
Art-Niyet tiyatro grubu, Fransız oyun yazarı ve senaristi, Fransa’da en çok oyunu sahnelenen Jean Pierre Martinez’in Fanteziler adlı oyununu 2 Şubat’ta Maximum Uniq Box’ta, 7 Şubat’ta Ortaköy Afife Jale’de, 16 Şubat’ta ise Moda Sahnesi’nde tiyatroseverlerle buluşturacak.
Mehmet Açar’ın yönetmen koltuğuna oturduğu, Jean Pierre Martinez’in kaleme aldığı Fanteziler’in oyuncu kadrosunda Özden Dilek Karakışla ve Aydın Soysal yer alıyor.
Bugüne kadar 113 oyunu sahnelenen, eserleri İngilizce, İspanyolca ve Portekizce’ye çevrilen Jean Pierre Martinez, “Fanteziler” oyununun Türkiye’de sahnelenmesi konusunda şunları söyledi: “Fanteziler, romantik bir komedi... ve biraz da sürrealist. Aşk, biraz tiyatro gibidir: en güzel an, perdenin açılmasından hemen öncedir. Karanlığa gömülürsünüz ve bir süreliğine, keşfetmek üzere olduğunuz tüm o harika şeyleri hayal edersiniz. Ne göreceğinizi bilmezsiniz ve her şey hâlâ mümkündür. Bu oyun ilk kez Türkiye’de sahnelenecek. Bundan büyük mutluluk duyuyorum ve Türk seyircileriyle birlikte ben de heyecanla oyunun sahnelenmesini bekliyorum.”
“Her gün aynı kafede yolları kesişen bir adam ve bir kadın... Her biri ayrı masada oturur, birbirlerini meraklı bakışlarla süzer ama konuşmaya cesaret edemezler. Tanışma arzusuna yenik düştüklerinde onları nelerin beklediğini önceden kestiremezler. ‘Ya hayal ettikleri kadar büyüleyici bir tanışma olmazsa?’ endişesinden kurtulamazlar. Çünkü tanışmak, her zaman olasılıkların alanını daraltmaktır. İkisi de aynı sorulara yanıt arar: Fantezilerle yetinmek gerçek bir ilişkiyi kaçırma riskini beraberinde getirir mi? Gizemi koruyarak bir ilişki sürdürmek mümkün müdür?”
Künye:
Yazan: Jean-Pierre Martinez
Yönetmen: Mehmet Açar
Oynayanlar: Özden Dilek Karakışla, Aydın Soysal
Afiş tasarımı / Sosyal medya: Buse Soysal
Müzik: Emre Omacan
Işık uygulama: Ünal Hakverdi
İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından her yıl, klasik müzik alanında gelecek vadeden 30 yaşın altındaki bir genç müzisyene destek sağlayan Aydın Gün Teşvik Ödülü, bu yıl orkestra şefi, besteci ve keman sanatçısı Kerem Tunçer’e verildi.
Aydın Gün Teşvik Ödülü’nün kazananı, İKSV Genel Müdürü Görgün Taner başkanlığında, Borusan Kocabıyık Vakfı Genel Koordinatörü Ahmet Erenli, piyanist ve orkestra şefi İbrahim Yazıcı, piyanist ve devlet sanatçısı Gülsin Onay, Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası başkemancısı Prof. Pelin Halkacı Akın ile İKSV Genel Müdür Yardımcısı Yeşim Gürer Oymak’tan oluşan seçici kurulun oybirliğiyle belirlendi. Kerem Tunçer’e ödülü 11 Haziran’da, 54. İstanbul Müzik Festivali’nin açılış töreninde sunulacak.
“1997’de Bursa’da doğan Kerem Tunçer, 2015 yılına kadar keman ve kompozisyon eğitimi aldı. 2014’te Belçika’daki Arthur Grumiaux Keman Yarışması’nda Birincilik Ödülü’nü kazandı ve 2013-2015 yılları arasında Bilkent Gençlik Senfoni Orkestrası ve Ankara Gençlik Senfoni Orkestrası’nın başkemancılığını genç yaşta üstlendi. Bilkent Müzik ve Sahne Sanatları İlkokulu ve Lisesi’nden birincilikle ve dereceyle mezun oldu. 2015’teki mezuniyetinde “Alanında Üstün Başarı” ödülüne layık görüldü. Aynı yıl Daniel Barenboim tarafından bizzat seçilerek Berlin’de yeni kurulan Barenboim-Said Akademie’nin ilk 13 öğrencisinden biri olmaya hak kazandı. 2019’da akademiden en yüksek dereceyle mezun olarak kurumun ilk Türk mezunu oldu. Mezuniyetinin ardından Barenboim-Said Akademie’de kompozisyon alanında Sanatçı Diploması çalışmalarını sürdürdü.
Tunçer, Doğu-Batı Divan Orkestrası ve Boulez Ensemble’ın önemli bir üyesi olarak Daniel Barenboim yönetiminde düzenli olarak konserler verdi; Carnegie Hall, Berlin Filarmoni, Paris Filarmoni, Royal Albert Hall, La Scala, Elbphilharmonie, Walt Disney Hall, BOZAR Brüksel, Lincoln Center, Pierre Boulez Saal, Smetana Hall, Berlin Waldbühne gibi seçkin salonlarda birçok kez sahneye çıktı. Ayrıca BBC Proms, Salzburg Festivali, Luzern Festivali, Rheingau Festivali, Bremen Festivali ve Schleswig-Holstein Festivali gibi büyük festivallere katıldı. Lang Lang, Anne-Sophie Mutter, Martha Argerich, Yo-Yo Ma, Lisa Batiashvili, Antonio Pappano, François-Xavier Roth, Matthias Pintscher, Lahav Shani, ClaraJumi Kang ve Zubin Mehta gibi dünyaca ünlü müzisyenlerle aynı sahneyi paylaştı.
Şeflik yolculuğuna Rengim Gökmen ve Karşıyaka Oda Orkestrası ile katıldığı bir ustalık sınıfında başlayan Tunçer, ardından Prof. Eiji Oue’nin sınıfında Hannover Müzik, Tiyatro ve Medya Yüksekokulu’nda Orkestra Şefliği eğitimi aldı. İbrahim Yazıcı, Cem Mansur ve Howard Griffiths gibi önemli şeflerin asistanlığını yaptı; Johannes Schlaefli, Steven Sloane ve Michael Schønwandt’ın ustalık sınıflarına katıldı. Finlandiya’daki dünyaca ünlü Panula Akademisi’ne kabul edildi ve saygın pedagog Jorma Panula ile yoğun ustalık sınıflarında birçok kez yakın çalışma fırsatı buldu. Şeflik kariyerinde bugüne kadar Brandenburgisches Staatsorchester Frankfurt (Oder), Brandenburger Symphoniker, İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası, Nürnberger Philarmoniker, Berliner Sinfonietta, Antalya Devlet Senfoni Orkestrası, Bursa Bölge Devlet Senfoni Orkestrası, Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Senfoni Orkestrası ve Çukurova Devlet Senfoni Orkestrası gibi topluluklarla çalıştı.
2024 yılında Türkiye’nin önde gelen yeni müzik topluluklarından Hezarfen Ensemble ile iş birliğine başlayan Tunçer, Türkiye’deki birçok konserinin yanı sıra toplulukla İsveç’te bir turne gerçekleştirdi. 2025’te Finlandiya’daki Panula Academy’ye kabul edildi ve burada efsanevi şef Jorma Panula ile bir dizi ustalık sınıfında çalıştı. Tunçer, 2026’da Deutsches Symphony Orchestra Berlin, Bochumer Symphoniker ve Theater Magdeburg gibi önemli orkestraları yönetecek; Tomas Hanus ve Nicolas Pasquet gibi değerli şeflerin ustalık sınıflarına katılacak. Kerem Tunçer, yüksek lisans çalışmalarını ÇEV Sanat’ın değerli desteğiyle Berlin Sanat Üniversitesi’nde (UdK), Orkestra Şefliği alanında, Prof. Harry Curtis’ın stüdyosunda sürdürüyor.”
Maria Turtschaninof’un 17. yüzyıldan günümüze uzanan dört yüz yıllık bir süreçte, Finlandiya’nın hayali bir köyünde aynı çiftlik etrafında şekillenen bir ailenin hikâyesini anlattığı romanı Miras Toprak, Yonca Mete Soy’un İsveççe aslından çevirisiyle Timaş Yayınları’ndan çıktı.
Miras Toprak, toprağın insan hafızasındaki yerini, kuşaklar boyunca aktarılan alışkanlıkları, seçimleri ve sorumlulukları ele alan; doğayla kurulan ilişkiyi sade ama güçlü bir anlatıyla düşündüren, çok katmanlı bir aile romanı.
“Annesinin ölümünün ardından Nevabacka’ya dönen bir kadın için bu yolculuk, yalnızca bir evi değil, dört yüz yıla yayılan bir aile mirasını devralmak anlamına gelir. Duvarlara sinmiş düzen, bekleyen talimatlar ve köylülerin bakışlarında hâlâ yaşayan bir soyadı, onu toprağın hafızasıyla yüz yüze getirir. Orman, bataklık ve çiftlik dört yüz yıllık bir ailenin kültürel mirasını saklamaktadır. Büyülü gerçekçiliğin incelikli diliyle örülen hikâyede doğaüstü olan, gündelik hayatın ayrılmaz bir parçasına dönüşür; her neslin bıraktığı iz bir sonrakinin yolunu belirler. Toprak hem koruyan hem talep eden bir tanık gibidir.”
Lo-fi patlamaları, skate ruhunu taşıyan melodiler ve sahnede yıkıcı bir enerjiyle 2000’lerin punk dalgasını yeniden tanımlayan Wavves, 12 Şubat’ta %100 Müzik katkılarıyla Blind’da konser verecek.
Nathan Williams önderliğinde Kaliforniya’nın güneşli sokaklarından doğan Wavves, kısa sürede DIY punk sahnesinin sınırlarını aşarak Pitchfork, NME ve Rolling Stone gibi yayınlardan övgüler aldı. Grubun kült mertebesine erişen albümleri arasında yer alan “King of the Beach” (2010), indie ve alternatif müzik sahnesinde dönüm noktası sayılırken, Afraid of Heights ve V gibi albümleriyle de büyük beğeni topladı.
Wavves, kariyeri boyunca Coachella, Primavera Sound, Lollapalooza, Pitchfork Music Festival, Outside Lands, Fun Fun Fun Fest ve Bonnaroo gibi dünyanın en büyük festivallerinde sahne aldı; MTV ve Adult Swim gibi platformlarda yer alarak ana akım ile bağımsız kültür arasında köprü kurmayı başardı.
İstanbul’daki ilk konseriyle şehre enerjik bir gece yaşatmaya hazırlanan grup, “Green Eyes”, “Demon to Lean On”, “Nine Is God” gibi ikonik parçalarıyla Blind sahnesinde müzikseverlerle buluşacak. Konserin biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.
Özge Topçu’nun “Bilmeyişin Zarafeti” başlıklı kişisel sergisi 31 Ocak-6 Mart tarihleri arasında .artSümer’de sanatseverlerle buluşacak.
“Bilmeyişin Zarafeti, kültürel kökenlere dair yerleşik anlatıları ve Doğu ile Batı arasındaki tarihsel etkileşimleri yeniden düşünmeye davet eder. Sergi, kültürel kimliklerin sabit ve tekil kökenlere değil; göçlere, karşılaşmalara ve zaman içinde sessizce silinmiş bağlantılara dayandığını vurgular.
Sergide yer alan Yeniden Deşifre Edilmiş Yazıtlar ve Gök Dikitleri isimli eserler, Doğu Akdeniz’in Batı kimliğinin oluşumundaki belirleyici fakat çoğu zaman görmezden gelinen rolüne odaklanır. Avrupa merkezli tarih anlatılarında bastırılmış olan bu ilişkiler, yazı, ses ve motifler aracılığıyla görünürlük kazanır.
Yeniden Deşifre Edilmiş Yazıtlar, Akdeniz’in en erken fonetik yazı sistemlerinden biri olan Fenike alfabesini merkezine alır. Arapça, İbranice ve Latince alfabelerin kökeninde yer alan bu sistem, kültürler arasında dolaşan bir bilgi ve etkileşim ağını işaret eder. Pişmiş toprak formlar ve ses yerleştirmeleriyle kurgulanan çalışma, yazıyı kalıcı bir otorite işareti olarak değil, zaman içinde aşınan, aktarılan ve dönüşen bir yapı olarak ele alır.
Gök Dikitleri ise yazıdan görsel dile doğru bir geçiş sunar. Endülüs, İslamî ve Kuzey Afrika etkileriyle şekillenmiş İber seramik geleneklerinden beslenen yerleştirme, motiflerin ve sembollerin yüzyıllar boyunca coğrafyalar arasında nasıl dolaşıma girdiğini inceler. Bu görsel unsurlar, kökenlerinden koparak birikir ve yeni anlam katmanları oluşturur.
Bilmeyişin Zarafeti, Doğu ve Batı arasına sonradan yerleştirilmiş keskin sınırların etrafında dolaşır. Sergi, tarihi tek merkezli ve hiyerarşik bir anlatı olarak değil, çok katmanlı ve ilişkisel bir süreç olarak ele alır. Köken kavramını farklı okumalara açarken, kesinlik yerine sezgiye, sahiplenme yerine birlikte var olma hâline alan açar.
Sergi, izleyiciyi bilme ve adlandırma pratiklerinin ötesine geçmeye, sessiz bırakılmış bağlantıları fark etmeye ve kültürel hafızanın belirsizlikleri içinde dolaşmaya davet eder.”
Künye:
1. Yeniden Deşifre Edilmiş Yazıtlar-45x500x150 cm-2023-2025
2. Selam-38x90x12-2023
3. Gök Dikitleri-40x300x200 cm-2025
Çağdaş Çin edebiyatının yenilikçi isimlerinden Can Xue’nin öykülerinden oluşan kitabı Dikey Devinim, Aslı Solakoğlu’nun çevirisiyle Everest Yayınları’ndan çıktı.
Her yıl Nobel Edebiyat Ödülü için en güçlü adaylar arasında gösterilen Xue bu kitabıyla ilk kez Türkçede yayımlandı. Rüya gibi atmosferlerde, gerçekle hayalin birbirine karıştığı, gündelik hayatın içinden olmasına karşın içinde bir nebze tuhaflık barındıran bu öykülerde yazarın doğayla kurduğu bağ da önemli bir yer tutuyor. Canlı yahut cansız her tür varlık bir Can Xue öyküsünün kahramanı olabilir.
Uyurgezer sahibinin uyurken gelen ziyaretçisinden endişe duyan bir kedi, yerin altında büyüyen güller yetiştiren bir çift, toprağın altında dikey ilerlemeye karar veren bir termit, amcasının havada süzülen evine ziyarete giden bir çocuk ve dahası gibi bu öykü evreninde herkesin ve her şeyin anlatılacak bir hikâyesi var.
Rock tarihinin 60 yıllık efsane grubu Scorpions, “Coming Home — 60 Years of Scorpions” turnesi kapsamında, BKM organizasyonu ile 24 Haziran 2026’da Beşiktaş Tüpraş Stadyumu’nda konser verecek.
1965’te Hannover, Almanya’da kurulan Scorpions, bugün 100 milyonun üzerinde albüm satışı ve dört büyük pazarda 22 milyonun üzerinde onaylı satış ile Avrupa’nın en başarılı rock grubu olarak kabul ediliyor. Grup; World Music Award, Echo Award ve Hollywood RockWalk of Fame yıldızı dahil uluslararası prestije sahip birçok ödülün sahibi. “Wind of Change”, “Still Loving You”, “Rock You Like a Hurricane” ve “No One Like You” gibi dünya çapında marşlara dönüşmüş hitleri; uluslararası listelerdeki başarıları ve küresel rock kültürüne bıraktıkları güçlü iz ile Scorpions’ı altmış yıllık bir müzikal ikona dönüştürdü.
Grubun 60 yıllık yolculuğunun dönüm noktalarını, unutulmaz hitlerini ve yıllara meydan okuyan sahne enerjisini bir araya getiren, büyük bir kutlama gecesine dönüşecek 24 Haziran’da Beşiktaş Tüpraş Stadyumu’ndaki konserinin biletleri 14 Ocak Çarşamba günü saat 14.00’te, yalnızca Scorpions fan kulüp üyelerine özel ön satışa açılacak. Genel satışa ise 15 Ocak Perşembe günü saat 14.00’te açılacak. Fan kulüp üyeleri ve erişim detayları için: https://www.the-scorpionscommunity.com/
©Marc Theis
Black Light Gallery, ilk sergisi “Gelenek: In Progress” ile 17 Ocak-28 Şubat tarihleri arasında sanatseverlerle buluşacak.
“Gelenek: In Progress” sergisi, geleneksel tekniklerle üretilmiş işlerin güncel sanat bağlamında nasıl okunabileceğine dair bir düşünme alanı sunmayı amaçlıyor. Fatmanur Arslan, Zeynep Akman, Azra Çelik, Çağrı Dizdar, Behice Uçar, Merve Zeybek, Feyza Çoban, Mehmet İşcan, Bengisu Kaya, İsra Doğan, Selçuk Pol, Dilara Altınkepçe Arslan, Şule Güzeller, Gülbahar Gümüşten Çelik, Seda Özdemir ve Damla Moğulkoç olmak üzere 16 sanatçıyı bir araya getiren ve küratörlüğünü Hale Albayrak’ın üstlendiği sergi, “tamamlanmış” ya da “saf” bir gelenek fikrinin imkânını sorgulayarak geleneksel sanatları tarihsel, kültürel ve toplumsal koşullar içinde sürekli yeniden şekillenen canlı bir pratik olarak ele alıyor.
“Geleneksel sanatlar, ‘geleneksel’ kavramına yüklenen toplumsal ve politik anlamlar nedeniyle geçmişe sabitlenmiş, bugüne dair söz söylemeyen bir üretim alanı olarak kodlanır. Bu algı, Avrupa merkezli sanat tarihi anlatısının Doğu geleneksel sanatlarını bir üslup ya da ifade biçiminden ziyade tarihî bir kalıntı veya oryantalist bir durak olarak konumlandırmasından kaynaklanır. Köklerini Greko-Latin kültüre, Rönesans estetiğine ve Aydınlanma düşüncesine dayandıran bu dünya görüşü, sanatsal değeri kendi belirlediği ölçütlerle tanımlar. Bunun sonucunda Batı felsefesi etrafında şekillenmiş bir estetik terminolojiyle Doğu geleneksel sanatlarını kavramaya çalışmak, kavramlarla olgular arasında kaçınılmaz bir boşluk yaratır.
Dolayısıyla, Doğu minyatür geleneğinde merkezî perspektifin bilinçli olarak reddedilmesi, dokumanın zanaatle eş tutulup sanat alanının dışına itilmesi ya da hat sanatında Latin alfabesi dışında bir yazı sisteminin yaygın olması nedeniyle görmezden gelinmesi; Avrupa merkezli sanat tarihi anlatısının kompozisyon, perspektif, malzeme ve temsil biçimlerine dair ‘evrensel’ olarak sunduğu kabullerin bir sonucudur. Bu yaklaşım, geleneksel sanatları bir yandan modernist ideolojiyle geçmişe içkin ve görünmez kılar. Diğer yandan bu yaklaşıma karşı durmak için ortaya konulan tavır, muğlak ve normatif bir ‘muhafaza’ anlayışıyla geleneksel sanatları klasik üslup ve temalarla sınırlar.
Buradan hareketle Gelenek: In Progress, geleneksel yöntemlerle üretilmiş işlerin güncel olanı ifade edemeyeceğine dair yaygın inanca karşı bir itiraz geliştiriyor. Geleneksel sanatların yalnızca biçimsel değil, kavramsal ve eleştirel katmanlar da içerebileceğini; çağdaş deneyimlerle, güncel sorularla ve mevcut toplumsal bağlamlarla ilişki kurabilen güçlü ifade biçimleri sunabileceğini gösteriyor. Sergi, günümüzün soru ve sorunsallarına bu tekniklerle ‘yanıt vermek’ olduğu gibi koruma niyeti veya nostaljik bir geri dönüş özlemi barındırmak yerine, bu ifade biçimleriyle bugünü düşünmenin ve bugünü kurmanın neyi mümkün kılabileceğini araştırıyor.
Oysa geleneksel yöntemlerle üretilmiş bir eser, kavramsal bir yaklaşım geliştirebilir; eleştirel bir pozisyon alabilir, güncel sanatın tartışma alanlarıyla doğrudan temas kurabilir. Serginin benimsediği bu anlayış, geleneksel sanatların belirli temalar, estetik kalıplar ya da belirli grupların tekelinde kalması gereken bir alan olmadığını; aksine çoğul, geçirgen ve dönüşmeye açık bir ifade alanı sunduğunu vurguluyor.”
Adres: Kemankeş Karamustafa Paşa Mah., Kemankeş Cad., Fransız Geçidi Sokağı, C Blok, Kat 1, No: 14. Beyoğlu, İstanbul
Künye:
1. Şule Güzeller, Turna, 35x50 cm, el yapımı kâğıt üzerine karışık teknik
2. Damla Moğulkoç, Kimse Bilmez, 79x197 cm, elle şekillendirme ve sıraltı boyama
3. Mehmet İşcan, ASDFGHASDFGHASDFGHASDFGH, 110x55cm, tevkî hattı ile kompozisyon
4. Merve Zeybek, Dünya, 30x50 cm, asitsiz paspartu kartonu üzerine sulu boya ve altın (24k)
Çağdaş İran edebiyatı yazarlarından Feriba Vefi’nin hayatın içinden, sıradan ama sahici kadınların hikâyelerini anlattığı kitabı Villa Yolunda, Damla Gürkan Anar’ın çevirisiyle İletişim Yayınları’ndan çıktı.
Vefi’nin karakterleri güçlü, kendi hayatlarını yaşamak isteyen, erkek dünyasında var olmaya çalışan kadınlar. Çocukları için “annelik”, yaşlı anneleri için “evlatlık” sorumlulukları arasında bunalanlar; kayınvalide-görümce yanında bir türlü kendisi olamayan gelinler; kocaları tarafından tembel, işe yaramaz görülen ev kadınları; çocuklarıyla iletişim kurmakta zorlanan anneler; hayallerini gerçekleştirme yolları arayan genç kızlar; gerçek aşkı hayal eden eşler...
“Birkaç gün için annelik vazifesinden azade olmak ve anne olduğumu unutmak istiyordum, hatta bakımıma muhtaç bir annenin kızı olduğumu da.”
Nermin Yağmur Erman’ın “Gündüz Düşleri” başlıklı kişisel sergisi 25 Ocak’a kadar The Letter Art Gallery’de sanatseverlerle buluşuyor.
Esra Kökkılıç’ın editör ve küratörlüğünde gerçekleşen Nermin Yağmur Erman’ın sergisi “Gündüz Düşleri”, sanatçının çizgi romanın anlatı olanakları ile çağdaş sanatın mekânsal imkânlarını bir araya getiriyor.
“Küçükken tek başıma oynadığım oyunlar, zamanla hikâyelere dönüştü. Beni yalnız bırakmayan, hatta bazen rahat bırakmayan karakterlerin yalnızca görüntüden ve hikâye akışından ibaret olmadığını; bana, benimle ilgili bir şeyler söylemeye çalıştığını fark ettiğimde onlara kulak verdim. İçimde gelişen hikâyeler sadece görsel değildi; diyalog, sohbet ve akış benim için mutlaka yansıtılması gereken unsurlardı. Bu yüzden çizgi roman, kendimi en iyi şekilde ifade edebileceğim alan oldu. ‘Gündüz Düşleri’, özünde büyüme yolculuğumu ve kendimle kurduğum ilişkiyi anlatıyor.”
Nermin Yağmur Erman
“Dokuzuncu sanat olarak kendi meşruiyetini giderek daha güçlü biçimde kuran çizgi roman, farklı okur deneyimlerinde farklı anlam alanları açar: Kimi için dış dünyanın zorlayıcı gerçekliğinden geçici bir kaçış, kimi için olmak isteyip de cesaret edemediklerinin güvenli bir temsili, kimi içinse dile gelmeyen duygu ve düşüncelerin paneller içinde ve arasındaki görünümü. Nermin’in ‘Gündüz Düşleri’, belki de bu çok katmanlı deneyimlerin kesiştiği bir evren.
Scott McCloud, çizgi romanın anlamlandırma sürecinin sayfanın sınırları içinde değil, okurun zihninde tamamlandığını söyler. Paneller arasındaki boşluklar, anlatının asıl kurulduğu alanlardır. Bu sergi, tam da bu boşlukları genişleterek eseri kâğıtla sınırlı bir okuma nesnesi olmaktan çıkarıyor. Çizgi romanı, bireyin elinde tuttuğu somut bir metayla dünyadan yalıtıldığı bir pratik olarak değil; göz hizasına yükselen, mekâna yayılan ve izleyiciyi içine alan kolektif bir deneyim olarak yeniden düşünüyor.
Bir büyüme hikâyesini merkeze alan Gündüz Düşleri, çizgi romanın anlatısal olanakları ile çağdaş sanatın mekânsal imkânlarını bir araya getirerek izleyiciye yalnızca bakılan değil, içinde dolaşılan ve deneyimlenen bir anlatı sunuyor.”
Esra Kökkılıç