19 MAYIS, PAZARTESİ, 2014

Şimdi Suratına Bir Tane Çaksam Buna Performans Diyebilir miyim?

Bu başlığı bir süredir üzerinde çalıştığım “performans sanatı” ile ilgili olarak yazmayı planladığım ancak nerden yazmaya başlayacağıma bir türlü karar veremediğim bu yazı için geçen yıl Türkçeye çevrilen Kevin Wilson’ın “ Fang ailesi” adlı romanının arka kapağında ki o çarpıcı cümleden ödünç alarak kullanıyorum. 

Şimdi Suratına Bir Tane Çaksam Buna Performans Diyebilir miyim?

Performans sanatı üzerine nasıl yazılabilir diye düşünürken “Fang Ailesi1 ile karşılaştım. Kevin Wilson, o kadar yalın bir dille olağan doğallığıyla kurgusal bir aile üzerinden performans sanatı gibi belki de üzerine konuşulması çok kolay ama bir o kadar da karmaşık bir alanı gayet açık hale getirmiş. Konumuz Fang Ailesi veya performans sanatı üzerine nasıl yazılmalıdır değil. Bu yüzden dileyenler bu kitabı edinip benim gibi meraklarını giderebilirler.

Bu yazıda merkezi Almanya’da bulunan  İPA(Uluslararası Performans Sanatı Derneği)2 Yaz Kampları ve Genç Performans Sanatçıları Platformu 2012 edisyonu ile ilgili bir değerlendirme yapacağım. Yine dileyenler 2011 yılında Berlin’de katıldığım ilk IPAH yaz kampı deneyimi üzerine yazdığım Açık Radyo’da yayınlanan “Berlin’de deli bir atın üzerinde performans sanatlarını keşfetmek”3 adlı makaleye bakabilirler.

Bugüne dek ilk kez akademik çalışmalar dışında performans sanatı üzerine gençlerin katıldığı yaz kampları düzenlemek, 2006 yılında Alman sanatçı Jürgen Fritz ve Almanya’nın Hildesheim şehrinde yaşayan bir grup öğrenci, performans sanatçısı ve sivil insiyatif gönüllüsünün aklına gelmiş. Bu ilk oluşum Hildesheim şehrinde gerçekleştiği için organizasyon   IPAH (International Performance Art Association Hildesheim) adını almış. İlk yaz kampının ardından organizasyon Berlin’e taşınmış. Temel olarak deneyimli performans sanatçıları ile genç sanatçılar arasında bir paylaşım yaratmak  amacı ile oluşturulan İPA, 2009 yılı ile birlikte Alman sanatçı ve İPA Yaz kampı organizatörlerinden Janine Eisenheair’in girişimi ile Genç Performans Sanatçıları Platformu ile birlikte düzenlenmeye başlanmış. 2010 yılında ise IPA kurucularından Jürgen Fritz’in girişimi ile “Performans Sanatını Öğretmek” adlı konferans dizisi IPA yaz kamplarına eklenerek organizasyon bugüne kadar devam eden şeklini almış. Ben ilk kez 2011 yılında o zamanlar adı İPAH olan yaz kampına genç performans sanatçısı aday adayı olarak katıldım. Aynı bu yazının başlığı gibi kafamda bir çok soru işareti vardı en başlarda. Bu kitaplardan okuyarak anlayamadığım, ülkemin güncel sanat ortamında pek de yer almayan, internetten araştırıp izlediğim videolar ile de pek kafama oturmayan bu “performans sanatını”  öğrenmek için düştüm Berlin yollarına… Uzun uzun IPA Berlin deneyimime bu yazıda yer vermeyeceğim zira başta belirttiğim gibi dileyenler Açık Radyo’da yayınlanan makaleye bakabilirler. Aslında neyin performans olup neyin olmadığını anlamaktan öte performans sanatının gerçekten bir sanat dalı olduğunu ve buna gönül vermiş insanların Berlin'de düzenlenen IPA Yaz Kampı'nda bir araya gelerek gayet ciddi ve bir o kadar “profesyonel” şekilde çalıştığını görme şansını yakaladım.

IPA genel anlamda bir eğitim projesi. Dünyanın farklı ülkelerinden katılan genç sanatçılar, farklı  gruplar içerisinde önemli performans sanatçıları ile atölye çalışmaları gerçekleştirebiliyorlar. Bu atölye çalışmaları günlük 8 saatlik çalışma zamanı ile sınırlı kalmıyor. Yaz kamplarının gerçekleştiği mekanlar 7/24 birer performans sanatı mekanına dönüşüyor. IPA, 2012 yılında Almanya’dan Jürgen Fritz, Finlandiya’dan Roi Vaara ve Singapur’dan Linn Luu’nun eğitmenliğinde 21 ülkeden 48 kişin katılımı ile İstanbul’da ilk kez düzenlendi.

İlk sene Depo İstanbul atölyelerin genel anlamda ana çalışma merkeziydi. Ancak gerek atölyelerin gerçekleştiği ilk hafta gerekse ikinci hafta düzenlenen Genç Performans Sanatçıları Platformu’nda kamusal alanlar atölye katılımcıları ve davetli sanatçılar tarafından peformans yapmak üzere kullanıldı. İstiklal caddesi üzerinde Mısır Apartmanı'nda yer alan Galeri NON ve Halep Pasaj'ının içinde konumlanan Pasaj ist performans mekanları arasında yer alırken  bu iki mekan şuanda bu yazıda bahsedilen adreslerinde yer almıyorlar)  İstiklal caddesi de bir çok performansın izleyici ile bütünleştiği performans mekanlarından birine dönüştü. Tophane’de yer alan Piartworks ve Salt Galata da diğer performansların yapıldığı mekanlar arasındaydı. Konuyu “kamusal sanat” ve “performans sanatı” ilişkisi üzerine bir tartışmaya getirmek istemiyorum zira tek başına üzerine yazılması okuma yapılması gereken bir konudur, ancak özellikle İstanbul Bienali bağlamında bu mesele üzerine IPA yaz kamplarının İstanbul’da düzenlenen ilk senesinde yaşadığımız bazı deneyimleri size aktarmak isterim. Doğal olarak her ülkede kamusal alanın kullanım şartları esnekliği ve alabileceğiniz tepkiler farklılıklar içeriyor. Ancak hani IPA Berlin’den geliyor ya, Berlin her ne kadar Almanya'nın başkenti olarak Avrupa’da dünyada eşi benzeri olmayan bir yer olsa da kamusal alanda bir performans olduğunda insanlar bu tür etkinlikleri bir yandan görmeye alışkın oldukları için bir yandan da artık nerdeyse her 10 kişiden birinin sanatçı olduğu bir yerde yaşadıkları için “aa bu bir performans hadi buradan gidip bir yerde bira içelim” diyebiliyorlar. Ya da Avrupa Birliği genel anlamda fazlasıyla kurallı ve korumacı bir düzen içerisinde olduğundan genelde insanlar kamusal alanda performans yaparken kuralları ihlal etmiyorlarsa tepki bile almıyorlar.

1 http://www.amazon.com/Fang-Ailesi-Kevin-Wilson/dp/6054729004
2 http://www.i-pa.org/
http://www.acikradyo.com.tr/default.aspx?_mv=a&aid=28832

Eğer kurallar ihlal ediliyorsa çok sert tepkiler alabiliyorlar. Yani “sanat bu ben buna saygı göstermeliyim ya da buradan bir şeyler çıkarmalıyım” diye düşünen veya davranan insanlara rastlamak pek de kolay olmuyor. Tabi bu değerlendirme bütün etkinlikler için geçerli değil. Berlin’de 3 yıldır 
M-PAB 4 adıyla sadece performans sanatına yönelik bir çok etkinliğin bir arada olduğu kapsamlı bir festival düzenleniyor. Merak edenler girişimin web sitesinden orada neler olup bittiği ile ilgili olarak araştırmalarını yapabilirler.


Ancak biz İstanbul’a ve İstiklal caddesine dönecek olursak bu yazıyı okuyanların internette yer alan iki videoyu açıp izlemesini ve özellikle videoların altına yazılanları okumasını tavsiye ediyorum. Birincisi “İstiklal'de Bir "Şey" Yapan Kadın5. Youtube’a yazınca kolayca ulaşılabilir. O bir “şey” yapan kadın İngiliz sanatçı Karine Talec IPA Yaz Kampı içerisinde performans yapıyor. Çok sıcak bir günde gerçekleşen performans sırasında Karine Taleç üzerine giydiği beyaz t-shirt ve pantolonu ile birlikte yerde üzerine su dökerek aslında denizde yüzüyormuş gibi hareketler yaparak Pasajist’in bulunduğu Halep Pasajı’ndan Atlas Pasajı’na ulaşmaya çalıştı. Ancak, Karine Taleç’in yaptığı hareketlerden etkilenen vatandaşlarımızın polisi çağırması ve polisin sanatçıyı durdurması ile sona erdi bu performans.

Polisin gelip performansı durdurması performans sanatı ile uğraşan bir çok insanın  karşılaştığı bir tepki ve bir yerde işin bir parçası. IPA yaz kamplarını düzenlerken İstanbul Valiliğinden  veya diğer mercilerden her hangi bir izin talebinde bulunmuyoruz. Bu yüzden kamusal alanda bir performans yapmak isteyen bir sanatçı olduğunda durumu izah ediyor ve eğer ki polis müdahalesi olacaksa bu noktadan itibaren sorumluluğun sanatçıya ait olduğunu belirtiyoruz. Çünkü bir yerde önceden var sayılamayan bir çok durum performans sırasında gerçekleşebiliyor. Polis müdahalesinin ardından Karine Taleç performansını durdurdu. İnsanların genel anlamda bu “şeye” nasıl yaklaştığını öğrenmek istiyorsanız Youtupe yorumlarını okuyabilirsiniz. İkincisi Hürriyet web tv’den Çağla Pınar Tunçel'in hazırladığı “Bu Adam Ne Yapıyor?” haber videosu.

http://www.mpa-b.org/
http://youtu.be/A4IY-A-AW0Y
6 http://webtv.hurriyet.com.tr/2/37140/21298049/1/bu-adam-ne-yapiyor.aspx

Alkışlarla yaşıyorum web sitesinde aynı video “Beyoğlu'nda performans sanatçısı olmak” olarak yer alıyor. IPA 2012 Genç Performans Sanatçıları Platformu'nun açılışında Finlandiyalı sanatçı Roi Vaara İstiklal caddesinde Tünel tarafından başlayarak elinde follow me/ Beni takip et adlı döviz ve çok şık siyah takım elbisesi ve güneş gözlükleri ile yürüyor. Roi Vaara, Jürgen Fritz ile birlikte Black Market International performans grubunun içerisinde yer alıyor.

Aslında Roi Vaara'nın neden siyahlar içerisinde olduğunu buradan anlayabiliriz zira Black Market İnternational sanatçıları genelde siyah giyerek performanslarını gerçekleştiriyorlar. Dileyenler 25 yılı aşkın bir süredir dünyanın dört bir köşesinde performans yapan bu “siyah” adamların web sitesine bakabilirler. Roi Vaara İstiklal Caddesini çok kalabalık bir cadde olduğu için ve bir çok protesto yürüyüşünün burada gerçekleşmesi nedeniyle burada sade bir yürüyüş yaparak performansını gerçekleştirmeyi seçtiğini belirtmişti. Gezi’den önce 2012 yılında gerçekşeşen bu yürüyüş caddedekiler tarafından nasıl algılandı bunu tam olarak bilemiyorum ancak videonun yer aldığı web sitesinde ki yorumlar gayet çarpıcı.

Bu iki performans kamusal alanda izin almadan gerçekleşmiştir. Ben bu iki performansı içerden biri olarak  “bilebildiğim” kadarıyla sizlerle paylaşmaya çalıştım. Ancak bu yazıyı genel çerçeveyi çizebilmek adına yargılamadan uzak bilgi verici bir üslupla ele aldığımı belirtmek isterim. Daha detaylı değerlendirmeleri önümüzde ki dönem Artful Living’de paylaşmayı düşünüyorum. Yazıyı toparlamaya çalışırken Femen Türkiye’nin Türkiyeli kadınlara yönelik soyunun çağrısına şimdilik iki genç bayan katıldı. Kendilerini medeni cesaretlerinden dolayı kutluyorum. Korkma Türkiye soyun!!!

0
2882
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle