21 MART, SALI, 2017

Arife Kalender’den Çarpıcı Öyküler

Şiirleriyle tanıdığımız Arife Kalender'in kaleme aldığı öykülerinden meydana gelen, Dört İsmail Bir Leyla isimli kitabı üzerine bir inceleme.

Arife Kalender’den Çarpıcı Öyküler

Daha çok şairliğiyle bilinen Arife Kalender, edebiyatın birçok dalında eserler üretmeye devam ediyor. Geçtiğimiz yılın son aylarında denemelerini topladığı kitabından sonra Tekin Yayınevi’den Dört İsmail Bir Leyla adı altında bir araya getirdiği öykülerini okurla buluşturdu. Şiirin yanı sıra araştırma- inceleme, çocuk öyküleri, deneme, anı ve günlük türünde kitapları olan Arife Kalender’in ilk öykü kitabı bir dil ustasının kaleminden çıkan öykülerden oluşuyor.

Arife Kalender’in toplumcu gerçekçi kimliğiyle öykülerinde de karşılaşıyoruz. Kalender, kendi deneyim ve gözlemlerini öykü kahramanlarına yansıtırken öykülerin atmosferini de oldukça gerçekçi bir yaklaşımla kuruyor. Böylece önemli kırılma anlarında yazar olarak öykünün kurgusal gerçekliğinden yola çıkarak tarihsel bir yaklaşımla yaşananları sorgulayan bir tutum sergiliyor.

Kitabın ilk öyküsü Cennetten Sonra tanınmış bir militana âşık olan ve onun ölümüyle dünyası yıkılan bir genç kızı anlatırken 80 darbesinin topluma ödettiği bedelleri de dile getiriyor. Yakın tarihimizde yaşananlardan en çok etkilenen devrimci gençliğin kişisel yaralarına içlerinden birinin gözlemleriyle tanık olduğumuz öykü kitabın en çarpıcı öykülerinden biri aynı zamanda. Yazar nesnel bir yaklaşımla iç hesaplaşma yaparken o dönemin acılarına ışık tutmayı böylece bugünün bakış açısıyla geçmişi sorgulamayı amaçlamış bu öyküde. Devrime dair her şeyin yıkılışıyla korku ve yabancılaşmanın topluma hâkim oluşu öykünün sonunda şöyle dile getiriliyor:

“Soğumaya başladı dünya. Aşkların boyu kısaldı. Odalara sindi insanlar. Perdeler çekildi. Sokaklarda oynamaz oldu çocuklar. Kitaplar okunmadan vitrinlere kondu. Binalar, köprüler, meydanlar büyüdükçe insan küçüldü. Komşusuna ateş vermez oldu. Ölüm artık yalnızca üniversite önlerine değil, her yere bulaştı. Ekmek acıdı, su kurtlandı.”  

Arife Kalender, ©Gonca Soysal / Yüz Kumbarası Projesi

Kalender bu öykünün sonunda çok önemli bir özeleştiri yapmayı ve devrimci gençliğin içindeki kadın-erkek eşitsizliğine değinmeyi ihmal etmiyor. Lider olmanın hep erkeklere özgü olmasını toplumsal cinsiyet açısından değerlendiriyor:

“Kızlar mı? Yıkılan devrim düşlerinin altında kaldılar. Ya çoktan bir iki çocukla ayrıldılar kocalarından ya da onlar tarafından geniş zamanın renkleri içinde, mutsuzluğa terk edildiler. İşkenceler, mahpuslar, ölümler, tecavüzler… Ama kızların hiçbirisi, hiçbir zaman anılacak kadar lider olamadı bu ülkede. Lider erkekti, kahraman erkek… Yitik kızların adını, resmini anımsayan var mı? Gölgeydiler, tümüyle silindiler.”

Öykülerde genel olarak rastladığımız insani değerlerin yozlaşması, insan ilişkilerinin maddi ölçütlere göre şekillenmesi, manevi yaşantıların yerini sığ beklentilerin alması gibi tüketici topluma yönelik eleştiriler Naylon Sevdalar adlı öyküde evlilik kurumuna yönelik bir eleştiriye dönüşüyor. Aslında yalnız yaşamak zorunda olan bir kadının toplumsal baskıları göğüslemek için bulduğu ironik çözüm insanı gülümsetirken acıtıcı gerçeklerle de yüzleştiriyor:


“Ona göre, evlerin iç konuşmayan, gülmeyen, paylaşmayan naylon erkek ve kadınlarla doluydu. “Evlendikten bir süre sonra ağızlar mühürlü, gözler kör, kulaklar sağır olmuyor mu, eşler robotlaşmıyor mu? diyordu.”

Cinli Kız
, cinlerini bahane ederek çevresindekilere istediklerini yaptıran oyuncu bir kızın öyküsü. Hocanın elinden kurtulan bir ciniyle yanıtını aradığı soruların peşinden koşmaktan memnun öykü kahramanı sayesinde yazar, derin toplumsal yaraları konu edinen öykülerden sonra okuru gülümsetmeyi başarıyor.

Kitaba adını veren Dört İsmail Bir Leyla adlı öykü ise ilginç bir olay örgüsüne sahip. Öykü adından anlaşılacağı gibi İsmail adındaki dört erkeğin Leyla adlı bir kadınla kesişen yollarını anlatıyor. Leyla olumsuz özeliklere sahip bir kadın yani bu kez erkeğin de mağdur olduğu bir şiddet olayı söz konusu… Ben bu yazıda öykünün ayrıntılarına daha fazla değinmeden şiirsel girişini alıntılamayı tercih ediyorum. Bu güçlü giriş öykü kahramanlarının iç dünyasını da ele alan ayrıntılarla dolu zaten:

“Her sabah masumdur. Kimse onun akşama kadar nasıl kirleneceğini bilemez. Geceler de öyle. Kara örtüsünü kim aralar, kim ışıkları yakar, ecel nerde gizlenir, kime uğrar? İnsanı aldatan alışkanlıkları ve umutlarıdır. Alışkanlıklarımız, dün yaşadıklarımızın çoğunu yarın da yaşayacağımızı fısıldar. Sürprizlerden söz etmez. Umut ise parçalandığı yerde en büyük mutsuzluğumuzdur.” 

Dağılış ölüm, mezarlık ve aile temalarının işlendiği bir öyküyken Mete diyaloglar üzerine kurulmuş arka fonda depremi ele alan bir ‘ideal aşk’ öyküsü. Zehrim Hep Yanımdaydı adlı öyküde ise iki kadının birbirine karışan dramları konu ediliyor. Tecavüzcüsüyle evlendirilen Emine’nin anlattıkları, çalıştığı halde kocasından şiddet gören anlatıcı kahramanın öznesi erkek olan öfkesine karışıyor. Yine olay akışının yoğun, anlatımın güçlü olduğu bu öyküde kadını toplumsal normlar ve ahlaki yaptırımlar karşısında yaşadığı çaresizlik çarpıcı bir şekilde ele alınıyor:

“Neredesin Tanrım diyordum, neredesin? Eğer şimdi yoksan ne zaman yetişeceksin?

Tanrı yoktu, soluğum tükenmişti, gövdem yabancıydı. Kasıklarımda bir yerin, ucu sivri bir bıçakla kesildiğini hissettim. Bu acı ölümün kendisiydi. Bu acı ömrümün son nefesiydi, bu acı kan, kırmızı…” 

Böğürtlenler Kanıyor’da ise yazar anlatıcı kahramanın monologlarında geçen şiirlerle bir yolculuğa çıkarıyor okuru. Yine toplumsal sorunlara değinirken bu sorunların en önemlilerinden biri olan kadının durumunu böğürtlenle özdeşleştirerek ele alıyor yazar:

“Evet evet, bu topraklarda her kadın böğürtlendir. Çalı türündendir. Ağaç değil, ot değil. Çalı. Toplumsal olarak baktığımızda kadının yeri böğürtlene benzer. Erkek ağaçtır, çınar, çam, könar, meşe… Tarih ve tanrılar, onu hep güçlü, yüksek ve dayanıklı ağaçlar olarak öğretmedi mi bize?” 

Kitabın son iki öyküleri olan Göl Saatleri ve Göç adlı öyküler diğerlerine göre uzun ve daha çok anlatıma yaslanan klasik örgüye dayalı öyküler. Bu nedenle yer yer anlatı yoğunluğunun hikâyeye yenik düştüğü öyküler. Yine de kurgusal gerilim başarıyla korunduğu için okur çok fazla savrulmadan rahatlıkla öykünün atmosferine kapılabiliyor.

Bu ilk öykü kitabıyla oldukça can alıcı konulara değinirken klasik anlatımın olanaklarını kullanan Arife Kalender’in öykülerinde şairliğinin getirdiği bir dil işçiliği hissediliyor. Özellikle konunun hâkimiyeti açısından önemli bir boşluğu doldurabileceğini düşündüğüm bu tür öykülerin öykü dünyamızı zenginleştireceğini düşünüyorum.

Umarım en kısa zamanda yeni öyküler okuruz Arife Kalender’den…

Arife Kalender, Dört İsmail Bir Leyla, Tekin Yayınları, Kasım 2016

Görseller: 
Sofia MoraesFedor NovykhKatja Geyer.

0
2953
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle
Geldanlage