08 OCAK, ÇARŞAMBA, 2020

“Eviniz Yanıyormuşçasına Mücadele Edin”

İklim krizi giderek derinleşirken bunun sancıları dünyanın farklı birçok ülkesinde de görülmeye devam ediyor. Bir yandan Avustralya, Amazonlar ve Afrika’daki yangınlar, öte taraftan giderek artan petrol ve gaz üretimi dünyayı dönüşü olmayan bir felakete sürüklüyor. Tüm bu krizler, ne yapılabileceği ve aslında ne yapılmak zorunda olduğu hakkında iklim değişikliği çalışmalarıyla da bilinen Ömer Madra ile bir söyleşi gerçekleştirdik.

“Eviniz Yanıyormuşçasına Mücadele Edin”

Kıyamet Tacirlerine Karşı Kıyam Et ile okura iklim krizi ve vegan beslenme hakkında çeşitli dönemlerde yazdığı makalelerinden oluşan bir kitap sunan Ömer Madra, giderek büyüyen iklim krizinin tam orta yerinde dünyanın içinde bulunduğu sancılı süreci anlatıyor.

Sokağın ve hayatın içinden geliyorsunuz. Gerek radyo gerekse yazarlık faaliyetlerinizle ön plana çıkıyorsunuz. İklim değişikliği konusundaki program ve faaliyetlerinizle de tanınıyorsunuz. Bu konuya ilk ne zaman eğildiniz ve bu ilgi nasıl oluştu?

Biraz içgüdüsel bir şekilde oldu. Lisedeki arkadaşlarım benim hakkımda dedikodu yaparlarken yıllığa şöyle yazmışlar: En küçük bir hava değişikliğinden etkilenir. Sanırım benim de böyle bir şeyim var, o anlaşılıyor. Ama o zamanlar da, 1980’lerin sonu gibi, böyle yakınıp duruyordum, havalarda bir tuhaflık var diye.

Aslında çok yakın bir tarih.

O sıralarda, bir tuhaflık yok mu, diye etrafımdakilerle konuşurken tamamen denk geldi. Arkadaşım Metin Münir, ya çok konuşuyorsun, al şunu oku, diye önüme bir kitap attı.

Hangi kitap acaba?

Doğanın Sonu. Bill McKibben’in The End of Nature’ı. Bende şafağın atması o kitabı okumamla beraber başladı, çünkü hakikaten, doğanın sonuna geliyoruz diye gayet provokatif bir başlığı var. Ama gerçekten çok önemli. Gerçi benim de idrakim, kavraması falan bir Türk olarak birkaç yıl sürdü. Açık Radyo’dan önce de bu konularda makale falan yazıyordum. Asıl Açık Radyo ile beraber ciddi bir biçimde bu konuya eğilme fırsatım oldu. O gün bugündür giderek artan bir ölçüde bu konuyla, bu meseleyle ilgilendiğim söylenebilir. Şu ânda geldiğimiz noktadaysa artık bu işe çok yoğun bir şekilde ilgi duymama ve kitap yazmama rağmen, ki daha önce de başka bir kitap yazdım, artık ben bile bilimsel raporlara filan yetişemiyorum. Bundan yakınmaya başladım. Bu iyi mi kötü mü onu da bilmiyorum. Çok büyük bir uyarı başladı bu konuda ama yetişebilecek miyiz bilmiyorum. Yani tam anlamıyla bugün de önümüzdeki metinde de görüldüğü gibi tüm devrilme noktalarını geçmiş olabiliriz.

Kıyamet Tacirlerine Karşı Kıyam Et’te aslında iklim konulu radyo programlarınızı topluyorsunuz. Hem bunları derli toplu bir şekilde elde tutabilmek, hem de aslında bu konuya farklı açılardan yaklaşmayı sağlaması bakımından oldukça önemli bu. Peki kitap fikri nasıl ortaya çıktı? Bize biraz kitabın serüveninden bahsedebilir misiniz?

Şimdi şöyle, daha önce Ümit Şahin’in benimle yaptığı bir nehir söyleşi diyebilirim, 10 ay süren devasa bir söyleşi vardı. Sanırım 12 seans falan sürmüştü. “İklim Krizi” adı altında neden daha fazla bekleyemeyiz diye soran ve cevabı da kendi içinde olan bir soru-alt başlık şeklinde. Tüm bilimsel yayınları kapsamaya çalışan etraflı bir eserdi. Ama ben her yerde giderek artan bir dozajda okullara gidip bu konuları konuşuyordum. Zaman zaman da Açık Radyo’nun sitesinde yer alan yazılar yazıyordum. Bu iş son yıllarda yoğunlaşınca bari her gün birkaç yazı yazayım dedim. Bir ara 2000 yılında Yeni Bin Yıl’a haftada her gün belki beş defa köşe yazıları yazıyordum. Onun gibi bir takım vakayinâme gibi, bir çeşit kronik gibi yazılar yazıyordum. Ama artık yoğunluk o kadar arttı ki bırakmak zorunda kaldım. Bari bu biriken yazıları bir kitaba dönüştürelim dedim. Aslında bu Kıyamet Tacirlerine Karşı Kıyam Et kitabı da bu vakayınâmelerin, tarihsel kroniklerin yer aldığı gündelik bir tutanak gibi. İşte kitap da onların toplanmasından ve iki geniş kapsamlı söyleşiden oluşuyor. Kitabın editörü olan Çağlayan Çevik önerdi bunu, fikir ondan çıktı. Ana amacım bu konunun sürekli gündemde kalması. Çünkü çok ciddi bir sorun var ve bu mesele ciddiye alınmıyor. Aleyhte fosil yakıtçılarla ilgili ciddi çalışmalar var. Dolayısıyla medyanın dikkatini çekmeye çalışmak önemli, zira bu konuda Açık Radyo’ya benzer birkaç yayın yapan yer daha var. Kitap üzerine yaptığımız konuşmalar, konferanslar, sohbetler veya senin şimdi yaptığın gibi bana bu fırsatı verenler önemli. Bu konu Greta Thunberg’in dediği gibi başka hiçbir şey konuşulamayacak kadar acil.

Evet. Aslında yine buradan da devam edebiliriz. Kitabın içeriğine girerken ilk olarak sizin de aslında kitabınıza giriş yaptığınız gibi İsveçli Greta Thunberg’ten bahsetmek istiyorum. Greta, “parlak bir geleceğe umutla bakan, çok mutlu kız” neyi değiştirdi ve neyin farkına varmamızı sağladı veya bir şeyleri görünür mü kıldı?

Bu tabii biraz esprili bir soru. Trump’ın tamamen salakça ve küstahça diyebileceğim tweetine gayet ince bir cevap. Greta, Twitter hesabının “Hakkında” kısmında kısa bir süre için Trump’ın kendisi için söylediği bu lafı da koymuştu. Greta Thunberg gibi birinden, bizim çok uzun zamandan beri konuştuğumuz bir meseleyi birdenbire çok çarpıcı bir biçimde, bir çocuğun gözünden görmek ve duymak bizi çok etkiledi. Biz aslında onu Açık Radyo’da çok erken keşfettik. Özellikle 20 Ağustos 2018’de greve çıktığında. Biz de ondan aşağı yukarı 4-5 gün sonra The Guardian’da çok ilginç bir mülakat yakaladık. Bir hafta geçmeden de bunu Açık Radyo’ya naklettik. Yani çocukların önemli bir ayaklanması var. Çocukların başını çektiği ve sonradan büyüklerin de katıldığı işte “Yok Oluş İsyanı” gibi bir isyan hareketi bu, adı üstünde ve hâlâ da devam ediyor. Şu ânda açlık grevinde olan 10 kişi var.

Evet ve bu rakam giderek artıyor.

Bir tanesi işte 70 küsür yaşında falan. Belli kurumların önünde devam ediyor. Çok ciddi bir mesele.

Bir yandan protestolar da devam ediyor. Viyana’da, Londra’da ve daha birçok yerde. İklim krizine karşı birçok yerde, meydanlarda, parlamentolarda bu protestolar devam ediyor.

Evet, işte onun için de sürekli olarak bu konuyu gündemde tutmamız lazım. Nature dergisinde yayımlanan bir yazıda, uzun zamandan beri takip ettiğim çok önemli bilim insanları, coğrafyacılar ve daha çok fizikçiler, kimyacılar falan artık devrilme noktasını, bardağı taşıran damlayı falan geçmiş bile olabiliriz, diyorlar. Aslında fizikçiler bu açıdan önemli çünkü onların bilimi yorumlaması daha farklı. Yaptığımız alarm verme, insanları korkuya salmak için değil ama derhal harekete geçmezsek çok geç kalmış olabilir, her şey kontrolden çıkabilir ve insanlık medeniyeti, hatta gezegen üzerindeki her şey büyük tehlikede olabilir diye yeni bir uyarıda bulundular bu sabah. İşte Greta’nın da, başta o olmak üzere, söylediği de zaten bu. Niye herkes sessiz, niye bununla bir tek ben ilgileniyorum, niye kimse konuşmuyor, niye bu her zaman ilk haber değil, diyor.

Zaten kendisi de diyor ya, “Eviniz yanıyormuşçasına mücadele edin. Zira dünyamız yanıyor” ve bu yangını kimse görmüyor, umursamıyor.

Yanıyor, evet. İşte biz Greta’yı Kotiwice’de geçen yıl yapılan İklim Zirvesi’nde yakaladık ve Ümit Şahin onunla Açık Radyo için özel bir mülakat gerçekleştirdi*. O tarihten beri Türkiye’de çocukların başını çeken Atlas’lar (Sarrafoğlu) vs. birçok çocuk da oldu. Onlarla bir toplantı yaptığımızda, “Nereden çıktı bu, siz nasıl harekete geçtiniz,” diye sorduğumuzda Greta’dan duyduk dediler. İşte Greta’yı nereden duydunuz dediğimizde Açık Radyo’dan duyduklarını öğrendik. Yarın, bu konuşmayı yaptığımızın (28 Kasım 2019, Açık Radyo, Karaköy) ertesi günü gene sokakta olacaklar. Kara Cuma diye adlandırılan, herkesin muazzam bir biçimde alışveriş yaptığı günde onlar da tam aksine kitap ve yiyecek takası düzenleyecekler. 

Dünyanın ne kadar ömrü kaldı, hiçbirimiz tabii tam olarak bilmiyoruz, daha doğrusu eğer bir şeyleri ciddi anlamda değiştirmezsek belki de “o profesör”ün dediği gibi, 25 veya 30 senelik bir ömrümüz kaldı. Peki siz bir şeylerin değiştiğini veya değişmekte olduğunu düşünüyor musunuz?

Biraz önce söylemeye çalıştığım şey buydu, o profesörün dediğinden de daha yakın bir zamanda bunlar olabilir. Bir kere Hükümetler Arası İklim Değişikliği Paneli diye adlandırılan, Birleşmiş Milletler nezdinde kurulan çeşitli ülkelerin içinde bulunduğu, dünyanın en büyük organizasyonlarından biri olan, bilim insanlarından oluşan bir topluluk sürekli çalışıyor ve dünyayı uyarıyor. Geçen sene özel bir toplantı yaptılar. Toplantının adı da “Bir Buçuk”tu. Endüstri çağına göre ısınmayı 1.5 derecede tutmak gibi bir hedefleri vardı. Dünyaya çok önemli bir uyarıda bulundular. 2030’a kadar en azından bu hedefi gerçekleştirelim, dediler. Bunu 2018’de söylediler. O zaman aşağı yukarı 11 senemiz kaldığını düşünebiliriz. Ama son gelişmeler, biraz önce sözünü ettiğim araştırmalara bakılırsa bu çok daha yakın bir tarihte artık kontrolden çıkmış olabilir. Çünkü Paris İklim Anlaşması’nda ülkelerin taahhüt edip yapacağız dedikleri şeyleri yapmadıkları görüldü. Hatta tam tersine fosil yakıt kullanımı artıyor.

Donald Trump zaten anlaşmadan da tamamen ayrıldı.

Evet. Yani 20 Kasım’da “Üretim Açığı Raporu” diye bir şey yayımladılar. Bunların hepsini çevreyle ilgili Birleşmiş Milletler kurulları yayımladı. Bunları bazı bilimsel kuruluşlarla ortak yapıyorlar. Diyor ki, dünya 2030’a kadar, yani yaklaşık 10 sene içerisinde, endüstri çağında 2 derecelik tavan sıcaklığı artışı hedefini gerçekleştirerek bile dünyanın bugüne kadarki toplam fosil yakıt tüketiminin iki katını bu süreçte gerçekleştirmiş olacak. Yani 200 yıldan daha uzun bir süredir fosil yakıt kullanıyoruz ve son 10 yıl içerisinde kullandığımız fosil yakıt miktarı geride kalan tüm o yüzyıllardan çok daha fazla.

Evet, hatta buna ilave olarak İran ve Suudi Arabistan da fosil yakıt üretimlerini arttırma kararı aldılar ve buna devam da ediyorlar.

Hatta buna Amerika’yı da dâhil edebiliriz, herkes arttırıma gidiyor, işin korkunç olan yanı bu. Kömür, petrol ve gaz üretmeye devam ediliyor. Bu o zaman 2 dereceyle ilgiliydi. Asıl Paris İklim Anlaşması’nda vaat edilen 1.5 dereceyi tavanda tutabilseydik bile bunu yüzde yüz yirmi aşmış durumdayız. Felaket bir durum söz konusu. Şimdi bu üç rapordan bir tanesi buydu. Bu 20 Kasım’da çıkan “Prodüksiyon Açığı” raporu. Ondan beş gün sonra yayımlanan (25 Kasım’da) Dünya Meteoroloji Örgütü Raporu var. Dünya Meteoroloji Örgütü de Birleşmiş Milletler’in hava durumuyla ilgili konulara bakan en yetkili kurumu. O da diyor ki iklimi ısıtan sera gazlarının, karbon monoksit başta olmak üzere metan ve azot oksit gibi gazların dünyayı bir battaniye gibi sardıkları için dağılmıyorlar da, salınımında hiçbir azalma olmadığı gibi aslında hiçbir yavaşlama belirtisi de yok. Oysa Paris İklim Anlaşması sırasında tam tersi söylenmişti. Halbuki bu anlaşmalar sırasında bir sürü vaatte bulunulmuştu. Bu da ikinci rapordu. 26 Kasım’da, bir gün sonra ise üçüncü bir rapor çıktı. O da “Emisyon Açığı, Karbon Monoksit Salınım Açığı Raporu” adını taşıyor. Orada dehşet verici şeyler var. Mevcut bilgiler çerçevesinde, ülkelerin giriştiği taahhütler çerçevesinde, dünyanın bu yüzyıl sonuna kadar 3,2 derecelik bir sıcaklığa ulaşacağını söylüyor yine endüstri çağının başlangıcına kıyasla. Yani burada bin bir farklı problemden bahsediyoruz ama en önemlilerinden bir tanesi adalet meselesi. Yani bunda hiç payı olmayan Mozambik gibi ülkeler var. Küresel ısınmaya yüzde bir katkısı var, endüstrisi falan da yok. Onlar bile en çok etkilenenler arasında. En çok sel yaşanan, en çok kuraklıktan çeken ülkeler arasında yer alıyorlar. Bugün bu konuşmayı yaptığımız gün bile (28 Kasım 2019, 11 am) Bill McKibben’dan gördüm, Twitter’da, Marshall Adaları’nın bazı bölgeleri tamamen tahliye edilmek zorunda kalmış. Çünkü zaten alçak Pasifik adaları fırtınalar arttıkça büyük problemlerle karşı karşıya kalıyor. Ayrıca su ve yiyecek problemleri var. Açlıktan dolayı zaten yer değiştirmek zorundaydılar. Şimdi bir de sel bastı. Zaten bir de nükleer denemelerin yapıldığı yerlerde yaşıyorlar, Bikini’de. Yani büyük bir adaletsizlik söz konusu. Sonuç olarak bu üç raporla birlikte, biz bu sınırı ya aşmış ya da aşmak üzere olabiliriz. Çok tüyler ürperten bir rapor. Dünyanın en ciddi, hiç şaka yapacak insanlar değildir bunlar, bilim adamlarının imzaları var. Onlar bile artık iş rayından çıkabilir, diyor. Üstelik onlar da Greta ve arkadaşları haklı, onlar uyarıyor ama hükümetlerden tık yok, diyor. Türkiye’de bu konuda hiçbir şey yok. Yine büyüme teraneleri. Gündelik şeylerle uğraşılıyor. Dolayısıyla çok ciddi bir durum var. Ama mücadeleye devam.

Evet, Şili şu sıralar oldukça karışık.

Şili inanılmaz bir kararla bütün dünyanın geleceğini tek bir adamın kararıyla iptal etti ve zirveyi ben yapmıyorum, dedi. Çünkü sokaklar karışık. Çok haklı bir isyan bu tabii ki. Tüm bunlar Sebastián Piñera denilen korkunç zengin bir adam yüzünden.

Aslında ben de bir süre Amerika’daydım. Ben de bu iklim raporlarını ve açıklamaları takip ediyordum. Özellikle Obama döneminde bu konular gündemdeydi, Trump döneminde bu kadar konuşulmuyor. İnsanlarla bu konuda konuştuğumda, belki yakın bir gelecekte Florida başta olmak üzere Amerika’nın doğu yakası eyaletlerinin sular altında kalıp Miami, New York gibi şehirlerinin yok olabileceğinden bahsettiğimde bunun şaka veya distopik bir düş olduğunu düşünürlerdi. Ancak ben bunları açıklanan bilimsel verilere göre söylüyordum. Demek istediğim, insanlarda hep bir umursamazlık, bize bir şey olmazlık hissi hâkim. Veya bu eyaletler sular altında kalsa bile batıya göç edip her şeye aynı biçimde devam edebileceklerini zannediyorlar. Oysa bu değişim sadece ana kara parçalarının sular altında kalmasından ibaret değil ve bunu anlamıyor, anlamakta güçlük çekiyorlar. Sanırım Türkiye’de de biraz bu var. İnsanların bilinçliliği konusunda ne söylemek istersiniz? Gerçekten bilinçliler mi?

Evet, zengin Türkler’in de sevdiği bölgeler bunlar. :) Evet, ama maalesef başka bir şey daha var. Maalesef bilim aşağılandı. Bunu bilim tarihçileri de net bir şekilde söylüyor, mesela Naomi Oreskes. Sanırım Princeton University’dendi. Bir başka öğretim üyesiyle beraber (Erik M. Conway ile) de Merchants of Doubt isminde bir kitap yazdılar. Bunu dünyaya atılan en büyük kazık olarak niteliyorlar ve işin arkasında sadece paranın olduğunu söylüyorlar. Sigara da böyle başlamıştı, onları da açıklıyorlar. Büyük tütün şirketleri, yok canım sigaranın sağlığa ne zararı olacak, bu nereden çıktı, hiçbir şeyi yoktur bunun, bilimsel bir gerçeklik değildir bu, dediler. Hem bunu inkâr ettiler hem de insanları aldattılar. Çok iyi çalıştığı anlaşılan bir propaganda yürütüyorlar. İnsanlarda şüphe yaratıyorlar, o yüzden kitabın adı da Merchant of Doubt (Şüphe Tacirleri). Belli değil, yok öyle bir şey, diyorlar. Aynı insanlar, aynı şirketler fosil yakıtlarla ilgili de aynı propagandayı yürütmeye başladılar. Karbondioksit iyidir, hayat için gereklidir, hayatın temelidir, diyen bile oldu.

Evet, tamam da bitkileri de yok ettiler, onlar da kalmadı ki geriye. Bir açıdan doğru ama bakın işte bu da var, onu da yok ettiler.

:) Evet, hatta, Exxon Mobil gibi şirketlerin, ta 1960’ların ortalarından beri, bu işi 50-60 senedir bildikleri, bilimsel araştırma yaptırdıkları ve bunları kendi çıkarları için kullandıkları, bunları yeni petrol kuyuları açmak için değerlendirdikleri, işte eriyen buzulların altından falan yakıt çıkardıkları, buna karşılık sahte raporlar ürettikleri, işte Charles ve David Coch gibi, sahte kuruluşlar kurarak insanları aldattıkları ortaya çıktı. İşte Merchants of Doubt da bunları anlatan mükemmel bir kitaptır. Oreskes’in harika yazıları var. Hatta filmleri de var, belgesel de yaptılar kitabı. İki yazar da konuyu belgeselde anlatıyor. Kömürcülerle ilgili olanı yeni çıktı ve tesadüfen 1965 tarihli bir madencilik mühendisliği dergisinde bir mühendis katalogları karıştırırken bulmuş, orada kömürün küresel ısınmaya yol açacağı, iklimi değiştireceğini anlatan raporlar var. Karbondioksit iyidir diyen de Peabody Kömür Şirketi’nin ikinci başkanı, 1997’de mi ne söylemiş bunu. Kömür iyidir, mükemmeldir, demiş. Bugün de Avustralya Başbakanı (Scott) Morrison benzer şeyler söylüyor. Meclise elinde kömürle gitti ve onu göstererek, işte bu harika bir maddedir, diyerek aynı şeyi yaptı. Son derece çarpıcı bir örnek olarak da, arabanızı çalıştırın ve sürün, tanrının istediği budur, dedi. Bunu söyleyen dünyanın en büyük kömür şirketlerinden biri olan Peabody’nin ikinci başkanı. İşte petrolcülerle iş birlikleri falan da var, bu tanrının emridir, diyor. Durum böyle devam ediyor. Son derece vahim bir durumla karşı karşıyayız. Ama mücadele de nihayetinde başladı. İklim değişikliği ve küresel ısınmaya yol açan sera gazları durmadan rekor kırarak artmaya devam ediyor. Halbuki hepsi hükümetlerin azaltacağız, durduracağız dediği şeylerdi. Ama böyle gitmiyor. Ben de buna yetişmeye çalışıyorum. Bugün de bir rapor geldi. Mesela burada 7 bilim adamı “tipping point”in (büyük felaketten önceki son ân) aşıldığını, aşılmak üzere olduğunu, derhal bir şeyler yapılması gerektiğini söylüyor. Onun için çocukları desteklemek, bu kitapları yazmak, yenilerini yapmak, bu konuda konuşmanın tam zamanı. Normalde bilim insanları daha ağır başlıdır ama burada artık onlar bile, çocuklar haklı, diyor. Bu bile beni olumlu anlamda şaşırttı.

Belki buradan biraz da Türkiye özeline gelirsek daha iyi olabilir. Greta’nın Birleşmiş Milletler’de suçladığı ülkelerden biri de Türkiye’ydi. Türkiye ile ilgili problemler giderek artıyor. En son haberlere göre de artık başta Avrupa olmak üzere birçok ülkeden çöp ve atık toplamaya başladık, ekonomik nedenlerle. Geçtiğimiz gün de çeşitli fabrika ve santrallerin filtre takma konusundaki zorunluk esnetildi yine. Yani hızla zehirleniyor ve birilerinin çöplüğüne dönüyoruz. Peki bu gidişat nereye varacak? Para için yapılan bunca yanlışi nasıl temizlenecek? Türkiye ne yapmalı ve biz nasıl davranmalıyız? Toplum nasıl tepkiler veriyor?

En son KONDA bir araştırma yaptı, toplumun endişeli olduğu konulardan biri de bu. Ekonomik kaygıların bile ötesine geçmekte olan bir şey olarak ifade ediyorlar bunu. Bu İngiltere’de de böyle oldu. Britanya tarihinde ilk kez seçim öncesinde terörün de Brexit’in de önünde “iklim değişikliği” bir tartışma konusu oldu. 

Aslında ana medyada da buna yer vermiyor.

Ana medya ayrı bir tartışma konusu, evet. Çünkü o Milyarderler Medyası aslında. Onlar tamamen milyarderlerin elinde. George Monbiot da öyle söylüyor zaten. Milyarderlerin de kaynakları tamamen fosil yakıt. Avustralyalı milyarder (Rupert) Murdoch en iyi örneği bunun. Amerika’da çok büyük yatırımları var. İşte bu yüzden bu konuya yer vermiyorlar. Ama Britanya’da bu zinciri ilk kez kırıyorlar. İşte Guardian gazetesi çok önemli bir yayın yapıyor. Açık Radyo’nun da içinde bulunduğu 200’den fazla yayın organı bu krizin bir acil durum ilan edilmesi konusunda bir tür gönüllü sözleşme yaptı. Şu ânda bu konuda yayın yapan toplamda 27 programımız var. Ya doğrudan ya da dolaylı yoldan işte iklim krizi, iklim değişikliği, su meselesi, bununla bağlı kuraklık, demokrasi meselelerine değinen toplam 27 program var. 10’u doğrudan doğruya bunlar üzerine. Bunu sürdürmekten başka bir çaremiz yok. O yüzden de yeni kitaplarla devam etmeye çalışıyoruz.

Belki son bir soru olarak bu “bitkisel temelli beslenme” konusuna değinebiliriz. Yaklaşık 10 yıldır bitkisel temelli gıdalarla besleniyorsunuz. Bu aslında dünyamızı korumak adına oldukça önemli bir başlık. Zira Bill Gates’in de belirttiği gibi aslında karbon salımının temel nedeni çiftliklerde tüketilmek üzere yetiştirilen inekler vs. ve bu bir şaka değil. Sonumuzu hızla bize yaklaştıran temel nedenlerden biri etçil beslenme ve alışkanlıklarımız. Bunu nasıl durdurabiliriz ve bu alışkanlığımızı nasıl terk edebiliriz?

Dünyanın en önemli meselelerinden biri de bu. Ben bu konuda birçok yayın yaptım. Yaklaşık 10 yıldır bitki temelli besleniyorum. P24’te bir “Vegan Dosyası” yaptılar, onun giriş yazısını da yazdım. Orada da elden geldiğince ayrıntılı anlatmaya çalıştım. Bunun son derece büyük bir önemi var. İktisatçılar, işte mesela Nobel ödüllü (Joseph E.) Stiglitz falan ekonomideki bu “büyüme tutkusu”ndan falan vazgeçmemiz gerektiğini, acilen iklim konusunu ele almamız gerektiğini söylüyor ve yazıyor. (Kamer) Daron Acemoğlu da aynı şekilde büyüme paradigmasını değiştirmemiz gerektiğini ifade etti. Mutluluk ve iyi yaşama gibi konuları gündeme getirmemiz gerekiyor, aksi takdirde iklim krizini önlemeye fırsat bulamayız, diyorlar. Şimdi burada kırılması gereken en önemli iktisadi noktalardan birisi de hayvancılık tarımı. Striglitz de Acemoğlu da bu büyüme paradigmasında hayvancılık tarımının verebileceği zararı hesaba katmıyorlar. Oysa belki de dolaylı unsurlarla beraber, durum sadece hayvanların yellenmesinden ibaret değil ki, o da çok önemli, yüz 10-15 civarında bir oran ama başka yan şeylerle beraber, işte yüz binlerce hayvanın nakledilmesi, ormanların, Yağmur Ormanları’nın kesilip hayvan yemi olarak kullanılması, yerlerine soya ekilmesi gibi bütün iklim dengesini, bütün ekoloji dengesini, yaşam dengesini tehdit eden bir noktaya ulaşması, işte mesele bu. Hesaplandığı zaman, işte hem hayvanlar hem de dolaylı etkenleri, neredeyse yüzde 40’ın üzerinde, yüzde 50’ye yakın bir oran söz konusu. Bunu muhakkak durdurmak lazım. Ben o zaman üç şey yazmıştım. Üç temel sebep var. Biri kendi sağlığın için, ben bu konuyu biraz da talihsiz bir olaydan ötürü ele aldım. En önemli meselelerden biri, sağlıkla ilgili. Yüzde 25-30 falan daha fazla enerji kazanabiliyorsun, işte bunun faydaları saymakla bitmez. Bu ayrıca gezegenin sağlığı için en tayin edici noktalardan da bir tanesi. Brezilya ve Türkiye’deki durumlara bakılırsa insanın aklını durduracak kadar bir etkiye yol açıyor. Onu önlemek gerekiyor.

Bu işin tabii bir de insani, etik boyutu var.

Evet, o boyutları da var tabii ki. Duyuları olan, zeka seviyeleri olan yaratıklar bunlar. Mesela balıklar için de işte hafızası yoktur deniyor ama çok zeki yaratıklar olduğu ortaya çıktı. Yunuslara, zavallı hayvanlara neler öğretmiyorlar mesela. İnsanlar sadece sevdikleri için yiyorlar bunları ve bu çok büyük bir kayıp. Bunun hem moral hem de etik boyutu var. Bill McKibben de bir makale yayımladı “İklim Matematiği” diye. Bu işin ayrıca büyük bir adalet boyutu var. Çeşitli yazarların dile getirdiği gibi ben de sık sık söylüyorum, dünyadaki en büyük adaletsizlik henüz doğmamış bir kuşağın dünyanın nimetlerinden bizim kuşağımız kadar yararlanamayacak olmasıdır. Biz onların haklarını daha onlar doğmadan gasbediyoruz. Bundan daha büyük bir adaletsizliği zaten düşünsen bulamazsın. Üçüncü olarak da bu artık büyük bir ekonomik probleme doğru gidiyor. Akıl almaz ve giderek artan bir eşitsizlik var. Bir avuç şirketin zengin sahiplerinin para hırsı bütün dünyanın sonunu getiriyor. Bunlar fantezi değil. Tamamen bilimsel raporlarda 6 milyar insanın acı çekerek ölebileceği hesaplanıyor. Yani geriye ancak 1,1 buçuk milyar insan kalabilecek. Geçenlerde bir şey okudum. Kuzey Çin iklim değişikliği nedeniyle 400 milyon insan için yakın gelecekte yaşanılamaz bir hâle gelecekmiş. 400 milyon insan, yani 5 tane Türkiye.

Yani aslında Çin’in yarısı veya üçte biri. Nüfusu 1 milyardan fazla olan bir ülkenin yarısı veya buna yakını demek bu.

Evet, üçte biri gibi. Nereye gidecek bunca insan? Göç, savaş, çatışma; bunları hiç saymıyorum bile. Bunların üzerinde durulmuyor. Bu da üçüncül bir ekonomik mesele olarak duruyor. Dördüncüsü de artık gündelik hayatımızın ta kendisi. Mesela bize uzak gibi geliyor ama geçtiğimiz Kasım ayı İstanbul’un son 70 yılda gördüğü en sıcak aymış. Mesela Marshall Adaları’nda şu ânda her yeri su basmış durumda. Marshall Adaları zaten üzerinde atom bombası deneyleri yapılmış bir halktan meydana geliyor. Ama biz bunları bilmiyoruz, sadece onların bikinilerini, mayolarını biliyoruz. :) Onlar için işte iklim değişikliği hayatın ta kendisi. İklim değişikliğini onlara izah etmeye gerek yok, onlar zaten biliyor. Onlar suda yaşayan, hayatlarını su ile kuran insanlar. Karaya arada bir ikmal yapmak için gelen yerliler için bundan daha büyük bir felaket düşünülemez, yakında adım atacak kara kalmayacak. Yeni iklim matematiği işte bu gibi şeyleri hesap etmeli. Buna karşılık işte en tuhaf şey şudur. Türkiye ile ilgili dedin de hepimizi ilgilendiren bir şey var. Termik santrallerle ilgili madde yine gündeme geldi torba yasada. Yani hakikaten utanç verici bir şey. Yani zaten kalkması, hiçbir şekilde çalışmaması gereken, ömürleri dolmuş ve yenilerinin asla yapılmaması konusunda bütün bilim insanlarının net olarak hemfikir olduğu bir konuda ömrü dolmuş bir şeyi uzatmak gibi bir hata yapıyoruz. Yani o kadar çok şey var ki artık yetişemiyorum.

Evet, artık her şey o kadar hızlı değişiyor ki bir yerde artık yetişme ihtimali bile kalmıyor.

Evet, bugün bir haber daha okudum. İşte hava kirliliğinden insanların ve bütün canlıların anormal etkileneceğini söylüyor, pm-2.5 parçacıklarının dokulara etkisinin, doğmamış çocuklar da dâhil, gerçek orana göre daha az hesaplanmış olduğunu söylüyor. Çok önemli bilimsel dergilerde çıkan bir haber bu. Onlar varken böyle bir şey yapılması, büyüme kalkınma gibi, hemen arkasından da başka bir şey yapılması hiç iyi değil, yalnız Türkiye için değil, Türkiye’nin de içinde olduğu organizasyonlar için de. 25 Kasım tarihli DW haberi: Rusya’nın doğalgazını Çin’e taşıyacak boru hattı 2 Aralık’ta devreye girecek (2019). 2 Aralık’a da bilerek denk getiriyorlar. 2 Aralık’ta COC (United Nations Climate Change Conference) başlıyor.

Sanki alay etmek için verilmiş bir tepki, bir cevap gibi.

Evet, küstahlık. Adı da “Sibirya’nın Gücü”. 50 milyar avro harcandı. Rusya’nın bugüne kadarki en büyük boru hattı projesi. Kremlin’den açıklama var. Rus gazını Çin’e taşıyacak boru hattı için video konferans yapılacak. İki güçlü lider, Vladimir Putin ile Şi Cinping görüşecek. Son derece otoriter iki lider. Yani Şi Cinping’den Hitler’den bahseder gibi bahsetmemiz lazım Sincan Türkleri’ne yaptıklarından ötürü. Zaten sadece bu bile yeterli bir şeyleri anlamak için.

​Zaten devlet şirketleriyle birlikte toplam 20 tane şirket var, bunların da 10’u çok büyük. Gazprom, Petrolium China, Aramco, Exxon, Mobil, Chevron, Shell gibi. Bu Sibirya’nın Gücü’nü Ruslar’ın Gazprom’u inşa ediyor. Baltıklar üzerinden Rusya’nın gazını Avrupa’ya taşıyacak Kuzey Akım II projesi de var. Çin’e gidecek olan bunun 5 katı büyüklüğünde bir de. Bu da yıl sonunda açılacak. Bir de Türk Akım var. Bu da Ocak 2020’de devreye girecek. Bu da Rusya’dan gelecek doğalgazı ikiye bölüp Türkiye ve Avrupa’ya ulaştıracak. Büyük lider Putin de bunun için Türkiye’ye geliyor. Ocak ayının ilk 10 gününde. Hakikatan yani Çin’e yılda 38 milyar metreküp doğalgaz taşıyacaklar. Bu insanlığa karşı toplu bir cinayet, yani Holocaust’tan bile beter senin de demin dediğin gibi. Üstelik bunlar dünyanın en büyük gaz ithalatçısı. Naomi Oreskes şey diyor: Bir avuç insan para uğruna insanların gerçeği öğrenmesini engellediler ve protestoları engellemek adına yaptıklarıyla herkesi tuş ettiler. Uzak ara bilimi de yok ederek bunu yaptılar. 1961’de bir laboratuvarda ilk kez karbondioksitin büyük problem olduğu net olarak söylendi. Halbuki bir dönem Baba Bush (Amerikan Başkanı George W. Bush) da bu sorunu çözeceğini söylemişti. İyi niyetli sayalım ama yapamadı sonuçta.

BP’nin de dünyaya yaşattığı büyük krizi hatırlarsınız. Okyanusun altındaki boruların hasar görmesi ve milyarlarca varilin suya karışması. Ardından da bunun uzun süre devam edip kimsenin bir şey yapmaması. Böyle büyük bir kriz de vardı.

Yani durum budur. Mücadele etmekten başka şansımız yok. Ben 68 çocuğuyum ve o tarihten beri eve girmeyi başaramadım. :) 70’te Vietnam Savaşı’na karşı kendisini tutuklatan Jane Fonda vardı. Bizim ilahelerimizden biriydi. Çok hoş bir kadın ve iyi bir oyuncuydu. Bir de İrlandalı’ydı, o da iyi. :) Her şey tamamdı. Şimdi de her Cuma Capital Hill’de kırmızı giysisiyle grev yapıyor. Yeni bir giysi almayacağını da söylüyor. Çünkü Greta’dan çok etkilendiğini belirtiyor. Konforlu alanını terk etti ve yakın arkadaşlarını da buna davet etti. Her hafta başka bir konuda önce bir sunum yapıyorlar, okyanusların durumu, plastik atıklar hakkında vs. Ardından da eylem yapıp kendilerini tutuklatıyorlar. Yani 81 yaşındaki bir kadın bunu yapıyor, inanılmaz. Tek sıkıntısı da 2-3 aylık torununu görememek ama bunu da kabul ediyor. :) Yine her şey onun geleceği için tabii.

* Röportajı buradan dinleyebilirsiniz.

​-Slider'daki fotoğraf Mia Persson'a aittir.


-​Bu röportaj 28 Kasım 2019 tarihinde gerçekleştirilmiştir.

0
7268
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle