18 MART, PAZARTESİ, 2019

Bir Rüyaya Üflemek

Taner Ceylan’ın küratörlüğünü üstlendiği “Olimpos Sergileri” serisinin ilki “Portre”, Cihangir’de bulunan Sadık Paşa Konağı’nda açıldı. Ceylan’ı ilk küratörlük deneyimi olan sergi, sanatçının Olimpos’taki zeytinliğinden elde ettiği gelirlerle gerçekleşti. Güneş Acur, Cem Adrian, Gizem Akkoyunoğlu, Şeyma Barut, Metin Çelik, Hakan Çınar, Yunus Emre Erdoğan, Onur Hastürk, Rugül Serbest ve Hande Şekerciler’in yeni üretim olan ve ilk kez sergilenecek eserlerini bir araya getiren sergi, 23 Mart’a dek devam edecek.

Bir Rüyaya Üflemek

“Olimpos Sergileri” serisinin ilki “Portre” vesilesiyle serginin küratörü Taner Ceylan ve sanatçılarla konuştuk. Daha çok karşımıza çıkacağını tahmin ettiğim sergi serisinin ilki, 23 Mart’a dek izleyicilerle buluşacak. Sadık Paşa Konağı’nın mistik ruhuyla birleşen, sanatçının eşsiz kürasyonundan geçen ve adeta bir Taner Ceylan tablosuna dönüşen sergiyi ziyaret etmek için son hafta.

Taner Ceylan’a Sorular:

Sizi ilk defa küratör koltuğunda görüyoruz. Sergiyi gezenlerin göreceği üzere konağın her zerresine deneyiminizin izleri yansımış. Başarılı bir sanatsal üretim hayatı ister istemez küratöryel gözü de doğuruyor mu? Eserleri sergilenen kişi değil de serginin küratörü olmak sizin için nasıl bir deneyimdi merak ediyorum?

Her şeyden önce inanılmaz özgürleştirici bir deneyim oldu. 2002’den beri galerilerle çalışıyorum. Bu mekânlarda hareket alanınız sınırlı. Eninde sonunda bembeyaz dört duvar arasında sıkışıp kalıyorsunuz. 90’dan 2000’lerin başına kadar İstanbul’un çok çeşitli mekânlarında, mahzenlerinde, manastırlarlarında alternatif sergiler açtım. Ve o süreçte resimleri yaratım sürecim kadar onları sergileme sürecim de yaratıcıydı. Hatta işin parçasıydı. Bu yetimi kaybetmiş olduğumu, daha doğrusu kullanmadığımı anladım. Bir anlamda mimariyle sanat yapıtının birlikteliğinin önemini tekrar anımsadım ve gördüm. Bunu bir şans bilerek en küçük noktasına kadar ince ince düşündüm. Hatta kokusuna kadar, bir koku tasarımcısına kadar. Mekâna pudra kokusu hâkim olsun istedim. Kendi işmi sergilemesem de serginin tümü benim işime dönüştü. Şahsen kendi yapıtlarımla katıldığım küratöryel sergilerde de öyleydi. Dan Cameron’un sergisinde resimlerim onun beyninden süzülerek tekrar tarif edildiler, keza Carolyn Bakarkiew, Vasıf Kortun ve Levent Çalıkoğlu gibi sayısız kere başka uzmanların gözünden tekrar tarif edildim sergilendim. Şimdiyse benim kalbimden süzülmüş bir sergi görüyorsunuz.

Mekân ile serginin yakaladığı muazzam uyumun üzerine konuşmamız gerektiğini düşünüyorum. Zira tüm bu sergi de bir mekân/evin vesilesiyle doğmadı mı? Sadık Paşa Konağı’nı seçmenizin sebebi nedir?

Serginin oluşumu süreci bambaşka bir hikâyeye dayanıyor. Burada olmasaydı başka bir yerde olacaktı ama bu konakla birlikte muazzam bir uyum ortaya çıktı. Konak daha önce Halil Altındere sergisine ev sahipliği yapmıştı. Alternatif bir mekân olarak aklıma kaydetmiştim. Serginin burada olacağı kesinleşince neyle karşı karşıya olduğumuzu mekâna girdikten sonra anladım. Tek başına baş edemeyeceğimi anlayınca profesyonel destek aldım. Sergi tasarımı, mimar Fahrettin Aykut ve Ferhan İstanbullu’ya ait. Konak yıllardan beri konak olmaktan çıkmış durumda, onlar sayesinde tekrar konak olduğunu hatırlatan bir atmosfere kavuştu. Fahrettin Aykut özellikle tasarladığı konstrüksiyonlarla bir Bauhaus Rönesansı yarattı. Aynı zamanda tarih uzmanları ve Hikmet Mizanoğlu gibi değerli antika eksperleriyle çalıştım. Mekâna yerleştirilen 18. yy Fransız ve Osmanlı mobilyalarıyla mekânın duygusu çok güçlendi. Mucizevi bir şekilde de her bir yapıt kendi odasını, alanını buldu. 

Sergide gördüklerimizin çok derin bir arka planı var aslında. Sizin Olimpos’taki evinizden ve zeytinliğinizden portre temalı kitabınıza dek uzanıyor. Kitapı anlatış ve sunuş şekliniz onu bir sergi kataloğundan ayırarak keyifli bir okumaya sürüklüyor. Kitabın hazırlık sürecinden bahsetmek ister misiniz?

Bu sergideki yapıtları sanatçılarla bir yıldır çalışarak tartışarak geliştirdik. Yani atölyeden seçtim mekâna koydum olmadı. Aynı şekilde de her bir yapıt sanatçısı için bir kırılma, bir dönüm noktası oldu. Çünkü hepsi yaptıklarının bir üstüne çıkarak bugüne kadar yapmadıklarını yaptılar.

Aynı şekilde kitap için de büyük bir emek sarfettik. Kitaba profesyonel bir kalemin girmesini istemedim. Çağdaşım olan 15 sanatçı arkadaşlarımın kalplerindeki portre ile ele aldıkları metinler var. Diğer yarısında ise katılan sanatçı arkadaşlarımın yapıtları üzerinde benim ele aldığım gayet amatör metinler var. Sanatçıların sanat hakkındaki düşüncelerini kaydetmek istedim. Tabii kitabın bütün ağırlığı ve yükünü Süreyyya Evren üstlendi, tasarımı Vahit Tuna’ya ve fotoğraflar da Reha Arcan’a ait. Tabii çilesini asistanım Saliha Yavuz çekti, referanslar için kullanılan görsellerin telif alma süreci başlı başına çok eziyetli bir iş oldu. Ama bir beş yıl sonra ortaya müthiş bir külliyat çıkacak.

Olimpos serilerinin devamı için planlarınız neler?

Benim için sanat tarihinin temel kavramlar çok önemlidir. Bu nedenle resim geleneğinin demirbaşlarıyla konuları ve kitapları devam ettirme niyetindeyim. Bir sonraki konumuz: Peyzaj olacak. 

  • Yunus Emre Erdoğan
  • Şeyma Barut
  • Onur Hastürk
  • Hande Şekerciler
  • Cem Adrian
  • Gizem Akkoyunoğlu
  • Güneş Acur

Güneş Acur

Sanatçılara Sorular:

Taner Ceylan ile bu sergi kapsamında yollarınız nasıl kesişti? Projeye nasıl dahil oldunuz?

Metin Çelik

2017 yılının Nisan ayında “Kaos-Kozmos” adlı sergim vesilesiyle tanıştık kendisiyle. Alp’le (İşmen) birlikte sergiyi gezmeye gelmişlerdi ve sanat dolu bir sohbet geçti aramızda. Böylelikle dostane bir ilişki başladı. Ara sıra danışacağım konular olurdu ve onun atölyesinde buluşurduk. Bir buluşmamızda Taner bana sergi fikrinden bahsetti ve çok heyecanlandım. Kafasında bütün kurguyu yapmıştı ve onun küratörlüğünde bir sergide yer almak çalışma pratiğimde bana yeni ufuklarlar açacaktı. 

Şeyma Barut

Taner Ceylan’la yaklaşık iki yıl önce Artist Sanat Fuarı’nda sergilenen resimlerim vasıtasıyla tanışmıştık. Sonrasında da irtibatımız devam etti. Bu serginin fikri oluşmaya başladığında bahsetmişti böyle bir sergi düşünüyorum, senin de olmanı istiyorum diye. Ben de memnuniyetle kabul ettim. Kısa süre sonra da sergiyle ilgili detaylar kesinleşti ve çalışmalara başladık.

Güneş Acur

Taner Bey’in TÜYAP Sanat Fuarı’nda işlerimi görmesi ve benimle iletişime geçmesiyle böyle bir heyecan verici projenin içine dahil oldum.

Gizem Akkoyunoğlu

Taner Ceylan’la tanışıklığım öncesine dayanıyor. Bu proje ilk gündeme geldiğinde Taner Ceylan beni arayıp katılmak isteyip istemediğimi sordu. Onu bu kadar heyecanladıran bir projede yer almak ve birlikte bir şeyler yapmak beni de çok heyecanlandırdı. Bu vesileyle sürekli iletişim içerisinde olduğumuz bir dönem başladı.  

Hakan Çınar

Taner Ceylan genç sanatçıları destekleyen, bilgisi ve deneyimini paylaşan bir sanatçı. Dilhun isimli heykelim aracılığıyla irtibata geçtik ve bu süreç devam etti.

Rügul Serbest

Taner Ceylan’la yaklaşık iki yıldır tanışıyoruz. Geçen sene Mart ayında Güney Kore'de katıldığım bir serginin açılışında Taner Ceylan'dan telefon geldi. Bana bu projeden bahsetti. Beni de sergileye dahil etmek istediğini söyledi. Hiç düşünmeden kabul ettim. 

Onur Hastürk

Taner Ceylan’la yollarımız katılımcısı olduğum Mamut Art Project’te kesişti. O günden beri de görüşmelerimiz, sanat sohbetlerimiz, çalışmalarıma yorum ve değerlendirmeleri süregeldi. Proje zihninde oluştuktan sonra beni de arayarak teklifte bulunma inceliğini gösterdi.  

  • Hande Şekerciler, İsimsiz, 2018, Epoksi, 72x49.5x70.5 cm 
  • Yunus Emre Erdoğan, Otoportre, 2018, kağıt üzerine füzen ve toz pastel, 70 x 100 cm 
  • Şeyma Barut, Androjen, 2018, tuval üzerine yağlıboya, 60x80 cm 
  • Hakan Çınar, Study after Francis Bacon's Portrait of Pope Innocent, 2018, mermer, 48 cm X 47 cm X 34 cm 
  • Gizem Akkoyunoğlu, İsimsiz, 2018, kağıt üzerine füzen, 50 x 70 cm 
  • Cem Adrian, Portreler 1, 2018, fineart baskı, 29 x 21 cm 

Cem Adrian, Portreler 1, 2018, fineart baskı, 29 x 21 cm 

Başarısını uluslararası sahnede ispatlamış bir sanatçıyla küratöryel anlamda çalışmak size nasıl bakış açıları kattı?

Güneş Acur

Çok heyecan verici bir yolculuk oldu, deneyimleri, öngörüsü, mütevaziliği ve bize olan inancı çok gurur vericiydi.  Yapmış olduğumuz işe sahip olduğu deneyimiyle profesyonel katkı sağlaması bizim için hayranlık uyandırıcıydı. İşin mutfağında olmak ve empati kurmak için en uygun koşulları sağlaması ve bize değer vermesi, bir sanatçının nasıl onurlandırılacağını bilmesi ve tüm bunları yaparken hiçbir ego gösterisinde bulunmadan bizimle ilgilenmesi gerçekten harikaydı, kendisine sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum.

Rügul Serbest

Taner Ceylan’ın fikirlerine çok önem veriyorum. Birçok kez resimlerim üzerine konuşma fırsatım oldu. Kendime yeniden bakmamı ve sanatımı yeniden sorgulamayı sağlayan bu paylaşımlarda geliştiğimi söyleyebilirim. Benim açımdan sancılı, çıkan sonuç bakımından da mutlu eden bir süreçti.

Onur Hastürk

Taner Ceylan mükemmeliyetçi, hassas ve duygusal bir insan. Onu sanatında ve yaptığı tüm işlerde başarıya ulaştıran bu sihirli sözler olsa gerek. Eserleri eskiz aşamasından çerçevelenip yerleştirilmesine kadar her aşamada titizlikle ve derin bir duyguyla sahiplendi. Yaptığı bir küratörlüğün ötesinde bu rüyaya ruh üflemekti. Ve benim için bu deneyimlere eşlik etmek muhteşemdi.

Hakan Çınar

Kendini bu alanda ispatlamış bir isimle çalışmak ve onun deneyimlerinden faydalanmak, bakış açısından kendinizi yeniden keşfetmek ve sınırlarınızın ötesine geçmek çok kıymetli.

Gizem Akkoyunoğlu

Serginin ilk planlandığı andan itibaren Taner Ceylan’ın bizimle ilk temas anından tutun da nihai şeklini alana kadarki sürecin her basamağı büyük bir titizlikle oluşturuldu. Taner Ceylan’ın geçmiş deneyimlerinden ve serginin sürecinin her basamağında kurulan diyalogtan profesyonellik adına çok şey öğrendim. 

Şeyma Barut

Benim bu süreçte en çok dikkatimi çeken, karşılıklı fikir alışverişinde bulunurken Taner Ceylan’ın kafasının “Tamam, bu çok iyi; peki şimdi bunu nasıl daha iyi hâle getirebiliriz?” şeklinde çalışıyor oluşuydu. Bu, çeşitli konularda benim kafamı açan bir yaklaşımdı. Daha önce hazırlığı bu kadar uzun bir zamana yayılan ve her türlü ayrıntının bu kadar önemsendiği bir sergi projesinde bulunmamıştım.

Metin Çelik

Tam da bahsettiğim şey de bu aslında. Resim pratiğinde ustaca eserler ortaya koymuş bir sanatçının küratöryel tavrı, benim daha farklı bakmamı sağlayabilirdi. İkimiz de yağlı boya kullanıp aynı disiplinde işler üreten insanlarız. Otoportre fikrimi ona sunup, resmi bitirdiğimde üzerinde hem teknik hem de kavramsal olarak çokça tartıştık. Aynı zamanda bu esere eşlik edecek kara kalem desenimle birlikte sergilenecekti. Ve sonra sergileme süreci geldi. Taner açılış anına kadar bizi mekâna dahil etmedi... Kafasında her şeyi hazırlamıştı. Ve süpriz olmasını istiyordu. Mekâna ilk giripte işlerin kurulumlarını gördüğümde şaşkınlığımı gizleyemedim. Konağın eserlerle olan ilişkisi, eserlerin birbiri ile olan diyalogları ve sergilemedeki ışık ve perde düzenlemeleri, her şey kusursuz duruyordu. Öncesinde ve sonrasında bir sanatçı için çokça ders çıkarılacak bir süreç geçirdim.

  • Güneş Acur, Defne, 2018, kağıt üzerine suluboya, 50 × 70 cm 
  • Rugül Serbest, Dünyanın Teni, 2018, tuval üzerine yağlıboya, 90x120 cm 
  • Metin Çelik, Otoportre, 2017, tuval üzerine yağlıboya, 20x20 cm 
  • Metin Çelik, Kaos-Kozmos, 2017, kağıt üzerine karakalem, 29.7x21 cm 
  • Onur Hastürk, Otoportre, 2018, karamel kağıdı üzerine altın, 49x59 cm / her biri (triptik) 

Onur Hastürk, Otoportre, 2018, karamel kağıdı üzerine altın, 49x59 cm / her biri (triptik) 

Sergideki çalışmanızdan bahsedebilir misiniz?

Onur Hastürk

Söz konusu portre konseptinde bir sergi olunca üzerinde uzun uzun düşünmedim değil. Eğitimini aldığım Türk sanatları disipliniyle çarpışmalar ve yüzleşmeler yaşayacağım aşikârdı. Eserin ilham kaynağını da bu çarpışmalar ve korkularım oluşturdu. İtiraf etmek gerekirse gelenekseli ne form ne de teknik olarak deforme etmeden klasik yorumda bir güncel sanat eseri yaratabilme arzusu baştan çıkarıcıydı. Karanlık ve aydınlık, cennet ve cehennem arasına sıkışmış bir suret. Nefes ve nefis!

Ve bu suretin bir gözü Türk mitolojisinde kötülüğün temsili ejder diğer bir gözü iyiliğin temsilcisi simurg figürlerinden oluşuyor. Alnının ortasında bir “Adem” varoluşu ve yaratılışı anlamlandırmaya çalışırken zihninde ilham melekleri kanatlarını açmış özgürlüğe kanat çırpıyor. Kulaklarından birine, Zümrüt-ü Anka aşk şiirleri okurken diğer kulağına davetkar teklifler fısıldıyor. Dudakları özgürlüğün temsili güvercinlerin çığlıklarıyla mühürlenmiş, lâl olmuş. Susuyor…

Tüm eskizlemelerin ardından eser bir şekle bürünmüş uygulamayı beklerken Taner Bey bu eserin tasavvufta “nefes ve nefis”i yansıttığını bunun ipek gibi incecik bir kâğıt üzerine uygulanması gerektiğini öngördüler. Uygulama tamamlandığında şeffaf, transparan bir kâğıt üzerinde 23k. gerçek altınla işlenmiş desenler hayalin hakikate yansıması oldu. Tevazu ve nefis perdelerini araladı ve insan-ı kamil görünür oldu.

Şeyma Barut

Sergide Androjen ismini verdiğim yağlı boya bir portremle yer alıyorum. Androjen aynı zamanda bir otoportre. Resimde kendimi cinsiyetsiz bir görünüme çekmeye çalışarak cinsiyet eşitliği beklentime bir gönderme yaptım. Fakat bununla kastettiğim aslında davranışsal bir mesele ve bir çeşit dayatılan toplumsal cinsiyet rollerini kabul etmiyorum deme şekli. Cinsiyet farkından doğan baskıyı hayatımın farklı alanlarında çok yoğun hissettiğim bir dönemde bu konuda işler yapmaya başlamıştım ve bu sergide de böyle bir resimle yer almak istedim.

Hakan Çınar

Hız ve hareketin ön planda olduğu, insan bedenine değil daha çok formdaki harekete odaklandığım bir çalışmayla katılıyorum. Bu işte Bacon'ın Study after Velazquez's Portrait of Pope Innocent X eserinden esinlendim. Bacon'ın figürlerinde yüzlere uyguladığı deformasyonlardan etkilendim ve bu deformasyonlardan hız-hareket içeren biçim bozma mantığından çıkarak formu soyutlayarak devam ettim.

Metin Çelik

Sergide yer alan otoportre çalışmam şu ana kadar yaptığım en küçük ebatlı yağlı boya işim. Pembe duvarlı bir atölye mekânında kendimi resmettim. Duvarda yer alan bir peyzaj çalışması ve kırmızı bir asker resmi önünde, tüm bu renklerin merkezinde yer alıyorum. Elimde paletimle şövalemin başında bir savaşçı gibi yeni resmin mücadelesine dalmış bir portre bu. Kompozisyon açısından sanat tarihi ile bağ kuran bir yanı var. Ustaların izinde bir teknik ve üslupla resmettiğimi söyleyebilirim. Resimde burnumun kırmızıya çalması fallik bir imge olarak, sanata duyduğum şehvetin bir göstergesi olarak okunabilir. Ve bunun yanında Taner’in ID olarak ele aldığı bodrum katında sergilenen kuru kafa üstünde bir kuş yuvası ve içinde kırık bir yumurtanın betimlediği kara kalem desenim de her şeyin merkezinde yer alan yaşam ve ölüm temasını kaos-kozmos başlığı altında irdeliyor.

  • Metin Çelik
  • Hakan Çınar
  • Hakan Çınar
  • Metin Çelik
  • Rugül Serbest
  • Gizem Akkoyunoğlu
  • Gizem Akkoyuoğlu

Gizem Akkoyuoğlu

Gizem Akkoyunoğlu

Portrenin sanat tarihinde gerek belgeleyici gerekse anlatımcı yönü benim için önemli. Sanatçının bir şekilde ürettiği her resim, her iş bir portre niteliği de taşıyor. Benim için ise sembolik olarak kullandığım, yüzeyde bıraktığım her iz kendi deneymimin bir parçası ve de bir portre.

Ancak daha önce net tanımlarla sınır koyacağım bir şekilde portre üretmemiştim.

Sergide yer alan kuzgun imgesi benim uzun zamandır çok etkilendiğim bir görselden etkilenerek üç resimlik seri olarak üretildi. Aynı şekilde, aynı boyutta üretilen kuzgun imgesi, aynı sanatçının elinden çıksa da farklılık gösteriyor. Bu da sergi için yapılan portrenin tanımıyla paslaşıyor. Özellikle konu edindiğim ölüm temasıyla temas hâlinde. Kadim bir canlı olan kuzgun, hristiyanlığın yayılışından önce, özellikle İskandinav mitolojisinde Odin’in görmeyen gözünü temsil ettiği hâliyle pozitif anlamlar taşırken (öncesini ve sonrasını bilen ötesini görebilen) yayılışla birlikte ölüm getiren olarak imleniyor. Görselde arkası dönük şekilde sözüm ona savunmasız olarak duran kuzgun bir şekilde bizimle iletişim hâlinde olmasa da onun orada olduğunun bilincindeyiz. Aynı kendi yaşantılarımızda hayatı anlamlandırmaya yönelik çabamızı kışkırtan ölümün gerçekliği gibi.

Rügul Serbest

Olimpos Sergileri’ne kendi otoportremle katılıyorum. Ben, işlerimde, kendi bedenimi ve yüzümü yeniden üretmeyi ve kompozisyonlarımda bedenimi figür olarak kullanmayı tercih ediyorum. Bu işimi üretirken, kendim olma, var olmamın anlamı ve dünya ile olan ilişkim üzerine sorularıma cevap aradım.

Güneş Acur

Kâğıt üzerine sulu boya tekniği uyguluyorum. Yapmış olduğum resimleri üst üste koyarak katmanlayıp 3 boyut etkisi yaratıyorum aslında bir nevi kendi yapmış olduğum resimlerden kolajlar üretiyorum. Resmimde yakından bakıldığında peyzaj resmi ya da bir çiçek tarlası görüyorsunuz resimden uzaklaştıkça portre çıkmaya başlıyor ve izleyiciye “sürpriz!” diyor.

Resimlerimde beni hayatta en çok etkileyen konulardan ilerliyorum birincisi portre, ikincisi doğa. Çünkü portre de hiç tanımadığım insanlarla göz göze gelip onlarla arkadaşlık kurmak benim için çok farklı bir yolculuk. Resimlerimde isimlerini ve cinsiyetlerini bilmediğim figürlerin sinirli mi, mutlu mu, mutsuz mu, seviyor mu, sevmiyor mu gibi ruh durumlarına yönelik soruların cevapları açıkçası benim için de süpriz oluyor ve resim bitip de karşıma aldığımda merhabalaşıp tanışıyoruz. Doğaya da aşığım doğanın bir parçası olduğumuz için de doğanın bizi, bizim de doğayı var ettiğimize inanıyorum o yüzden tüm resimlerimde mutlaka bir bitkiyle karşılaşırsınız.

0
5679
2
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle