19 KASIM, ÇARŞAMBA, 2014

Ali Güreli İle Fuar Üzerine Bir Sohbet

Contemporary İstanbul Fuarı, fuarın kurucusu ve Yönetim Kurulu Başkanı Sayın Ali Güreli’nin tabiri ile ‘çok seksi’ ve herkesin hoşuna giden bir sanat fuarı haline gelme hedefiyle, Istanbul’un dünyaca tanınan bir sanat piyasası olmasında şüphesiz çok önemli bir rol oynadı. Bu sayede önemli dünya sanat aktörleri İstanbul’a geldi ve gelmeye devam ediyor. Fuarın 9. senesi sebebiyle Sayın Ali Güreli ile bu girişimlerin nasıl başladığına ve bugün bulunduğu konuma dair samimi bir söyleşi gerçekleştirdik.

Ali Güreli İle Fuar Üzerine Bir Sohbet

Ali Güreli’nin sanatla ilişkisi nasıl başladı?

Sanatla olan ilişkim sanat otelinden önce eğitim yıllarıma dayanıyor; ODTÜ’de işletme okudum, sonra da yüksek lisans yapmak icin Paris’e gittim. Paris cazibesi master’ın önüne geçti, çünkü orada çok hızlıca ve tesadüfen çok zengin bir sanat ortamının içine girdim. Önce aralarında Avni Arbaş, Utku Varlık, Abidin Dino gibi sanatçıların da olduğu, Paris’te yaşayan Türk sanatçıların hepsiyle tanışma fırsatım oldu. Mübin Orhon, Komet, Mehmet Nazım ve Selim Bıçakçı ile aynı binada yaşadım 2 yıl boyunca. Mübin vefat etti ama diğerleriyle hâlâ görüşüyorum.

Birkaç kere o zaman Amerika’da bulunan Mehmet Güleryüz geldi gitti Paris’e, onunla da ağabey kardeş gibi olduk. Sonra 1940 ile 1970 seneleri arasında Paris’te yaşayan ve hâlâ yaşamaya devam eden Türklerin dışında, bütün galerilerin olduğu bölgelerde ve bütün bu etkinliklerin içinde yer almak değerli bir deneyimdi.  Bu sayede, birçok sanatçı, birçok galerici tanıdım.

Centre Pompidou o yıllarda yeni yapılmıştı ve ilgi noktasıydı. Oradaki bütün sergilere gidiyorduk. Zaten oraya gitmek başlı başına özel bir durumdu. Üç arkadaştık, üçümüz de sanattan çok ciddi etkilendik, mesela bu grupta yer alan Güllü Aybar, o dönemin en önemli galerilerinden Urart’ın direktörü oldu.  O zamanın en önemli sanatçılarını öne çıkarttı, çok önemli sergiler yaptı. Keşke devam etseydi.

Ondan sonra diğer arkadaşımız Faruk Sade Ankara’da Siyah Beyaz’ı açtı. Bu galeri Ankara’nın zorluklarına rağmen, Türkiye’nin çok önemli bir galerisi oldu. Bu sene de 30. yılını kutladı, hatta fuarda da 30. yıl kitabı sunulacak. 
İşte sanata olan ilgim böyle başlamış oldu.

Sanat Oteli, Fuarı; sanat ile bu serüveniniz nasıl başladı?

İlk olarak otel fikri ortaya çıktı. Önce nasıl bir otel olması gerektiğini, servisi ve ürünüyle diğerlerinden nasıl ayrışması gerektiğini düşündük. Sanat Oteli olacağı için hedefi bütün sanat dünyasının da ilgililerini buraya çekmek olacaktı. Ülkede de benzeri olmadığı için bu fikri benimsedik ve devam ediyoruz.

Yeni otel projeleriniz var mı?

Şu anda Sofa yeni iki projenin üzerinde çalışıyor. Sergi alanını her birinin içinde mutlaka baştan düşünüyoruz. Mesela bir tanesi Karaköy’de Banker sokakta yer alıyor ve bu nedenle adını ‘The Banker’ koyduk.  38 odalık bu küçük otel Ocak ayında açılacak, ve burada sadece genç ve sergileme imkânı bulamayan sanatçılara yer verilecek.

Belki öğrenciler de öğrencilik dönemlerinde sergi açabilecekler burada; böyle bir konsept belirledik bu otel için. ‘The Banker’ binası ilginç, son 4 yıldır boş olduğu için bir street art alanı haline gelmiş. Grafiticiler  boşken bütün binayı boyamışlar. Bina grafiti sanatı yapanların merkezi olmuş. Başka bir yerde bir proje daha var, orada da galerilerle işbirliği düşünülüyor, butik hotel konsepti ile hareket edeceğiz.

Fuar fikri nasıl doğdu? Türkiye’de sanat fuarı kavramını yoktan var ettiniz ve bambaşka bir boyuta taşıdınız.  Bu konuda bir fizibilite çalışması yapılmış mıydı?

Fuar fikri bir arkadaş sohbeti sırasında konuşuldu, o sıralarda yurt dışında birçok fuarı da ziyaret ediyorduk. İstanbul’da bu işin zamanının gelmiş olduğunu düşünerek  başladık. Tabii bir fizibilite çalışması yaptık ama altında hep Ali Güreli imzası vardı, yan taraf boştu, orayı hep sonradan dolduruyoruz.

Yurt dışındaki fuarlardan size ilham kaynağı olanlar var mıydı?

2004 senesiydi zannediyorum, ilk kez Basel’e gittiğimde çok etkilenmiştim ve benzer bir fuarın  İstanbul’da yapılması gerektiğini düşündüm; İstanbul’un bu iş için ne kadar kuvvetli bir potansiyel oluşturduğuna inandım. İçinde 400-500,000 kişinin yaşadığı Basel, dünyada sanat fuarı sayesinde tanınmıştı. İstanbul bunların fersah fersah üstündeydi, bir de konumu itibarı ile dünyanın en kolay ulaşılabilir şehri olmak gibi büyük bir avantajı vardı.

Ayrıca çok güzel de bir şehir, kültürel bir mirasa sahip, ve güncel sanat için odak noktası, burada bulunmaktan çok keyif alıyor ziyaretçiler.

Bir büyük şansımız da Türk Hava Yolları; çok büyük bir kolaylık sağlıyor, THY birden bire bütün dünyayı İstanbul’a getirdi.

Sizin bütün yaptığınız işler, hep iyileşerek, yükselerek devam ediyor.

Öyle olmasına dikkat ediyoruz. Özünde biz sanat fuarı yapıyoruz ama sanat fuarının dışında işler de yapıyoruz. Keyif alarak ama bir taraftan da bir boşluğu doldurmak için yapıyoruz çünkü böyle bir ihtiyaç var. Başından itibaren Contemporary İstanbul geleceğe ve yeniliklere yönelerek diğer sanat fuarlarından farklılaştı. Şöyle ki biz İstanbullu bir sanat fuarıyız, global, uluslararası bir iş yapıyoruz ama bunun içinde lokalliğimizi korumamız lazım çünkü ben globalliğin, lokallik olmadan mümkün olamayacağına inanıyorum. Aksi takdirde dünyanın her yerinde aynı şeyler olmaya başlıyor.  O bulunduğunuz şehrin, bölgenin özelliğini, karakterini, sanatını, eğer sanat ise yaptığınız iş, yansıtmanız lazım. Dolayısıyla buna dikkat ederek yola çıktık.

Ama hepsi bir bütün aslında, onu yaparken dünya ülkelerini Türkiye’ye, Türkiye’yi dünya ülkelerine tanıtmış oluyorsunuz.   Türkiye’de de sanat piyasası gözle görülür bir şekilde değişiyor, hakikaten fuarın ilk başladığı yıldan bugüne çok büyük bir fark var.

Türkiye’nin sanatı, bölgenin sanatı ve dünya sanatının iç içe karıştığı, iç içe girdiği bir platform Contemporary İstanbul Sanat Fuarı, sanat aktörlerinin tanışmalarını, görüşmelerini ve bir araya gelmelerini mümkün kılan bir yer. Uluslararası galeriler son zamanlarda burada çağdaş sanat galerilerinin yanında yer almaya başladı, bu çok önemli bir gelişme, bunda da Contemporary İstanbul’un büyük bir payı vardır.

Kesinlikle.

Dünyadan birçok sanatçı, ben CI’da nasıl yer alırım diye soruyor mesela, bir de tersi oluyor. Biz de diyoruz ki, ya kendi ülkenizdeki galerilerle görüşüp geleceksiniz, ya da biz size Türkiye’deki galerileri tavsiye edebiliriz. Gelin buradaki galerilerle görüşün, bir tanesini seçin, onun bir sanatçısı olarak devam edin. Yabancı sanatçıların da Türk galerileriyle bir araya gelmeleri bu sayede gerçekleşmiş  oluyor.

Aslında birçok projede bunu yapıyorsunuz, bir nevi aracı rolü üstleniyorsunuz.

Diğer bir rolümüz ise gene bütün bu sanat endüstrisi ya da sektörü ile devletin arasında da bir rol oynamak. Önce bütün galerilerin küçük ve orta boy işletme olarak kabulünü sağladık. Kosgeb denen kuruluşla, Türkiye’de küçük ve orta boylu işletmelerin yapılanmalarını ve sağlıklı gelişmelerini gerçekleştirdik. Şimdi galerilerimiz bundan yararlanıyor, belli bir maddi destek alıyorlar.  Daha fazla almaları lazım ama, bir başlangıç olarak bu da iyi.

İlk fuar başladığı zaman daha azdı yabancı galeri değil mi?

Art İstanbul’da hiç yabancı yoktu, biz yabancı galeri çabasına girince, bir anda, o zaman yanımızda olan Sanat Galerileri Derneği’nin muhalefeti ile karşılaştık. 

Ama bu onlara da yeni bir ivme kazandırmak açısından iyi bir şey olmuş?

Biz bir anda bunun içerisini doldurduk ve ondan sonra Contemporary İstanbul başladı. İlk sene 49 galeriden sadece 9’u yabancıydı.

Bu sene bu yabancı galeri sayısı 50’den fazla sanırım.

Toplam 100 olmak üzere 60’a yakın yabancı galeri var bu sene. Bu sene sadece Plug In, New Media kısmında 11 galeri var yurt dışından gelen, bunlar çok sevindirici.

Evet çünkü bu ilgi fuarın ne kadar başarılı olduğunun da bir göstergesi aslında. Bir de burası önemli bir pazar, bütün Avrupa’da kriz piyasaları etkisi altına aldı. Her şey çok durağan giderken, burada bir dinamizm var, genç bir toplum var, bir sürü yeni potansiyel müşteri var. Bunların hepsi önemli şeyler, ama sizin sayenizde tanındı. Ben hatırlıyorum her sene ekibiniz gidip yurt dışındaki fuarlarda değişik kişilerle görüşüp fuarı tanıtıyor, ilişkiler kuruyordu.

Evet tabii, bunu hâlâ yapıyoruz, bu bir eğitim, görgü, ilişki, network meselesi. Bizim yaptığımız işin özü aslında networking’dir. Bütün insanları bir araya getirmek, karşılıklı ilişkiler kurmak. Bu sene özellikle çok kuvvetli bir VIP programı yaptık. Çünkü sanat fuarları ve aralarındaki rekabet giderek artıyor. Onların sayısı arttıkça, insan hangisini takip edeceğini şaşırıyor. Daha cazip kılmak için daha seksi bir fuar yapmamız lazım ki, herkes beğensin. Sosyal boyut çok önemli, VIP Programları ile yurt içinde ve yurt dışında bu işle ilgili insanların farklı ortamlarda bir araya gelmelerini planlı yapmak lazım. Onda başarılı olduk, bu programın başında eşim Rabia Güreli var. Başarılı bir program çıkarttı. Bu network dediğimiz olay gazetelerle, haberlerle değil, insanların birbirleriyle görüşmeleriyle gerçekleşiyor. Ben size İstanbul’a gidiyorum deyince, siz de gitmek isteyebiliyorsunuz. İki hafta kala talep bir anda birkaç misline çıktı, Torino’dan gelmek isteyen bir grup koleksiyoner aynı dönemde orada Artissima Fuarı olmasına rağmen önce ona uğrayıp oradan da İstanbul’a geleceklerini bildirdiler.

Güzel bir haber.

Böyle son anda hareketlenmeler oluyor, çünkü herkes birbiriyle konuşuyor, nerelere gittiklerini öğreniyorlar ve son dakika program yapıp gelebiliyorlar. 

Bu keyif ve sosyallik üzerine kurulu bambaşka bir alan. Bir taraftan iş ama bir taraftan keyifle yapılan bir şey, dostluklar kuruluyor, birlikte hareket etmek istiyorlar, ama dediğiniz gibi o ‘personal touch’ çok önemli tabii burada. Değer verdiğiniz birinin o fuara gittiğini bilmek bir gitme sebebi teşkil edebiliyor. Bir fuarın en önemli hedefi nedir? Başarısı hangi kriterlere göre değerlendirilebilir?

En önemli netice sonuçta fuarın satış kabiliyetidir. Ben bunu burada çok önemsiyorum ve global krizin dahil olduğu yıldan günümüze bir değerlendirme yapacak olursak, fuar ilk başladığı seneden itibaren bu başarasını hep sürdürdü. Geçen sene satılan eser sayısı bazında %67’lik bir satış hacmi yakaladık, bu birçok dünya fuarı rakamları ile karşılaştırıldığında oldukça iyi bir oran. %50’nin altında kalan çok fuar vardır. 

Bu sene için hedefleriniz nelerdir? 

Biz her sene fuarı büyütmeyi hedefliyoruz, bunun için de yurt dışından gelen koleksiyonerler önemli. Hem Türkiye içindeki koleksiyonerleri daha çok heyecanlandırmak, hem de Türkiye dışından daha çok koleksiyoneri ağarlama hedeflerimiz de hep geçerli.

Fuar organizasyonu çok kapsamlı bir iş her şeyiyle, içerisinde birçok program, konferans, çocuk atölyeleri, bu sene yapılan ‘Plug In’, ‘Edisyon’, sizin ve ekibinizin ruhu, ve enerjisi her şeye yansıyor, bütün bunlar nasıl oluşturuluyor, her bölüm için farklı bir ekip mi var?

Birçok ekip var bünyede ama her ekibin arasındaki iletişimin, koordinasyonun doğru sağlanması lazım. Direktör’ün en önemli rollerinden biri de budur. Bu departmanların kendi içlerinde farklı çalışmaları vardır: Editions ve Plug In için apayrı ekipler bütün sene devam eden çalışmalar yapıyor, sonra, son 3 ayda birleşiyor hepsi. Bir de tabii fuarın hem dünya ile, hem de Türkiye içi genel iletişimi çok önemli, bunun için de iletişim departmanı diye ayrı bir departman görev yapıyor. Onun yanında da bu söylediğiniz noktalara da bizim alt mütahitlerimiz var, mesela uluslararası iletişimi aynı zamanda Pickels PR adında Londra Merkezli bir firma yürütüyor. Bu işin görsel iletişim platformunu ortaya koyan grafik tasarım işi ise gene Londra merkezli bir başka bir firma tarafından yönetiliyor. Bu sene de gene onlarla çalıştık, kendi içinde ekipler ve onların da çalıştırdığı ekipler  var.  

CI dergisi:

İşte bakın derginin bu sene ismini de değiştirdik, CI Magazine dedik, ICE (açılımı: İstanbul Contemporary Eccetera) idi daha önce. ICE’ta çok beğeni almıştı ama CI’da isim değişikliği bir kenara, tamamen bizimle özdeşleşti ve asıl içerik olarak bu konuştuğumuz birebir ilişkiler üzerine bir söyleşi dergisine dönüştü. Çünkü gene bu networking’den yola çıkarsak, herkes aslında ya bir sanatçıyı, ya bir koleksiyoneri, ya bir galerinin başındaki insanın neler yaptığını, birbirlerini merak ediyorlar. Bütün bu merak edilen unsurları topladığınız zaman dergi kendini okutuyor. O sanatçıyı mesela orada okuyorsunuz, daha iyi tanıyorsunuz, sanat eserini farklı bir gözle görüyorsunuz. Dergi de bu anlamda bu sene bir kabuk ve içerik değiştirdi.

O da gerekiyor bence zaman içerisinde, çünkü her şey değişiyor ve bazı şeylerde de bir farklılaşma  gerekiyor.

Şimdi biz açılım ve yeniden yapılanma dönemindeyiz aslında. Öncelikle ekibin yeniden kurgulanması için yeni bir direktör atayacagız çok yakın bir zamanda. Bizim icra kurulumuzun denetiminde, onun yanında bir sanat direktörü ve artistik director olacak ve bu ikisi de birlikte calışacaklar. Ama daha uluslararası bir ekip kurma, uluslararasılaştırma, kendi içinde devam ederken, dışarıdan da bu süreci daha kısaltma amaçlı, deneyimli insanları bünyeye ekleyeceğiz. Bunun yanında, Contemporary Istanbul, CI Magazine, CI editions bu senenin yenilikleri ve edisyon anlamında sanatın daha çok genç kitlelere yayılmasını hedefleyen, daha genç yaşlarda sanat eseri satın alabilme olanağını sunan, son derece makul rakamlarla bunu ortaya koyan bir çalışmayı bitirdik. Bunun birinci etabını fuarda yer alacak olan 15 sanatçı ile yaklaşık 45 eserin kurulması ve çoğaltılarak sunulması oluşturacak. Ama bunun sunumu çok farklı bir şekilde gerçekleşecek, mesela bütün bu özel paketlerin içinde birer beyaz eldiven sunuyoruz herkese. 

Çok güzel bir konsept, sanat eserine titizlikle ve itina ile yaklaşılması gerektiğini hatırlatmak önemli izleyicilere.

Bu titizliği ve sanat eserine itina gösterme hissini veren bir şey. CI editions altında, CI Exhibitions’ı daha önce başlattık ama önümüzdeki sene iki sergiyle bütünleştireceğiz. Bir tanesinin içinde beş çağdaş sanatçı yer alacak. Dünyada çok önde gelen sanatçıları, İtalya’da Berengo Foundation diye bir vakfın çıkarttığı ve 2 yıl önce Venedik Bienali’nde yer almış bir sergi. Bu çesitli önemli çağdaş sanatçıların camla çalışmaları, ilk kez cam işçiliğiyle sanat ürettikleri bir sergi olacak, ve 5 kişi de bu işte yer alacak. Nisan ayında Bomonti Bira Fabrikası’nda yer alacak. Bunun yanında önümüzdeki sene İstanbul Bienali geliyor, Eylül ayının başında B-Contemporary İstanbul diye adlandırdığımız, ki burada ‘B’ Bienal’den geliyor, şu anda seçimi devam eden küratör grubunun sergisi sunulacak. Bunda da hedefimiz hem Türkiye’den hem dünyadan seçilmiş 30 civarı sanatçının işlerinin yer almasıdır.

Bu Art İstanbul’dan farklı bir etkinlik olacak değil mi?

Evet bunu her bienalde tekrarlayacağız.  Önümüzdeki sene bizim 10. yılımız, onun için böyle bir CI Exhibitions’ı yerleştiriyoruz. CI Dialogues ve konferans serimiz zaten hep biliyorsunuz fuar sırasında yapılıyor ama bir de İstanbul dışındaki 6-7 kentte de yapıyoruz. Bunlara devam edeceğiz. Bunlar CI Conferences açılımı içinde sene içerisine yayılacak. Son olarak gene önümüzdeki sene başlamayı hedeflediğimiz bir de CI Educations diye bir açılım yapacağız, o da çeşitli seminerlerin, sertifika programlarının düzenlenmesi için, yurt dışında Sotheby’s Art Institute ile ve Amerika’da çeşitli kurumlarla işbirliği için görüşüyoruz. Onların programlarının içinde, Türkiye’de sanat eğitimi, sanatla ilgili bilgilendirmenin sağlanması amaçlanıyor.

Bu da çok önemli ve hatta çok da gerekli bir hizmet şu anda.

Evet, ben de buna inanıyorum ve CI ve Contemporary İstanbul adı altında bunlar da genişleyerek devam edecek. Bunlar da önümüzdeki  yeniliklerimiz.

Fuar her sene çıtada daha yukarıya doğru çıkıyor, her bakımdan gözle görülür bir kalite ve işleyiş farkı var, ilk fuar ile bugün tasarlanan fuarın ticari ve kültürel bağlamda değeri, boyutu ve farklılıkları nelerdir? Galeri seçim kriterleri nasıl şekilleniyor, her sene gelişen ve değişen sanat algısı ve yenilik arayışı var, bunlarla ilgili olarak bu kriterleri her sefer tekrar mı belirliyorsunuz?

Galeri seçimi en kıymetli kısmı işin, her zaman daha iyi olması lazım, bu her zaman geçerli bir kaide, her zaman daha iyisi mümkün… Daha iyi galeri diye bir şey yok, her galerinin farklı şekillerde daha iyi olması ihtimali var, aynı kriterlerle yargılanamaz.. 

İlk yıllarda bir seçici kurul vardı galeri seçimini yapmak için, bu sene bundan vazgeçtik, artık kendimiz seçiyoruz. O tarif ettiğiniz niteliklere uygun olarak, tüm dünyadaki galerileri, fuarları gezerek, kendi yerlerinde onları ziyaret ederek, bireysel ilişkiler kurmak suretiyle daha iyi tanıma şansımız oluyor ve işin bazen çok ticari taraflara kaymasını da engelliyorsunuz. Bu işi tamamen ticarete dökmüş bazı galerilerin yer almasını da engelleyebiliyorsunuz. Bu prensiplerimizi korumak için biz kendi hedeflediğimiz galerileri seçip onlarla fuarı gerçekleştirme yoluna gidiyoruz.

Türkiye’yi dünya sanatı ile tanıştıran, bir dünya vizyonu getiren siz oldunuz. Bu ticari bir amaçtan başka bir misyon ve sorumluluk getiriyor beraberinde. Bu konuda düşünceleriniz nelerdir? Biraz evvel verdiğiniz bir cevapta biz baştan beri ticari bir amaçla yola çıkmadık demiştiniz ama bu zaten fuarda görülüyor, o his yok hiç.

Lokalliğimizi korumamız sayesinde, yurt dışından gelenler fuarı daha çok merak ederek geliyorlar, ayrıca fiyatların hâlâ onlar için cazip olması da burayı onlar için daha heyecan verici bir seçenek haline getiriyor.

Sizin gerçek müşteriniz galericiler mi yoksa koleksiyonerler mi?

Çok güzel bir soru. Bizim gerçek müşterimiz koleksiyonerler, onları memnun edersek, sayısını artırırsak, galericiler de gelir. Sözleşmeyi galerilerle yapıyoruz ama esas müşteri koleksiyoner. Onun için yurt dışı çalışmalarımız çok önemli bu bağlamda.

Aşılmakta zorlanılan handikaplar var mı?  Benim aklıma ilk etapta gümrük sıkıntıları geliyor..

Evet gümrük hâlâ bir sıkıntı, sanatın serbest dolaşımı, serbest el değiştirmesi önünde bir sürü engeller var. Yüksek rakamlarla halloluyor. Art International da aynı sıkıntılarla karşılaşmış, mesela bir galeri gümrük icin 70 000 euro vermiş, aynı şeyleri biz yaşamayalım diye tedbirler aldık, gümrükçülerle toplantılar yaptık, dikkat etmeleri konusunda uyardık.  Teminatı nakit ödemek olmaz ki, banka teminat mektubu vermeli (teminat mektubu kdv’yi karşılayan kısım) gibi.. Ama serbest dolaşımında sıkıntısı var, çok zor geliyor bir sanat eseri Türkiye’ye ve Türkiye’den de zor çıkıyor, o da ayrı bir mesele.

Çok doğru, yabancı galeri buradaki fuarda bir eser sattığında, o eserin gümrüğü ödenene kadar tüm getirilen eserlere el konuluyor diye duymuştum bir galericiden.

İki türlü yapılabiliyor, bir tanesi geçici ithalat ile sergileme amaçlı, mesela bir müze, satmadığı için, o işleri bu şekilde getiriliyor, beyan ediliyor, fuar alanına getiriliyor ve hepsi aynı şekilde geri gidiyor. Böyle getiren fuar da var, ama maliyeti baştan düşürdüm zannediyor, getiriyor, getirdiklerinin tamamını, sattıkları dahil geri götürüyor sonra tekrar yolluyor. Yani iki kere iş yapmış oluyor. Öbürü ATA Karnesiyle getiriliyor, hepsi gümrüğe beyan ediliyor, fuar alanına geliyor, tekrar hepsi geri gidiyor, satılanlar burada kalıyor ve gümrüklenip KDVsi falan ödenip tekrar çıkıyor, bu 1-2 hafta sürüyor, eskiden 1-1,5 ay sürerdi, şimdi biraz kısalttırdık onu. Satılmayanlar geri gidiyor. Bu böyle olmamalı, ikinci problem de muthiş yüksek KDV (%18), Kaynak Kullanım Destek fonu diye %6’ya varan bir ödeme.  

Diğer dünya ülkelerinde nasıl oluyor?

Mesela son senelerde Sao Paolo ve Rio sanat fuarları bir çıkış yaptı, bütün dünya Brezilya’yı konuşuyor, bir  kanun cıkarmışlar, sadece fuar döneminde bir hafta, fuarda yapılan alışverişler için toplam vergi %10’u geçemiyor, yani gümrüğü, KDV, vs, her şey toplam %10. Gagossian 82 milyon dolar satmış iki fuarda.

Düşünebiliyor musunuz, bu tip uygulamalar ile nasıl önü açılıyor ticaretin, ülkeye çok daha yüksek meblağlar giriyor.

Bu uygulama ile 82 Milyon dolardan 8 milyon dolar kazanıyor devlet. Halbu ki vergi oranları arttıkça beyanlar düşük gösteriliyor.

Aslında bizim ülkemizde de yapılabilmeli bu.

Ben ümitliyim çünkü biz bunu kültür bakanı ile konuştuk geçen sene ve  benim ümidimi ortaya çıkaran şöyle bir söz söyledi. ‘’Çok haklısınız ama bunları bir dönem önce dile getirseydiniz dinleyen olmazdı. Devletin vergiye ihtiyacı var, şimdi Türkiye’de yolların yapımı, altyapı inşaasının sonuna doğru gidiyoruz. Ondan sonra artık üst yapı olarak, kültür, sanat ve eğitime harcanması gerekir’’.  Bakan Ömer Çelik, işte şimdi bunları konuşmanın zamanı geldi dedi, çünkü şimdi konjonktür buna müsait, ben Maliye Bakanı ile bunları konuşacağım.  Diyebilirim ki, bizim sanat fuarına başladığımızdan beri ilk defa bu yıl, Kültür Bakanlığı Özel Kalemi 15 gün evvel bizi arayıp ‘’Bakanımız açılışa gelecek, başka hangi etkinliklere katılmasını önerirsiniz’’ diye sordu. Biz de Gala gecemize, hatta konuşma yapmaya davet ettik. Bunu bize sormaları ve değer vermeleri iyi bir şey. Geçen sene geldiğinde, ‘’ben buraya 1 saat ayırdım ama ne kadar yanlış  yaptığımı gördüm, en az 4-5 saat ayırmalıymışım’’ dedi.
Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş açılışa geldi 2 saat geçirdi sonra Cumartesi tekrar geldi ve gezdi. Bunlar önemli şeyler. 

Bu süreçte başka fuar girişimleri oldu, nasıl değerlendiriyorsunuz? Art International ilk defa daha farklı bir konum kazandı, Contemporary üzerinde yarattığı etki?

Genel olarak bakarsak yapılan işin İstanbul’a ve Contemporary İstanbul’a yararı vardır. Biz bir kitleyi etkilemeye çalışıyoruz, yurt dışında ve içinde bir sürü davetler, sergiler, konferanslar yapıyoruz, 300 kişiyi getiriyoruz, eğer onlar da bu tip etkinlikler, tanıtım çalışmaları yaparlarsa, İstanbul’a ilgilerini çekerler. 

Yelpaze ne kadar büyürse o kadar iyi.

Bu işten bir sinerji doğuyor kesinlikle ama tabii planlı yapılırsa daha iyi olur. Farklı bir çizgide gitti onlar, ben globalleşme içinde lokalliğinizi ortaya koymadan bir değer taşımamız zor diye düşünüyorum, onların böyle bir görüşü yok, uluslararası kavramına daha çok önem veriyorlar.

Son olarak bu sene Bodrum’da başlattığınız Çağdaş Sanat Akademisi, Sanat Köyü artist residency projenizden bahsedebilir misiniz?  Sponsor olarak kimlerle çalışıyorsunuz projelerinizde?

Onu bu sene durdurduk. Geçen sene sonunda Türkiye’de yaşanan siyasi karışıklık, bunun ekonomiye yansıması, dövizin sene başında birden bire çok yüksek rakamlara çıkması ve belirsiz olması...  Bu yatırımın biraz beklemesi gerektiğini düşündük ama şimdi daha olumlu bakıyoruz, yeniden gündeme geldi. Açıkçası sadece bizden kaynaklanan nedenlerin dışında, mesela sponsorların da huzursuzluğu nedeniyle moralimiz bozulmuştu sene başında. Tedbirli olmak için, Ocak-Şubat-Mart aylarına bakınca ileriye dönük karamsarlıklar vardı, onun için bütçeleri daraltmak isteyenler oldu. İkna ettik, farklı yerlere çektik, farklı projelere soktuk ama neticede bir daralma oldu. Mesela geçen sene bizim çok kıymet verdiğimiz ve 5 yıllık bir anlaşma yaptığımız Petrol Ofislerin sahibi Avusturyalı OMV Firması bir anda geri çekildi. Türkiye’den yatırımlarını çektiler, Romanya’ya yöneldiler, bu karar bizle ilgili değil ama, Türkiye’nin genel konumunda böyle bir sponsor daralması oldu, birçok firma çekildi. Bu sene Maslak 42 geldi.  Önümüzdeki sene için önemli bir ana sponsorluk mekanizmasını gerçekleştirmek istiyoruz onlarla. Bizim ana sponsorumuz Akbank, ve onunla devam ediyoruz ama Akbank’la olan anlaşmamız çerçevesinde, onların da bütçelerini çok zorlamamak için finans sektöründen olmayan, ikinci bir ana sponsorla çalışmalarımızı yönetebileceğimiz konusunda hemfikir kaldık. Bir iki firmayla görüşmelerimiz devam ediyor, bu bize önümüzdeki senelerdeki yatırımlarımız için çok yararlı olur. Bütün o bahsettiğim sergiler ve diğer etkinliklerin gerçekleşmesi için sponsorlar şart. Ama memnunuz ki Akbank hep yanımızda oldu, şimdi Maslak 42 geldi, aslında daha geniş bir basın sponsorluk teklifi aldık bu sene. Oteller çok önemli, 5 yeni otel bize sponsor oldu, sadece misafirleri konaklatmak için.  İşin önemli bir parçası sponsorlar.

0
2054
1
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle