
Manchester çıkışlı Maruja, 11 Nisan’da Blind organizasyonu ve %100 Müzik katkılarıyla IF Performance Hall Beşiktaş sahnesinde konser verecek.
Canlı performanslarıyla kısa sürede dikkatleri üzerine çeken Maruja, punk’ın ham enerjisini free jazz, spoken word, rap ve deneysel müzikle bir araya getiriyor. Davulda Jacob Hayes’in “hem vahşi hem de şefkatli” olarak tanımladığı atmosfer, grubun konserlerini sıradan bir müzik dinleme deneyiminden çıkarıp kolektif, neredeyse ritüelistik bir ana dönüştürüyor.
Grubun büyük yankı uyandıran debut albümü Pain To Power, Maruja’nın sahnedeki doğaçlama ruhunu ve politik bilincini doğrudan yansıtıyor. Albüm; öfke, yas, umut ve dayanışma arasında gidip gelen bir anlatı kurarken, geç kapitalizm, savaş, toplumsal baskı ve bireysel yabancılaşma gibi temaları sert ama vaaz vermeyen bir dille ele alıyor. Saksafon, hipnotik gitar döngüleri ve transa sokan ritimler; vokalist Harry Wilkinson’ın spoken word ile rap arasında gezinen çağrılarıyla birleşiyor.
Maruja için müzik yalnızca estetik bir ifade değil; aynı zamanda bir iyileşme ve birlik alanı. Her konserin sonunda tekrarlanan “birlikte daha güçlüyüz” mesajı, grubun topluluk fikrini merkeze alan duruşunu açıkça ortaya koyuyor. Doğaçlamaya dayalı yapıları sayesinde hiçbir Maruja konseri bir diğerinin aynısı olmuyor; sahnede olan biten, o ana ve o kalabalığa özgü bir enerjiyle şekilleniyor.
Maruja konserinin biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.
İstanbul Modern’in “Panorama: Hayaller ve Yerler” sergisi kapsamında düzenlediği Panorama Konuşmaları’nın ikinci buluşması 12 Mart’ta gerçekleşecek.
Panorama Konuşmaları II’de sanatçılar Hasan Deniz, Cemre Yeşil Gönenli ve Metehan Özcan bir araya gelerek üretim süreçlerini ve sergideki çalışmalarını izleyicilerle paylaşacak. Farklı kuşaklardan 18 sanatçının 2010’lu yıllardan bu yana ürettiği yapıtları bir araya getiren “Panorama: Hayaller ve Yerler” sergisi; manzaralar, kurgusal portreler ve alternatif mekân tahayyülleri aracılığıyla izleyiciyi dünyayla kurduğumuz ilişkileri yeniden düşünmeye davet ediyor.
Küratörlüğünü İstanbul Modern’in artistik direktörü Çelenk Bafra ve fotoğraf küratörü Demet Yıldız Dinçer’in üstlendiği sergide, müzenin küratöryel bölümünden Selen Erkal ve Şevval Yürüten de görev aldı.
Sergiyle eş zamanlı olarak başlayan “Panorama Konuşmaları” serisi, sanatçı ve küratörlerin düşünce, üretim ve sergileme süreçlerini izleyicilerle paylaşmalarına olanak tanıyor. Program, Türkiye’de güncel fotoğraf ve mercek temelli sanat pratiklerine dair bir diyalog zemini oluşturmayı hedefliyor.
Sanatçıların düşsel manzaralar, alternatif görsel coğrafyalar ve hayal gücü aracılığıyla bugüne bakan üretimlerini odağına alan sergiye paralel düzenlenen konuşma sergisi, çağdaş fotoğrafın güncel yönelimlerini sanatçılarla birlikte tartışmak isteyenleri bir araya getirecek.
Arkeolog Chip Colwell’in insan türünün nesnelerle kurduğu ilişkinin derin tarihini ele aldığı kitabı Ne Çok Eşya – İnsan Türünün Aletleri Keşfetmesi, Anlamı İcat Etmesi ve Hep Daha Fazla Şey Üretmesi, Ayşe Müge Çavdar’ın çevirisiyle Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları’ndan çıktı.
Kitap, eşyayı yalnızca tüketim başlığına sıkıştırmıyor; çünkü eşya aynı zamanda aidiyetin, ritüelin, statünün ve güvenliğin –kısacası anlamın– taşıyıcısıdır. Ancak modern toplumlarda bu ilişki, olağan bir hızlanmadan çok, kontrolden çıkmış bir çoğalmaya dönüşüyor. Fazlalık artık bir yan etki değil, sistemin işleyiş biçimi. Bunun bedeli plastik yığınlarında, çöp dağlarında, tükenen kaynaklarda ve giderek daralan bir gelecek ufkunda görünür hâle geliyor.
Taş aletlerden inanç nesnelerine, koleksiyonculuktan reklamın incelikli iknalarına uzanan Ne Çok Eşya, çözüm reçetesi sunmuyor, minimalizm vaazı vermiyor. 21. yüzyılın ekolojik ve siyasal krizlerini, büyük kavramlarla değil, gündelik hayatın içine yerleşmiş fazlalık üzerinden okuyor. Maddi bolluğun ardında yatan dizginsiz tüketim ritmini görünür kılıyor. Çünkü mesele neye sahip olduğumuzdan çok, bu sahipliğin bizi nereye sürüklediğidir. “Daha fazla”sını durmaksızın üretmeden, anlamı nasıl kuracağımız sorusu ise en yakıcı sorulardan biri olarak önümüzde duruyor.
İstanbul Sinema Ofisi ile Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesi’nin birlikte yürüttüğü “Beyoğlu Sinemaları Hafıza Merkezi Projesi”nin ilk buluşması 12 Mart Perşembe akşamı saat 20.00’de İBB Beyoğlu Sineması’nda gerçekleşecek.
“Beyoğlu Sinemaları Hafıza Merkezi Projesi”, Beyoğlu’nun sinema kültürünü ve bu kültürün tanıklıklarını kayıt altına almayı amaçlıyor. Beyoğlu sinemalarının mimari geçmişinin yanı sıra çalışanlar, işletmeciler ve izleyicilerin tanıklıklarını sözlü tarih yöntemiyle kayıt altına alarak bu kültürü “yaşayan bir arşiv”e dönüştürmeyi amaçlayan projenin ilk veri toplama buluşmasında, akademisyen ve sinema dünyasından isimlerin katılımıyla bir panel ve ardından açık mikrofon bölümleri düzenlenecek.
Buluşma kapsamında Nezih Erdoğan, Aydın Çam Hakan Erkılıç ve Nurayt Muştu, Gülsenem Gün’ün moderatörlüğünde bir araya gelecek. Panelin ardından, Beyoğlu’nda sinema kültürüne tanıklık etmiş izleyicilerin ve sinema çalışanlarının anılarını paylaşacakları açık mikrofon bölümü gerçekleşecek.
1989 yılında Şahin Kaygun’un Dolunay filmiyle kapılarını açan Beyoğlu Sineması, Halep Pasajı’nın -1. katındaki dükkânların birleştirilmesiyle oluşturulan 291 kişilik salonuyla İstiklal Caddesi’ndeki sinema kültürünün önemli duraklarından biri oldu. Bir dönem Emek, Alkazar ve diğer Beyoğlu sinemalarıyla birlikte kentin sinema hayatının merkezinde yer alan salon, bu kez sinema hafızasını korumaya yönelik bir projenin ilk durağına ev sahipliği yapıyor.
Bodrum Belediyesi ve Bodrum Kadın Dayanışma Derneği ev sahipliği ile düzenlenen “Bir Hayat Nefesi” başlıklı sergi 8 Nisan’a kadar Bodrum’da sanatseverlerle buluşuyor.
Küratörlüğünü Yaren Akbal'ın gerçekleştirdiği, proje danışmanlığını Züleyha Altıntaş'ın üstlendiği sergi, Bodrum Belediyesi mülkiyetindeki Bodrum Kaymakam Evi ve Kent Müzesi adıyla bilinen Mefaret Tüzün’ün de yaşadığı tarihi bina ile günümüzde Akdeniz Ülkeleri Araştırmaları Vakfı (Akademia) kullanımında olan eski adliye binası ev sahipliği yapıyor. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü kapsamında, Bodrum’un ilk kadın hakimi Mefaret Tüzün’ü anmak ve yaşamını onurlandırmak adına onun hayatının temsil ettiği kavramlar etrafında düzenlenen “Bir Hayat Nefesi” sergisi ismini Clarice Lispector’un Bir Hayat Nefesi isimli kitabından alıyor.
Sergi; her sanat pratiğini bir nefes, her üretimi bir duraklama ve soluklanma alanı, her soluğu da tüm kadınların ortak nefesi olarak öneriyor. Sergi mekânlarının güçlü tarihsel bağlarıyla birlikte Bodrum’un yerel hafızasına yönelik, geçmişten bugüne -antik çağlardan beri Bodrum’da verilmiş kadın hakları mücadelelerinin hatırlatmasını yapıyor. Sergi, kadınların yüzyıllardır süren eşitlik, adalet, özgürlük mücadelesi ve hak arayışını görünür kılmayı amaçlıyor. Bodrum’dan başlayan ve tüm Muğla’ya öncülük ederek ilçelerine yayılan kadın dayanışma ağına eklemlenen serginin; 8 Mart’ı bir anma gününün çok ötesine taşıyan, yeni bir ilk olarak umudu çoğaltan, feminist ve sanatsal bir odak noktası olması hedefleniyor. Sergi kapsamında imza günleri, seminerler ve söyleşiler de düzenlenecek.
Sergide yer alan sanatçılar: Benal Dikmen, Betül Akzambaklar, Canan Sönmezdağ Zöngür, Damla Sari, Ebru Nakamura, Ebru Uğur, Elvan Erdin, Esma Ekiz, Evrim İnan, Funda Cömert, Gamze Taşdan, Gülşah Bayraktar, Gözde Mimiko Türkkan, Gülçin Aksoy, Seda Hepsev, Züleyha Altıntaş ve KRE; Kadınlar, Rüyalar, Ejderhalar Sanatçı Kolektifi: Ayşecan Kurtay, Ayşegül Sağbaş, Beyza Boynudelik, Didem Ünlü, Füruzan Şimşek, Nur Gürel.
Adres:
Bodrum Belediyesi Bodrum Kaymakam Evi ve Kent Müzesi: Çarşı mh. Atatürk cd. Eski Sanat Okulu sk. No: 7 Bodrum/Muğla
Akdeniz Ülkeleri Akademisi Vakfı (Akademia): Çarşı Mah. Atatürk Cd. Eski Adliye Sk. No: 11. Bodrum/Muğla
Yazar ve illüstratör Justin Worsley’nin heykel tutkunu Henry’nin sanatını icra ederken yaşadığı duygusal maceraları anlattığı kitabı Sanatçı Köpek Henry, Ayşe Tuba Ayman’ın çevirisiyle Mundi Çocuk’tan çıktı.
Sanatçı Köpek Henry, 4 yaş ve üzeri okurlara yaratıcılığın, tutkunun ve azmin gücüne dair duygusal bir hikâye anlatıyor.
Henry bir sanatçı. Her yürüyüşe çıktığında hayranlıkla duvar resimlerine bakıyor. Ama asıl tutkusu heykeller! Aslında o bir heykeltıraş. Eserleriyle gurur duyuyor ama ne yazık ki kimse onun kıymetini bilmiyor. Henry pes etmiyor, sanatını icra etmeye devam ediyor ve bir gün, hiç beklenmedik biri eserine bayılıyor!
Ekin Tunçeli’nin konsept ve koreografisini üstlendiği çağdaş dans eseri heartquake, 16 Mart saat 20.30’da Paribu Art’ta izleyicilerle buluşacak.
Bedenin yaşadığı coğrafyayla kurduğu somatik ilişkiyi merkezine alan heartquake, günümüz insanının “sallantılı” varoluş hâllerini sahneye taşıyor. heartquake, arayışlar, çabalamalar, ilişkilenmeler ve inşa edememeler üzerinden örülen yapısıyla, modern yaşamın belirsizlik ve dengesizliklerini koreografik bir dilde ele alıyor. Eser; sürekli çabalama, bir yere varamama, üretkenliğe rağmen sonuç elde edememe ve duramama hâllerinin giderek “normal”leştiği bir dünyaya odaklanıyor.
Bu sene Yükselen Sanatçılara Yönelik Avrupa Festival Fonu’nu (EFFEA) almaya hak kazanan, daha önce Stokholm, Brüksel ve İstanbul’da sergilenen heartquake, Atina ve Lyon gösterileri öncesinde 16 Mart’ta tekrar İstanbul’da izleyici karşısına çıkacak. Etkinliğin biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.
18. Uluslararası 360 Dereceden Aşk Festivali kapsamında “Farklılıkların Zenginliği” temasıyla düzenlenen “AİLE / FAMILY” başlıklı karma sergi 22 Mart’a kadar Taksim Sanat’ta sanatseverlerle buluşuyor.
Farklı disiplinlerden sanatçıların üretimlerini bir araya getiren sergi, aileyi yalnızca geleneksel tanımlarla sınırlı bir yapı olarak değil, değişen toplumsal dinamikler, kültürel çeşitlilik ve bireysel hafıza üzerinden yeniden ele alıyor. Aile kavramının dönüşen anlamlarını görünür kılan sergi, aileyi bir aktarım alanı olarak değerlendirirken; hafızayı iz bırakan, silinmeyen ve kuşaktan kuşağa taşınan bir başlangıç noktası olarak ele alıyor. Bireysel anlatılar ile kolektif deneyimler arasında kurulan bağlar, ziyaretçileri hem kişisel hem toplumsal hafıza üzerine düşünmeye davet ediyor.
Sergide; Deniz Defne Acerol, Su Alara Acerol, Gaye Su Akyol, Muzaffer Akyol, Sevgi Akyüz Yaman, Hakan Cingöz, Dilan Demirbağ, Saygun Dura, Berkin Günsay, Ayşegül İzer, Zeki Faik İzer, Gönül Nuhoğlu, Mehmet Öğüt, Sezai Özdemir, Zeynep Özdemir, Elena Papadimitriou, Belmin Pilevneli, Pemra Pilevneli, Yavuz Pilevneli, Mediha Saraçoğlu, Yonca Saraçoğlu, Meliha Sözeri, Eda Tekcan, Süleyman Saim Tekcan, Murat Germen ve Ayşe Yaltırım’ın eserleri yer alıyor.
Buket Uzuner’in kadınların içinde unutturulmuş, saklanmış güce; şefkate ve yaşama sevincine dair denemelerinden oluşan kitabı Kız Neşesi – Bir Hayatta Kalma ve Direniş Gücü Olarak, Everest Yayınları’ndan çıktı.
Uzuner, bu kitabında okurlarına, “Sevgili Kadınlar, Kız Neşesi adlı bu yaşam enerjinizi babalarınızın, kocalarınızın, ağabeylerinizin, hatta oğullarınızın bile öldürmesine sakın izin vermeyin! O sizin yaşam garantinizdir, hayatınıza herkes gelir ve gider ama o enerji, o güç sizde kaldığı sürece hayatta kalırsınız,” diyor.
“Bir gün bir şey söyledim ve bu sözüm yazdığım kitaplardan daha çok bilindi, benim adımdan daha çok tanındı, Türkiye’ye yayıldı: Kız Neşesi!
Liseli kızların, her yaştan kadın öğretmenin, ev kadınının, çiftçi kadının, büyükannenin, torunun ve annenin bu sözümü bağrına basmasındaki coşku, işte tam da benim o iki sözcüğe sığdırdığım, varlığı insanlığın başlangıcından beri bilinen ama adı özellikle silinmiş, saklanmış, unutturulmuş o büyük enerjinin, o eşsiz gücün ve o muhteşem ayrıcalığın kendisiydi. Bu, kız neşesi’nin ta kendisiydi. Kız neşesi, candır; dünyanın koru, ateşidir, insan uygarlığının hâlâ devam etmesini sağlayan enerjinin ve gücün, şefkat ve merhametin kaynağıdır. Kadınlar olmadan ne insanlık ne de insan uygarlığı var olabilirdi; olamaz da. Bu yüzden kız neşesi sadece kadınlara değil, erkeklere de büyük bir armağandır. Kadın yoksa erkek olamaz; kadının ezildiği, öldürüldüğü, haklarının kısıtlandığı bir dünyada uygarlık ve huzur olamaz, zaten hiç olmadı.”
İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından İstanbul Film Festivali kapsamında düzenlenen ve Anadolu Efes’in ana destekçisi olduğu 21. Köprüde Buluşmalar Kısa Film Atölyesi seçkisi açıklandı.
Türkiye’den sinemacıları uluslararası film profesyonelleriyle buluşturan Köprüde Buluşmalar’ın 14-16 Nisan tarihleri arasında düzenlenecek Kısa Film Atölyesi seçkisi belli oldu. Atölye kapsamında seçilecek bir projeye CUPRA Kısa Film Ödülü sunulacak.
Bu yıl Kısa Film Atölyesi’ne başvuran 85 proje, Köprüde Buluşmalar seçici kurulunda yer alan yapımcı Armağan Lale, yönetmen Burcu Aykar, Vila do Conde Film Festivali Yöneticisi ve Portekiz Kısa Film Ajansı Direktörü Miguel Dias, Litvanya Kısa Film Ajansı Direktörü Rimantė Daugėlaitė tarafından değerlendirildi ve dört proje seçildi.
Köprüde Buluşmalar’ın bu yılki destekçileri arasına katılan CUPRA, atölye kapsamında genç sinemacılara CUPRA Kısa Film Ödülü’yle destek olacak. Kısa Film Atölyesi kapsamında yapılacak jüri değerlendirmesinin ardından, seçilecek projelere ayrıca Lumix Pro Destek Ödülü, Türkiye Fransız Kültür Merkezi katkılarıyla düzenlenen Road to Clermont Katılım Ödülü ve Square Eyes Danışmanlık Ödülü takdim edilecek.
Kısa Film Atölyesi’ne seçilen projeler:
-Anne, Babam Bana Kızacak Mı? (yön. Selin Aktaş Eyüboğlu, yap. Esin Özalp Öztürk, Rıfat Erkek, Emre Pekçakır, Onur Hakkı Eyüboğlu)
-Benden Önce Annem (yön. Aslı Ekici, yap. Yağmur Dolkun)
-Nalbeki: Çok Bilinen Tasarımın Hiç Bilinmeyen Hikâyesi (yön. Mehmet Kaan Karataş, yap. Mehmet Kaan Karataş, Doğukan Demirkapılar)
-Orlando (yön. Halime Usta, yap. Vildan Erşen)