Barış Göktürk’ün “Maden” başlıklı kişisel sergisi, 29 Ağustos-30 Kasım tarihleri arasında Eldem Sanat Alanı | Fırın’da sanatseverlerle buluşacak.
“Maden” sergisi, Eskişehir’in simgesel değeri olan lületaşı madenciliği ve işlemeciliğine; Avrupa ile Anadolu arasındaki geçişken tarihe ve sosyo-kültürel dinamiklere güncel sanat perspektifinden kavramsal bir bakış sunuyor.
Barış Göktürk’ün 2018’de lületaşı madencileriyle tanışması ve bir madene inmesiyle başlayan araştırma süreci, zamanla taşın yer altındaki ham formundan işlenmiş imgeye uzanan yolculuğunu görünür kılan çok katmanlı bir projeye dönüştü. Maden, hammaddenin imgeye dönüşümünde ortaya çıkan kırılmalara, üretim sürecindeki sosyo-ekonomik yabancılaşmalara ve uluslararası hukukta bir malzemenin hangi noktada “hammadde” ya da “eser” olarak tanımlandığına dair sorulara odaklanıyor.
Eldem Sanat Alanı’nın, SAHA Sürdürülebilirlik Fonu katkısıyla gerçekleştirilen iki aylık misafir sanatçı programı kapsamında geliştirilen “Maden”, desen, heykel ve video yerleştirmelerinden oluşan üç bölümün yanı sıra hem sanatçı kitabı hem de sergi kataloğu işlevi görecek hibrit bir yayınla tamamlanıyor. Bugüne dek lületaşı üzerine çoğunlukla turistik ya da akademik çalışmalar yapılmışken, “Maden” bu malzemeye güncel sanatın gözünden yaklaşıyor. Proje, madencilerden zanaatkârlara; üretim sürecine eşlik eden yerel topluluklardan tarihsel ve kültürel bağlamı şekillendiren kurumlara kadar farklı aktörlerle kurulan diyaloglar aracılığıyla lületaşı işlemeciliğine özgün bir perspektif sunuyor.
Künye:
1.Barış Göktürk, Index,detay, Kağıt üzerine grafit//Graphite on paper, 2025
2. Barış Göktürk, Denizköpüğü/Meerschaum, Kağıt üzerine grafit/Graphite on paper, 2025
3. Barış Göktürk, Maden/The Mine, Kağıt üzerine grafit//Graphite on paper, 3 panel/3 Panels, 2025
4. Barış Göktürk, Maden/The Mine, 3 kanallı videodan still/Still form 3 Channel Video, Çekim/Cinematography: Çavgın Çınkıt, Edit/Editing: Eli Kasavi, 2025
5. Barış Göktürk, Maden/The Mine, Fırın vitrin yerleştirmesi/Window display at Fırın, 2025
Geneviève Fraisse’in kadınların var olma mücadelesini cinsel kimlik veya toplumsal görünürlükle sınırlı kalmadan, yaratımı önceleyerek anlattığı kitabı Tarihin Devamı - Kadın Sanatçılar, Kadın Yaratıcılar, Ahmet H. Durukal’ın çevirisiyle Yapı Kredi Yayınları’ndan çıktı.
Kadınların özgürleşmesi, Fransız Devrimi’nin ardından iki farklı yol izledi: İlki medeni kanuna, yurttaşlık haklarına, eğitime, çalışma hayatına, bireysel sorumluluğa ve toplumsal özerkliğe dair yeniliklere kapı aralarken, ikincisi yaratmaya, düşünmeye ve yazmaya dair entelektüel-sanatsal alanları erkeklerle paylaşma özgürlüğünün yolunu açtı. Fraisse bu çalışmasında işte bu ikinci yolun izliyor.
“Eşitlik aynı zamanda yeni estetik ve entelektüel biçimler bulma özgürlüğüdür.”
35. Akbank Caz Festivali kapsamında düzenlenen JAmZZ Masterclass programı için başvurular başladı.
Bu yıl 35’incisi düzenlenen Akbank Caz Festivali, JAmZZ Masterclass programıyla müzikseverlerle buluşmaya hazırlanıyor. Yeni yeteneklere alan açmak ve genç müzisyenlerin desteklemek amacıyla BAU Konservatuvar ve Zuhal Müzik iş birliğiyle hayata geçirilen ve 13-14 Eylül tarihlerinde BAU Pera Sahne’de gerçekleşecek JAmZZ Masterclass için başvurular 12 Eylül’e kadar devam ediyor. 18-24 yaş aralığında, klasik ve çağdaş caz stillerinde doğaçlama deneyimine sahip adaylar programa buradan başvurabiliyor.
Doğaçlama Caz Ustalık Sınıfı (Masterclass) olarak kurgulanan programın bu yılki eğitmenleri, caz sahnesinin önde gelen isimleri Baki Duyarlar, Bulut Gülen, Ediz Hafızoğlu, Kağan Yıldız, Sibel Köse, Şevket Akıncı ve Yeşim Pekiner olacak. Ayrıca Berklee Müzik Koleji’nden Jason Camelio ile Doğaçlama Caz Ustalık Sınıfı katılımcıları için “Canlı Seçmelere Hazırlık” adlı çevrimiçi bir seminer gerçekleştirilecek.
Eğitmenlerin performans değerlendirmeleri sonucunda seçilecek bir katılımcı, 36. Akbank Caz Festivali sahnesinde performans sergileyerek profesyonel müzik yolculuğuna güçlü bir adım atma şansı yakalayacak. Ayrıca iki katılımcı ise 2026’da Perugia’da gerçekleşecek Berklee Jazz Clinics @Umbria programına katılım hakkı kazanacak. Uluslararası atölye programına katılmaya hak kazanan iki öğrencinin eğitim, konaklama ve yol masrafları Akbank Caz Festivali tarafından karşılanacak.
Küratörlüğünü T. Melis Golar’ın üstlendiği “Yeni Başlayanlar için Acil Durum Kiti” başlıklı grup sergisi 15 Eylül-19 Ekim tarihleri arasında Martch Art Project’te sanatseverlerle buluşacak.
Zeynep Beler, Mustafa Boğa, Başak Çalışır, Merve Morkoç, Alp Sime, Eda Sütunç, Ece Yalçın, Süperendişe’nin eserlerinden oluşan “Yeni Başlayanlar için Acil Durum Kiti” sergisi, birbirini tetikleyen doğal afetler, salgın hastalıklar ve toplumsal krizler gibi kaotik durumlardan bireysel kaçış yollarına odaklanıyor. Sanatçıların pratik ve yaratıcı önerileri acil yardım kitlerine bir alternatif sunmuyor. Acil durum kitleri bir çıkış yolu, bir hayatta kalma planı olarak yeniden hayal ediliyor.
İçgüdülerimiz, hızlı düşünme ve yaratıcı çözüm üretme kapasitemizle birlikte çalışır. Ekonomik krizler yeni sosyal modellerin önünü açabilir. Sergi, bir kıyamet senaryosuna ihtiyaç duymadan, bugünün talihsizlikleri içinde ayakta kalmak için gerekli bilgi, donanım ve ekipmanı araştırıyor. Bu öneriler yalnızca fiziksel hayatta kalma koşullarına değil, aynı zamanda zihinsel ve duygusal dayanıklılığa da işaret ediyor. Çünkü geleceğin distopik senaryoları artık birer kurgu değil; gerçekliğin kendisi. Sergide fonksiyonel üretim fikriyle “kurtarıcı yaşam kitleri” bir araya geliyor.
Künye: Alp Sime, Bukalemun, Arşivsel Pigment Baskı, 53x37 cm. 5+1 AP
Elif Yonat Toğay’ın yazıp Burcu Koçer Oruç’un resimlediği, bir fil yavrusunun gözünden bitkilerin olası tehlikelere karşı kendilerini savunma mekanizmalarını anlatan Yaklaşma Küserim adlı kitap Uçanbalık’tan çıktı.
Bu resimli kitap, bir fil yavrusunun gözünden anlattığı hikâyeyle 4 yaş ve üzeri okurların dikkatini ekosistemlerin sürdürülebilirliğini sağlayan bitki ve hayvan dengesine çekiyor.
Pembe gül, kadife çiçeği, akasya ve daha niceleri sabah güneşinin keyfini çıkarırken dağı taşı zangırdatan tuhaf bir patırtıyla irkilir. Tozu dumana katarak koşturan minimini bir fil yavrusu çok geçmeden soluğu bitkilerin yanında alır. Heyecanla hortumunu sallayıp konuşmaya yeltendikçe lafı ağzında kalır. İri dikenler, kötü kokular, hatır hutur kaşıntılar ve hatta üstüne üşüşen karıncalar! Acaba küçük dostumuz derdini kime, nasıl anlatacaktır?
“Karşılaşmalar ve Ötesi” temasıyla düzenlenecek Müzede Sahne, 4-7 Eylül tarihleri arasında Sakıp Sabancı Müzesi’nde izleyiciyle buluşacak.
Sabancı Vakfı’nın ana desteğiyle uzun yıllardır devam eden Gösteri Sanatları Günleri, sanat yönetmenliğini Ayşe Draz’ın üstlendiği çok katmanlı programıyla, farklı disiplinleri bir araya getiriyor. Gösteri sanatlarının duyular arası geçişkenliğine odaklanan bu yılki Müzede Sahne, bedenin sanata, gündeliğin müzeye, geçmişin geleceğe ve sahnenin seyirciye dokunduğu anlara yoğunlaşıyor. Sahnede yankılanan sözcüklerle, bahçede karşılaşılan performanslarla, fuayedeki sohbetlerle ve atölyelerle yalnızca oyun saatinde değil, günün her anında yeni temas alanları yaratmayı hedefliyor.
Ana sahne programında; sezonun öne çıkan yapımlarından olan geleceğe dair ihtimalleri ironik ve şiirsel bir dille yorumlayan Yarın Belki de, Afife Tiyatro Ödülleri’nde “Yılın En Başarılı Kadın Oyuncusu” ödülünü alan ve aile içi şiddeti bir kadının hayat hikâyesi üzerinden ele alan Kızlar ve Oğlanlar ve uluslararası prestijiyle öne çıkan L’Addition yer alıyor. İlk kez Avignon Tiyatro Festivali’nde sahnelenen ve festivalin en çok konuşulan yapımları arasında gösterilen L’Addition, komik ve kışkırtıcı diliyle seyircisini güldürürken, rahatsız edici sorularla da yüzleştiriyor. Bu dikkat çekici yapım, Müzede Sahne kapsamında Türkiye’de ilk kez sahnelenecek. Tiyatro öğrencileri, SSM’nin sosyal medya hesapları üzerinden başvurarak oyunu sınırlı kontenjanla ücretsiz izleme fırsatı bulacak.
Programda yer alan Bahçede Karşılaşmalar bölümü, farklı disiplinlerden sanatçıların performanslarıyla izleyicileri gündelik alışkanlıkların dışına taşıyor. Bu kapsamda, müze koleksiyonundan ilhamla, mekâna özgü olarak tasarlanan Bir Gün Buradan Boğaz’ı İzledim performansı izleyiciyle buluşuyor. Fuayede Karşılaşmalar bölümünde ise Özlem Hemiş ve Aylin Alıveren, izlenecek oyunlara dair farklı bağlamları ve kendi izlenimlerini seyirciyle paylaşacaklar. Çocuklara yönelik programda, ATTA Festival yapımı Pezzettino ile Kadro Pa yapımı, mutfakta geçen obje tiyatrosu 3’ü 1 Arada Shakespeare yer alıyor.
Ayrıca, bir Müzede Sahne klasiği hâline gelen Oğuz Öner ile Atlı Köşk’ün Ses Manzarası atölyesi ve Homemade Aromaterapi iş birliğiyle gerçekleştirilecek Kokularla Karşılaşmalar atölyesi, izleyicilere görme ve işitmenin ötesine geçen yeni bir duyusal deneyim sunacak.
Müzede Sahne etkinliği hakkında detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.
Pera Müzesi, kuruluşunun 20. yılında iki yeni sergi ile sanatseverlerle buluşacak. “Ortak Duygular: British Council Koleksiyonu’ndan Yapıtlar” ve “Åsa Jungnelius: Toprak, Ateş, Su ve Havayla Yazılmış Bir Dize” sergileri 16 Eylül 2025-18 Ocak 2026 tarihleri arasında Pera Müzesi’nde sanatseverlerle buluşacak.
Suna ve İnan Kıraç Vakfı Pera Müzesi, sonbaharı iki yeni sergiyle karşılamaya hazırlanıyor. “Ortak Duygular: British Council Koleksiyonu’ndan Yapıtlar”, 29 sanatçının eserleri aracılığıyla koleksiyon ve kurumların yalnızca geçmişi muhafaza etmekle kalmayıp günümüzün toplumsal ve politik dinamikleriyle güçlü ilişkiler kurma potansiyeline odaklanıyor. İsveçli sanatçı Åsa Jungnelius’un Türkiye’deki ilk kişisel sergisi “Toprak, Ateş, Su ve Havayla Yazılmış Bir Dize” ise cam ve taşın etkileşiminden yola çıkarak malzeme ile insan arasındaki ilişkiyi araştırıyor.
Küratörlüğünü Ulya Soley’in üstlendiği “Ortak Duygular: British Council Koleksiyonu’ndan Yapıtlar”, British Council Koleksiyonu’ndan seçilen 29 sanatçının yapıtlarını güncel ve spekülatif bir yaklaşımla ele alıyor. 1930’lardan bu yana oluşturulan ve yaklaşık 9 bin eserden oluşan koleksiyon, 20. ve 21. yüzyıl Birleşik Krallık sanatına odaklanıyor. Kalıcı bir serginin parçası olmayan ve ağırlıklı olarak uluslararası sergilere ödünç verilen bu değerli koleksiyon “duvarları olmayan müze” olarak da anılıyor. Sergi, “Özeni Korumak”, “Tanıdık Yüzler” ve “Hayali Gelecek” başlıkları altında, koleksiyonların yalnızca geçmişi korumakla kalmayıp günümüzün toplumsal ve politik dinamikleriyle nasıl güçlü bağlar kurabileceğini araştırıyor.
Sergide eserleri yer alan sanatçılar; Larry Achiampong, Laura Aldridge, Ed Atkins, Sonia Boyce, Jake and Dinos Chapman, Eileen Cooper, Tony Cragg, Tracey Emin, Jane England, Cerith Wyn Evans, Graham Fagen, Lucian Freud, Anya Gallacio, Gilbert and George, Richard Hamilton, Lubaina Himid, Damien Hirst, David Hockney, Michael Landy, Delaine Le Bas, Sarah Lucas, Kate Malone, Chris Ofili, Marc Quinn, Raqib Shaw, Wolfgang Tillmans, Suzanne Treister, Bedwyr Williams, Madame Yevonde. British Council iş birliği ile gerçekleşen ve uluslararası çağdaş sanatın önde gelen isimlerinin eserlerini sanatseverlerle buluşturan sergi, duyguların kapsayıcı ve bulaşıcı doğasının müzeleri dinamik birer karşılaşma alanına dönüştürebileceğini gözler önüne seriyor.
Elif Kamışlı küratörlüğünde düzenlenen “Åsa Jungnelius: Toprak, Ateş, Su ve Havayla Yazılmış Bir Dize” sergisi, kırılganlığıyla tedirginlik uyandıran cam ile dayanıklılığıyla göz dolduran taşın etkileşiminden doğuyor. Jungnelius’un yakın dönem cam ve mermer heykelleri, Şişecam’ın Denizli Cam fabrikasındaki ustalarıyla iş birliği içinde sergi için üretilen dört yeni büyük ölçekli eserle birlikte izleyiciyi malzemeyle kurulan ilişki üzerine düşünmeye davet ediyor.
Şişecam’ın eser üretim, Orrefors Kosta Boda’nın nakliye sponsorluğu ve İsveç Konsolosluğu ve Araştırma Enstitüsü’nün katkılarıyla gerçekleşen serginin mekânı, hem durgunluk hem de yoğunluk hissi uyandıran bir peyzaj olarak tasarlanırken; tarihi cam objeler, arkeolojik buluntular, göçebe geleneklere dayanan el dokuması ipler ve İsveçli fotoğrafçı Peo Olsson’un objektifinden, Jugnelius’un Bitlis, Van ve Kars’taki obsidiyen sahalarında yürüttüğü araştırmaları belgeleyen fotoğrafları bir araya geliyor. Üfleme cam eserler ve mermer heykeller aracılığıyla tarih, işlev, ustalık ve bilinmezlikle doğrudan ilişki kuran Jungnelius, izleyiciye sözcükler yerine varlık temelli bir deneyim sunuyor.
Künye:
1. Åsa Jungnelius Anne [Nefes I], 2025 Üfleme cam, metal zincir, halat ve kilitli kancalar 175 x 60 cm Sanatçının izniyle Şişecam'ın destekleriyle üretilmiştir
2. Åsa Jungnelius Acı-tatlı, 2024 Cam ve paslanmaz çelik 165 x 22 x 24 cm Sanatçı ve Kosta Boda izniyle
3. Marc Quinn İsimsiz, 2004 Pigment baskı 83.5 x 124 cm Sanatçı ve Paragon I Contemporary Editions Ltd. London izniyle
4. Jane England Jordan, Müzik Kutusu ile Sex Chelsea'de, Şubat 1976, 1976 Gümüş bromür baskı 40.6 x 34.7 cm © Jane England
Yelda Gürlek’in Umberto Eco’nun başyapıt olarak görülen Gülün Adı romanını tarihsel bağlamı, felsefi derinliği ve edebi incelikleriyle irdelediği kitabı Gülün Adı ve Ortaçağ, Kafka Kitap’tan çıktı.
Umberto Eco’nun edebiyat tarihine damga vuran başyapıtı Gülün Adı, Ortaçağ’ın düşünsel dünyasını, dini tartışmalarını ve bilgiye dair bitmeyen arayışlarını işleyen çok katmanlı bir metin. Kitabın zengin sembolizmi, yoğun tarihsel referansları ve felsefi derinliği, onu edebiyat dünyasında eşsiz kılıyor. Gürlek, Ortaçağ’ın gizemli dünyasını, entelektüel zenginliğini ve Gülün Adı’nın katmanlı yapısını keşfetmek isteyenler için bu rehber niteliğindeki çalışmayı hazırladı.
Kitap, Eco’nun eserindeki karmaşık temaları ve alt metinleri sade, anlaşılır ve akıcı bir dille açığa kavuştururken, 14. yüzyıl Avrupası’nın siyasi çalkantıları, Papalık ile Kutsal Roma İmparatorluğu arasındaki çekişmeler ve manastır yaşamının detayları, romanın geçtiği dönemin ruhunu yansıtacak şekilde açıklanıyor. Kitap, Gülün Adı’nı ilk kez okuyacaklar için bir giriş rehberi sunarken, romanı daha önce okumuş olanlara yeni bakış açıları ve derinlemesine bir anlayış kazandırıyor.
İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından sunulan Gülriz Sururi-Engin Cezzar Tiyatro Teşvik Ödülü bu yıl, Bahçe Galata ve Arsız Kumpanya’ya verildi.
Tiyatro sanatçısı Gülriz Sururi’nin bağışlarıyla hayata geçirilen 600 bin TL değerindeki 2025 yılı Gülriz Sururi-Engin Cezzar Tiyatro Teşvik Ödülü’nü Bahçe Galata ve Arsız Kumpanya paylaşıyor.
İKSV, çağdaş tiyatromuzun gelişiminde büyük katkıları bulunan iki usta ismin adına verilen bu ödül aracılığıyla, genç kuşak tiyatro topluluklarını ve sahne sanatları alanında üretim yapan sanatçıları destekleyerek, Türkiye’de bu alanda yeni ve nitelikli yapımların gerçekleşmesini teşvik etmeyi amaçlıyor. Ödülün, İKSV Genel Müdürü Görgün Taner’in başkanlık ettiği seçici kurulu, çevirmen ve tiyatro eleştirmeni Seçkin Selvi, oyuncu Selçuk Yöntem, oyuncu ve eğitmen Tilbe Saran ve oyuncu, senarist ve girişimci Mert Fırat’tan oluşuyor.
2018’den bu yana her yıl üretimleriyle ve yenilikçi yaklaşımlarıyla tiyatromuzun gelişimine katkıda bulunan tiyatro topluluklarına veya kişilere verilen bu ödülle bugüne kadar 14 sanatçı ve topluluk yeni eserlerinin üretimi için desteklendi. Pandemi döneminde ise 14 tiyatro sahnesi ödülü karşılıksız olarak faaliyetlerini sürdürmek için kullanma fırsatı buldu.
Ertuğrul Güngör ve Faruk Ertekin’in “Still Blue” başlıklı sergisi 22 Eylül’e kadar Club Marvy’nin sanat galerisi Atelier Marvy’de sanatseverlerle buluşuyor.
Ertuğrul Güngör ve Faruk Ertekin’in “Still Blue” sergisi hem sakinliğin hem de içsel dalgalanmaların rengi olan maviyi merkezine alarak, duygusal yoğunluk ve hafifliği, karmaşık zihin dünyamızla iç̧ huzuru bir araya getiriyor. Mavinin iyileştirici, sakinleştirici metaforik hissiyatı ve duygusu, aynı zamanda denizle bağlantısından besleniyor. Çarşaf gibi bir sakinliğin ardındaki fırtınalı hâl, sanatçıların bir yansıması hâline geliyor. Seramik sanatlarında sık sık karşılaştığımız geleneksel kobalt mavisi geleneğin dışına çıkarak bir ruh hâlini yansıtıyor. “Still Blue”daki “Still” İngilizce’de “Stillness” yani durgunluk, dinginlik anlamına gelirken, aynı zamanda bir eylemsizliği ve bekleyişi de ima ediyor. Sanatçıların her şeyin aydınlık, parlak ve hızlı olduğu bir dönemde durmayı seçmesini, içe dönmesini ve karşılaştıkları ruhsal zorlukları aktarıyor. “Still Blue”, yaşamda kalmak ve var olabilmek için sürekli neşeli, üretken ya da “iyi” hissetme zorunluluğunu sorgulayan bir alan açıyor. Bu zorundalığa karşı duyulan direnci, kırılganlığın ve sessizliğin politik gücünü hatırlatıyor.