayışlarıyla başka dünyalardan sesleniyor.

 “Cadı Üçlemesi”ni “kadınlara ve kız çocuklarına yönelik şiddete dair, farklı türlerde ve biçimlerde, zamansız ve mekânsız şifa ayinleri” olarak tanımlıyorsunuz. Üçlemenin filmlerini ortak temasından hareketle özellikle 13+, 15+ ve 18+ olarak başlıklandırmanız -hukukçu tarafınızı da düşününce- aklıma TCK’nın Yaş Küçüklüğü başlıklı 31.’inci maddesini getiriyor. Siz de bu maddeye mi atıfta bulunuyorsunuz? Değilse bunun karşılığı nedir?

Dünyadaki film sınıflandırma sisteminden ilham aldım. Bu sınıflandırma sisteminin dayattıklarından ve rakamların tek başına temsil ettiklerinden yola çıktım.

13+’nın karşılığı: 13 sayısının dinle, ergenlikle ve uğursuzlukla olan kuvvetli bağı. 13 yaş ve üzeri izleyici kitlesi için.

15+’nın karşılığı: AB Temel Haklar Ajansı’nın bir araştırmasına göre; her üç kadından birinin 15 yaşından itibaren fiziksel ve/veya cinsel şiddete maruz kalması. 15 yaş ve üzeri izleyici kitlesi için.

18+’nın karşılığı: Kadınların kendileri için yasaklanmış bir eylemi gerçekleştirmesi. 18 yaş ve üzeri izleyici kitlesi için.

Bu üçlemedeki tüm hikâyeler gerçek ve kurmaca kişilerin hikâyelerinden oluşuyor. Kim bu cadılar ve onları birbirine hangi bağlar bağlıyor?

Her karakter “yakamadıkları cadılar”dan biri olarak nefes alıyor, canına tak ediyor ve kendisini tehdit eden mekânı, evi, şehri yıkıp yerine kendine ait bir bahçe inşa ediyor. Bu cadıları birbirine bağlayan en temel şey, isyan! Hafızamıza hapsettiklerimizi dökebilmenin, başkaldırmanın, paylaşmanın, şiddeti kusarak iyileşmenin filmlerini yapmaya çalışıyorum. Üçlemenin yıllara yayılan sürecinde bu özgürleşme çabasının, filmin ekibine ve filme değen herkese sirayet etmesini değerli buluyorum. Bu filmleri dünyanın dört bir yanında dans eden tüm cadılar için yapıyoruz. Ortak karabasanlarımızı birlikte yok edeceğiz. Birbirimize temas etmeden devam etmek mümkün değil.  

Üçlemenin ikinci filmi olan Cadı Üçlemesi 15+ Cezaevinden Mektuplar adlı deneysel belgeselinizi geçtiğimiz nisan ayında gerçekleşen 41. İstanbul Film Festivali’nin Ulusal Belgesel Yarışması kapsamında izledik, ayrıca dünya prömiyerini de yaptı burada. Belgeselde anlatılan iki gerçek hikâye var, Aylin ve Havva’nın hikâyesi. Cadı Üçlemesi 15+ Cezaevinden Mektuplar için nasıl yola çıkmıştınız, yolda rotanızda ne gibi farklılıklar yaşandı? Aklınızdaki kurgu en baştan beri kadın mahkumlarla çalışmak mıydı?

15+, evli oldukları adamların sistematik şiddetine uğrayan ve öz savunma hakkını kullanan kadınlara dair bir belgesel. Öz savunma hakkını kullanan sayısız kadın “suçlu” bulunuyor ve yıllarca cezaevinde yaşıyor. Niyet, bu “suçluluğu” ve bitmeyen şiddeti sorgulamaktı.

Kadınlar; çocuklarını, çocukluklarını, doğayı, sokaklarını ve duygularını anlatacaklardı. Cezaevlerinden anlatacaklardı. Görüş odalarına kamerayla girmek istiyordum. Aylin ve Havva, direkt kameraya konuşacaktı. Kamera çok yakın yüzlerinde olacaktı. Ne hissettiklerini görecek ve duyacaktık. Cezaevinde kamerayla kayıt yapabilmek için Adalet Bakanlığı’na başvurduk. Başvurumuz aylarca süren bekleyişin ardından reddedildi. Tekrar, bu kez sadece ses kaydı alabilmek için başvurduk. Başvurumuz yine reddedildi. Nihayetinde sorularımı mektupla ulaştırdım. Aylin ve Havva, içlerini sayfalara döktüler. Hare Sürel ve Gülçin Kültür Şahin, iki kadının mektuplara döktüğü sesleri oldular.

​Başlangıçta üç kadın vardı: Aylin, Havva ve kırk beş yıl boyunca evli olduğu adamın şiddetine uğrayan Behiye. Çekimler sırasında Behiye artık belgeselde olmak istemediğini paylaştı. Çekincelerini anlıyordum, “Sadece güzel anılardan ve hayallerden konuşabiliriz.” dedim. Altmışlarındaki Behiye elimi tuttu, “Benim hiç güzel bir anım yok.” dedi. Behiye’nin bakışı gözümün önünden hiç gitmedi, gitmiyor.

Aylin ve Havva ile yollarınız nasıl kesişti, bu hikâyelere nasıl ulaştınız? Bildiğimiz üzere mahkumiyetleri devam etmekte, birlikte nasıl bir çalışma yürüttünüz?

15+’nın araştırma sürecinde; bana avukat danışmanlarımız ve psikolog danışmanımız rehberlik etti. Dava dosyalarını, adli tıp raporlarını ve haklarında yapılmış haberleri okuyup cezaevlerindeki kadınlarla bir araya geldim. Mesleği yapmıyor olsam da, İstanbul Barosu’na kayıtlı bir avukat olduğum için kadınları, cezaevlerinde ziyaret edebildim. Henüz ilk buluşmada karşılıklı içimizi döktüğümüz, zamanla daha özel bir ilişki kurduğumuz, karakterlerinden büyülendiğim, hepsinden önemlisi belgeselde olmak isteyenler Aylin ve Havva’ydı. Belgeselin yolculuğuna birlikte çıkmaya karar verdik.  

​Cezaevi ziyaretlerimde Aylin ve Havva dâhil hiçbir kadına uğradıkları şiddete ve olay gecelerine dair soru sormadım. İçerideki uyku düzenlerini, sağlık koşullarını, dinledikleri müzikleri, okudukları kitapları, televizyonda neler izlediklerini, onları nelerin güldürdüğünü, cezaevindeki etkinlikleri, ihtiyaçlarını, telefon haklarını, görüşlerini, kimlerle mektuplaştıklarını, avukatlarını, koğuş arkadaşlarını ve cezaevi çalışanlarıyla ilişkilerini konuştuk. İçlerinden geldiğinde daha fazlasını anlattılar. Birbirimize alıştıktan sonra, onlara mektupla kırktan fazla soru gönderdim. Yaşadıkları mahalleleri, çocukluk anılarını, masalları, şarkıları, hayvanları, bayramları, doğayı, fotoğrafları, arkadaşlarını, mutluluğu, mucizeyi, çocuklarını, dışarı çıkınca ilk ne yapacaklarını ve daha pek çok soru sordum. Belgeselde yer verdiğim olay geceleri anlatılarını birebir Aylin ve Havva’nın dava dosyalarındaki ifadelerinden aldım. Olay gecelerini onlara yeniden yaşatacak sorular sormadım.

Filmde Aylin ve Havva’nın görünmeden sadece mektuplarının okunmasına birtakım farklı gerçek ile rüya arasında gidip gelen görüntüler eşlik ediyor. Başta Aylin ve Havva’nın memleketlerinden, ailelerinden görüntüler; diğer yandan filmin beyaz bir atla açılması, cansız mankenler, lunaparktaki balerin ve bunların temsil ettikleriyle kurduğunuz anlam dünyası da filme çok özel bir dil kazandırıyor. Bu kurgu ve dil nasıl ortaya çıktı? 15+ için belgesel ile kurmaca arasında nasıl bir sınır hattı söz konusu?

Kadınlar için öldürmek nasıl ve ne zaman tek seçenek oluyor? Yargı neden kadınlar kendini koruduğunda “öz savunma” diyemiyor ve yakacak bir “cadı” arıyor? Bu soruları, gerilimden deneysele türler ve formlar arasında gezinerek sormak istedim. Kamera Aylin ve Havva oldu, onların gözünden çekimlere ağırlık verdim. Seyircinin, iki kadının zihninde hissedebilmesi, her bir planın hafızada canlanan bir anıya dönüşmesi elzemdi. Kurguda, değişken ruh hâllerini yansıtabilmek için farklı planların üst üste gelerek tek bir imge oluşturduğu bir görsel dil inşa ettik. Aylin ve Havva’nın anılarını iç içe geçirdiğimiz, onlarla birlikte o sokaklarda dolaştığımız, onların düşlerine ortak olup, kâbuslarını paylaştığımız bir yapı kurduk. Bir bölümde rahatsız oluyoruz, ürküp köşeye sıkışıyoruz, sonraki sahnede umutlanıp nefes alıyoruz. Netleşemeyen hayalet imgeler, yerini rengârenk somut anlara bırakabiliyor. Yoğun ses bandının ve özgün elektronik müziklerin belgeselin gel-gitli yapısında etkin bir rolü var.

Gerilim belgesel boyunca en yoğun hissedilen duyguydu. Bu belgeseli hazırlarken, Aylin ve Havva’nın yaşadıklarını filme aktarırken mesafenizi nasıl korudunuz? Erkek şiddetine karşı öz savunma haklarını kullanması sonucu mahkum edilen iki kadının içinden dökülenleri filme taşırken bakış açınızı nereden kurmayı tercih ettiniz?

Birleşmiş Milletler’in 2018’de Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü’nde açıkladığı araştırma sonucuna göre; kadınlar için en tehlikeli yer evleri. Dünyada yapılan çalışmalar, “kasten öldürme” suçu özelinde kadınların suçu yönelttiği kişinin yüksek oranda eşleri veya ailenin başka bir erkek üyesi olduğunu söylüyor. Türkiye İstatistik Kurumu’na göre; Türkiye’deki kadın “suçlu”larda aile içi şiddetle çocuğunu koruma saiki etkili. Öz savunma temel bir hak. Ancak kadınların bu hakkı gözetilmiyor. Çoğu kadın, hayatta kalmak için öz savunma hakkını kullandığında ceza alıyor. Bu film, yaşama hakkını savunan iki kadının isyanı. Sadece Aylin ve Havva’nın sesini duyuyoruz. Aileleri, arkadaşları, avukatları dâhil hiç kimse onlar hakkında konuşmuyor. Aylin’i ve Havva’yı, Aylin ve Havva anlatıyor. Belgeselin seyircisi ancak bu sayede onların dünyasına yaklaşıp duygularını paylaşabilirdi. Bu, benim baktığım yeri de tanımlıyor.

Cadı Üçlemesi 15+ Cezaevinden Mektuplar’ın sizin için en zorlayıcı ve öğretici yanları neler oldu?

Gerçekle bu kadar yakından ve can yakıcı biçimde temas etmek hepimiz için zorlayıcıydı. Böyle bir belgesel yaptığınızda hem görünmeyeni görünür kılmanın verdiği bir huzur oluyor hem de ömürlük yükler yüklenmenin verdiği bir huzursuzluk. Her adımı zıtlıklarla dolu ve yoğun…

1. Ceylan Özgün Özçelik ©Nazlı Erdemirel
​2. "Cadı Üçlemesi 15+ Cezaevinden Mektuplar" Afiş

İlk filminiz Kaygı, kısa filminiz Ankebut ve “Cadı Üçlemesi” ile başta Türkiye’de olmak üzere feminist sinemaya çok önemli bir katkı sunuyorsunuz. Filmlerinizi politik bir zemin üzerine kuruyorsunuz. Bu anlamda Ceylan Özgün Özçelik’in sineması bugün ve geleceğin sinemasında nasıl bir yerde duruyor, neleri temsil ediyor?

Çok teşekkürler. Hayal kurmanın gücüne, ayrıksı denemelere, estetik kaygılara, atmosfere ve sinemanın bir tasarım olduğuna inanıyorum. Bu inancımı birebir yansıtan, risk alan, cüret eden, mekân – hafıza - şiddet ilişkisine kafa yoran filmler yapmaya çalışıyorum.

Türkiye’de sinema sektörünün kronik sorunu fon bulabilmek. Yapımcılığını Armağan Lale’nin üstlendiği Cadı Üçlemesi 15+ Cezaevinden Mektuplar’ın bireysel destekçileri söz konusu. Bu katkılar ve bulunamayan fonlar hakkında neler söylemek istersiniz?

Belgeselimiz için aldığımız fonlar, bütçenin dörtte birini ancak karşılıyordu. Yapımcım Armağan, filmin pandemiyi de kapsayan yaklaşık dört yıl süren yapım serüveniyle eş zamanlı ilerleyen bir destek süreci inşa etti. Belgeseli, bu katkılarla tamamlayabildik. Bir parçası olan herkese tekrar çok teşekkürler.

​Belgesel sinemanın hakkıyla yapılabilmesi için Kültür Bakanlığı desteklerinin acil iyileşmeye ihtiyacı var. Bakanlığın şu an verdiği maddi destekler, teknik ekipman kirasına dahi yetmiyor. Yanı sıra yeni destek ve teşvik modellerinin oluşması gerekiyor. Dijital platformlar, bağımsız belgeselleri seçkisine katmalı ve bunun mutlaka bir maddi karşılığı olmalı. Ülkemizde hâlen belgeselin kurgusu, müziği, sinematografisi ödüllendirilmiyor. Oysa yapımı görece kurmacadan uzun süren belgeselin kategorileriyle ödüllendirilmesi, ekip motivasyonu açısından önemli.   

Cadı Üçlemesi 15+ Cezaevinden Mektuplar, 25 Haziran’da MUBI’de izleyiciyle buluşacak. Sinema salonlarında yalnızca festivalde izleme imkânımız oldu, salonlardan önce çevrim içi platformda yer almasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Şüphesiz filmleri yaparken hayalimiz onların sinema salonlarında izlenmesi, hep beraber, kalabalık... Ama pandemi sonrasındaki “yeni düzende”, filmlerin nasıl olursa olsun seyirciyle buluşması en değerlisi. Bir belirsizliğin, bilinmezin içindeyiz. Sürecin psikolojik ve ekonomik etkilerine göre film yapma pratiklerimizle beraber festival algımız da değişiyor. MUBI bağımsız sinemanın dijital perdesi. Biz de Aylin ve Havva’nın sesini önce MUBI’de duyuracağız. Sonrasında ekip olarak salonlarda da seyirciyle buluşacağız.    

“Cadı Üçlemesi” ilk filmi 13+ ile 2019 yılında yola çıktı. 2022’ye geldiğimizde ikinci filmiyle buluştuk. Üçüncüsü 18+ ile ne zaman buluşacağız?

18+ gerçeküstü bir kara komedi. Bir ailenin üç kuşak kadınlarının bayram kutlamasını ve ortaya dökülen sırları konu alıyor. 18+’yı çekebilmek için hem fikirsel hem maddi bir özgürlük alanı gerekiyor. Biz, bu filmin setine çıkmak için o özgürlüğün doğmasını bekliyoruz ;). Umuyoruz, yıl bitmeden doğacak.

Cadı Üçlemesi 15+ Cezaevinden Mektuplar, 25 Haziran’dan itibaren MUBI’de izlenebilecek. Fragmanını buradan izleyebilirsiniz. 

“Cadı Üçlemesi” hakkında daha ayrıntılı bilgiyi buradan edinebilirsiniz. 

0
697
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle
Geldanlage