31 TEMMUZ, CUMA, 2015

Temmuz Ayının Yeni Çıkan Kitapları

Dünyanın Bütün Sabahları; Dövüş Kulübü 2; Bir Keloğlan Bir de Eşeği; Soframda Anadolu; Dün, Bugün, Yarın/ Bütün Hayatım… Artful Living okurları için temmuz ayının öne çıkan kitaplarını derledik…

Temmuz Ayının Yeni Çıkan Kitapları

Dünyanın Bütün Sabahları, Pascal Quignard, Çev. Orçun Türkay, Sel Yayıncılık

Enis Batur, 'Sır' adlı "oynaşı" kitabının son sayfalarında şöyle bir hatırlatmada bulunuyordu; "hâlâ yaşadığı dönemde bu denli etkili olmuş bir musiki adamının üç yüz yıl boyunca belleklerden silinmesine akıl erdirmekte güçlük çekiyor, bunun münzevi karakteriyle bağlantısının olup olmadığını merak ediyorsunuz". Gerçekten viyola dö gambanın büyük ustası 1600’lerin son yıllarında yaşamış, Mösyö Sainte Colombe, 1966'da yeniden keşfedilmişti. Enis Batur. 'Sır’da gerek viyola dö gamba için gerek Sainte Colombe için, gerekse onun sıra dışı yaşamının romanını yazan Pascal Quignard için çokça söz söylemişti aslında, işte onun söylediklerinin arkasındaki ilham kaynaklarından İlki 'Dünyanın Bütün Sabahları'. Fransız yazar Pascal Quignard vaktiyle sinemaya da uyarlanan usta işi romanında Sainte Colombe’un sır adışı hayatını masalsı bir biçimde anlatıyor.

Kralları, kiliseleri, sarayları reddeden bu olağanüstü müzisyen ve onun olağanüstü sanatçılığına masalsı bir ağıt yakıyor. Eşinin ölümünü, kızlarının hikâyesini ama en çok serin gölgelerde müziğin ne olduğunun arayışının hikâyesini anlatıyor. Orçun Türkay'ın yeniden ve ustalıklı çevirisiyle Sel Yayıncılık tarafından yayımlandı.

Çağlayan Çevik – Hürriyet Keyif – 19 Temmuz 15

Dövüş Kulübü 2, Chuck Palahniuk, Cameron Stewart Çev: Gökçe Alper Ayrıntı Yayınları

Ve şimdi yıllar sonra hem "Dövüş Kulübü" hem de yazarı Chuck Palahniuk öykünün devamıyla yeniden karşımızda.

Çizgi roman olarak hazırlanan "Dövüş Kulübü 2". 10 ayrı fasikül olarak yayımlanacak. Ülkemizde de Ayrıntı Yayınları. "Dövüş Kulübü 2"niıı her sayısını ABD'deki orijinal baskılarla eş zamanlı olarak çıkaracak.

Bir devamın geleceği zaten uzun süredir hayranlarının dilindeydi. Yine de bu devamın çizgi roman formunda olacağı pek de kimsenin aklına gelmemişti.

Ancak öte yandan, "Dövüş Kulübü"nü yalnızca bir roman olarak değil, ondan da çok bir film olarak sevmiş hayranları için görsel bir yan da içeren bu format kuşkusuz biçilmiş kaftan! Zaten Palahniuk da aynı fikirde. Öykünün devamını çizgi roman şeklinde, çizer Cameron Stewart ile birlikte yazmayı seçmesinin iki ana nedeni olduğunu söylüyor. Bunlardan ilki hem roman hem de filmin farklı sonları nedeniyle farklı bir devama sahip olmaları ve bunun yaratacağı kıyaslama faktörü... İkincisi ise çizgi romanın. filmlerin asla erişemeyeceği bir düzeyde, rahatsız edici ya da zorlayıcı kimi konuları tahammül edilebilir bir düzeyde sunabileceği. Dolayısıyla bu formatın yeterli seviyede gerçek dışılığa da olanak sağlayan bir boyuta sahip olması ve aynı zamanda bir filmin asla ulaşamayacağı görselliğe ulaşmış olması.

Palahniuk'u bunca yılın ardından yeniden bir devam yazmaya yönelten en önemli faktör ise, "Dövüş Kulübü"nün yıllarca konuşulmuş ve hâlâ konuşuluyor olması. Yani bir anlamda hikaye, adeta devamının yazılması için toplumun alt bilincinde onu zorlamış. Yoksa zorlayan Tyler Durden olmasın?

Peki, öykünün devamında neler olacak? Hemen birkaç ipucu verelim. Henüz yayımlanan 10 fasikülün ilkinde, öykü 10 yıl sonrasında başlıyor. Yani kitap kaldığı yerden devam ediyor. Akıl hastanesinde bıraktığımız kahramanımız oradan çıkıyor. Sürekli içtiği ilaçlar sayesinde tutunmayı başardığı hayatında (hayranlarını hayal kırıklığından depresyona sokacak düzeyde) sıradan bir düzene sahip. Görünene göre bir adı bile var: Sebastian!

Elif Tanrıyar – Milliyet Kitap – 20 Temmuz 15

Bir Keloğlan Bir de Eşeği,  Koray Avcı Çakman, Resimleyen: Uğur Altun, Can Çocuk

Çocuk yazınının bol ödüllü, üretken yazarlarından Koray Avcı Çakman, kuşaktan kuşağa sözlü olarak aktarılan halk masallarının tadını duyumsatarak çağdaş anlatımıyla çocukların dünyasına gülümsüyor. Çakman'ın masalları kuşaktan kuşağa aktarılmış izlenimi verse de evvel zaman içinde anlatılmış sanılsa da hepsi özgün.

Çakman'ın diğer çocuk kitaplarının da yapıtaşı olan dil zenginliğini, zihinsel-imgesel tasarımlarını, kurgudaki özgür yaklaşımı bu yapıtında da görüyoruz.

Üçü Keloğlan masalı olan altı masalın da girişinde tekerlemeler yer alıyor: "Bir varmış, bir yokmuş/ Doğru da yalan da çokmuş/ Yalanı attık Kat Dağı'ndan/ Doğruyu tuttum kuyruğundan/ Az gittim, uz gittim/ Karlı tepe, yeşil çayır düz gittim/ Vardım bir hana/ Başladım anlatmaya/ Sözüme inanmadılar/ Üç günlük yola kaçtılar/ Peşleri sıra koştum/ Yalanımı nereden anladınız, diye sordum/ Dediler ki yalan kuyruksuz olmaz/ Doğru söyleyen soluksuz konuşmaz/ Ben soluklandım onlar anlattı/ Ben anlattım onlar soluklandı/ Kuyruksuz yalan Kaf Dağı'na kaçtı/ Kuyruklu yalanlar dünyada kaldı" (s. 54). Masalların başında yer alan, sözcük oyunlarıyla bezeli bu tür tekerlemeler okurun ilgisini çekip okuru masala hazırlıyor.

Her estetik ürünün kendisinden önceki kültür ürünlerinden esinlendiğini göz önüne alıp, tekerleme ustalarımızı, masal analarımızı saygıyla analım.

Kitabın üç masalında, masal hazinemiz içinde önemli bir yere sahip olan Keloğlan'la onun bireysel/ içsel yolculuğu farklı bir bakışla sunulmuş.

Tahir Alangu, Keloğlan'la en eski tanışıklığımızın on yedinci yüzyıla kadar götürülebileceğini belirtmiş, başka araştırmacılar ise Türk mitolojisinde benzer kahraman tiplerinin çok daha eskiye dayandığı savını ortaya atar. Koray Avcı Çakman, masal geleneğimizi metinlerine iyice sindirmiş, sözlü geleneğin tadını, biçemini, dil zenginliğini yakalamış. Keloğlan'ın yepyeni masallarını kaleme alırken düş gücünün sonsuzluğunu çocuklara açmış. Bir Keloğlan Bir de Eşeği'ndeki üç Keloğlan masalında da Keloğlan'ın akıllı, cesur, gözü pek, korku bilmez, mücadeleci, saf, temiz, iyiliksever, güler yüzlü yanına tanık oluyoruz. Bazı klasik masallardaki kurnaz, düzenbaz, hilebaz Keloğlan bu kitapta çıkmıyor karşımıza.

Kitaba adını veren masalda, Keloğlan başına öyle zor ve karmaşık bir iş açıyor ki... Bunu çözerken kimlerden yardım alıyor, sonunda iş nerelere varıyor diye merakla okuyoruz. Çocuk okurun eğlenip tahminlerde bulunarak ilerleyeceği sayfalar masalların tadını, gizemli düş dünyasını başarıyla yansıtıyor. Altı masal da iyilik, adalet, haktanırlık duygularını çok yönlü bakış açısıyla okuruna sunarken metnin okura aktardığı önemli şifrelerden biri de klasik masallarda dayatılan cinsiyetçi ve rekabetçi tavra karşı çıkması.

Klasik Keloğlan masallarının başında genellikle fakir, çirkin, kimsesiz olan Keloğlan, azminin ve başarısının ışığında padişahlıkla, zenginlikle veya evlilikle (padişahın kızıyla) ödüllendirilir. Bu masallarda Keloğlan yine padişahın kızına kavuşsa da kızın görüşünün de önemli olduğu vurgusu yapılıyor: "Kızı da Keloğlan'dan pek hoşlanmış. / Padişah da fazla düşünmeden kızını Keloğlan'a vermiş" (s. 28).

Mavisel Yener - Cumhuriyet Kitap – 23 Temmuz 15

Soframda Anadolu, Faruk Bayrak, Alfa Yayınları

Alfa Yayın Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Faruk Bayrak'ın özel bir ekiple birlikte beş sene süren titiz bir araştırma ve proje sonucunda kaleme aldığı yedi kitaplık "Soframda Anadolu" aynı zamanda Türkiye'nin yemek envanteri niteliğinde.

Dile kolay beş sene! Türkiye'nin tüm valilikleri, il kültür turizm müdürlükleri ve belediyeleri ile temasa geçilerek, ellerindeki tüm kaynakların taranmasıyla yola çıkılan, her bir tarifin denendiği, tadıldığı ve belki tekrar pişirildiği bir kitap bu. Yani aslında söz konusu olan sadece bir yemek kitabı değil aynı zamanda "Türkiye'nin yemek ve lezzet envanteri. Hangi bölgede hangi yemeklerin öne çıktığı, nasıl pişirildiği, lezzetlerin, tariflerin ve pişirme tekniklerinin bölgelere nasıl farklılık gösterdiğini böylece görebiliyoruz.

Açıkçası böylesi bir envanterin ortaya konmuş olmasını çok önemli buldum. Çünkü Türk mutfağı, dünyanın sayılı mutfakları arasına girebilecekken ne yazık ki, dünya literatüründe adeta yok gibi. Öyle ki, uluslararası yemek programları ya da kitaplarına baktığımızda (kimse kusura bakmasın burada siyasi bir önyargı aramak kolaya kaçmak olacaktır) Yunan mutfağından Lübnan'a atlanıyor. Arası yok! Ve biz de burada "ama biz de varız" diye dövünüp duruyoruz. Bizim de beyaz peynirimiz var, bizim de mezelerimiz var, hatta "o yemek oranın değil buranın" falan diye efeleniyoruz. Sonrada ısrarla ve inatla sadece döner, lahmacun ve kebap ihraç ediyoruz.


Gerçek şu; Türk mutfağı büyük bir mutfak ama ihmal edilmiş, entelektüel açıdan sahiplenilmemiş, tanıtılmamış da bir mutfak. Ülkenin pek çok şehrinin yemekleri hala gün yüzüne çıkmış bile değil. Bunlar, anneanne ve babaannelerin vefatlarıyla da yok olacak. Bu yüzden Faruk Bayrak'ın bu beş senelik emeğinin, titiz araştırmasının, sabrının ürünü olan "Soframda Anadolu" için kendisine bir "elinize sağlık" demek isterim.

Buket Aşçı – Vatan Kitap – 15 Temmuz 15

Dün, Bugün, Yarın/ Bütün Hayatım, Sophia Loren, Çev. Eren Yücesan Cendey, Kırmızı Kedi Yayınevi

İtalya'da 2014'te yayımlanan Sophia Loren otobiyografisi, "Dün, Bügün, Yarın/ Bütün Hayatım" adıyla Türkçeye çevrildi.

Ela gözlü efsane güzel kitapta, kendisine sahip çıkmayan babasından Carlo Ponti'yle olan olaylı ilişkisine kadar her şeyi açık yüreklilikle anlatıyor. Öyle ki karşımıza efsane güzelliğinin ardında şaşırtıcı derecede ürkek bir kadın çıkıyor. Carlo Ponti'nin daveti üzerine gittiği ofisteki ilk fotoğraf çekiminde, tahmin edilenin aksine, o dönemki adıyla Sofia için işler pek de yolunda gitmiyor. "Umursamaz tavırları olan kameramanlar bana bir sigara uzattı, bunu yakmamı, kameraya bakarak, ileri geri yürümemi istedi. Şimdiye dek hiç sigara içmemiş, bir kamera karşısında tek başıma bulunmamıştım. Gayet yetersiz olduğumu düşünüyordum. Kameramanın da aynı şeyi düşündüğü belliydi. Sonunda Carlo'ya 'Efendim resmini çekmek mümkün değil. Yüzü çok kısa, ağzı çok büyük, burnu da çok uzun!' demişlerdi. Her zaman olduğu gibi burada da 'çok' bulunmuştum."


Çocukluğunu çirkin ördek yavrusuna benzeten ve kürdan gibi olduğunu söyleyen Loren'in bir ikona dönüşecek kadar güzelleşmesi fazla zaman almıyor elbette. Kuğuya dönüşen ördek, aynı zamanda tarifsiz şekilde tutkulu... Kendisi de bu halini "Daha engin bir denize dalmak istiyordum. Yüzme bilmesem de önemi yoktu" diyerek itiraf etmekte beis görmüyor. Hızla serpilip güzelleşmesiyle figüran olarak pek çok yapımda yer alır ancak hayatının dönüm noktası, 10 Ocak 2007'deki ölümüne kadar ayrılmadığı ünlü İtalyan yapımcı Carlo Ponti'yle karşılaşması olur. 2 oğlunun babası Ponti'yle 1951'in eylül ayında, Oppio Tepesinde küçük bir masada otururken tanışırlar. O sırada Carlo Ponti, Giulana Fastri'yle evli. Her ne kadar yan yana geldiklerinde onu hep tanıyormuş gibi hissettiğini ve yakın bulduğunu anlatsa ve ömrünün sonuna kadar yanından ayrılmasa da, Ponti'ye duyduğu aşk mıydı meçhul; zira kitap boyunca anlatılanlardan Ponti'ye karşı büyük bir güven duyduğu ve sığınma hissiyle dolu olduğu anlaşılıyor. Nitekim Sophia Loren, tüm o büyüleyici güzelliğinin ardında çekingen ve bir o kadar güvensiz, ne yapacağını kestiremez halde o günlerde. Öyle ki 1962'de yönetmenliğini efsane İtalyan Vittorio De Sica'nın yaptığı "Kızım ve Ben" filmiyle Oscar aldığı törene bile katılmamış. "Ödülü alamazsam düşüp bayılacaktım, kazansaydım da bayılacaktım. O büyük sahnenin karşısında, bütün dünyanın gözünün önünde buna izin veremezdim. 'Roma'da koltuğumda otururum' dedim ve öyle de yaptım."

Gizem Sevinç Selvi – HaberTürk Cumartesi, 18 Temmuz 15

Görsellerin sanatçısı Andrea De Santis.

0
2786
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle