10 MART, PAZAR, 2013

Tılsım

Gülsün Karamustafa, Rodeo Galeri’de açılan Tılsım adlı sergisinde yeni işlerine ve 1988 yılına ait ‘Abide 2’ adlı işinin yeniden üretimine yer veriyor. İşlerinde göç, şehir hayatı, kültürel farklılıklar, cinsel roller ve kimlikler, politik ve sosyolojik olayları konu eden Karamustafa ile sergi üzerine konuştuk.

Tılsım

Tılsım, yeni işlerinizden oluşan bir sergi. Tabii bu işler eski çalışmalarınızı da referans alıyor. Serginin çıkış noktasından biraz bahsedebilir misiniz?

Tılsım gerçekten yeni bir sergi. Ama içinde eski işlerimden tek bir tanesini değerlendirip hayata döndürme eylemi de var. Bu sergide en sondaki odada görebileceğiniz Abide 2 (1988-2013) adlı iş ilk kez 1988 yılında 5. Öncü Türk Sanatından Bir Kesit sergisinde sergilenmişti. Bu eseri burada hayata döndürdük. Rodeo’nun yeni mekânını görür görmez bu güzel bölümlenmiş alanda iyi bir sergi yapabileceğime ikna olmuştum. Galeri’nin sahibi Sylvia Kouvali ile birlikte son odayı gördüğümüzde ise burada Abide 2’nin fevkalade bir biçimde yeniden gösterilebileceğine karar verdik. 1988’de Hareket Köşkü’nde bu işin gösterildiği odanın boyut ve duygu olarak aynısıydı. Dolayısıyla Abide 2’yi burada kurmaya karar verdik. Bundan sonra da serginin diğer işleri geldi. 

Tılsım; serginin bütününe adını veren ve de serginin içinde bir ana tema olarak dolaşan, hatta 1988’de gerçekleşen Abide 2 işinin de tekrar dünyaya döndürülmesiyle ilgili bağlamı da içeren bir kelime. Çünkü Abide 2 o dönem ortaya çıkan kitsch kavramı ve herşeyin bozulması ve yokolmasıyla ilgili bir anıttı. Bugün aradan 25 sene geçtikten sonra artık birşeyi vurgulayan bir anıt değil. Ve aslında bu anıtın artık bir tılsım gibi bugünleri işaret eden bir anıt olduğunu fark etmekteyiz. Artık kitsch ve alt kültür ile fevkalade içiçe yaşıyoruz. Onu ayrıştırmanın ve onu vurgulamının da anlamı kalmamıştır. O artık bir tılsım olarak orada durmaktadır. 

Tılsım, yeni işlerinizden oluşan bir sergi. Tabii bu işler eski çalışmalarınızı da referans alıyor. Serginin çıkış noktasından biraz bahsedebilir misiniz?


Tılsım gerçekten yeni bir sergi. Ama içinde eski işlerimden tek bir tanesini değerlendirip hayata döndürme eylemi de var. Bu sergide en sondaki odada görebileceğiniz Abide 2 (1988-2013) adlı iş ilk kez 1988 yılında 5. Öncü Türk Sanatından Bir Kesit sergisinde sergilenmişti. Bu eseri burada hayata döndürdük. Rodeo’nun yeni mekânını görür görmez bu güzel bölümlenmiş alanda iyi bir sergi yapabileceğime ikna olmuştum. Galeri’nin sahibi Sylvia Kouvali ile birlikte son odayı gördüğümüzde ise burada Abide 2’nin fevkalade bir biçimde yeniden gösterilebileceğine karar verdik. 1988’de Hareket Köşkü’nde bu işin gösterildiği odanın boyut ve duygu olarak aynısıydı. Dolayısıyla Abide 2’yi burada kurmaya karar verdik. Bundan sonra da serginin diğer işleri geldi.

Tılsım; serginin bütününe adını veren ve de serginin içinde bir ana tema olarak dolaşan, hatta 1988’de gerçekleşen Abide 2 işinin de tekrar dünyaya döndürülmesiyle ilgili bağlamı da içeren bir kelime. Çünkü Abide 2 o dönem ortaya çıkan kitsch kavramı ve herşeyin bozulması ve yokolmasıyla ilgili bir anıttı. Bugün aradan 25 sene geçtikten sonra artık birşeyi vurgulayan bir anıt değil. Ve aslında bu anıtın artık bir tılsım gibi bugünleri işaret eden bir anıt olduğunu fark etmekteyiz. Artık kitsch ve alt kültür ile fevkalade içiçe yaşıyoruz. Onu ayrıştırmanın ve onu vurgulamanın da anlamı kalmamıştır. O artık bir tılsım olarak orada durmaktadır.



Sergiye adını da veren Tılsım (2013) galeriye girdiğimizde karşımıza çıkan ilk iş. Tılsım, iki adet cam altı serigrafi kolajdan oluşuyor.  Bir aşk tılsımının konu edildiğini düşünerek gözler ilk bakışta resmedilen figürün kadın olduğunu tasarlıyor. Fakat işleri daha dikkatli incelediğimizde uzanmış bir erkek figürü ve onun ayaklarının altında da bir erkek yüzüne rastlıyoruz. Uzaktan göze çarpmayan bu durum özellikle o dönemde (19. Yüzyıl) günümüze göre? daha da fazla kabul görmeyen eşcinsel bir aşkı konu alıyor. Cinsel kimlikler uzun süredir sanat üretiminizde yer alan konulardan biri. Günümüzde de hala tartışma yaratan bir konuyu geleneksel bir tema içinde neden bir araya getirdiniz?


Aslında ben bir şehir hikayecisiyim. İstanbul ile ilgili pek çok işim var. Bütün bu şehir hikayeciliğinin altında zaman zaman başvurduğum inanılmaz önemli bir kaynak var: Reşat Ekrem Koçu’nun İstanbul Ansiklopedisi. Tılsım’da gördüğümüz imajın çıkış noktası da bu ansiklopedidir. 2004 yılında İstanbul Dergisi’nin 10. Sayısı için benden bir iş istediler. İstanbul Ansiklopedisi’nden bu imajı alıp, onun bilgisi ile birlikte dergi için iki sayfalık bir çalışma yaptım. Benim işaret koyduğum ve zaman zaman döndüğüm bir takım imajlar, hikayeler, düşünceler vardır. Bu iş de onlardan biriydi. Bu sergiyi hazırlarken birden bire bu imaj kafamda şiddetle canlandı ve bunun üzerine varyasyonlar oluşturma isteği ortaya çıktı.  Tılsım adlı işimde gördüğümüz, 19. Yüzyıl sonunda İstanbul’da yaşamış bir fırın işçisinin bir saat çalmaktan dolayı düştüğü hapishanede bir hapishane kabadayısı ile olan aşk ilişkisinin üstüne yapılmış bir tılsımdır. Kabadayı hapistedir, bu genç fırın işçisi hapse düştüğünde ona aşık olur.

Beraberlikleri sırasında kabadayıya saldıran bir kişiyi fırın işçisi öldürür. Bunun üzerine kürek cezasına çarptırılır ve hapishaneden götürülür. Kabadayı Nusret, aşkından ayrı olmaktan dolayı o kadar üzülür ki onu koruması için o sırada hapishanede yatan bir üfürükçüye onun resmini yaptırır ve altına bir tılsım yazdırır. Bu muska gibi bir tılsımdır. Tılsım’da bu muskanın görüntüsüne bakmaktayız. Nusret yıllar sonra hapiste öldükten sonra, bu muska onun eşyaları arasında bulunmuştur. Reşat Ekrem Koçu, bu hikayeyi ansiklopediye bir madde olarak alır ve bu tılsımı tekrar çizdirir.  Bu da bana bu işi yapma imkanı sağladı. Bu işi altı adet cam altı resim olarak ürettim. Cam altına cam boyası ile figürü bastırdım. Figürlerin altına kendi oyunlarımı ve bu aşk hikayesinin kendi el yazımla anlatımını yazarak ekledim.


Tılsım’da kullandığınız farklı motifler ve kumaş desenlerinden söz etmek istiyorum. Bunlara diğer işlerinizde de sık sık rastlıyoruz. Kumaş desenleri ile çok çalışıyorsunuz. Kumaşların sizin için anlamı nedir ya da neye aracı oluyorlar?


Tılsım’da kullandıklarım kumaş değil. Benim zulamda hep bir sürü kolaj malzemesi vardır. Zaman zaman ortaya çıkar ve değerlendirilir. Belli bir süre paket kağıtları ile de çalıştım. Burada da o dönemden yani 25 sene öncesinden kalma bir grup paket kağıdı kullandım. Bu işle fevkalade uyum gösterdiler. Kumaş da çok kullandım. Kumaş, kumaş desenleri benim işlerimin içinde tekrar tekrar ortaya çıkarlar. Çünkü bunlar çok yaşayan elemanlardır. Hayatla bütünleşmişlerdir. Zaman zaman belli bir moda yaratan, onun etrafında neredeyse tutkunluklar, tapınmalar oluşturan, ondan sonra kaybolan, ondan sonra tekrar kendini yenileyen ve hayat ile çok iç içe geçen elemanlardır bunlar. Dolayısıyla zaman zaman işlerime girer çıkarlar ama her zaman da sadece onlara bağımlı olarak çalışmam. Bir de kumaş, kumaş olarak var olur. Ama ondan sonra sıçrar, bir video filminde farklı biçimde değerlenir. Bunlar da mümkündür.

Abide 2’den bahsettik. Yapay çim üzerine oturtulmuş, pleksiglas malzemeyle yapılmış bir kutu içinde biri pembe biri açık mavi iki adet tül elbise, aralarına konan ışık kaynağı ile içeriden aydınlatılıyor. Kıyafetlerin üst taraflarında plastik çiçekler yer alıyor. Bu işinizi ilk gördüğüm zaman daha önceki işlerinizden Çifte Hakikat (1987)’i anımsattı. Mavi ve pembe renkte art arda yerleştirilmiş tül elbiseler Çifte Hakikat’te kadın kıyafeti giydirilmiş 1930’lu yıllardan kalma erkek mankeninde olduğu gibi iki cinsiyetinin bir arada  ve iç içe oluşunu hatırlattı.


Aslında bu çok güzel bir yaklaşım. Birbiriyle çok yakın tarihlere tekabül eden işler. Dolayısıyla birbirleri ile de çağrışım yapabilir durumdalar. Evet, hepsinde küçük nüanslarla oynadım. Küçük geçişlerle oynamak istediğim kesindir. Yani Abide 2’de de gördüğünü yorumlamak artık sana aittir, Çifte Hakikat’te de tamamiyle senin okumana bağlıdır.


Çalışmalarınızda çok etkileyici bulduğum bir nokta, problemli ve tartışmalı konularla, onları direkt dile getirmeden fakat aynı şekilde güçlü bir şekilde oynamanız ve izleyiciye bunları düşündürtmeniz. İlk bakışta insanın gözünün içine sokup korkutmuyor ama aslında dikkat edildiğinde toplumda cinsiyetler, cinsel roller ve kimlikler ve toplumsal tabularımızla ilgili çok güçlü fikirler sunuyor.


Direkt mesajlardan her zaman kaçıyorum. Yaptığım herşeyin içinde belli katmanlar var. Ve belki de değişik okumaları da eserin içinde bulunan bu katmanlar sağlıyor.


Abide 2’den bahsettik. Yapay çim üzerine oturtulmuş, pleksiglas malzemeyle yapılmış bir kutu içinde biri pembe biri açık mavi iki adet tül elbise, aralarına konan ışık kaynağı ile içeriden aydınlatılıyor. Kıyafetlerin üst taraflarında plastik çiçekler yer alıyor. Bu işinizi ilk gördüğüm zaman daha önceki işlerinizden Çifte Hakikat (1987)’i anımsattı. Mavi ve pembe renkte art arda yerleştirilmiş tül elbiseler Çifte Hakikat’te kadın kıyafeti giydirilmiş 1930’lu yıllardan kalma erkek mankeninde olduğu gibi iki cinsiyetinin bir arada  ve iç içe oluşunu hatırlattı.


Aslında bu çok güzel bir yaklaşım. Birbiriyle çok yakın tarihlere tekabül eden işler. Dolayısıyla birbirleri ile de çağrışım yapabilir durumdalar. Evet, hepsinde küçük nüanslarla oynadım. Küçük geçişlerle oynamak istediğim kesindir. Yani Abide 2’de de gördüğünü yorumlamak artık sana aittir, Çifte Hakikat’te de tamamiyle senin okumana bağlıdır.


Çalışmalarınızda çok etkileyici bulduğum bir nokta, problemli ve tartışmalı konularla, onları direkt dile getirmeden fakat aynı şekilde güçlü bir şekilde oynamanız ve izleyiciye bunları düşündürtmeniz. İlk bakışta insanın gözünün içine sokup korkutmuyor ama aslında dikkat edildiğinde toplumda cinsiyetler, cinsel roller ve kimlikler ve toplumsal tabularımızla ilgili çok güçlü fikirler sunuyor.


Direkt mesajlardan her zaman kaçıyorum. Yaptığım herşeyin içinde belli katmanlar var. Ve belki de değişik okumaları da eserin içinde bulunan bu katmanlar sağlıyor.


Abide 2’den bahsettik. Yapay çim üzerine oturtulmuş, pleksiglas malzemeyle yapılmış bir kutu içinde biri pembe biri açık mavi iki adet tül elbise, aralarına konan ışık kaynağı ile içeriden aydınlatılıyor. Kıyafetlerin üst taraflarında plastik çiçekler yer alıyor. Bu işinizi ilk gördüğüm zaman daha önceki işlerinizden Çifte Hakikat (1987)’i anımsattı. Mavi ve pembe renkte art arda yerleştirilmiş tül elbiseler Çifte Hakikat’te kadın kıyafeti giydirilmiş 1930’lu yıllardan kalma erkek mankeninde olduğu gibi iki cinsiyetinin bir arada  ve iç içe oluşunu hatırlattı.


Aslında bu çok güzel bir yaklaşım. Birbiriyle çok yakın tarihlere tekabül eden işler. Dolayısıyla birbirleri ile de çağrışım yapabilir durumdalar. Evet, hepsinde küçük nüanslarla oynadım. Küçük geçişlerle oynamak istediğim kesindir. Yani Abide 2’de de gördüğünü yorumlamak artık sana aittir, Çifte Hakikat’te de tamamiyle senin okumana bağlıdır.


Çalışmalarınızda çok etkileyici bulduğum bir nokta, problemli ve tartışmalı konularla, onları direkt dile getirmeden fakat aynı şekilde güçlü bir şekilde oynamanız ve izleyiciye bunları düşündürtmeniz. İlk bakışta insanın gözünün içine sokup korkutmuyor ama aslında dikkat edildiğinde toplumda cinsiyetler, cinsel roller ve kimlikler ve toplumsal tabularımızla ilgili çok güçlü fikirler sunuyor.


Direkt mesajlardan her zaman kaçıyorum. Yaptığım herşeyin içinde belli katmanlar var. Ve belki de değişik okumaları da eserin içinde bulunan bu katmanlar sağlıyor.


0
2367
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle