09 MART, PAZARTESİ, 2020

“Ne de Güzel Oldu; İyi ki Karşılaştık”

Psikoterapist Tuğçe Isıyel, Ya Hiç Karşılaşmasaydık adlı kitabında günümüzün iletişim, ilişki ve hayatı anlamlandırma şekillerini, gayet sıradan alışkanlıklarımızı psikoterapi odasında yaşadığı deneyimlerle harmanlamış, bireyden topluma ruh hâllerimizi yazmış. Ya Hiç Karşılaşmasaydık’ta yer alan denemeler geleceğe güncelimizi anlatan bir bugün sorgulaması.

“Ne de Güzel Oldu; İyi ki Karşılaştık”

“Yaşam bir karşılaşmalar mesaisi. Bu kitap da o mesainin bir parçası” diyor Tuğçe Isıyel kitabının ön sözünde. Okumam boyunca bu başlığı taşıyan bir yazı bekledim ama sonunda bahsedilen karşılaşmanın kitap olduğunu anladım. Isıyel’in dünyası çok zengin; psikolojiye, yaşadığımız sıkıntılara, bizi durduran, bazen de harekete geçiren duygularımıza bakışı kapakta da yazdığı gibi hem psikoterapi odasından hem de kitaplardan, edebiyattan. Bilindik kavramları kendi bakış açısıyla anlatıp, onları yeni sorularla yeniden yorumluyor. Mesela evleri canlı ve hareket hâlinde mekânlar olarak görüp, ilk mekânımıza, anne bedenine gönderme yapıyor. Ama Ev ve anne bu kadar birbirini çağrışrırken ve bir yanıyla da iç içe geçmişken, dilimizde dönüşlerin anne evine değil de hep “baba evine/ocağına” olması bu yazının ortaya attığı bir soru olsun” diyerek de okuru başka sorgulamalara, girdaplara çekiyor. Girdap dediğim aslında ruhumuzun derinlikleri. Evlerin tadilatından içimizde süren tadilatlara varıyor, yeni nesil mimaride yer almayan balkonlardan toplumsal bir çıkarım yapıyor. Yani psikolojiyi hem elle tutulur, gözle görülür hem de dokunduğumuzda kaybolacak bir incelikle anlatıyor. Isıyel’in dünyasında balkonsuzluk ara alanları yok ederek ilişkilerde fazla sahiplenmeyi ya da hemen terk etmeyi beraberinde getiriyor. Yeni moda Fransız balkonları içinse Fransız kaldığımız olaylara, mahallelere, insan duygularına işaret ediyor. Böylelikle bir yandan da nesnelerin psikolojisini anlamamızı sağlıyor. Yazar “Balkonları Koruma ve Yaşatma Derneği” kurma isteğiyle okuru entelektüel dünyasının sıcaklığıyla sarmalıyor. Tuğçe Isıyel boşluğa düşmenin insanın özgürce hareket etmesini sağlayan bir boş alan yarattığından, dolu dolu yaşamaktansa hayatı boşluklu yaşayarak dinlemekten dem vuruyor. “Sessizlikleri susturmayınız” gibi bir isteği de var okurdan, balkonları yaşatma derneğine ek olarak.

Tuğçe Isıyel

Denemelerinde bir yandan ilişkilerden, takılmaktan, ânı yaşamaktan, mutluluk fetişizminden bahsediyor bir yandan da mutluluğu kimin ölçtüğüne dair yaptığı tespitlerle okuru sorgulamaya iterek, gözlerimizi kamaştıran yaşam dayatmalarının dışına çıkarmayı başarıyor. Issız adamlara, kaybedenler kulübüne dem vuruyor. Issız adamları ürkek aslanlar çetesine benzetiyor. Ürkek aslanların neden sevilmeye izin vermediğini, kadınların kaybedenler kulübünde ne aradığını sorguluyor. Bir şifre çözücü gibi aslında Isıyel; yaşanmışlığın, travmaların sonucu oluşan davranışların, ruhun şifrelerini çözmeye çalışmış. Şifayı kapmak deyimindeki derinliği depresyona uyarlıyor mesela. Edebiyatın iyileştirici gücünden bahsediyor. Turgut Uyar’dan Cemal Süreya’ya, Sokrates’ten Shakespeare’e birçok edebiyatçı ve filozoftan verdiği örneklerle yazılarını lezzetlendiriyor

Kedisinin oynamayı alışkanlık hâline getirdiği bir oyunu ikili ilişkiler içerisindeki kaçışlara benzetiyor. Kedilerle yazarların ne kadar benzer olduğunu anlatıyor. Tuğçe Isıyel günümüzü felsefik bir bakış açısıyla ve psikoterapist kimliğine sadık kalarak anlamlandırıyor. Ve diyor ki; İnsan yaşamı bir tür anlatıdır zaten. Sürekli bir hikâye örülür ve biz hem yaşadığımız zamanın hem de geçmişin anlatısını duya duya büyürüz”.

Başlık ve sliderlarda kullanılan illüstrasyon Seolhee Yang'a aittir.

0
3907
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle
Geldanlage