GÜNDEM
  • 18-01-2026

    SAHA’nın Türkiye’de sanatçı, küratör ve yazarlar için bir araştırma, etkileşim ve üretim programı olarak 2019 yılında kurduğu SAHA Studio’nun 11. önemi başlıyor.

    Program, Ocak - Haziran 2026 arasındaki döneminde Eda Gecikmez (Ankara), Yekateryna Grygorenko (İstanbul), Zeynep Gürler (Düzce), Elif Öner (İstanbul) ve Furkan Öztekin (Tekirdağ) olmak üzere 4 farklı şehirden 5 sanatçıyı ağırlıyor. SAHA Studio, 6 aylık program süresince katılımcılarına İMÇ’deki mekânlarında kişisel bir çalışma alanı, şerefiye ve üretim bütçesinin yanı sıra küratöryel geri bildirim, üretim desteği ve ağ kurma fırsatlarını kapsayan, sanatçıların araştırma ve üretim süreçlerini zenginleştirmeyi hedefleyen bir program sunuyor.

    Araştırma, üretim ve paylaşım odaklı bir program olan SAHA Studio, 6 ay süren her döneminde konuk sanatçılarına sunduğu kişisel çalışma alanı, şerefiye ve üretim bütçesinin yanı sıra, katılımcılarının yaratıcı süreçlerini zenginleştirmeyi hedefleyen bir program izliyor. Düzenli olarak SAHA’nın ulusal ve uluslararası iş birliği ağlarından sanat profesyonelleri, Küratöryel Program konukları, Seçici ve Danışman kurul üyeleri ve geçmiş dönem program sanatçıları ile buluşan sanatçılar ağlarını geliştirirken, projelerine katkı sağlayan geribildirimler alıyor. Sanatçılar, dönem boyunca yürüttükleri araştırmaları ve üretim süreçlerini izleyiciyle paylaşma fırsatı bulacakları çeşitli etkinliklere de dahil oluyor. Her dönem olduğu gibi, 11. dönem kapsamında düzenlenecek olan Ara Dönem Buluşmasının dönem ortasında mart ayında gerçekleşmesi planlanıyor. Altı aylık program sonunda, haziran ayında düzenlenecek olan SAHA Studio Açık kapsamında ise tüm dönem boyunca geliştirilen projeler, sanatçılar tarafından önerilen etkinlik ve sunumlarla beraber farklı formatlarda kamuya sunuluyor.

    2019-2023 arasında Beyoğlu'nda faaliyet gösteren SAHA Studio, 11. dönemiyle beraber 54 farklı sanatçı ve sanatçı grubuna 6-9 ay boyunca eser üretim, geri bildirim, birlikte öğrenme, etkinlik ve yeni bağlantılar geliştirme imkânı sağladı. SAHA Studio programının üç ayrı mekânda yeniden yapılandırıldığı İMÇ ise, bünyesindeki modern sanat yapıtları, 2007'de ev sahipliği yaptığı 9. İstanbul Bienali ve farklı dükkanlarda çalışan bağımsız sanat inisiyatifleriyle görsel sanat ve sanatçılarla bağı olan bir kompleks olmayı sürdürüyor. İMÇ’nin çeşitli sektörlerden zanaatkarları, yaratıcı girişimleri ve farklı sanat disiplinleriyle iç içe geçmiş zengin üretim ortamı, SAHA Studio’nun konuk sanatçılarına yalnızca fiziksel bir mekân değil, aynı zamanda ilham verici ve çok katmanlı bir bağlam sunuyor. Bu çok yönlü etkileşim, sanatçıların projelerini disiplinler arası yaklaşımlarla geliştirmelerine olanak tanıyor.

    ​SAHA Studio’nun 11. dönemi hakkında detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.

    0
    0
    120
  • 18-01-2026

    Dijital platformların içeriklerini, dünyaca ünlü orijinal yapımları, tek bir abonelik altında izleyiciyle buluşturmayı amaçlayan TV+, yayıncılık anlayışını yeniden tanımlayan yaklaşımını ve yeni dönem stratejisini paylaştı.

    TV+, ödüllü filmlerden seçkin dizilere, 150’yi aşkın canlı TV kanalı ve stratejik iş birlikleriyle toplamda 22 bin saatlik içerik kütüphanesi sunarken, kullanıcılarına “1 kutu ya da 1 uygulama, 1 arayüz, 1 abonelik, 1 şifre, 1 fatura” ile çok sayıda ulusal ve uluslararası platformun içeriklerine erişim imkânı veriyor. “TV+ sana yeter” vizyonuyla şekillenen bu yeni model; abone yorgunluğu iç görüsünden hareketle izleyicinin zamanını, ilgi alanlarını ve bütçesini gözeten sade, zengin bir ekran deneyimi sunmayı amaçlıyor.

    Canlı TV yayınlarının yedi güne kadar geri alınabilme ve yeniden izlenebilme özelliğinin yanı sıra kontrolü izleyiciye bırakan kaydet-izle, indir-izle seçenekleri öne çıkıyor. Hem canlı yayın akışında hem de geniş içerik kütüphanesinde izleyiciye bir avantaj sağlayan kişiselleştirilmiş öneri mekanizması, TV+’ın kullanıcı deneyimini yükseltiyor. Tablet, bilgisayar, cep telefonu ve televizyon ekranlarından erişilebilen platformda, içerikler 4K yayın kalitesiyle izlenebiliyor.

    15 Ocak’ta gerçekleştirilen basın toplantısında TV+ Genel Müdürü Gülçin Alıcı Gökçe, TV+’ın global iş birliklerine de değinerek şu açıklamaları yaptı: “İzleyici, sadece ‘ne izlediğini’ değil, ‘nasıl izlediğini’ de sorguluyor. Aradığı içeriğe zahmetsizce ulaşmak istiyor. Biz TV+’ta IPTV ve OTT’yi aynı dünyada buluştururken, alışkanlıkları yok saymadan yeni izleme davranışlarını doğru okuyan bir kürasyon anlayışı benimsiyoruz, deneyimi sadelikle büyütüyoruz. Çoklu abonelikler, dağınık kütüphaneler ve karmaşık arayüzler, abone yorgunluğuna neden oluyor. TV+ olarak bu durumu ortadan kaldıran bir deneyim tasarladık. Bir başka deyişle; 1 kutu ya da 1 uygulama, 1 arayüz, 1 abonelik, 1 şifre ve 1 fatura ile çok zengin, çok katmanlı bir deneyim yaşatıyoruz.” Uluslararası iş birliklerine de değinen Gökçe şunları söyledi: “Bu bir ‘co-petition’ modeli. Bunu Türkiye’de sadece biz yapıyoruz. Bu doğrultuda çok güçlü stratejik iş ortaklarımız var. DreamWorks, Paramount, Universal, AMC gibi güçlü yapımların yanı sıra yakın zamanda Apple TV ile 25 filmden oluşan özel bir anlaşma da yaptık. Diğer yandan Alf ve Mavi Ay gibi iki unutulmaz diziyle başlattığımız nostalji kataloğumuzu genişletmeye devam ediyoruz.  Tabii ki en güçlü iş birliklerimizden biri de HBO Max ile gerçekleştirdiğimiz anlaşma. HBO Max kütüphanesindeki tüm içerikler eş zamanlı yayınlanacak şekilde TV+’ta da yer alıyor. Bu bir lisans anlaşmasının ötesinde, güçlü bir teknoloji entegrasyonu. Kullanıcılar HBO Max içeriklerine TV+ içinde doğrudan erişebiliyor. Güçlü içerik ile güçlü altyapıyı aynı deneyim dünyasında buluşturuyoruz.”

    Toplantıda ayrıca Turkcell Genel Müdürü Dr. Ali Taha Koç, TV+ için belirledikleri vizyona dair şu ifadelerde bulundu: “Yaptığımız yatırımların anlamı, kullanıcı deneyimine ve sürdürülebilir gelire dönüştüğünde ortaya çıkıyor. TV+’ın bugünkü konumu da tam olarak bu yaklaşımın bir sonucu. Yerli ve global içerikleri, canlı yayınları ve spor karşılaşmalarını tek platformda birleştiren modelimizle yayıncılık sektöründe yeni bir denge kuruyoruz.” Dr. Koç sözlerini şu şekilde sürdürdü: “Eskiden 10 yılda bir yaşadığımız teknolojik dönüşüm, artık aylar hatta günler içinde gerçekleşiyor. Bu dönüşüm, tüketici beklentilerini ve tercihlerini de etkiliyor. Araştırmalar, çoklu platform aboneliklerinin izleyicide hem psikolojik hem de finansal bir yorgunluğa sebep olduğuna işaret ediyor. TV+ olarak, bu duruma değerli bir çözüm sunuyoruz.”

    ​A Knight of the Seven Kingdoms, F1, Devil in Disguise, Gangs of London, Doctor Foster, The Office, Luther, Escape at Dannemora, The Pitt, İlk ve Son, The Addams Family, Fargo, The Girl with the Dragon Tattoo, Me Before You gibi yapımlar ve çok daha fazlası TV+ ile ocak ayında izleyici ile buluşuyor.

    0
    0
    253
  • 17-01-2026

    Kadıköy Belediyesi Sinematek/Sinema Evi, gerilimin ustası Alfred Hitchcock’un filmografisinden geniş bir seçki sunan ana programını 3 Şubat-7 Nisan tarihleri arasında sinemaseverlerle buluşturacak.

    Sinematek/Sinema Evi, Kurukahveci Mehmet Efendi’nin desteğiyle gerçekleştirilen ana programında gerilim türünde kanon kabul edilen, görüntü yönetmenliğinden senaryosuna, sanat yönetiminden müziğine sinemanın her unsurunu incelikle ele alma kabiliyeti ile sinema tarihindeki en iyi yönetmenlerden biri olan Alfred Hitchcock’a odaklanıyor. Yan programında da kurmaca ile belgeselin sınırlarını muğlaklaştıran İngiliz yönetmen Peter Watkins’e yer veriyor. Görültü iş birliği ile gerçekleşen bu program Watkins’in Türkiye’deki ilk retrospektifi olma özelliği taşıyor. Sinematek/Sinema Evi’nin film restorasyon projesinin üçüncü ayağı olan Drakula İstanbul’da filmi bu programda da yer alıyor. Yerleşik programlarından biri olan Sessiz Perşembe’de ise Hitchcock’un sessiz iki filmini canlı müzik eşliğinde seyirci ile buluşturuyor.

    Özellikle insan psikolojisine yönelen ve “suspense” elementini sinemaya kazandıran Alfred Hitchcock filmleri, kendi zamanı için yenilikçi sinema diliyle hâlâ keyifli, heyecan verici ve etkileyici bir seyir deneyimi sunuyor. Bu seçkide, Hitchcock’un hem İngiltere hem Amerika dönemini kapsayan ve siyah-beyazdan renkliye uzanan filmografisinden 12 film yer alıyor.

    Geçtiğimiz sonbahar hayatını kaybeden İngiliz sinemacı Peter Watkins’e odaklanan retrospektifte Watkins’in en bilinen filmi olan politik distopyası Ceza Kampı, BBC tarafından yasaklandıktan sonra Oscar ödülü kazanan sahte-belgesel Savaş Oyunu, “en kişisel filmim” dediği Edvard Munch; üretimi yıllara ve kıtalara yayılan, kolektif üretim yöntemiyle yepyeni bir yol açan Komün (Paris, 1871)’in de aralarında bulunduğu 11 filmi gösterilecek. Forum ve sunumlarla desteklenecek programda, 14 saatlik nükleer karşıtı film Yolculuk ile Sinematek/Sinema Evi’nde ilk defa maraton hâlinde bir seyir deneyimi yaşanacak.

    Sinematek/Sinema Evi’nin Kurukahveci Mehmet Efendi desteğiyle hayata geçirdiği düzenli programlarından Sessiz Perşembe, canlı müzik eşliğinde sessiz filmleri seyirciyle bir araya getirmeye devam ediyor. 3 Şubat-7 Nisan tarihleri arasında Sessiz Perşembe’de, ana programımızda odaklandığımız İngiliz yönetmen Alfred Hitchcock’un sinema diline dair yönetmenin erken döneminden ipuçları taşıyan sessiz filmlerinden Kiracı ve Şantaj yer alıyor. Kiracı filmine Mimic (İpek Göztepe & Kerem Can Dündar); Şantaj filmine de Can Güngör, Ezgi Daloğlu, Zeynep Oktar ve Can Aydınoğlu canlı müzik performansı ile eşlik edecek.

    ​Sinematek/Sinema Evi programı hakkında detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.

    0
    0
    324
  • 17-01-2026

    Metin Katırcılar, Maya Kurdoğlu, Sanem Odabaşı ve Merve Zeybek’in eserlerinden oluşan “Geçerken Bırakılan” başlıklı sergi 28 Şubat’a kadar Simbart Projects’te sanatseverlerle buluşuyor.


    “Geçerken Bırakılan”, sanatçıların doğa ile bellek arasında kurduğu bağ, belleğin bıraktığı iz ve hatırlama biçimleriyle değişen kimlik kavramlarını sorguluyor. Bellek, figürden nesnelere, doğal malzemeden yumuşak yüzeylere taşınan, sabit değil akışkan, bireysel değil paylaşılan; izler, katmanlar ve sessiz yüzeyler üzerinden yeniden kurulan bir süreç olarak beliriyor.


    “Metin Katırcılar’ın çalışmalarının merkezinde; hafıza, kimlik ve varoluş kavramları ile belleğin değişken, yeniden inşa edilebilir yapısı yer alıyor. Sanatçı, hatırlama ve unutma süreçlerini kendi bireysel belleğinden yola çıkarak aile fotoğrafları, mekânlar ve nesneler aracılığıyla sorguluyor. Sergide yer alan ‘Hafıza Yüzeyleri’ isimli serisi, aile fotoğraflarından alınan figür silüetlerini mekândaki nesnelerin desenleriyle çevreleyerek bellek ve kimlik kavramlarını sorguluyor. Çalışmalarda figürlerin birer boşluk olarak bırakılması, anının zamanla silinen ve şeffaflaşan doğasına işaret ederken nesnelerin dokusuna tutunan desenler ise geçmişi taşıyan somut hafıza yüzeyleri olarak öne çıkıyor. Seri, hatırlama biçimini figürün temsilinden koparıp onu kuşatan görsel kodlara odaklanıyor. Böylece geçmişi, nesnelere işlenmiş katmanlı bir arşiv olarak yeniden inşa ediyor.


    Maya Kurdoğlu araştırmalarını doğal pigmentler, suluboya, mürekkep, siyah çay, mavi kelebek çayı, grafit, renkli kalem, tebeşir taşı, koton kâğıt ve metinle sürdürüyor. Sergide yer alan ‘fısıldayarak’ isimli çalışması, başka birinin anılarını hatırlamak üzerine, aynı anda birçok zamanda yaşama hâlini araştırıyor. Çok parçalı yapıda elementler sürekli değiş tokuş hâlinde bir araya geliyor. Giderek kimin neyi hatırladığı, neyin gerçek olduğu belli olmayan, karakterlerin birbirinden ayırt edilemediği bir hâl alıyor.


    Sanem Odabaşı’nın çalışmaları, doğa, bellek ve zamanın geride bıraktığı izleri katmanlı tekstil yüzeyleri ve çağrışımla yüklü işaretler aracılığıyla ele alıyor. Sergideki eserlerde bahçe, yemyeşil ve çiçeklerle dolu bir manzara olarak değil, varlığın geçerken iz bıraktığı düşünsel bir alan olarak kurgulanıyor. Renk lekeleri, dalların yapısı ve içsel bir konuşmadan yayılan düşünceler, bu bahçenin temel öğelerine dönüşüyor. Pamuk, keten, ipek ve bitki bazlı boyalarla çalışan Odabaşı, doğayla sezgisel ve geçici bir ortaklık kuruyor. Yavaş dikişlerle oluşan topografik çizgiler ve doğal boyaların bıraktığı lekeler, ‘buradaydım’ diyen bir varlık hâlinin izlerine dönüşüyor.


    Merve Zeybek’in eserlerinde bellek bir sahiplik meselesi olarak değil, paylaşılan bir süreç olarak ele alınıyor. Doğa üzerinden bellek ilişkisini sorgulamak, insan merkezli hatırlama anlayışını aşmayı gerektiriyor. Burada hatırlayan yalnızca insan değildir, hatırlayan, temas eden her varlıkla birlikte oluşan bir ilişkiler ağıdır. Maurice Merleau-Ponty’nin bedenlenmiş algı anlayışıyla düşünüldüğünde, hatırlama zihinsel bir geri çağırma değil, bedenin dünyayla kurduğu süreklilik içinde ortaya çıkıyor. Doğaya temas eden beden, geçmişi yeniden hatırlamaz; onu yeniden yaşar, sabit bir içerik olmaktan çok bir akış olarak beliriyor. Zeybek’in sanat pratiği bu dönüşümü görünür kılıyor; taş, toprak, su, yaprak gibi doğal unsurlar yalnızca malzeme değil, geçmişle bugün arasında aracılık eden bellek taşıyıcıları olarak eserlerinde beliriyor.”


    Künye:

    1. Metin Katırcılar

    2. Sanem Odabaşı 

    3. Merve Zeybek

    4. Maya Kurdoğlu

    0
    0
    203
  • 17-01-2026

    Muriel Spark’ın gerçek hayatın kilidini kurguyla açma ihtimallerini sorguladığı, sırlarla dolu romanı Şüpheli Hal ve Hareketler, Burcu Uluçay’ın çevirisiyle Siren Yayınları’ndan çıktı.

    1940’ların sonunda, İngiltere’de ekmeğin aslanın ağzında olduğu zor koşullarda ilk romanı üzerinde çalışan Fleur Talbot, sekreterlik becerilerini sergileyeceği yeni bir iş bulduğunu zanneder fakat ondan beklenenler, hiç de göründüğü gibi değildir.

    ​Talbot’un esas görevi, Otobiyografi Birliği adı verilen tuhaf topluluğa üye birçok renkli insanın hayatının kaleme alındığı ham metinleri düzeltip okunaklı ve nitelikli hâle getirmek, başka bir deyişle, otobiyografi editörlüğü yapmaktır. Zamanla kendi yazdığı roman ile üzerinde çalıştığı dosya, gizemli işvereninin hamleleriyle kesişecek, kurgu ile gerçek yaşam öyküleri enfes bir biçimde birbirine karışacaktır.

    0
    0
    281
  • 16-01-2026

    Başrolünde Emmy ödüllü Zendaya’nın yer aldığı ve A24 ortak yapımı olan HBO Original drama dizisi Euphoria’nın üçüncü sezonunu 13 Nisan’da HBO Max’te yayımlanacak.

    ​Emmy adayı ve DGA Ödülü sahibi Sam Levinson’ın yaratıcısı, senaristi, yönetmeni ve yürütücü yapımcısı olduğu dizisinin kadrosunda; Zendaya, Hunter Schafer, Eric Dane, Altın Küre adayı Jacob Elordi, Emmy adayı Sydney Sweeney, Alexa Demie, Maude Apatow, Emmy adayı Martha Kelly, Chloe Cherry, Adewale Akinnuoye-Agbaje ve Toby Wallace yer alıyor. Sekiz bölümden oluşan yeni sezon, her hafta yeni bölümleriyle izleyicilerle buluşacak. Euphoria, HBO tarihinin en çok izlenen yapımlarından biri olurken, ilk iki sezonuyla toplam 25 Emmy adaylığı ve 9 ödül kazandı.

    0
    0
    227
  • 16-01-2026

    M.K. Perker’in alışılmış sergi formatlarını ters yüz eden, canlı ve tekrarı olmayan performatif sergisi “LIVE”, 27 Ocak-28 Şubat tarihleri arasında Pilot Galeri’de sanatseverlerle buluşacak.

    “LIVE”, Pilot Galeri’yi, bir sergi mekânı olmaktan çıkararak bir deneyim alanına dönüştürüyor. M.K. Perker, beş hafta boyunca eserlerini, galeride, izleyicinin gözleri önünde üreterek, seyirciyi tamamlanmış işlerle değil, üretimin kendisiyle karşı karşıya bırakıyor.

    Boş çerçeveler zamanla dolarken, mekân loşluktan aydınlığa ilerliyor. İzleyici yalnızca bakmıyor; bekliyor, tanıklık ediyor, sürecin parçası hâline geliyor. Her ziyaret, M.K. Perker’in üretimiyle ve üretim sürecindeki varlığıyla karşılaşılan, tekrarı olmayan bir ana dönüşüyor. Bu yönüyle “LIVE”, performatif, kendine meydan okuyan ve “tersinden” işleyen bir yapıya sahip: sonuçtan değil, oluş hâlinden besleniyor. Sergi süresince her gün galeride bulunacak Perker, sanatseverleri farklı bir yaratım anıyla karşılıyor. Bu karşılaşmalar sayesinde sergi, sabit bir zaman dilimine değil, birbirine karışan zaman akışlarına yayılıyor. Aynı sergiye iki kez gelen izleyici, kaçınılmaz olarak iki farklı ana, iki farklı sürece tanıklık ediyor. Canlı çizim süreci, sanatçının arkasında yer alan büyük bir ekran aracılığıyla gerçek zamanlı olarak izlenebiliyor. Böylece izleyici, bir eserin nasıl oluştuğunu uzaktan değil, doğrudan ve eş zamanlı olarak deneyimliyor. 

    “Yapay zekâ programları ile hızla üretilen ve tüketilen imgeler dünyasında, el ile üretmenin nerede durduğuna dair bir sorgulama da içeren 'LIVE', sanat üretiminin 'sonuç' odaklı algısını sorguluyor. M.K. Perker, izleyiciyi hazır bir eserle değil, düşüncenin, hatanın, karar anlarının ve yaratımın ham enerjisiyle baş başa bırakarak, sanatı bir 'eylem' ve 'anda olma' deneyimi olarak tanımlıyor. 'LIVE' sergisinde ziyaretçi, yaratımın sessiz ortağı, zamanın tanığı hâline geliyor. Sanatçının konsantrasyonunun yoğunluğunu, bir çizginin doğuş anını, bir fikrin kâğıt üzerinde şekillenişini izliyor. Sanatın görünmeyen kapılar ardında üretilen 'sihrini' değil, 'emek' ve 'kararlılık' ile şekillenen samimi ve benzersiz ilişkisini merkeze alıyor. Çizgi roman ve illüstrasyon dünyasında uluslararası bir tanınırlığa sahip olan M.K. Perker, bu sergisiyle, cesur bir meydan okuma gerçekleştiriyor. Uzun yıllara yayılan titiz atölye pratiğini, kamusal alana taşıyarak ve izleyiciye açarak, mahremiyet ve performans, planlama ve doğaçlama arasındaki gerilimi görünür kılıyor. 'LIVE', Perker'in zengin imge dünyasının, duru bir 'yapım süreci' performansına dönüşümünü imliyor. 

    Sanatçı, izleyiciyi ütopik ve distopik anların, kargaların, kuşların, balıkların, dev tavşanların, sokakların ve rüyaların iç içe geçtiği anlara davet ediyor. Goya resimleriyle, siber-punk literatürün yan yana geldiği bu zihin haritasında izleyici, sanatçının çizdiği beyaz tavşanları takip ederek yolunu bulmaya çalışacak. Mad Max çöllerinden, renkli uzay yaratıklarına, New York metrolarından İstanbul kedilerine bu gizemli ve çok katmanlı dünya, "LIVE" sergisinde, izleyici önünde ilerleyen, canlı bir yolculuğun kendisi hâline geliyor.

    Bu deneyimin mekânsal kurgusu, Mozaik Design iş birliğiyle galerinin ruhuna nüfuz eden özel bir tasarımla şekilleniyor. Sergi süresince mekân, üretim ilerledikçe dönüşüyor; ışık, yerleşim ve atmosfer değişiyor. Mozaik’in mekâna yayılan tasarımı, izleyicinin dikkatini sürece odaklayan, sakin ama yoğun bir izleme hâli yaratıyor. Sergi, yalnızca eserlerle değil, mekânın kendisiyle de canlı bir organizma gibi nefes alıyor. 

    Serginin beş haftaya yayılan sürecinde, JDE Peet’s Türkiye bünyesindeki L’OR Espresso, sunduğu ikramlarla LIVE sergisine katkıda bulunuyor. Bu eşlik, galeride geçirilen zamanı destekleyen tamamlayıcı bir deneyim sunuyor.

    Sergi, tüm eserlerin tamamlandığı ve bir arada görülebilecekleri bir final günüyle sona ererken, geride zamana yayılmış, katmanlı ve kolektif bir hafıza bırakıyor.”

    0
    0
    487
  • 16-01-2026

    Apaçık Radyo’nun gençlerin dünyanın gidişatında daha etkin bir rol üstlenmesi, kendi alanlarını ve fırsatlarını daha güçlü biçimde kurabilmesi gerektiğine olan inançla düzenlediği “Açık Alan” programı için başvurular başladı.

    İlki 25 yıl önce düzenlenen program yarışması yeniden hayata geçiriliyor. Bu kez, o gün mikrofon başına davet edilen gençlerden bir sonraki kuşağı “Açık Alan” kapsamında oyuna çağırıyor. Bu çağrının amacı; gençlerin kendilerini, dünyaya bakışlarını ve en geniş anlamıyla sosyal, kültürel, siyasal ve sanatsal arzularını geniş kitlelerle paylaşabilecekleri bir yayın alanı açmak.

    ​Yarışmaya katılmak için Apaçık Radyo’dan genç olmak yani 13 Kasım 1995’ten sonra doğmuş olmak gerekiyor. Başvuru sürecinde iletilen yazılı program önerileri jüri tarafından değerlendirilecek. Ön elemeyi geçen proje sahipleri Apaçık Radyo stüdyolarında demo kayıtlarını hazırlayacak. İkinci değerlendirme aşamasının ardından seçilen yarışmacılar, 2026 Şubat ayında başlayacak yeni yayın döneminde Apaçık Radyo’da olacaklar.

    ​"Açık Alan" için ayrıntılı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.

    0
    0
    234
  • 16-01-2026

    Scarlett Johansson’un yönetmen koltuğuna oturduğu, usta oyuncu June Squibb’in başrolünde yer aldığı Müthiş Eleanor filmi, 23 Ocak’ta vizyona girecek.

    Oscar’a iki defa aday gösterilen ünlü oyuncu Scarlett Johansson, dünya prömiyerini 2025 Cannes Film Festivali’nde yapan Müthiş Eleanor (Eleanor the Great) ile yönetmenliğe etkileyici bir başlangıç yapıyor. Filmde 96 yaşındaki usta oyuncu June Squibb’e Erin Kellyman ve Chiwetel Ejiofor eşlik ediyor.

    “Büyük bir kaybın ardından Florida’dan New York’a taşınan 93 yaşındaki Eleanor, yeni hayatına uyum sağlamaya çalışırken tesadüfen katıldığı bir destek grubunda karmaşık bir sürecin içine girer. Dikkat çekmek için paylaştığı bir hikâye, genç bir gazetecilik öğrencisinin yoğun ilgisini beraberinde getirince, Eleanor beklenmedik sonuçlarla yüzleşmek zorunda kalır.”

    Yönetmen: Scarlett Johansson
    Senaryo: Tory Kamen
    Oyuncular: June Squibb, Erin Kellyman, Chiwetel Ejiofor
    Yapımcı: Scarlett Johansson, Jessamine Burgum, Kara Durrett, Keenan Flynn, Jonathan Lia, Celine Rattray, Trudie Styler
    Görüntü Yönetmeni: Hélène Louvart 
    Kurgu: Harry Jierjian
    Tür: Dram
    Yapım Yılı: 2025
    Süre: 98 dk. 

    İthalat & Dağıtım: Bir Film

    0
    0
    213
  • 16-01-2026

    Habip Aydoğdu’nun “Bir Rengin Tanıklığı” başlıklı kişisel sergisi 22 Şubat’a kadar Brieflyart Sanat Galerisi’nde sanatseverlerle buluşuyor.

    “Habip Aydoğdu; askerliği dönenimde Mardin’in Nusaybin ilçesinde eserlerini üretirken, malzemesi olmadığından resimlerini dolmakalem ve kırmızı ıstampa mürekkebiyle yapar. Belki de bu yüzden, başlangıçta yoklukla bağdaştırır kırmızıyı. Belki bu hem sanatçının kişisel tarihinden hem de ülkenin kaderinden bir ayrıntıdır.

    Rusya’dan Malevich, Amerika’dan Rothko için siyah; Fransa’dan Yves Klein için mavi ne ise Türkiye’den Habip Aydoğdu için de kırmızı odur.

    “Habip Kırmızısı” yokluktan doğan rastlantısallıkla hem kendinin hem mecazın ifadesidir. Kırmızı Aydoğdu’nun eserlerinde, isyanın, aşkın, göçün, savaşların, sevginin, huzurun, huzursuzluğun, gururun, gücün, gizemin rengine dönüşür.

    O yüzden bir rengin tanıklığından ya da Habip Aydoğdu’nun bir renginin tanıklığından söz edilecekse o renk önce kırmızıdır: Istampa kırmızısı, koyu kırmızı, kan kırmızı, Sonra ardına siyahı katan bir kırmızı.

    Habip Aydoğdu’nun resimlerinde renk ve boşluk onun ressamca bakışını anlatır. Boşluk ne kadar kuşatıcı bir alan, yaşanmamış bir zaman ve varlığın ötesi, sözlük anlamı dışına taşan bir kavram ise; renk o kadar şimdi ve burada olan, sadece kendinin değil insana dair zihnin ve duyumun her tonunu anlatma gücüne sahip, boşluğun içinde ama aynı zamanda boşluğu yutan bir fenomendir.”


    Künye:
    1. Deniz, 140 x 200 cm, Tuval üzerine akrilik, 2017
    2. İlk Kıble (Beytülmakdis) (ikili), 120 x 180 cm, Tuval üzerine akrilik, 2016
    3. Gazze, 50 x 50 cm, Tuval üzerine akrilik, 2024
    4. Tevekkül, 50 x 50 cm, Tuval üzerine akrilik, 2024
    5. Virusten beteri, 200 x 140 cm, Tuval üzerine akrilik, 2020

    0
    0
    356
DAHA FAZLA
Geldanlage