11 MAYIS, PAZARTESİ, 2020

“İçine” Çağıran Bir Kitap: Herkes Dışarı

Yusuf Çopur'un her biri okuruna sorular sorduran, bireyin iç dünyasını merkezine koyan öykülerden oluşan ilk öykü kitabı Herkes Dışarı üzerine bir inceleme yazısı. 

“İçine” Çağıran Bir Kitap: Herkes Dışarı

Dünya koronavirüs pandemisi ile kavrulurken, “Herkes evlere” kampanyaları sürerken, Herkes Dışarı’yı okudum. Öncelikle böyle bir dönemde kitap yayımlayanlara teşekkür ve tebriklerimi iletiyorum. Okumaya daha da çok ihtiyacımızın olduğu bu zamanlarda, yeni soluklarla buluşmak hepimize iyi geliyor. “Yeni soluk” dedim ama Daha Vakit Var(2012), Bir Uzak Düş(2014) adlı iki romanı aracılığıyla, Yusuf Çopur’un kalemine, aşinayız. Herkes Dışarı, Çopur’un ilk öykü kitabı. Edebiyat dergilerini izleyenler zaman zaman onun öyküleriyle karşılaşmışlardır. Yüksek lisansını, doktora eğitimini edebiyat üzerine yapmış olan yazarın çocuklar için kaleme aldığı “Pupu ve Yuyu” serisini de anmadan geçmeyelim.

Kitapyurdu Yayıncılık (KDY) tarafından yayımlanan Herkes Dışarı, on beş öyküye ev sahipliği yapıyor. “Hızlı okuma” teknikleri baş tacı edilirken, aslında “yavaş okuma” dersleri de verilse mi diye düşünürüm bazen. Çünkü kimi kitapları oldukça yavaş, sindirerek okumak gerek. Herkes Dışarı, dura düşüne okunacak bir kitap. Öyle bir solukta okunup bitirilecek öyküler değil, hepsi demir birer leblebi. İyi bir kitap soru sordurur okuruna. Herkes Dışarı, sorular sorduran öyküleri ağırlıyor sayfalarında.

Öykülerin ortak özelliği, insanın iç dünyasına eğilerek, yaşananlar karşısında bireyin duygu durumunu ele alması. Bununla birlikte toplumsal hayatın önemsendiği, arka plana dönemi yansıtan ayrıntıların da serpiştirildiği, yaşamdan kopmayan öyküler. Kimi öyküde iç konuşmalar, düşsel öğeler biraz daha öne çıkıyor. İnsan ilişkileri, sıra dışı olana toplumun bakışı, bastırılmış duygular, bireyin sorunlar karşısındaki tepkileri, duygu yansımaları farklı boyutlarıyla ele alınıyor.


Öykülerin çoğunda toplumsal sorunlar var; fakat bu sorunları ısrarla gözümüze sokmaktan kaçınıyor yazar. Kişilerin iç dünyalarına eğilerek, bireyin toplum içindeki varlığına dikkat çekiyor; yaşanan soruna odaklanmayı okurun tercihine bırakıyor. Kitabın ilk öyküsü “Madam Holly” buna iyi bir örnek.  Yaşlılar bakımevinde çalışan otuz yaşındaki hemşire Holly üzerinden ilerliyor hikâye. Holly’nin iç dünyasını okurken, hayatlarının en yavaş zamanını yaşayan, bakımevindeki yaşlı insanların sorunlarına odaklandığımızı fark ediyoruz. Yaşlıların yalnızlığı, her günün boğucu aynılığı “Bir arabanın çarpması gibi çarpıyor ruhumuza”, öykü bittiğinde aslında daha yeni başladığını kavrıyor, mıhlanıp kalıyoruz. Yaşlıların yaşadıkları zorluklar temel alınsa da anlatı bu sorunları ısrarla göstermeye çalışan bir yapıda değil. Bu, Çopur’un diğer öykülerinde de dikkat çekici bir özellik. “Müdür” adlı öyküde anlatılan iç ağrısı da gözümüze sokulmadan anlatılan bir sorun. Uzun süre belleğimizden silinmeyecek bu öyküyü bitirdiğimizde, vicdan, değerler, haksızlıklar üzerine düşünürken buluyoruz kendimizi. “Müdür olmak kolay mıydı? Bir yerlere gelebilmek için unutkan olmak gerekti.”(s.99)

Herkes Dışarı’yı Türkçenin tadını çıkararak okuyoruz. Yazarın anlatı hamurundaki dil, metnin hayatla bağlantısını kuruyor. Gerek anlatım tarzı, öykülerin işlenişi gerek kullanılan sözcükler ve sadelik dikkat çekici. Dilin zenginliklerinden olan argo, küfür, şive gibi unsurları başarıyla kullanılmış. “Başlatma abine, meymenetsiz herif.”(s, 26), “Sıçayım senin prensiplerine.”(s, 72), “Akşama kadar ölü kıçı yıkamaktan anam ağladı.” (s, 92)

Edebiyatın hedefi doğrudan doğruya insandır, insana erişmektir. Yusuf Çopur’un öykülerinde bunu görebiliyoruz. Bu öykülerde, toplumun içinde kendini eğreti bulan insanlar, onların bastırılmış duygularının yansımaları, doğal bir gözlem anlayışı içinde aktarılıyor. “Ben Güzel Miyim Abi?” isimli öykü bunlardan biri. Kendi hayatında cesaret edemediği yüzleşmeleri kitaplarda okuduğu karakterler aracılığıyla yapan Selçuk, hayalet yüzlü bir kadın ve bu dünyaya asla ait olamamış Murat bir araya getirilerek bireyin, dolayısıyla toplumun sıkıntıları yansıtılmış. Selçuk’un üstündeki her şeyi çıkarıp sonra hepsinin tersini çevirip öylece giymesi, öykünün okura açtığı ufuklardan biri.  Selçuk neden giysilerinin tersini çevirmiştir, onları giydiğinde ne hissetmiştir, ne değişmiştir? Öykü kahramanının giysileri aracılığı ile kurulan bu bağlantı, öykünün derinliklerine inmek için iyi bir fırsat sunuyor okura.

Dünyaya asla ait olamamışlardan biri de “Madam Aceline” öyküsünde anlatılıyor. Kasabanın ana caddesindeki evlerden birinin kapısında, dağınık kısa saçlarıyla heykel gibi duran, her gün nemli gözleriyle etrafı seyreden Madam Aceline’in orada ne yaptığını merak eden yok mu? Zamanı, mekânı, insanı, önceyi, sonrayı sorgulama olanağı veren, yazarın kılı kırk yaran bir dikkatle işlediği bu sarsıcı hikâyenin unutulmazlarım arasına girdiğini söyleyebilirim. Madam Aceline’in geçmişinde aslında bir kentin geçmişi saklıdır. Sırları çözmek için uğraş veren Muallim Bey ile Aceline’in serüvenlerini roman kurgusunda okumak isterdim doğrusu.

Herkes Dışarı, kitaptan ötelere, yazarın beslendiği başka yazarlara da götürüyor okurunu, ileri sıçratıyor. Kitaba adını veren öykü bunun en belirgin örneklerinden. Kendine ait derin felsefe içeren cümleler kurup altına ünlü düşünürlerin/yazarların adını yazan öykü kahramanımız bizi hem güldürüyor hem düşündürüyor. “Toplumla sağlıklı ilişki kuramayan, ömrü boyunca sevgiyi aramış ama bir türlü yakalayamamış gönül yorgunu bir öykü kahramanı nasıl olur da okuru güldürebilir?” diye sormayın. Bu öykü, kara mizahın iyi örneklerinden biri. Konfüçyüs, Cemal Süreya, Can Yücel, Orhan Veli, Oğuz Atay, Özdemir Asaf, Sabahattin Ali, Tolstoy Herkes Dışarı’nın selam çaktığı yazarlardan bazıları. Adının neden böyle koyulduğunu söyleyip okuru keşfetme zevkinden mahrum etmeyeceğim.

​Kitaptaki mizah örneklerinden biri de “Ne İstersen Söylerim” adlı öykü. Profesyonel yalancılık mesleğini yapan, edebiyat fakültesi mezunu bu işten iyi para kazanmaya başlamıştır. İnsanlara yalan söyleyerek hayatını kazanan kahramanımız bizi güldürürken toplumsal yapıya ışık tutup sorgulamamızı sağlıyor. Bir başka kara mizah öyküsü de “Ölü(m)”. Bir meftanın gözünden kendi cenazesinin anlatıldığı öykü, demir leblebilerden biri.“Her şeyi görüyor, herkesi duyuyorsun ama sesini kimseye duyuramıyorsun. Hoş, yaşarken de bundan farklı değildi.”(s. 87)

Yusuf Çopur, yenilikler peşinde koşmayıp klasiğin izinden gitmeyi yeğleyen bir yazar. Onun edebi metinlerinde saygı duruşu yaptığı ustalar var. Onlardan biri de Selim İleri. “Solmaz” adlı öykü bizi ister istemez Selim İleri’nin Solmaz Hanım, Kimsesiz Okurlar İçinadlı romanına gönderiyor. İzlekleri açısından paralellik taşıyan bu iki anlatı da yaşadığımız hayatlardan ya da toplumsal düzenden kaynaklanan şizofrenik bakışı sorguluyor. Yusuf Çopur’un kurmaca dünyadan tuttuğu prizmada, iç hesaplaşmalar, kişisel mutsuzlukların ardındaki esas nedenler, yalnızlık hali, iletişimsizlik, geçmişin ağırlığı, nankörlük gibi sorunlarının yansımaları var.

Kitaptaki öykülerde farklı anlatım teknikleri yeğlenmiş. Kimi öyküde anlatıcının aradan çekildiğini, bilinç akımının kullanıldığını, kimisinde iç konuşmalara ağırlık verildiğini görüyoruz. “Aramızda Kalsın”, bu açıdan diğerlerinden farklı bir öykü. Bir tiyatro oyunu okur gibi okuyoruz hikâyeyi. Diyaloglarla, çatışmalarla, aksiyonlarla, mekân tasvirleriyle hayat sahnesine büyüteç tutuyor. Kahramanlar rollerini oynarken okuyucu çoklu bakış açısıyla bütün çağrışımlara açık hale geliyor. Kitapta böyle bir örneğin bulunması, yüreğimize düşen replikleri bulmamız açısından da önemli. “Herkes rolünü oynuyor bu hayatta.”(s. 110)

Herkes Dışarı, okuru “içine” çağırıyor. Akademisyenlerin, edebiyat bilimcilerin bu kitap üzerine hazırlayacakları tezleri merakla bekliyorum. Unutmadan söyleyeyim; Herkes Dışarı, bu yılın öykü ödüllerini hak ediyor, demedi demeyin!

Başlık ve kapakta kullanılan fotoğraflar Toby Coulson'a aittir.

0
3074
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle
Geldanlage