15 HAZİRAN, ÇARŞAMBA, 2016

Sanatta Üreticilik Meseleleri

İstanbul’un yeni kültür merkezlerinden bomontiada’nın çağdaş sanat pratiklerine eğilen mekanı Alt, geçen yıldan bu yana sanat dünyasında küçük ama emin adımlar atarak yoluna devam ediyor. Protocinema’dan tanıdığımız Mari Spirito ise Alt’ın direktörü/küratörü olarak görsel sanatlar, performans gibi alanların çevresinde dolaşan çalışmalarla İstanbul sanat hayatına yeni bir bakış getiriyor. Spirito ile Alt’ın gelecek planları hakkında konuştuk.

Sanatta Üreticilik Meseleleri

İlk olarak daha önceki çalışmalarınızdan bahseder misiniz?

İstanbul’a ilk olarak 2007’de geldim ve sonra burada geçirdiğim zaman ve ziyaretlerim sonucunda New York’taki sergilere Türk sanatçıları, Türkiye’deki sergilere yabancı sanatçıları dâhil etmeye başladım.  Örnek olarak 2010’da o zamanlar New York, Chelsea’da yöneticisi olduğum 303 Galerisi’ndeki grup sergisine Can Altay’ı dâhil ettim. Serginin ismi “One Leading Away From Another”dı ve Latifa Echakhch, Hans-Peter Feldmann, Ceal Floyer, Dominique Gonzalez-Foerster, Alicja Kwade, Gabriel Kuri, Peter Nadin, Kelly Nipper, Kristin Oppenheim ve Sarah Ortmeyer gibi isimlerin çalışmaları da yer alıyordu. Aynı yıl içerisinde November Paynter ve ben Mısır Apartmanı’nda kullanılmamış bir alanda gerçekleştirilen “Never Neutral” sergisinin küratörlüğünü yaptık ve bu sergide çağdaş sanattaki belgesel yaklaşımın değişimlerini ve karmaşık kullanımlarını keşfeden Chris Marker, Enrique Metinides ve Dara Birnbaum’un çalışmaları yer aldı. Takip eden yıl galerideki “The Art of Climbing Mountains” adlı sergide Adrian Ghenie, Adriana Lara, Mike Nelson ve Joel Shapiro ile birlikte Cevdet Erek de yer aldı. Bütün bu sergiler benim farklı insanların inanç sistemlerine nasıl ulaştıklarına, bakış açısı ve algısının bunun nasıl bir parçası olduğuna karşı duyduğum ilgi çevresinde şekillendi. 

Türkiye'deki çağdaş sanat sahnesiyle tanışmanız nasıl oldu? Protocinema'yı kurma amacınız neydi?

Vasıf Kortun, araştırma yapabilmem için Platform’daki sanatçı arşivini bana açtı ve November Paynter da beni birçok sanatçı, küratör, yazar ve galericiyle tanıştırdı. Bu sekiz yıl önceydi. New York’taki sergilerime buradan sanatçılar dahil etmeye başladım ve sonra İstanbul’da da başka yerlerden sanatçıların sergilerini yapmaya başladım. Daha sonra 2011’de, İstanbul, New York ve diğer şehirlerde mekâna duyarlı gezici sergiler yapan, kâr amacı gütmeyen sanat organizasyonu Protocinema’yı kurdum.

©Nazlı Erdemirel

©Nazlı Erdemirel

Alt'ı kurma amacınız neydi? Arkasında nasıl bir küratöryel program bulunuyor?

Alt, bomontiada’nın bir parçası. bomontiada’nın Yaratıcı Komitesi Cem Yegül, Vasıf Kortun ve Alexis Şanal’dan oluşuyor. Vasıf’ı İstanbul’a 2007’deki ilk ziyaretimden beri tanıyorum. Vasıf bana Alt’ı gösterdiğinde çok heyecanlandım ve bana burada çalışmakla ilgilenip ilgilenmeyeceğimi sorduğunda daha da heyecanlandım, tabii ki evet dedim.

Alt’ın ilk senesi için ana tema; bütün biçimleriyle sanatta üreticilik meseleleri. Asıl olan sanatta üreticilik taktikleri. Bunların arasında “alıntılama,” “yeniden bağlamlandırma,” “örneklendirme” ve “yeniden amaçlandırmayı” sayabiliriz. Farklı seslerin duyulmasına olanak yaratarak ve onları desteklemeyi amaçlıyoruz. Sanatta üreticilik meselelerine dair sorular sormamızın bir sebebi de bir şeylerin nasıl sunulup ne anlama geldiği veya ne şekilde yorumlandıklarıyla ilgilenmemiz. Sanat tarihinde, uzun süredir mevcut olan bir şeyi alıp, üreticisinden/işlevinden koparıp, anlamını değiştirme geleneği var. Bunun erken bir örneği olarak Marcel Duchamp’ın Fountain işini gösterebiliriz. Söz konusu olan, hayali bir “R. Mutt” tarafından imzalanmış porselen bir pisuar. Günümüzde sanatçıların internetten bulduğu görseller ve görüntüleri kullanımıyla çok daha yaygınlaşmış bir üretim biçimi bu. Bir şeyi alıp değiştirme kabiliyetinin Türkiye’de ve yurt dışında bizi güçlendirici bir yanı olduğunu, günlük yaşantımıza daha uygulanabilir olduğunu düşünüyorum. Alt’ın insanların gelip farklı şekillerde katılımda bulunabileceği bir yer olacağını umuyoruz,  burası hepimizin. Bu yönde çok fazla olanak olacak; performanslar, gösterimler, konuşmalar, sempozyumlar vs. çok sesli bir mekân olacak.

  • BRIAN ENO
  • MOUNIRA AL SOLH
  • MOUNIRA AL SOLH
  • MICHELLE LOPEZ
  • MICHELLE LOPEZ

MICHELLE LOPEZ

bomontiada’yla nasıl işbirliği gerçekleştireceksiniz? bomontiada’daki diğer kurumlarla olan bağınız nedir?

Sanat mekânı Alt, İstanbul’daki başka birçok yer gibi kâr amacı gütmeyen kurum mantığıyla işliyor. İstanbul’daki birçok benzer sanat kurumu gibi tek hamisi var: bomontiada. Alt ticari bir galeri değil. Vizyon ve kullanıma gelince, misyonumuzdan bir alıntı yapayım: “Alt, görsel sanat, performans gibi pratiklerin ara kesitlerinde programlar gerçekleştiren disiplinler ötesi bir sanat mekânıdır. Türkiye ve yeryüzünde değişmekte olan koşullara karşılık veren yeni sanatsal ifadelere yer verir, paylaşımcı ve katılımcı bir kültürel platform oluşturmayı amaçlar.” Buradan ve her yerden sanat sunacağız. Herkesin, nasıl rahat hissediyorlarsa, gelip bize katılacağını ve Alt’ın bir parçası olacağını umuyorum.

bomontiada bir yaratıcı kültür kampüsü olarak tanımlanıyor. Kampüs, semtin şu anki yaşayanları ve çalışanlarının katılımıyla, bir araya gelme kültürünü devam ettirmesi üzerinden kurgulandı. 

  • ©Nazlı Erdemirel
  • ©Nazlı Erdemirel
  • ©Nazlı Erdemirel
  • ©Nazlı Erdemirel
  • ©Nazlı Erdemirel
  • ©Nazlı Erdemirel
  • ©Nazlı Erdemirel
  • ©Nazlı Erdemirel
  • ©Nazlı Erdemirel

©Nazlı Erdemirel

Alt'ın açılış sergisi Rodney Graham ile oldu. Bunun sebebi nedir?

Rodney Graham 15 yıldır tanıdığım bir sanatçı ve Alt’ın direktör-küratörü olmaya davet edildiğimde, doğrudan onu düşündüm. Alt’ın ilk senesi için ana tema; bütün biçimleriyle sanatta üreticilik meseleleri. Graham buradaki dört videoda tarih, edebiyat ve sinemayı kendi konumundan yeniden yorumluyor. Çok iyi bilinen ve sevilen bir sanatçı olmasının yanı sıra, Alt’ın vizyonu için güçlü bir temel oluşturacağını düşündüm. 

Alt’ta şu an dört farklı sergi yer alıyor? Bu sanatçıları nasıl seçtiğinizi merak ediyorum. Nasıl bir çalışma yaptınız?

Beyrut’ta yaşayan Mounira Al Solh’un Öykü Özsoy küratörlüğünde gerçekleşecek sergisi “I Strongly Believe in Our Right to Be Frivolous” (Uçarı Olma Hakkımıza Yürekten İnanıyorum), sanatçının yeni çizimleri, iki yerleştirmesi ve À la Santé des Alliés (Müttefiklerin Sağlığına) adlı tek kanallı videosunu içeriyor. Göçün yanı sıra ülkesi Lübnan’daki sosyopolitik ve dinsel içerikli çatışmaların insanlar üzerindeki fiziksel ve zihinsel etkilerini araştıran Al Solh, işlerinde hem gerçekçi hem de kurguya yatkın bir tavır sergiliyor.

Andreas Angelidakis’in “Soft Ruin” (Yumuşak Harabe) sergisi, sanatçının aynı adlı yerleştirmesinden yola çıkıyor. Hiçbir şeyin eskiyip aşınmadığı internet ortamında “harabeleşmenin” nasıl oluşacağını merak eden Angelidakis, Building an Electronic Ruin (Elektronik Bir Harabe İnşa Etmek) adlı videosunda, Second Life internet platformundaki “avatarı” aracılığıyla harabeler inşa etmeye yönelir. Yumuşak Harabe (Soft Ruin) adlı işinde ise, Second Life “harabelerin” galeri ortamında üstüne oturulabilecek veya rahatlıkla hareket ettirilebilecek yumuşak versiyonlarından oluşuyor. İki işin de ortak noktası, analog ve dijital dünyaların birbirlerine çevrilebilirlik sorunsalını konu edinmeleri.

Buluntu veya ödünç alınmış, yüksek kaliteli veya kaba sesler Brian Eno’nun The Ship (Gemi) adlı ses ve ışık yerleştirmesine kaynaklık ediyor. Çıkış noktası 12 Nisan 1912’de batan RMS Titanik olan iş, başarısızlık, kayıp ve mücadele ekseninde, Eno’nun deyimiyle “Birinci Dünya Savaşı’na doğru gidişatın analojisi” olarak kabul edilebilir. 1978 yılında Music for Airports’ta (Havaalanları İçin Müzik) olduğu gibi, burada da farklı uzunlukta ses döngülerini harmanlayarak bir ses-resim oluşturuyor.

Brooklyn, New York ve Guilford, Connecticut’ta yaşayan Michelle Lopez, The Halyard (Bayrak İpi) adlı yerleştirmesinde ulusların en önemli simgesini sorunsallaştırarak, Benedict Anderson’ın deyimiyle bu “hâyâli cemaatlerin” yapaylığını ele alıyor. Bu işin Alt’ta gösterilmesi, Bomonti Bira Fabrikası’nın Cumhuriyet’in ilk yıllarında “ulusal ekonomi” yaratma çabalarının bir parçası olarak devletleştirildiği göz önüne alındığında özel bir anlam kazanıyor.

  • ©Nazlı Erdemirel
  • ©Nazlı Erdemirel
  • ©Nazlı Erdemirel
  • ©Nazlı Erdemirel
  • ©Nazlı Erdemirel
  • ©Nazlı Erdemirel
  • ©Nazlı Erdemirel

©Nazlı Erdemirel

Alt'ta gerçekleştirilen performanslara ve etkinliklere nasıl karar veriyorsunuz?

Alt, farklı yer ve nesilden birçok sanatçı, performans sanatçısı ve dansçıyı; kısacası yaratıcı insanları programına katılmaya davet ediyor. Sergilerin yanı sıra konuşma, performans, atölye ve gösterim önerilerine de açığız. Alt’ta performanslarla yer almak için tek yapılması gereken, bize bir proje önerisi yollamak.

Alt'a dair gelecek planlarınız neler?

Alt’ta sergiler yazın da devam edecek. 13 Temmuz – 9 Ekim tarihleri arasında Alt’ta Marwa Arsanios’un Hiç Bir Ayı Öldürdün mü ya da Jamila Olmak (Have You Ever Killed a Bear or Becoming Jamila), Olga’nın Notları, Kütüphane (Olga’s Notes, The Library) isimli yerleştirmeleri; Büyük Sessizlik (The Great Silence) ve Apotomē adlı iki video enstalasyonu ile Jennifer Allora ve Guillermo Calzadilla; Ahmet Öğüt’ün “Tam Gün Devam” (Round-the-clock) adlı sergileri görülebilecek.

©Nazlı Erdemirel

©Nazlı Erdemirel

Şu anki Türkiye çağdaş sanat ortamını nasıl değerlendirirsiniz?

İstanbul’daki sanat sahnesini çok dinamik ve cidden paylaşımcı buluyorum; insanlar birbirlerini destekliyor. Sanat dünyasının doğası gereği sürekli yeni bir şeyler yaratıyoruz. Kendi kurallarımızı oluşturuyor ve bunları çiğniyoruz. Sanatçılar güçlü insanlar ve insanlar sergi yapmaya devam etmek, sanat hakkında yazmak, ders vermek ve koleksiyon yapmak konusunda oldukça yaratıcılar. Alt’ta ve bomontiada’da olan biten her şey bunun bir kanıtı.

0
4098
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle