21 TEMMUZ, PAZAR, 2013

Hartvig’den Galeriler Üzerine

New York Times’a dün göz attıysanız eğer, belki Nicolai Hartvig’in bugün açılacak olan Art Basel üzerinden fuarları ve ticari amaç güden galerilerin yapısını incelediği ‘’Art Basel Opens in Time of Turbulence for Dealers’’ (Art Basel, sanat simsarları için çalkantılı bir zamanda açılıyor) yazısını okuma fırsatı bulmuşsunuzdur. Bulamadıysanız, doğru yerdesiniz.

Hartvig’den Galeriler Üzerine

‘’Art Basel, sanat fuarlarının babası, Perşembe günü İsviçre’de açıldığı zaman, dünyanın en güçlü sanat simsarları, bu etkinliği orta boy galeriler ve bir grup umut vadeden yükselişteki sanatçıyla paylaşacak. Fakat boy önemli olmadan, Basel’deki 300’den fazla katılımcı galerinin çoğunluğu, bir dönüşüm içerisinde olan sanat dünyasının baskısını hissedecekler.

Sanat fuarları birçok galeri için çok önemlidir, ve bu galerilerin yıllık satışlarının büyük bir bölümünü kapsayabilir. Geçtiğimiz yıl, Pace Gallery Gergard Richter’in A.B. Courbet isimli resmini Art Basel’de 20 milyon doların üstünde bir rakama sattı. Fakat galeride ve fuar alanında çifte mesai yapmak da yeterince stresli ve masraflı olabilir. Metrekare başına 669 İsviçre frankı ile Art Basel’deki giriş katındaki bir stantın fiyatı 42.900 dolar tutuyor, bir bu kadar da seyahat, sanat üretimlerinin lojistiği, sigorta ve diğer masraflar var. Galerilerin her sene birkaç fuara katılması gerektiği düşünülürse, bu zirvedeki sanat simsarları için kolay olduğu kadar, küçük galeriler için bir o kadar zor.’’


Hartvig, bu şekilde başlıyor yazısına. Dünyada ileri gelen galerilerin, aynen Art Basel gibi fuarlara katılmak gibi, yeni koleksiyonerlerle tanışmak için buldukları yollardan bahsediyor. 13. galerisini açan Gagosian ve Pace’ten örnekler veriyor. Fransız galerici Emmanuel Perrotin’in sanatçılarını kaybetme korkusuna değindikten sonra, Londra bazlı ve 2012 senesinde Hong Kong ve Sao Paulo’da da sanat mekanları açmış olan White Cube’un sergi direktörü Tim Marlow’un sözlerini aktarıyor:

‘’Eğer iyi sanaçılarla çalışmak istiyorsanız, sürekli onların bilinirliğini arttıracak ve yeni izleyicilerle tanıştıracak yollar bulmalısınız. Biz piyasa kovalamıyoruz, öyle olsa sadece fuarlara katılırdık.’’

Hauser & Wirth’ün yeni projelerinden, Pace’in patronu Marc Glimcher’dan bahsettikten sonra, Jerome ve Emmanuelle de Noirmont’nun 20 sene boyunca Avenue Matignon’da izleyiciyle buluşan sanat mekanının kapanmasından bahsediyor:

‘’Jerome de Noirmont Gallery’nin durumu tipik olmayan, fakat açıklayıcı bir örnek. Orta ölçekli galerilerin ekonomik krizden etkilendiği söylentilerine (sanatın hayatı taklit etmesine bir örnek olarak, sadece yüzde birlik, bitmekte olan bir orta sınıfın sözleri) rağmen, galeri aslında gayet iyi gidiyordu; her sergide işlerin üçte ikisini alacak koleksiyonerler buluyordu ve İranlı sanatçı Marjane Satrapi’nin resimlerini satıyordu. ‘’Bu şekilde 10-15 yıl daha giderdik,’ diyor de Noirmont, ‘’ama bizimkisi girişimcilikle ilgili bir problemdi.’’

Brüksel’deki Tulips&Roses’ın kapanışının ardından New York’a gözünü çeviriyor Hartvig. Nicole Klagsburn’un 30 yıldan sonra galerisini kapatmasını açıklıyor: ‘’İlk başta sanat ve sanatçıydı, şimdi ise sürekli beslenmesi gereken bir makine.’’

Sonuç olarak, endişeli eleştirmenler ve sanat simsarlarının küçük ölçekli galerilerin sahada kalmaya devam edebilmesinin yöntemlerini aradığını belirtiyor.

‘’Sanatçılar kendileri de önemli bir rol oynayabilirler. Örneğin, New York’lu sanatçı Julie Mehretu kendisine bir temsilci bakarken bütün büyük galeriler onu istemişti. Pace’ten Glimcher, ‘’Herkes Julie Mehretu’yu kapmak istiyordu; hepimiz atölyesine gittik,’’ diyor ve ekliyor: ‘’O gerçek, bir nesilde ancak birkaç tane çıkabilecek kadar büyük bir zeka. Hepimiz onun için yapabileceklerimizi sıralarken etrafına baktı, sonra resimlerini 57. Cadde’deki yerine bile zor sığdırabilecek Marian Goodman’a baktı.’’

Yazının orijinalini buradan okuyabilirsiniz:


http://nyti.ms/12p1iYO

0
915
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle