GÜNDEM
  • 02-01-2026

    Gigue Production, Türkiye’nin önemli bağımsız tiyatro topluluklarından Tiyatro Hemhâl’in ödüllü yapımlarını Hemhâl Tiyatro Haftası kapsamında Londra’da izleyicilerle buluşturacak.

    5-11 Ocak tarihleri arasında The Cockpit Theatre’da gerçekleşecek bu özel hafta, çağdaş Türk tiyatrosunun güçlü hikâyelerini uluslararası izleyiciyle bir araya gelecek. Hemhâl Tiyatro Haftası, bugünün Türkiye’sinden çıkan üç çarpıcı hikâyeyi Londra sahnesinde bir araya getiriyor. Haftanın merkezinde, Nezaket Erden’in uluslararası alanda büyük yankı uyandıran ödüllü performansı Sevgili Arsız Ölüm: Dirmit yer alıyor. Latife Tekin’in kült eserinden uyarlanan oyun, yoğun ilgi nedeniyle Londra gösterimleri için şimdiden kapalı gişe oldu.

    Programda yer alan diğer iki yapım ise; En Sevdiğinden Başla ve N’olcak Bu Yusuf Umut’un Hali?. Nezaket Erden başrolünde Hemhâl’in en yeni yapımı En Sevdiğinden Başla, kapalı gişe oynuyor. Aşkı, yaratımı ve iki sanatçının hayatlarıyla ürettikleri sanat arasındaki sınırları sorgulayan oyun, Londra’da ilk kez seyirciyle buluşacak. Hakan Emre Ünal’ın ödüllü performansıyla sahnelenen N’olcak Bu Yusuf Umut’un Hali?, genç bir adamın aile, toplum ve beklentiler arasında sıkışmış hâlini samimi ve çarpıcı bir dille ele alıyor. Tek kişilik bu oyun, Hemhâl Tiyatro Haftası kapsamında Londra prömiyerini yapacak.

    ​Hemhâl Tiyatro Haftası hakkında detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.

    0
    0
    66
  • 02-01-2026

    Çağla Akagündüz Güler’in sekiz yaş ve üzeri okurlarına vücudumuzdaki hücrelerin hikâyelerini anlattığı, Dilara Mataracı’nın resimlediği kitabı Minik Hücreler Büyük Hikâyeler, Nesin Yayınevi’nden çıktı.

    Vücudunuzda neler olup bittiğini hiç merak ettiniz mi? Sinir hücreleri, kök hücreler, bağışıklık ordusu ve daha niceleri, kendi öyküleriyle bu kitapta anlatılıyor.

    Çağla Akagündüz Güler’in önsözünden: “Bazı hikâyeler “ülkelerin birinde” diye başlar. İnsanın hikâyesinin başlangıcı ise bir ülkeye değil, tek bir hücreye dayanır. Bu yüzden bizim hikâyemizin kahramanı hücreler... Kimi hücre beynin içinde hayaller, düşünceler üretirken, kimi hücre mideye gelen besinleri parçalar. Bazı hücreler kocamanken, bazı hücreler ufacıktır. Tüm bu çeşitliliğin içinde, her gün türlü türlü maceralar yaşanır. Minik dünyalarına yeterince yakından bakarsanız, kanın içinde koşturan kırmızı kan hücrelerini, beyinde parıldayan sinir hücrelerini, kalpteki kas hücrelerini görürsünüz. Ben yıllar boyunca çeşitli mikroskoplarla birçok hücreye baktım. Bilimsel çalışmalar yapmak için onların doğal davranışlarını gözlemledim. Bazen çeşitli hastalıkları inceledim, bu hastalıklar sırasında hücrelerin nasıl davrandıklarına, tedaviye nasıl cevap verdiklerine baktım.

    Hastalıkları tedavi etmek için hücreleri benimle çalışmaya ikna ettim de denebilir. Şimdi de size, onların bana fısıldadığı hikâyeleri anlatmaya geldim. Önce her şeyin başladığı yerden, yani anne karnından başlayacağım anlatmaya... Ellerinize, kollarınıza, saçlarınıza bakın: Tüm bu birbirinden farklı görünen yapılar, uzun zaman önce, annenizin karnında yalnızca bir tane hücreydi. Bu hücreye ve onun gibi her şeye dönüşebilen hücrelere “kök hücre” diyoruz. Zamanla bu ilk hücre bölündü ve çoğaldı. Sonra uzaklara gidip, oralarda seni oluşturan başka hücrelere dönüştüler. Ellerini, kollarını, organlarını meydana getirdiler. Bu yüzden, bir bilim insanı olarak en çok kök hücrelerle çalışmayı sevdim. Sonra da sinir hücreleriyle... Ama kök hücreler ve sinir hücreleri dışında, kan hücreleriyle, böbrek hücreleriyle, kalp hücreleriyle de çalıştığım zamanlar oldu. Çalışmalarım boyunca, her hücrenin ve parçası olduğumuz yaşamın ne kadar büyüleyici olduğunu farkettim. Birçok buluş yaşama, doğaya bakılarak yapılmıştır. Mesela yapay zekânın öğrenme şekli insanlarınkine çok benzer. Helikopter, yusufçuktan esinlenilerek yapılmıştır. Bakalım hücrelerin maceraları senin aklına hangi fikirleri getirecek... Belki de yepyeni fikirlere ve buluşlara kapı açacak. Sana güveniyorum; hücrelerin bana anlattığı hikâyeler artık sana emanet!"

    0
    0
    213
  • 31-12-2025

    Gülfem Kessler ve Nadide Akdeniz’in “Bir Rüyanın Fotoğrafı” başlıklı kişisel sergisi 7 Şubat 2026 tarihine kadar Labirent Sanat’ta sanatseverlerle buluşuyor.

    “Yaşam, durağan karşıtlıkların toplamı değil; birbirini sürekli dönüştüren kuvvetlerin hareketidir. Varoluş kesintisiz bir akıştır: Kaos ve kozmos, doğum ve ölüm, gündüz ve gece, bilinç ve bilinçdışı bu akışın içinde sabit kutuplar değil, geçiş hâlleridir: varoluşun ritmini, hareketini ve dönüşümünü belirleyen eşzamanlı kuvvetlerdir.

    Rüya bu karşıtlıkların en çıplak biçimde görünür olduğu eşiktir. Ne tamamen bilinçlidir ne de bütünüyle bilinçdışı. Zaman çözülür, mekân bükülür, imgeler mantıkla değil çağrışımla yan yana gelir. “Bir rüyanın fotoğrafı”, bu geçiş hâlini sabitleme arzusudur: akışın içindeki bir anı, süreksiz olanın içinden bir kesiti görünür kılma çabasıdır.

    Sergide yer alan iki sanatçı, yaşamı kuran ikiliklere farklı uçlardan yaklaşır: imge üretimini farklı bilişsel ve zamansal katmanlar üzerinden ele alır. Bu farklılık, yalnızca estetik tercihlerden değil, üretim sürecine dair ontolojik bir yaklaşımdan kaynaklanır. Her iki sanatçının üretim pratiği, farklı uçlardan hareket etse de ortak bir soruda kesişir: İmge ne zaman oluşur? Biri imgeyi kaosun içinden çekip çıkarırken, diğeri onu düzenin içinde inşa eder. Ancak her iki durumda da imge, sabit bir sonuç değil; bilinç ile bilinçdışı, kontrol ile bırakma, planlama ile sezgi arasındaki sürekli müzakerenin ürünüdür. Bu sergide üretim süreçleri, yalnızca sonuçlara değil; oluşun kendisine odaklanan bir bakış önerir.

    Gülfem Kessler resmine, kontrolün askıya alındığı bir esrime hâliyle başlar. Pigment, mürekkep ve füzenin tuval üzerindeki hareketi, bilinçdışının doğrudan izini taşır. Bu ilk aşama kaotiktir; biçim henüz kararsız, imgeler belirsizdir. Ardından sanatçı, daha bilinçli bir duruma geçerek yüzeye geri döner; beliren imgeleri seçer, vurgular, netleştirir. Böylece kaos, kendi içinden bir kozmos üretir. Nadide Akdeniz ise üretime baştan sona bilinçli bir yapı kurarak yaklaşır. Resme başlamadan önce düşünür; kompozisyon, ritim ve biçim önceden planlanır. Ancak bu akılcı düzen, donuk bir kontrol değil; yaşamın kaçınılmaz belirsizliklerini içinde taşıyan bir yapı önerir. Düzen burada, kaosu dışlamaz; onu sınırlar ve yönlendirir.

    Bu iki karşıt üretim biçimi, yaşamın kendisi gibi birbirini tamamlar. Çünkü dönüşüm, yalnızca karşıtların temas ettiği yerde mümkündür.

    ‘Bir Rüyanın Fotoğrafı’, ne sadece düşsel ne de tamamen gerçek ne yalnızca içsel ne de bütünüyle dışsal olan bir alan açar. Bu sergi, varoluşun ikilikler arasında değil, ikiliklerin hareketiyle kurulduğunu hatırlatır.”

    Künye:
    1. Nadide Akdeniz, İsimsiz _ Untitled, 2023, tuval üzerine yağlı boya _ oil on canvas, 200x320cm
    2. Nadide Akdeniz, İsimsiz _ Untitled, 2025, tuval üzerine yağlı boya _ oil on canvas, 150,5x180,5cm
    3. Gülfem Kessler, İsyankar _ Rebellious, 2024, tuval üzerine pigment _ pigment on canvas, 160x140,5cm
    ​4. Gülfem Kessler, İsimsiz _ Untitled, 2022, tuval üzerine akrilik _ acrylic on canvas, 50x40cm

    0
    0
    425
  • 31-12-2025

    MUBI, modern klasiklerden çağdaş sinemanın yıldız yönetmenlerine uzanan 40 filmlik zengin bir seçkiyle 2026 yılına giriyor.

    ​Jennifer Lawrence ve Robert Pattinson’ı başrollerde buluşturan Lynne Ramsay imzalı Geber Aşkım (Die My Love) yılın ilk ayında MUBI’de sinemaseverlerle buluşacak. Bu sarsıcı ilişki hikâyesine romantik klasiklerden unutulmaz yönetmenlerin ilk filmlerine uzanan bir seçki eşlik ediyor. Seçkideki filmler arasında; Vietnamlı yönetmen Minh Quý Trương’un son filmi Việt ve Nam, Lucrecia Martel’in ilk uzun metraj filmi Bataklık (La Ciénaga), Haruki Murakami’nin kısa öykülerinden uyarlanan animasyon Kör Söğüt, Uyuyan Kadın (Saules Aveugles, Femme Endormie), Joachim Trier’in ilk filmi Tekrar (Reprise), yakın zamanda hayatını kaybeden usta yönetmen Rob Reiner’ın imzasını taşıyan romantik komedi klasiği Harry Sally’yle Tanışınca… (When Harry Met Sally…), Ridley Scott’ın kült filmi Thelma ve Louise, Federico Fellini’nin başyapıtlarından Cabiria’nın Geceleri (Nights Of Cabiria) ve Seçkin Yaşar’ın ilk uzun metrajlı filmi Sarı Tebessüm yer alıyor.

    Tag: MUBI
    0
    0
    653
  • 31-12-2025

    ÇEVBİR (Çevirmenler Meslek Birliği) tarafından kolektif bir çalışmayla hazırlanan, 10 dilden 26 yazarı 26 çevirmenle buluşturan Kedi Öyküleri adlı kitap Koridor Yayıncılık’tan çıktı.

    Bülent O. Doğan, Oğuz Tecimen, Saliha Nilüfer’in yayına hazırladığı kitapta Aleksandr Kuprin, Anton Çehov, Booth Tarkington, Charles Baudelaire, Charles G. D. Roberts, E. F. Benson, Émile Zola, Emilia Pardo Bazán, Emily Dickinson, Federico García Lorca, Francisco de Quevedo, Giovanni Francesco Straparola, Grigorios Ksenopoulos, Grimm Kardeşler, Honoré de Balzac, Joachim du Bellay, John Keats, Kurt Tucholsky, Lafcadio Hearn, Mark Twain, Natsume Soseki, Pierre Loti, Rav’a Sunbul, Saki, Samed Behrengi, William Wordsworth’un çoğu Türkçeye ilk kez çevrilen metinleriyle klasikleşmiş kedi öyküleri ve şiirler yer alıyor.

    Kitapta çevirmenler olarak Ari Çokona, Aslı Takanay, Ayberk Erkay, Çiçek Öztek, Ebru Kılıç, Elif Gökteke, Fahri Öz, Filiz Karaküçük, Günay Çetao Kızılırmak, Hüseyin Can Erkin, Kenan Karabulut, Levent Bakaç, Mehmet Hakkı Suçin, Nihan Özyıldırım, Nilüfer Uğur Dalay, Nuray Önoğlu, Özge Çelik, S. İpek Ortaer Montanari, Saliha Nilüfer, Seda Çıngay Mellor, Selahattin Özpalabıyıklar, Şule Ölez, Yiğit Yavuz, Zehra Aksu Yılmazer, Zeynep Öztekin Yıldırım yer alıyor.

    “Özgün kedebiyat derlemesinin sokaklarda, bahçelerde, evlerde –ve kalplerimizde– hayatı paylaştığımız kedi dostlarımıza bir sevgi duruşu olmasını umuyoruz.” (Tanıtım metninden)

    0
    0
    370
  • 30-12-2025

    Mustafa Batıbeniz’in “Sömürgecilik Sonrası İnsansıları” (Post-Colonial Humanoids) başlıklı kişisel sergisi 31 Ocak 2026 tarihine kadar Lefkoşa’da yer alan ARUCAD Art Space’te sanatseverlerle buluşuyor.

    Mimar, fotoğrafçı, öğretim görevlisi ve illüstratör Mustafa Batıbeniz’in ARUCAD Art Space’te açılan “Sömürgecilik Sonrası İnsansıları” başlıklı kişisel sergisi, sanatçının disiplinler arası çalışmalarını izleyicilere sunuyor. Kıbrıs’ın sömürgecilik sonrası hafızasından yola çıkan sergide, hayali bir dünyada yaşayan insansı varlıklar yer alıyor. Sinema, mimari ve modadan ilham alan bu figürler, geçmişle geleceği bir araya getirerek kimlik, beden ve hatırlama üzerine düşündürüyor.

    ​Sergi, sömürgecilik sonrası Kıbrıs’ın çok katmanlı hafızasından yola çıkarak alternatif bir evrende yaşayan insansı varlıklar yaratıyor. Sinema, mimari ve modadan beslenen bu hibrit figürler, mutasyon geçirmiş bedenleri, mimariyle kaynaşan formları ve arada kalmış varoluşlarıyla post-insan bir geleceğin ihtimallerini araştırıyor. Hiperreal, sürreal ve çocuksu mekânsallıkların iç içe geçtiği bu dünya Freud’un “tekinsiz” (Unheimlich) duygusunu ve Turner’ın “liminalite” kavramını çağrıştıran retro-fütüristik bir atmosfer kuruyor. Makine, ev ve insan arketiplerinin birleştiği kurguda izleyici hem nostaljik hem rahatsız edici hem de büyüleyici bir estetikle karşılaşıyor. “Sömürgecilik Sonrası İnsansıları”, Kıbrıs’ın tarihsel katmanlarını küresel bir post-modern mitolojiye dönüştürerek kimlik, beden ve hafıza üzerine yeni bir perspektif sunuyor.

    0
    0
    410
  • 30-12-2025

    OG Gallery ve Martch Art Project iş birliğiyle düzenlenen “Upcoming Exhibition” başlıklı karma sergi, 24 Ocak 2026 tarihine kadar OG Gallery’de sanatseverlerle buluşuyor.

    ​“Upcoming Exhibition” sergisi, iki galeriyi bir araya getirerek yan yana çalışmanın sanatsal pratiği nasıl genişletip zenginleştirebileceğini gözler önüne seriyor. Sergide Martch Art Project’ten Serdar Acar, Zeynep Beler, Mustafa Boğa, Başak Çalışır, Merve Denizci, Irmak Dönmez, Yuichiro Kikuma, Merve Morkoç ve Alp Sime; OG Gallery’den ise Defne Cemal, Ahmet Civelek, Sine İçli, Eren Göktürk, Deniz Kulaksızoğlu, Bülent Özgören, Yaz Taşçı, Ada Tuncer ve Can Yıldırım yer alıyor. Sergide sanatçılar bir araya getirilerek, farklı yaklaşımların ayrı kaldığı ancak diyaloga girdiği ortak bir alan yaratılıyor. Sergi, çalışma biçimleri kesiştiğinde nelerin mümkün hâle geldiğini ve çağdaş sanat pratiğinin bu karşılaşmalar aracılığıyla nasıl yeniden düşünülebileceğini ele alıyor.

    ​Fotoğraf: Nazlı Erdemirel

    0
    0
    374
  • 30-12-2025

    Susie Hodge’un 1960’ların sonundan bugüne uzanan sanatın yolculuğunu anlattığı rehber niteliğindeki kitabı Çağdaş Sanatın Kısa Öyküsü, Deniz Öztok’un çevirisiyle hep kitap’tan çıktı.

    Çağdaş Sanatın Kısa Öyküsü’nde çağdaş sanatın neden ve nasıl geliştiği gözler önüne serilirken, öncü sanatçıların hayal gücüyle şekillenen yenilikçi yaklaşımlar da mercek altına alınıyor.

    ​“Sanatın en heyecan verici ve en tartışmalı dönemine çarpıcı bir giriş yapmaya hazır mısınız? Arazi sanatından performans sanatına, geleneksel yağlıboyalardan dijital dünyanın yeni fenomeni NFT’lere kadar 49 temel eser. Bu eserlerin ilişkili olduğu en önemli sanat akımları, temalar ve teknikler.”

    0
    0
    480
  • 29-12-2025

    Çocukların çağdaş sanatı eğlenerek keşfedip öğrendikleri Arter çocuk atölyeleri, 2026’nın ilk ayında yarıyıl tatilini kapsayan bir programla devam ediyor.

    Arter çocuk atölyeleri 16 Ocak’ta “Ormanda Müzik”, 17 Ocak’ta “Yumuşacık Otoportrem”, 22 Ocak’ta “Keşfet, Tasarla, Öğren”, 23 Ocak’ta “Meraklı Gözler”, 24 Ocak’ta “Bir Çiçek Olsam”, 29 Ocak’ta “Sanatın Peşinde: İz ve Doku”, 31 Ocak’ta ise “Baskı Atölyesi” başlıklarıyla düzenlenecek. Arter’in -1. katındaki atölye alanı ise 21, 22, 28 ve 29 Ocak’ta ücretsiz olarak 6-11 yaş aralığındaki çocukların kullanımına açılacak.

    Arter, yarıyıl tatili boyunca farklı yaş gruplarından katılımcılara yönelik atölyeleriyle çocukları, çağdaş sanatı keşfedip yorumlamaya ve yaratıcı süreçleri kendi bakış açılarıyla deneyimlemeye davet ediyor. Herkesin yaratıcı sürecin parçası olabileceği bir ortamı mümkün kılmayı amaçlayan Arter Öğrenme Programı kapsamında düzenlenen çocuk atölyeleri, Arter’in güncel sergilerinden hareketle şekilleniyor ve her çocuğun kendi bakış açısını paylaşmasına özen gösteriyor.

    2-3 yaş grubuna yönelik “Ormanda Müzik” başlıklı müzik ve hareket odaklı atölye, 16 Ocak 2026 Cuma günü saat 11.30’da Arter’in Atölye alanında gerçekleşecek. Yürütücülüğünü Ceren Yılmazoğlu Canbay’ın üstlendiği atölye, katılımcıları Nilbar Güreş’in “Kadife Bakış” başlıklı kişisel sergisini yetişkin eşlikçileriyle birlikte keşfetmeye davet ediyor.

    “Yumuşacık Otoportrem” atölyesi, 17 Ocak 2026 Cumartesi günü saat 12.00’de Arter’in Atölye alanında gerçekleşecek. Nilbar Güreş’in “Kadife Bakış” başlıklı kişisel sergisindeki Limon Gibi Ekşi (2020) adlı eserden yola çıkan bu atölye, 4-6 yaş grubundaki çocukları otoportreyi sanatsal bir ifade aracı olarak keşfetmeye davet ediyor.

    Arter’in -1. katındaki atölye alanı 21 Ocak Çarşamba, 22 Ocak Perşembe, 28 Ocak Çarşamba ve 29 Ocak Perşembe günleri 13.00-16.00 saatleri arasında 6-11 yaş aralığındaki çocukların kullanımına açık olacak. Ücretsiz olarak gerçekleştirilecek “Açık Atölye” etkinlikleri süresince çocuklar farklı malzemeleri ve yaratıcı teknikleri deneyimleyerek kendi üretimlerini oluşturacaklar.

    22 Ocak 2026 Perşembe günü saat 14.00’te düzenlenecek “Keşfet, Tasarla, Öğren” atölyesi, 6-11 yaş aralığındaki çocukları Arter’in güncel sergilerini keşfetmeye çağırıyor. Arter’in rehber ekibiyle birlikte seçili eserler üzerine sohbet eden çocuklar, ardından bu eserlerden yola çıkarak birer kolaj üretecekler.

    6-9 yaş grubuna yönelik “Meraklı Gözler” atölyesi, 23 Ocak 2026 Cuma günü 14.00’te atölyede gerçekleşecek. Oyun temelli projeler yaratmaya odaklanan OyunMu ekibinin yürütücülüğünde düzenlenen atölye, çocukları Nilbar Güreş’in “Kadife Bakış” isimli kişisel sergisini bakış teması üzerinden keşfetmeye çağırıyor. Sergide yer alan Bana Bak (2017 [2025]) isimli eserden yola çıkarak kısılmış, şaşkın, meraklı ve gülen gözler tasarlayan çocuklar ardından bu gözleri renkli çıkartmalara dönüştürecekler.

    Sanatçı, kuklacı, sahne ve kostüm tasarımcısı Anna Karayorgi yürütücülüğünde 24 Ocak 2026 Cumartesi günü saat 12.00’de Arter’in atölye alanında gerçekleşecek “Bir Çiçek Olsam”, 7-11 yaş aralığındaki çocukları Nilbar Güreş’in “Kadife Bakış” başlıklı kişisel sergisinde yer alan, baskı ve kolaj teknikleriyle üretilmiş eserleri keşfetmeye davet ediyor. Güreş’in pratiğini yakından tanıma fırsatı sunan bir sergi turuyla başlayacak atölyenin devamında çocuklar “Nasıl bir çiçek olmak isterdin?” sorusuna yanıt arayarak farklı tekniklerle kendi çiçeklerini üretecekler.

    29 Ocak 2026 Perşembe günü 14.00’te gerçekleşecek “Sanatın Peşinde: İz ve Doku”, 6–11 yaş grubundaki çocukları Arter’in güncel sergilerini keşfetmeye çağırıyor. Arter’in rehber ekibi eşliğinde gerçekleştirilecek sergi turuyla başlayan buluşmalarda, çocuklar sergilenen yapıtlardaki çizgi, iz, şekil ve dokuların peşine düşecek, bu yolla soyut düşünme becerilerini geliştirirken yapıtlardan yola çıkarak sergi alanında kendi çizimlerini üretecekler.

    31 Ocak 2026 Cumartesi günü saat 12.00’de Atölye’de gerçekleşecek “Baskı Atölyesi”, 7-11 yaş grubundaki katılımcılar için Nilbar Güreş’in “Kadife Bakış” başlıklı kişisel sergisinde yer alan gravürlerden esinle kurgulandı. Sanatçının pratiği ve gravür tekniği üzerine bir sohbetle başlayacak atölyede, çocuklar strafor kullanarak kalıplar tasarlayacak ve bu kalıplarla farklı yüzeylere baskı yapacaklar.

    ​Arter’in güncel programları hakkında detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.

    Tag: Arter
    0
    0
    400
  • 29-12-2025

    Erdem Çolak’ın durağan görüntü ile yaşayan varlık hissi arasındaki sınırda konumlanan resimlerinden oluşan “(S)Till, Life” başlıklı kişisel sergisi 24 Ocak 2026 tarihine kadar Ka’da sanatseverlerle buluşuyor.

    “Erdem’in resimlerinde doğa parçaları ve manzara kesitleri ‘temsil edilen’ şeyler mi, yoksa onlar, sanatçının malzemeyle kurduğu ilişkide boyut değiştiren arzu nesnelerine dönüşmüş bir dışavurum mu? Bence yanıt gösterilenin kendisinde. Boyanın kimyasıyla nesnenin kabuğu arasında gidip gelen bir olma hâli var bu resimlerde. Somutu soyutlama girişimi diyebileceğimiz bu süreç, zahmetli ama samimi bir çabanın izlerini taşıyor. Tuvalde gördüğümüz şey, doğanın kendisi kadar, boyanın doğasıdır da.

    (...)

    Erdem’in resimlerinde dayatılan ya da önerilen bir izlek yoktur. O, günümüze kadar defalarca yapılmış olanı, “ben bunu nasıl oldururum?” sorusuyla yeniden dener. Kasıntılı bir özgünlük iddiası yerine, içinden geldiği gibi yan yana dizilen tuşların bileşeniyle ilerler. Başlar, bozar, terk eder, yarım bırakır ya da tamamlanmayı sürekli erteler. Resimler, bitmiş olmaktan çok “şimdilik burada duran” hâller gibidir.

    Bu yazıyı bir yere bağlamaya çalışmıyorum. Bu, bir ressamın, ressamlık gömleğini giymiş bir sanatçıya bakışıdır sadece. Sıra resimlerin size bakmasında…”
    Kader Genç

    ​Künye: Erdem Çolak, Untitled, 2025, 148 × 92 cm Kağıt üzerine nar ekşisi, soya sosu, guaj ve suluboya // Pomegranate syrup, soy sauce, gouache and watercolor on paper

    0
    0
    433
DAHA FAZLA
Geldanlage