10 MART, PAZAR, 2013

Simgelerin Göreceliği

 

Nezaket Ekici’nin performans sanatı, etkileme gücünü ve görsel keskinliğini öncelikle, bir sanatçının kültürel, sembolik, toplumsal ve dinsel referans sistemleri arasında her gün bizzat yaşadığı ve aynı zamanda nükteli, ironik, öfkeli, göz kırpar, kararlı ve fevkalade şehvetli bir şekilde sanatını sahnelemesini sağlayan, muhatabını savunmasız bırakan bu dolaysızlığından alıyor.

Simgelerin Göreceliği
<p> </p>

Sadece coğrafi referans noktalarına bakarak sormak gerekirse; kendi kendini onaylayan bu açık alanda çağdaş insan nasıl hareket ediyor? 

Nezaket Ekici gibi bir sanatçı kendini “göçebe bir performans sanatçısı” olarak görüyorsa, bir kültürel üretim bağlamı içindeki bu konumlanış, kendini belirgin olarak materyal anlamda ortaya koymayan bir eserin gelişimi ve dalgalanması açısından da açık sonuçlar doğurur. Ekici, Temmuz 2011’de yazdığı bir mailde şöyle diyor: “Bütün mekanlar başkadır ve performansları birbirinden farklı yerlerde birçok kez sergilemek bu yüzden önemli ve ilginç. Performans her defasında mekanların farklılığı, başka izleyici topluluğu ve söz konusu kültürel bağlam dolayısıyla ve bir de benim katkımla yepyeni bir şeye dönüşüyor.” Sanatçı bu sözlerle sadece sanatsal eseri mutlaklaştırıp statik biçimde küreselleşen sanat turizminin söz konusu olduğu her yere taşıyan kültürel emperyalist bir tutuma da açıkça cephe alıyor.


Personal Map bu anlamda ilk retrospektif değerlendirmelerden birinin özü olsa da, her şeyden önce, eserleri, mekanları, seyahatleri ve tepkileri, üzerinde farklı bağlantı noktalarıyla fiziksel seyahat rotalarının büyüleyici ışın ağıyla birlikte, içeriğe dair göndermelerden oluşan referans sisteminin ve kendini ilişkiye sokma olgusunun resmedildiği bir iç haritaya bağlayan sanatsal bir yaşam projesidir. Böylece, “göçebeleştiren” bir (kadın) sanatçının çalışmasının içerisinde “göçebeleştiren”; sanatsal ürünün tecridine, sürekli ve yeniden bağlamsallaştırmaya ve bununla birlikte devamlı değiştirilebilirliğe karşı duran bir eser de çıkıyor ortaya. Performansın kendi varlığı içinde asla kendine benzer bir eylem olarak temellendirilmeden duran şey, Nezaket Ekici tarafından mekanla, izleyiciyle ve kişinin kendisiyle, sosyal-politik ve aynı şekilde kültürel bağlantılarla yapılan performatif diyalogları eserin asıl konusu yapan ve hareketi sağlayan güçlü bir motora dönüştürülüyor.

Durmaksızın yeniden sınanan “kendini dışarıda bırakma” ile çekilen sınırların sürekli yeniden keşfedilmesinden (hem gerçek hem de mecaz anlamda) oluşan bu iddialı karışımda Ekici, yalnız Marina Abramovic’in kendine güvenen bir öğrencisi olarak görünmüyor, aynı zamanda bu duruşunu oldukça bireysel bir gelişimle de destekliyor. Burada, ikili bir kültürel yaşamdan kaynaklanan kendi biyografik şizofrenisi Ekici’ye hem bir enerji hem de konu kaynağı olarak katkı sağlıyor. Ekici, biyografik kolajında iki çocukluk fotoğrafının altına şunları yazıyor: “1973-1977 yılları arasında Duisburg – Beeck’te yaşadık. Çok az Almanca konuşabiliyordum. Oturduğumuz binada Türk olmadığı halde, sokakta Türk ve diğer yabancı komşu çocuklarıyla çok oyun oynadığımızı hatırlıyorum. (...) 4. sınıfa kadar tamamen Türk çocuklardan oluşan bir sınıftaydım. Sadece öğretmenimiz Almandı.” Ekici, bu sözlerle tam da tesadüfi bir şekilde, pek çok göçmen çocuğunun yaşadığı, neredeyse gündelik sayılabilecek bir ikilemi anlatıyor: Yeni vatanlarının toplumsal kültür ve iletişimi ile aile ve komşulardan oluşan çevre içerisinde ebeveynlerinin gelenek ve dillerinin korunması arasındaki derin uçurum. Türk “misafir işçi” çocuklarının pek çoğu, kendi aileleri içerisindeki rol ile dışsal ve toplumsal ilişkiler içindeki yeni kimlikleri arasındaki bu değişimi, iki ayrı kişilik arasındaki gerçek bir değişim olarak tarif ediyor. Ekici, tam da bu duygu karmaşası ve kopukluk içerisinde, rol modellere, milli ve dini kimliklere bedenselliğe ve kültürel geleneklere/ hareketlere dair tartışmaları öne çıkaran sanatsal konularını buluyor. 


Aşağı Saksonya’nın sınır kenti Nordhorn’da gerçekleştirilmesi için vaktiyle kişisel olarak ve nihayetinde başarıyla çaba harcadığım No Pork but Pig gibi bir proje, bu bağlam kaymalarını, farklı açılardan yapılan yeniden yorumlamaları ve de bunların bağımlılıklarını açıkça görünür kılmaktadır. Nezaket Ekici bu performans sırasında sergi salonunda, basit görünümlü ve içine taze ot serpiştirilmiş ahşap bir ağılın içinde burka benzeri bir örtü, eldivenler ve ayakkabılarla tamamen siyaha bürünmüş bir şekilde oturmaktadır. Yukarıdan iki sıra tel örgüyle örülü bu ağılda Ekici’yle birlikte bir de küçük bir domuz bulunmaktadır. Ekici, hayvanla yavaş bir şekilde temas kurmak, güvenini kazanmak ve sonuçta onu rahatça okşayabilmek için saatlerce uğraşmaktadır.

Nezaket Ekici için bu performansta da İslami geleneklere, kadının Türk toplumundaki yerine ya da dini emir ve yasakların muhtemel absürtlüğüne dair bir eleştiri ön planda değil. Sanatçı burada daha ziyade, yakıcı soruların bağlamsal birlikteliğini, bu birlikteliğin bireysel kimlik arayışı, birey ile toplum arasındaki ilişki ve etnik – dinsel değerler açısından önemini konu ediniyor. 

Aşağı Saksonya’nın sınır kenti Nordhorn’da gerçekleştirilmesi için vaktiyle kişisel olarak ve nihayetinde başarıyla çaba harcadığım No Pork but Pig gibi bir proje, bu bağlam kaymalarını, farklı açılardan yapılan yeniden yorumlamaları ve de bunların bağımlılıklarını açıkça görünür kılmaktadır. Nezaket Ekici bu performans sırasında sergi salonunda, basit görünümlü ve içine taze ot serpiştirilmiş ahşap bir ağılın içinde burka benzeri bir örtü, eldivenler ve ayakkabılarla tamamen siyaha bürünmüş bir şekilde oturmaktadır. Yukarıdan iki sıra tel örgüyle örülü bu ağılda Ekici’yle birlikte bir de küçük bir domuz bulunmaktadır. Ekici, hayvanla yavaş bir şekilde temas kurmak, güvenini kazanmak ve sonuçta onu rahatça okşayabilmek için saatlerce uğraşmaktadır.

Nezaket Ekici için bu performansta da İslami geleneklere, kadının Türk toplumundaki yerine ya da dini emir ve yasakların muhtemel absürtlüğüne dair bir eleştiri ön planda değil. Sanatçı burada daha ziyade, yakıcı soruların bağlamsal birlikteliğini, bu birlikteliğin bireysel kimlik arayışı, birey ile toplum arasındaki ilişki ve etnik – dinsel değerler açısından önemini konu ediniyor. 

Aşağı Saksonya’nın sınır kenti Nordhorn’da gerçekleştirilmesi için vaktiyle kişisel olarak ve nihayetinde başarıyla çaba harcadığım No Pork but Pig gibi bir proje, bu bağlam kaymalarını, farklı açılardan yapılan yeniden yorumlamaları ve de bunların bağımlılıklarını açıkça görünür kılmaktadır. Nezaket Ekici bu performans sırasında sergi salonunda, basit görünümlü ve içine taze ot serpiştirilmiş ahşap bir ağılın içinde burka benzeri bir örtü, eldivenler ve ayakkabılarla tamamen siyaha bürünmüş bir şekilde oturmaktadır. Yukarıdan iki sıra tel örgüyle örülü bu ağılda Ekici’yle birlikte bir de küçük bir domuz bulunmaktadır. Ekici, hayvanla yavaş bir şekilde temas kurmak, güvenini kazanmak ve sonuçta onu rahatça okşayabilmek için saatlerce uğraşmaktadır.

Nezaket Ekici için bu performansta da İslami geleneklere, kadının Türk toplumundaki yerine ya da dini emir ve yasakların muhtemel absürtlüğüne dair bir eleştiri ön planda değil. Sanatçı burada daha ziyade, yakıcı soruların bağlamsal birlikteliğini, bu birlikteliğin bireysel kimlik arayışı, birey ile toplum arasındaki ilişki ve etnik – dinsel değerler açısından önemini konu ediniyor. 

0
1385
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle