13 OCAK, CUMA, 2017

Biraz Terbiyesiz, Biraz Sözünü Sakınmayan, Karşınızda Hedwig!

Hedwig ve Angry Inch Glam Rock Müzikali; Kazan Dairesi prodüksiyonu, Barış Arman yönetmenliği ve Yılmaz Sütçü’nün sarsıcı performansıyla bu sezonun en çok konuşulan oyunlarından biri oldu. Müzikal, Hedwig isimli genderqueer Doğu Alman şarkıcının hikâyesini anlatıyor. Başarılı performansıyla Hedwig’i canlandıran Yılmaz Sütçü ile müzikalin uyarlanış hikâyesi, hazırlık aşamaları, Kazan Dairesi ve tabii ki Hedwig’i konuştuk.

Biraz Terbiyesiz, Biraz Sözünü Sakınmayan, Karşınızda Hedwig!

Bu sezon Hedwig ve Angry Inch Glam Rock Müzikali ile karşımıza çıktın. Oyun ilk gününden itibaren büyük ilgi gördü. Oyun fikri nasıl ortaya çıktı, ne oldu da “bu oyunu Türkiye’ye getirip oynamalıyım” dedin?

Amerika’dayken birçok oyunu izlerken Hedwig and the Angry Inch’i izleme fırsatım olmamıştı. Neil Patrick Harris oynuyordu, oyunun Tony aldığını, biletlerin ayakta 300-400 dolardan satıldığını biliyordum. Yoğun bir şekilde, sabah akşam oyun izlerken biraz da pahalı olmasından ötürü bu oyunu izlemedik. O zaman ne kadar etkileyici olabilir ki diye düşünmüştüm. Ben biraz da Broadway’i turistik buluyorum. Daha alternatif metinler, küçük çaplı tiyatrolar ve daha özgür söylemler adamıyım. 

Oralardan birçok kitap ve nota topladık kendi arşivimiz için. Türkiye’ye geri dönünce ben Hedwig and the Angry Inch’in kitabını karıştırmaya başladım. Sonra Neil Patrick Harris’in Tony performansını izledim, sonra şarkıları dinlemeye başladım. Ardından birdaha metne-şarkılara, metne-şarkılara baktım. Sonra bu oyun benim için bir hayal olarak durdu. Metinde doğaçlama bilen birilerinin oynaması yönünde bir not vardı ve istediğiniz gibi hikâyeyi bozmadan, durumlar,  şartlar ve zaman üzerinde değişiklikler yapabilirsiniz yazıyordu. Derken hayal birden gerçek oluverdi. Ben de çok şaşkınım.

©Nazlı Erdemirel

Peki oyunun hayata geçme süreci nasıl oldu?

O sırada Kazan Dairesi başka bir prodüksiyon için toplanmıştı. Onlar benim arkadaşlarım aynı zamanda. Sonra ben Kazan Dairesi’nin sanat yönetmeni ve oyunumuzun yönetmeni Barış Arman ile durumu konuştum. Ardından Barış bana notaların da olduğu metinleri yolladı. “Hadi yaparsın sen” diye cesaretlendirdi. Sonra ben metni çevirmeye başladım, aslında çevirmen değilim tabii. 

Şarkı sözlerinin yazımı da sende, çeviri ve şarkı sözleri oldukça meşakkatli bir döneme sokmuştur seni diye düşünüyorum.

Bir buhran anında karar verdim aslında çevirmeye. Mesleki anlamda arka arkaya birkaç olumsuz şey yaşamıştım. Sonra bu projeyi, çeviriyi yapmaya başladım.

Bu bir gaza geliş anıydı sanırım, bazen gerekiyor böyle şeyler.

Evet bir gaza gelişti, ama boş bir gaza geliş değil. Öncesinde bir müzik geçmişim var, sahne aldım, tiyatroda doğaçlama müzik yaptım. O yüzden uzun süredir tiyatro ve müzikte mesaimin olmasının da cesaretiyle bu işe giriştim. Söz yazabiliyorum, elim kalem tutuyor. Giriştiğim iş bir cahil cesareti değildi. İnsan bir şeye aşık olunca bir kez, çok severek yapınca gözü hiçbir şey görmüyor. O an biraz da “ben artık her detayında olduğum bir iş yapmak istiyorum” kararıydı.

©Nazlı Erdemirel

Hazırlık dönemi ne kadar sürdü ve nasıldı?

Altı ay boyunca çeviri dönemi sürdü. Bütün bir yazı, bir sandalye ve masanın başında geçirdim. Sabah kalkıp kahvemi yapıp küçük bir kahvaltının ardından çeviriye başlıyordum. Akşam 20:00’ye kadar devam ediyordum çeviriye. Ardından yatağa geçiyordum, belim ağrıyordu çünkü artık. Sonra Barış ile konuşup yatakta revize yapıyordum. Sabah kalkıp aynı rutine devam ediyordum. Bu süreçte hiç evden de çıkmadım, böyle bir yaz geçirdim. Sonrasında zaten prodüksiyon süreci başladı. Hâlâ daha kendimizi revize ediyoruz, dekorumuz değişiyor, kostümümüzde ufak tefek revizeler oluyor.

https://vimeo.com/162600381

Hedwig müzikali daha önce Türkiye’de hiç sahnelenmedi değil mi?

Evet daha önce Türkiye’de hiç sahnelenmedi. Ama sahnelenecekmiş. Çok yakın ve çok da iyi bir oyuncu arkadaşım “ben yapacaktım bu oyunu ama cesaret edemedim” dedi. Biraz bıçak sırtı bulmuş. Ama filmi büyük bir çoğunluk biliyor tabii. 

Peki bu oyunu oynamaya sen nasıl cesaret ettin onu merak ediyorum, malum LGBT bireyler ve hakları konusunda çok da açık fikirli bir ülke değiliz.

Çok fazla bir cesarete ihtiyaç duymadık aslında. Normal hayatımızı devam ettirdik. Evet her şeyin zor olduğu bir dönem yaşıyoruz ama inanın bana bir an bile korkmadım hiçbir şeyden. Geri adım atmak aklıma bile gelmedi. 

©Nazlı Erdemirel

Birer kadın olarak bile güçlükle yaşadığımız şu ülkede bir trans birey olmanın zorluğu aşikar. Trans/trans olmak isteyen bir bireyin hikâyesini anlattığın bir oyunda başrolsün. Oyun bu açıdan nasıl yorumlar aldı, eleştirilere maruz kaldın mı?

Hiç kalmadım diyebilirim. Yoka yakın olumsuz eleştiri aldım. Çok acayip. Ufak tefek yorumlar, akademik boyutta eleştiriler tabii ki aldık. Onlar bile yüzde doksan beş bizi överken, şurası böyle olsa burası böyle olsa daha güzel olabilir tarzında, yorumsal eleştirilerdi. Gönülden yorumlar bunlar. Hiç tepki almadım, belki de alırım, belki almam. 

Umarım almazsın. Zeki Müren sevip, Bülent Ersoy hayranı olup LGBT’yi kabullenemeyen bir toplum olduğumuz için bu konuda endişeleniyorum açıkçası.

Aslında ben bu oyuna LGBT hikâyesi olarak bakmıyorum. Karakter trans, tam trans da değil aslında. Arada kalmış bir birey. Geçirdiği başarısız ameliyattan sonra cinsel organı ne bir kadının ki, ne de bir erkeğin ki gibi. Bence Hedwig’i ilginç kılan da o.

©Nazlı Erdemirel

Oyunu sahnelerken izleyiciyle etkileşim kuruyorsun. İzleyicilerin tepkileri neler oluyor, eğleniyorlar mı, çekimser mi kalıyorlar?

Çok eğlendiklerine eminim. Kadın kılığına girmiş bir erkeğe gülünüyor. Bizim kültürümüzde bu durum var. Kültürümüzün her katmanında var hem de. Anadolu’da, saray kültüründe… Erkeklerin kadın kılığında sahneye çıkması zaten kadınların sahneye çıkmasının yasak olduğu döneme dayanıyor. Dünyada da böyle, İngiliz tiyatrosunda da vakti zamanında yasakmış. 

Peki küçük sataşmalar karşısında da tepkiler rahat mı oluyor?

Çok sataşmıyorum aslında. Tadında bırakmak istiyorum. Çok da interaktife boğmak istemiyorum oyunu, çünkü hikâye altta akmaya devam ediyor. Bazen kendimi tutamıyorum evet, bazı oyunlarda sınırı aşabiliyorum. Genel olarak bu durumu minimumda tutup çok tatlı bir şekilde yedirmek taraftarıyım.

Ben oyunu annemle izledim. Çok emin değildim vereceği tepkilerden. İnanılmaz eğlendiğini hatırlıyorum, bu da önemli bence.

Çok sevindim, çok önemli böyle şeyler bizim için. Her yaşa hitap edebilmek çok önemli. 

Şu anda hiç hayali bir karakteri konuştuğumuzu hissetmiyorum. Hedwig benim için gerçekte ölmüş bir rockstar gibi. 

Evet öyle bir algı var.

Sen hikâyeyi araştırırken ilgini çeken, üzerine yoğunlaştığın noktalar nelerdi? Ne tür eklemelerin, dönüştürmelerin oldu?

Eklemeler, bağlamalar oldu. Normal İngilizce metinde olmayan eklemelerim oldu. Mesela; Hedwig’in fahişelik yaparken eski sevgilisi Tommy Gnosis ile karşılaşması ve onun limuzinine binmesi. Hedwig fahişelik yapıyor, onun şarkılarını çalan eski sevgilisi Tommy Gnosis limuzinle geziyor, öyle tuhaf bir an. Mesela neden onun arabasına bindiği kısmı İngilizce metinde bana biraz anlamsız gelmişti, seyirciye de öyle geleceğini düşündüm. Aslında beraber uyuşturucu içmişler, kafaları iyi olmuş, zihinsel olarak kendilerinde değillermiş ve yapmamaları gereken şeyleri yapmışlar. Ben oraya bir bağlaç ekledim, bazı yerlerde de geçmeyecek espiriler vardı onları ilave ettim. Yitzhak (Ayşe Günyüz) bir bölümde Hırvatistan’da drag queen’lik yaptığı yerden bahsediyor mesela, orijinal metinde Kristallnacht adıyla sahneye çıkar olarak geçiyor. Kristallnacht nedir diye araştırırken onlar için bizdeki 6-7 Eylül olaylarına benzer bir geceyi temsil ettiğini öğrendim. Ve seyirci buraya acayip tepki veriyor. Ama biz bilmiyoruz ki bunu. Biz daha kendi 6-7 Eylül olaylarımızı bilmiyoruz. Böyle olunca biz de içinde musevi göndermeleri olan Adolfina’yı ekledik, böyle çevirdik. Bunun gibi yedi, sekiz tane, evrensel olarak, hepimizin anlayacağı dönüştürmeler var.

Güncele de dokunuyorsun ve bu durum seyirciyi yakalıyor.

Evet, onlar biraz benim imzam gibi olsun istedim. Benden sonra biri Hedwig oynayacaksa o da kendi imzasını koyabilir. Bu oyun açık biçim dediğimiz, içinde birsürü türü barındıran bir oyun. Hazır yeri gelmişken kaleye bir şut çekmek de lazımdı. 

Müzikali Türkiye’ye uyarlama hikâyesi de biraz çetrefilli olmuş sanırım. 

Bize ilk teklifimizde red geldi. Çünkü oyunun dünya haklarını açmıyorlardı, belli ülkelerde oynanabiliyordu oyun. Broadway’de de bitmek üzereydi. Elimizde mis gibi metin, mis gibi şarkılar var. Oyuncu, müzisyen, moral, istek her şey var. Bu oyunu yapmamız lazım. Cevaplarında satışlarının etkileneceklerini gerekçe gösterdiler. Ne alakası var. Biz de dedik ki sizin satışınızı etkilemez, bir de böyle bir ortamda böyle bir iş yapmak istiyoruz. Bir tiyatro adamı olarak onları bu işe uyandırmak istedik. Translar, kadınlar öldürülüyor, çocuklara tecavüz ediliyor. O metindeki her şey bizim ülkemizde canlı yaşanıyor ve bunu normalleştirmeye çalışıyorlar. Güzel bir metinle durumun ciddiyetini anlattık. Barış güzel bir mektup yazdı. Ardından ikna oldular.

Oyuna hazırlık aşamasında yaşadığınız enteresan hikâyeler oldu mu?

Olmaz mı? Perukçu dükkanı açabilecek kadar peruğumuz var mesela evde. Tuhaf tuhaf anime perukları, kısa peruklar, uzun peruklar, kıvırcık peruklar, peruklar, peruklar…  

Aslında birebir uyarlama bir müzikal, yeni bir tarz arayışının ya da tarza yeni bir şey ekleme isteğinin sebebi nedir?

Bilmem, bunu Barış’a sorun bence. Akşamları canı sıkıldıkça bir dört tane daha peruk siparişi veriyordu. Ve o dönem durduramadı kendini, takma kirpikler, takma tırnaklar, kozmetik ıvır zıvırları... Bu ince detaylarla uğraşmayı seviyoruz sanırım. Bu perukların birkaçını oyunda kullanıyoruz. Diğerlerini de başka prodüksiyonlarda kullanabiliriz.

Oyun öncesi iki saat süren, Mac’in sponsor olduğu bir makyaj aşaması var bir de, Hedwig olmak kolay değil.

Mac Broadway’de de bu müzikalin sponsoru. Biz makyajlara bayılmıştık Broadway müzikalini izleyince. Burda da Mac’in peşine düştük, sağolsunlar bizi kırmadılar. Hepsi çok yetenekli insanlar, her makyöz, make up artist ayrı bir yorum katıyor. Temel bir şablon var tabii ki ama her makyajda yapanın kendi yorumları ve dokunuşları da eklenyor. Onlara çok müteşekkiriz, iyi ki varlar.

Bir çeşit maske uygulanıyor aslında suratına değil mi?

Evet, kaşları üzgün kaş  biçiminde. Tiyatrodaki “sad eye” şeklinde. Hedwig ne kadar komik bir şeyden bahsederse bahsetsin o kaşlar yüzünden hep bir üzgün, mahsun ifadesi var. O mask’ı kullanmayı tercih ettik, dünyanın her yerinde de bu mask kullanılıyor bu müzikalde. 

Prodüksiyon büyük bir ekip sonucu ortaya çıkıyor.

Herkes elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyor. Kardeşim Cemal Yiğit Sütçü hem seramik sanatçısı hem ressam, heykel de yapıyor. Bu dev tabloları atölyesine kapanıp, işi gücü bırakıp ince ince katman katman çalıştı. Müzik direktörümüz Didem Atasoy müthiş bir eğitime sahip ve çok yetenekli. Yeri geldi yerimiz yoktu bizi evinde çalıştırdı. Tanju Babacan benim çok eski dostum, giysiler için tek bir kuruş almadı ve zevkle çalıştı. O ışıl ışıl görüntünün ardında bir de sevgi bağı var. Damla Sezgin her şeyimize koşturuyor. İnsan ilişkilerimizin iyi oluşunun bu projede bize olumlu katkıları oldu.

Bir müzikal sevdalısı olduğunu biliyorum. Türkiye ile yurt dışını müzikal anlamında kıyasladığında yorumların neler oluyor?

Türkiye’de müzikal yapılıyor, ancak az. Çok  iyi müzikaller de var, çok kötü müzikaller de. Arada bütçe farkı var. Onlar Broadway sahnesinde sıra sıra tiyatrolarda oynuyorlar, bir prodüksiyonu o tiyatro binasına özel yapabiliyorlar. O tiyatro binasında eser çalıştırılıp prova ediliyor. Ve dekor o tiyatro binasının fiziksel özelliklerine göre tasarlanıp dönüştürülüyor, yıllarca devam ediyor. Bizde öyle bir şey yok. Zaten kendi salonumuz yok. Tiyatroların böyle bir durumu var. Alternatif tiyatrolar birkaç senedir çok güzel işler yaparak ayakta kalmaya çalışıyor ve kendi mekânlarını açıyorlar. Keşke bizde de bir fon olsa da öyle tiyatro binalarımız olsa. Bizde tam tersi tiyatrolar kapatılıyor. Taksim’de birsürü sahne kapatıldı, AKM’nin durumu ortada, kendi kendine yıkılıp çökmesi bekleniyor bence. Arka tarafta Aziz Nesin sahnesi, Taksim sahnesi vardı artık yoklar. Biz de bulduğumuz her yerde bu işi yapmaya çalışıyoruz. 

Biraz da Kazan Dairesi’nin hikâyesine değinebiliriz. Kazan Dairesi nasıl ortaya çıktı, nasıl devam edecek?

Ben Kazan Dairesi ekibini önceden tanıyordum. Onlar o sırada başka bir prodüksiyonla ilgileniyorlardı. Bir kısmı daha önce Sidikli Kasabası Müzikali'ni yapmışlardı. Herkes aşağı yukarı İstanbul Üniversitesi Müzikal Bölümü’nden, devlet konservatuvarı ve özel konservatuvarların tiyatro ve dans bölümlerinden. Müzikoloji okuyanlar, Dil Tarih mezunları var, ama herkes şakır şakır nota bilgisi biliyor. Herkes müzikal külliyatına hakim. Sidikli Kasabası Müzikali vakti zamanında Devlet Tiyatrosu’nda onlarca gencin bir araya gelip ortaya çıkarttıkları müthiş bir işti. Müzikal döneminde çığır açmıştı, o dönemden ekip hakkında bilgim vardı. Ben gruba eklenince bir aile gibi olduk. Alternatif metin, müzik ve dansı bir arada bir anlatıya dönüştürmeyi seçmiş bir anlayışı var ekibin. Diğer prodüksiyon şimdilik olmadı ama tiyatronun Hedwig ile yapması gereken şeyi ortaya koyduğunu düşünüyorum. 

Kazan Dairesi oluşumunun şu an hazırlandığı başka bir proje var mı?

Evet, evet. Daha kalabalık bir ekiple, daha kalabalık bir iş için hazırlanılıyor. Yine müziğin, dansın ve metnin bir arada olacağı bir iş. Ancak pek detaylarını vermeyeceğim, onu o zaman konuşuruz. 

Peki seni bu müzikal dışında nerelerde görebiliriz?

Bana çok fazla sahne teklifi geliyor. Sahneye çık, şarkı söyle diyorlar. Ancak ben bu aralar galiba biraz Hedwig ile ilgilenmek istiyorum. Bu ara Hedwig o kadar iyi gidiyor ki onun yanına başka bir şey koymak istemiyorum. İçimden böyle geliyor. Hedwig benden ben Hedwig’ten sıkılana kadar biraz böyle devam edecek galiba.

©Nazlı Erdemirel

Son olarak Hedwig karakterine girip sahneye çıktığında, tüm o makyaj ve kıyafetlerle nasıl hissettiğini sormak istiyorum. 

Hedwig gibi… Hedwig neyi barındırıyorsa onu hissediyorum. Biraz terbiyesiz, biraz sözünü sakınmayan, biraz düşünmeden konuşan, biraz fazlaca düşünerek konuşan… Röportajlarda okuduğumda “kostümün içine girdiğimde başka bir şeye dönüşüyorum” lafına inanmazdım. Oyunculuk böyle bir şey sonuçta, ilk defa kostümlü bir şey oynamıyoruz. Ama bu kostüm ve görüntüde tepeden tırnağa değişiyorum. Ben bile kendimi aynada tanıyamıyorum. Dolayısıyla başka bir şeye dönüşüyorum. Biraz o görüntünün ekmeğini yiyorum açıkçası. Orada kudurmak, azmak hoşuma gidiyor. Biraz karanlık tarafa geçiyorum. Özgür hissediyorum, seyircinin de kendini özgür hissetmesi için elimden geleni yapıyorum. Çünkü özgürlüğe ihtiyacımız var. Türkiye karanlığa gömülü, saat uygulaması yüzünden fiilen de öyle. Burada iki saat insanlar kendilerini özgür hisetsinler istiyoruz. Derdimiz birazcık özgürlük. Buna ihtiyacımız var.


Oyun tarihleri Kazan Dairesi websitesi ve sosyal medya hesaplarından takip edilebilir.

0
7551
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle