27 KASIM, CUMA, 2015

Büyüdükçe Renkli Hayallerimiz Ölüyor

Sanatçıların üretim sürecinde belirli bir ana başlık altında toplanmadan, bağımsız bir şekilde mekânı kullanmalarının amaçlandığı küpler projesi "Reloaded" sergisiyle devam ediyor. artnivo.com, Zorlu Performans Sanatları Merkezi ile işbirliği içinde gerçekleştirilen projenin ikinci sergisi 24 Ocak'a dek ziyaret edilebilecek.

Büyüdükçe Renkli Hayallerimiz Ölüyor

Sergide: Ahmet Rüstem Ekici, Çağrı Saray, Eylül Ceren Ersöz, Jacqueline Roditi, Manolya Çelikler, Neslihan Karaağaç, Öykü Ersoy, Özge Enginöz ve Sadık Arı'nın çalışmaları yer alıyor. Sanatçılar ile hem proje kapsamındaki çalışmalarına hem de genel üretim süreçlerine dair konuştuk.

"Reloaded" sergisi alıştığımız sergi mantığından biraz farklı bir düzleme sahip. Sanatçıların farklı mekânlarda bağımsız olarak üretimlerini sergililedikleri bu konsepte nasıl hazırlandınız?

Eylül Ceren Ersöz: Resim bölümü mezunu olarak ilk defa bu sergi için interaktif bir kurgu gerçekleştirdim. Bu kurgu şeklinden kaynaklı mekânı deneyimlemek üzerine bir takım hazırlıklar yaptım. Farklı materyal ve sunum teknikleri araştırmaları gerçekleştirdim.

Ahmet Rüstem Ekici: Benim için Artnivo 8 küp projesinin en önemli özelliği izleyicinin eser ile başbaşa kalması, eserden esere geçerken konudan konuya hatta bir boyuttan bir başka boyuta geçmesi. "Reloaded" sergisine hazırlandığım süreçte mekâna özgü yerleştirme üzerine düşündüğüm farklı temalar olsa da, son birkaç yıldır hayatımızın olağan parçası haline getirilmeye çalışılan ölüm temasından kopamadığımı farkettim.

Öykü Ersoy: Ben de sergiye hazırlanırken mekânı nasıl kullanacağım konusunda uzun süre düşündüm. Kendime ait herhangi bir mekâna dair çalışma üretmek daha önce denemediğim bir durumdu. Video, yerleştirme gibi medyumlardan oluşan projeler oluşturup eskizler yaptım. Daha sonra mekânı kendileştirme üzerine bir çalışma üretip aslında aidiyetsizliği ve güvensizliği kent üzerinden anlatmayı hedeflediğim işlerimle, bana sunulan küpün formunu bozup  yerleştirerek oluşturacağım çelişkiyi deneyimlemek istedim.

Özge Enginöz: Farklı mekânlarda bağımsız olarak üretim yapmak öncelikle sanatçıya  özgür bir hareket alanı sağlıyor. Ben bu sergi için daha önce hiç üretmediğim teknik olarak da farklı bir çalışma sergiledim. Sergideki çalışmalarım için  uzun bir  düşünme süreci  geçirdikten sonra, ışık ve mekânın da etkisini ekleyerek istediğim   sonucu elde ettiğimi düşünüyorum.

Sadık Arı: Karma  sergilerin aksine küp projesinde kendi alanımıza müdahale etmek çok daha kolay. Bunun eserlerin algılanışına katkısı büyük diye düşünüyorum. Alanımız kısıtlı gibi gözüksede aslında bu seyircinin odağını yükseltti, projemde genel tavrım hakkında ilk defa işlerimi gören izleyiciler için bir fikir oluşturabilsin diye küçük kağıt işlerimi kullandım.

Manolya Çelikler Yüksel: 2015 yılında ürettiğim "Help" serisini bu alana göre uyarlayarak birtakım değişiklikler yaptım.  Daha büyük boyutta çalıştım ki bu da benim için yeni bir deneyim oldu. "Kendine ait bir oda" da işlerini sergilemek çok keyifli bir deneyim.

Bu tarz bağımsız bir alana sahip olmak üretiminizi nasıl etkiledi? 

Öykü Ersoy: Daha önce kendime ait bir mekâna dair çalışma üretmemiştim. Çünkü işlerimde mekânsızlık, aidiyetsizlik , güvensizlik gibi durumları kent üzerinden yorumlamaya çalışıyorum. Üretim aşamasında sürekli kullandığım bir atölyem, bağ kurduğum bir mekânım yok. Çalışma alanım sokaklar, gettolar, terk edilmiş evlerden oluşuyor. Bu açıdan değerlendirdiğimde mekânı, bireyi yutup kendisine benzeten, giderek onu kapsayabildiği bir nesneye çevirme olasılığının dışına taşıyarak okudum. İşlerimde, mekânı iktidarım altına alarak ve sergileme alanının donuk yapısını bozarak bazı boya müdahaleleriyle küpün formunu değiştirip ayrı bir sergi alanı yarattım. Böylece  çalışmalarımı mekânın nesnesi yerine öznesine dönüştürmeyi hedefledim.

Eylül Ceren Ersöz: Bu tarz bağımsız bir alana sahip olmak çok keyifli, adeta bir oyun alanı etkisi yaratıyor. Bu durumda işlerinizde özgürleşmenizi ve deneysel çalışmanızı sağlıyor. Bu oyun alanı etkisi işlerinizin kısır döngüden kurtulmasını kolaylaştırırken sanatçı olarak size de cesaret kazandırıyor.

Ahmet Rüstem Ekici: İzleyicinin yerleştirme ile baş başa kalacağı odada ele aldığım konu gereği olabildiğince karanlık ancak diğer yandan renkleri olabildiğince hissedeceği kontrast bir yerleştirme planladım. Karanlığın ve aydınlığın, zıtlıkların bir arada olduğu bir dünya hazırladım aslında.

Sergi için tasarladığınız işinizden biraz bahsedebilir misiniz?

Sadık Arı: Projemin adı: Talan. Yıkılmış uygarlıkların birbirleriyle olan savaşları, nefretleri şimdi bizim için bir şey ifade etmiyor çünkü hepsi yıkılıp gitti onların nefreti de onlarla birlikte silindi ve bizim uygarlığımız da birgün yok olup gidicek bu kaçınılmaz. Savaşın anlamsızlığı ve bugünkü nefretinde birgün toprağın altına bizimle gömümesi fikrinden yola çıktım. Kısaca insanın insana talanın hikayesi.

Özge Enginöz: "Reloaded"da bana ayrılan karanlık odada, altı ışıklı kutu ve altı adet fotoğraf sergiliyorm. Benim için iki ayrı teknikte sergilenen bu çalışmalar, bir oda içinde izleyiciye gece ve gündüzü bir arada yaşatma fırsatı yakalamamı sağladı.

Çalışmalarımı Mallerme'nin ''Bir Zar Atımı'' şiirini yazarkenki kurgusundan yola çıkarak oluşturdum. Şair şiirini yıldızlı gökyüzünün ters bir yansıması olarak ortaya çıkardı. Mallerme'nin  şiirinin son iki sayfasında küçük ayı takım yıldızı bulunuyor. Burada kutup yıldızı etrafında dönen yıldızlı gökyüzünün, kitap sayfasının üzerine görsel bir negatifi çıkmış. Parlayan beyaz yıldızlar, basılı siyah harflere karşılık geliyor. Gökyüzünün siyahı ise sayfanın beyazlığına...

Mallerme'nin bu kurgusundan  yola çıkarak ben de; ''Gökyüzünün Gücü Adına'' ismini verdiğim bu seride gözlem ve raslantısallıkla eriştiğim fotoğrafları, uzayın sonsuzluğunu ve yıldızları temsil  eden iki boyutlu bir harita ile birleştirdim. Evrenle bir olduğumuzu işaret ettiğim kadrajlarla, insanın göremeyeceği ama belki de hissedebileceği yerde olduğunu hatırlatmak istedim.

Gecenin huzursuzluğunda yıldızlar bizim için gökyüzündeki umut ışıklarıdır. Hayatın içinde ve sonrasında insanın yeri ile sonsuzluk içindeki konumunun görsel olarak dilini ararken aynı seri içindeki diğer çalışmalarımda ise fotoğrafları gökyüzü haritası üzerinde üç boyutlu kutular içine yerleştirerek, evren, sonsuzluk ve kaos içindeki konumumuzu estetik olarak görselleştirmeye çalıştım.

Eylül Ceren Ersöz: Benim sergi için tasarladığım işim, farklı medyumlarla birbirlerini destekleyen tek bir konuyu ele alıyor. "Beyaz Gül" adlı savaş karşıtı barışçıl bir örgütün gerçek hikayesini, grup üyelerini ve onları ölüme götüren süreci inceliyor.

Manolya Çelikler Yüksel: "Help" aslında dünyaya yapılan bir yardım çağrısı. Haritalardan oluşturulan zarflar ve gemi üzerinde "Help" işlemeleri var. Bu çalışmam iletişim çağında olup,  iletişimsizliğin bu kadar içinde olmaya yapılan bir vurgu esasında.

Savaş, terör, açlık, şiddet her yerde malesef. Tv de gazetelerde sokaklarda hep görüp yok saydığımız, alıştığımız (!) bir durum haline geldi ne yazık ki. Kimse bilerek isteyerek dilini, vatanını,  ailesini bırakıp kaçmak istemez. Mülteci olmak bir tercih değil.

Ahmet Rüstem Ekici: Tavanı, duvarları, zemini siyah olan alanımın ortasında yer alan yerleştirmem çocuk boy ceset torbası, plastik bazlı malzemeden yapılmış bu torbanın içerisinde yine plastikten yapılmış renkli çocuk oyun havuzu topları yer alıyor. Siyah ortamda en çok renkler dikkat çekse de ceset torbasının trajik varlığından renkli hisler ile kopamıyoruz. Bunun en büyük nedeni son dönem oldukça şahitlik ettiğimiz trajik çocuk ölümleri. Dünyayı mülteci sorunları karşısında uyandıran en büyük olay oyun havuzunda oynaması gereken yaşta bir çocuğun, açık deniz suları arasında renkli hayaller kuramadan ölümü oldu. Çocukluk dönemine aynı zamanda kurulan en renkli hayaller dönemi olarak bakıyorum, büyüdükçe renkli hayallerimiz ölüyor. Bu yerleştirme ölen renkli hayatlara, hayallere sembolik bir gönderme.

Öykü Ersoy: Ben de sergiye "Mahal" isimli projeyle katılıyorum. Proje Ben Nerede Yatacağım?, Yer ve Bozkır  Hüznü olmak üzere üç bölümden oluşuyor. Ben Nerede Yatacağım ve Yer, kent içerisinde belgelediğim fotoğraf ve video dökümanlarını eskiz olarak kullanıp oluşturduğum, teknik olarak  dikiş,  doğal malzeme , mürekkep , suluboya gibi malzemelerle çalıştığım iki resim. Bozkır Hüznü ise 2008 yılına kadar yaşadığım Ankara üzerinden ve özellikle Ankara Katliamı sonrasında oluşturduğum seriye ait yedi adet resimden oluşuyor. “Mahal” projesi, kendimize ait bir mekân tarifleme gereksinimimizi, kentin doğasına dönüşmüş kaosun içinde yabancılaştığımız, kurmaya çalıştığımız – kuramadığımız- düzeni ve düzensizliği resimsel bir dille inceliyor.

Önümüzdeki dönem için üzerinde çalıştığınız yeni projeler neler?

Manolya Çelikler Yüksel: Üzerinde çalıştığım ve hayata geçirmek istediğim yeni projelerim var. Heyecanla çalışmaya ve araştırmaya devam ediyorum.

Ahmet Rüstem Ekici: Güzel Sanatlar Fakültesi'ne bağlı olarak iç mimarlık eğitimi almış olmam mekân, boyut algımı kuvvetlendirdiği için en çok yerleştirme alanında işler üreterek ifade edebiliyorum. En çok hazır malzemeler ile diyalog kurmak hoşuma gidiyor. Nesrin Esirtgen Collection “Open Call Open Door” sergisindeki Dönersen Islık Çal isimli yerleştirmemden sonraki ilk yerleştirme Artnivo için Gidenler oldu. Planladığım farklı optik baskı teknikleri ile oluşturacağım bir seri üzerine çalışmalarım devam ediyor.

Öykü Ersoy: Çocukluğumdan itibaren biriktirdiğim malzemeler ve dökümanlar (anneannemin evlendiği gece kullandığı çarşaf , 30 yıl önce eve asılmış bir perde, dedemin ilkokul notları, yemeniler, danteller, kumaşlar gibi ) var. Tüm bu materyalleri ve öğrencilik yıllarımdaki resimlerimi bir arada kullanarak patchwork ve kolaj  tekniğiyle Hafıza isimli bir iş  üretmeye başladım. Bunun dışında uzun zamandır yaptığım illüstrasyonlarımı kullanarak oluşturmak istediğim yeni işler var.

Eylül Ceren Ersöz: Önümüzdeki dönem kişisel sergi hazırlığı içerisinde olacağım için birçok proje fikrim var.

Özge Enginöz: Üçüncü kişisel sergimi açmayı  ve yurt dışı projelerini değerlendirmeyi düşünüyorum.

Sadık Arı: Şu an üzerinde uğraştığım bir seri var. Dünyevi varlığın silinmesi birçok dinde ve felsefede sıkça adı geçen bir tema. Hiçliğe yada tanrıya ulaşmak için kendi benliğinin yok olmasıyla alakalı kişisel bir deney denebilir bu proje için. Daha önce hep kağıt işlerle çalışmıştım fakat bu projede kağıt işlerin yanına yeni malzemeler de eklenecek. Bu beni çok heycanlandırıyor. Projenin kendisi de zaten uzun zamandır planladığım birçok tasarımı birbirine bağlama imkânı vericek bana.

0
1593
2
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle