26 ŞUBAT, ÇARŞAMBA, 2014

ACİL-ACİL-ACİL-ACİL-AC

Serkan Özkaya’nın 23 Ocak – 22 Şubat tarihleri arasında Galerist’de yer alan, sanatçının son yıllarda gerçekleştirdiği çalışmalarının sergilendiği, “Bugün Aslında Dündü” adlı sergiye dair bir değerlendirme.

ACİL-ACİL-ACİL-ACİL-AC

Bugün aslında dündü,  ben bu satırları yazarken bu değerlendirmeyi okuyanlar için “bugün aslında dündü” durumu geçerli olacak. Yani yazdıklarım okuyucuya ancak yazıyı okudukları zaman ulaşabilecek. Sanatçı Serkan Özkaya’nın Galerist’te sergilediği işler için seçtiği  bu kavram geçerliliğini korumuş olacak. Biz bugünü yaşarken dün yarını planlıyorduk, bugünü belki de sadece yaşayarak tüketiyoruz.

“Bugün aslında dündü”  beş ayrı odada, beş ayrı grup yapıttan oluşuyor.  İlk odada yer alan tekrara dayalı video işler,  gündelik sıradan deneyimlerin birer anlık yansıması olarak karşımıza çıkıyor. “Mark”, “Çaydanlık”, “Çılgın Turist” adlı bu eserler sanatçının eşinin üç boyutlu modelini taratarak ürettiği Uyuyan(Gillian) adlı yeni tarihli hologram heykeli ile birlikte sergileniyor. Videoları gezerken bakış açınıza göre ortadaki yerleştirme bir görünüp bir kayboluyor ve tekrar videolara döndüğünüzde ise eserler sizi gündelik hayatta sıkça rastlayabileceğiniz, “benzer” durumların etkisi altına alıyor. Serkan Özkaya bir sanatsever, pardon bir sanatçı olarak imajın tekrar üretimi ile ilgilenen eserleri ile gündelik olanı tekrar deneyimleyen, repredüksiyonu fikirler, referanslar ve eylemler aracılığı ile ele alan, nesnelerin temsili ile ilgilenen ciddiyet ile espri arasında gidip gelen  “kavramsal” bir sanatçı.

“Çılgın Turist” Eiffel  kulesinin bilindik basit bir kaşık üzerinde yansımasından oluşan bir video.  Hani, eskiden cipslerden çıkan küçük  yuvarlak , kımıl kımıl bir oyuncak vardı ya, görüntüsü elinle çevirdiğinde hareket etmeye başlayan, Eiffel kulesi de bu videoda o şekilde baş aşağı gidip geliyor. Gerçekte gerçekleşmesine pek imkân vermediğimiz bu gibi durumlara, Serkan Özkaya imzalı işlerde rastlayabiliyoruz.  “Mark” videosu ise bana her zaman “öğrenci evini” veya “fakirliği” çağrıştıran makarna spagetti tanesinin bir gerilip tekrar dikelmesinden oluşan bir çalışma. Tam fakirliği ve makarnanın ucuzluğunu düşünmeye başlamışken “çaydanlık” ilaç gibi karşıma çıkıyor ve bugüne kadar acaba kaç kez çaydanlığı ocağa koyduğumu, hatta çaydanlığı ocakta unuttuğumu düşünmeye başlıyorum. Tekrar uyuyan hologram heykele dönüyorum ve ilk odadan çıkıyorum.

Serginin ikinci bölümü ise Serkan Özkaya’nın sanat tarihinde pek de haklı yerini alamadığını düşündüğü sıra dışı sanatçı  Steven Toole üzerine. “Sanatsever” adlı işte yer alan Steven Toole hakkındaki ilk bilgi şu şekilde: “Steven Toole, Philadelphia’da 1961 ile 1969 arasında tam kesinleştiremediğimiz bir tarihte dünyaya geldi. Bush’un ikinci kez Amerika başkanlığı seçilmesi üzerine –Amerikan vatandaşlığını reddetti ve Kanada’nın ilginç ve küçük beldesi Winnipeg’e yerleşti. Şu anda tam olarak nerede olduğu bilinmemekle birlikte, deliller gösteriyor ki-ve maalesef bunların içerisinde sözüm ona başyapıtı da mevcut-akıl sağlığını neredeyse tamamen yitirmiş olması ve yine üzülerek tahmin yürütmek gerekirse, Winnipeg Devlet Akıl Hastanesi’nde ikamet ediyor olması kuvvetle muhtemel”. Bu satırlar Serkan Özkaya’ya ait ve Toole’ın bir eserinde cinsel ilişki halindeki bir keçinin rektumuna duhul edilen fotoğraf makinası yardımıyla çektiği bir fotoğraf ile birlikte sergileniyor. Steven Toole’un bu sergi sonrası polis ve hayvan hakları örgütleri ile başı biraz belaya girmiş.

Serkan Özkaya aynı zamanda 5 kitabı olan bir yazar. Sanatçı,  kendini “Okuduklarını yaşadıklarından daha fazla ciddiye alıp onların peşinden koşan bir maceraperest” olarak tanımlıyor. Bu maceralardan birinin içerisinde Steven Toole’un peşine düşüyoruz. 

ACİL-ACİL-ACİL-ACİL-AC başlıklı Steven Toole tarafından hazırlanmış ve Philedelphia Sanat Müzesi Yetkilileri’ne yönelik yazılmış bir yapıt ile karşılaşıyoruz. Steven bir arkadaşının Duchamp’ın Kaynak’ına küçük abdestini yapmak üzere müzeye doğru yola çıktığını ve fikrin tam olarak kimden çıktığını kestirmenin imkansız olduğunu belirterek sorumluğunu sonuna kadar kabul ederek performans sanatçısı olan arkadaşının durdurulması gerektiğini belirtiyor. “Müze Bekçisi” ve “Gugenheim Genel fotoğraf” çalışmalarında ise Steve Toole’un farklı mekânlara farklı bağlamlarda yaptığı müdaheleri görebiliyor, kurumsal eleştirinin sınırlarını tekrar çiziyoruz. Sözüm ona ‘’Başyapıt’’ aldı çalışmada ise bu sefer Steve Toole’a ait olduğu düşünülen Winnipeg Devlet Akıl Hastanesi’nin duvarında yer alan bir çizim yer alıyor. “I drew”.

“TRT Fotoğrafı” ise bu gizli saklı kalmış önemli sanatçının eserlerinin belki de en önemli halkalarından biri, üstelik Steven Toole biz hiç fark etmeden TRT ekranına Bush imgesi yerleştirmiş ancak bu önceden zamanlaması çok zor bir eylem olduğu için önceden ilan edilememiş ve güme gitmiş. Merve Ünsal “Bugün aslında Dündü” üzerine yazdığı notlarda Steven Toole’un kendisine ev sahipliği yapan sergi için de bir tehdit oluşturduğunu belirtiyor. Ne de olsa bir gammaz. Steve Toole üzerine Serkan Özkaya rehberliğinde yaptığımız kısa tur Mona Lisa yapbozu, pardon repredüksiyonu ile son buluyor. Daha önce (2003) Radikal gazetesinin  bir sayısının kapak çalışmasını 1 elle hazırlayan Serkan Özkaya, bir heykelini Şanghay’ın en gözde lokantalarından M on the Bund’da sanatseverlere teddy bear olarak yedirmişti. Bu yedirilen eserin adı ise şu şekilde belirtilmişti, bunun bana kellesini getirin 2 . Art Unlimited’ın 2014 Ocak ayının kapak çalışması Başaşağı Monalisa.  Sanatçının 1998 yılında Louvre Müzesi’nin direktörüne yazdığı bir mektup ile  Mona Lisa’nın birkaç günlüğüne ters çevrilerek sergilenmesini teklif edip,  Müze Yönetimi tarafından reddedilişinin ardından 16 yıl geçti. Türkiye’de hukukun tepe taklak olduğu şu günlerde bize yeni bir perspektif kazandırması niyetiyle Art Unlimited Yönetimi,  Mona Lisayı ters çevirerek derginin kapağını Serkan  Özkaya’nın tasarlamasına izin vermiş. "Talihsiz Adam Büstü", "Tartışanlar", “dışkı ile irtifa” , "I pi II" adlı heykeller ise serginin üçüncü grubu olarak karşımıza çıkıyor. Serkan Özkaya’nın 2005 yılı içerisinde İstanbul Bienali kapsamında Şişhane’ye yapmış olduğu Davut Heykelini yerleştirmeye çalıştığını ve heykel yerleştirilirken bir kaza sonucu yıkıldığını, sanatçının bu durumu video ile bienalde izleyici ile paylaştığını biliyoruz. 2012 yılında ise bu sefer Davut yan yatmış bir şekilde Manhattan’da karşımıza çıkıyor. Dışkı ile irtifa ise esmer bebeklerin bronz dışkıları ile birlikte sergilendiği bir yerleştirme. İtalyan sanatçı Piero Manzoni dışkısını alıp konserve kutusuna koyarak sergilediği “Artist’s shit” (1961) işini tekrar düşünmemize neden oluyor. Dekoratif işlerin bolluğundan geçilmeyen yurdum güncel sanat ortamı için galerinin içerisinde duran altı dolu bebekle,  kafasında penis olan ve bir fıkradan yola çıkılarak hazırlanan “talihsiz adam büstü” ve “tartışanlar” bu sebeple ironik olarak güncelliklerini korumakta. Yine "I pi II" ile kopya orijinal çatışması arasında gidip geliyoruz.

Today Could Be a Day of Historical Importance,” 2003, a drawing of two pages of the Turkish daily Radikal by Serkan Ozkaya. http://www.nytimes.com/imagepages/2006/12/15/arts/15serk.2.ready.html

2 http://http://www.bianet.org/biamag/kultur/102536-serkan-ozkaya-sanati-size-tabakta-servis-ediyor

Serkan Özkaya’nın şakaları bir sonraki odada yer alan eli sapanlı bir çocuk yerleştirmesi ile devam ediyor. Sergiyi açılış sonrası gördüğüm için çalışma ile ilk karşılaştığımda bir an için ürperdim zira odada yalnızdım. Orada gerçek bir insan var sandım. Ürperti geçince, içim rahatladı ve bir Serkan Özkaya şakasına daha maruz kaldığımı fark ederek “çocuğa” daha yakından baktım. Tepesinde bir helikopterin patlamadan sonra parçalarının dağılması ile birlikte yerleştirilmişti. İlk bakışta “gezi” göndermeli olduğunu düşündüğüm çalışma sanatçı tarafından da verilen  ilk isim #diren imiş. İlhamı Gezi ve diğer direnişler olsa dahi  sanatçı direkt olarak öyle lanse etmek istememiş. Eserin adı #DavutileCâlut olarak değiştirilmiş. Gezi'de Taksim civarında uçan küçük bir helikopter vardı. İnternette helikopter tarafından alınan kayıtlardan oluşan bir video izlemiştim. Bir ara polis tarafından imha edildiğini de okumuştum. Helikopterin Serkan Özkaya’nın 2012 yılına ait ‘’Serap’’ adlı çalışmasına da bir göndermesi olduğunu söyleyebiliriz.  Aslında bütün sergi gerçek bir serap gibi. Yani, orada ve bütün katmanları ile birlikte karşınızda. 

“Bugün aslında dündü” sergisinde Serkan Özkaya, aldığı referans  noktaları, sanat tarihi göndermeleri ve sunduğu ironiler ile izleyiciyi şaşırtmaya devam ediyor. Son yıllarda bir biri ardına açılan dekoratif öğeler ile bezenmiş, içerikten ve bağlamdan yoksun, sunum biçiminde yaratıcılıktan ve özgünlükten uzak; ancak izleyicilerin, pardon sanatseverlerin, pardon koleksiyonerlerin ve galericilerin el üstünde tuttuğu ya da sıkça galerilerinde yer verdiği işler ve bu işleri gerçekleştirerek birbirine benzeyen sıkıcı sanatçılardan sonra açıkçası Serkan Özkaya ilaç gibi geldi. Sanat eğlendirmeli mi? Ya da sanatçı aynı zamanda eğlendirici midir? Bu soruyu sanırım bu yazıda sadece sormayı tercih edebilirim ancak cevaplaması ve tartışması uzayabilir, ancak şunu belirtmek isterimki ben bu sergide uzun bir süreden sonra eğlendim.  İyice daraltıcı hale gelen ve aynı zamanda aşırı derecede politize olmuş bir gündemin içerisinde “bugün aslında dünün” yerine geçti.  Bu sergi ile ilgili söylemem gereken son bir şey kaldıysa o da şudur.  Yaktın beni Steven Toole!

0
2194
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle