05 HAZİRAN, SALI, 2018

Yersiz Muhabbetin En Yerli Tanımı

Nuri Bilge Ceylan’ın 71. Cannes Film Festivali’nde açılışını yapan, heyecanla beklediğimiz filmi Ahlat Ağacı (The Wild Pear Tree) vizyona girdi. Yönetmenin daha önceki filmlerinde öne çıkan boş zamanın tüketimi, gelir geçer diyalogların çarpıcılığı, toplumun gizil gerçekleri ve Anton Çehov’dan miras kalan dramın içerisindeki sürpriz gülünçlüklerin izleriyle son filminde de karşılaşıyoruz. 

Yersiz Muhabbetin En Yerli Tanımı

Nuri Bilge Ceylan’ın senaryosunu Ebru Ceylan ve Akın Aksu ile birlikte yazdığı Ahlat Ağacı, genç bir yazarın yaşamını ele alıyor. Ahlat Ağacı, edebiyatla ilgilenen Sinan’ın üniversiteyi bitirmesinin ardından köyüne dönmesi ve kitabını bastıracak parayı toplamaya çalışırken, babasının geçmişten kalan borçları ve kendi toplumunun tüm gerçekleriyle karşılaşmasını konu alarak, baba-oğul ve aile ilişkilerine odaklanıyor. Yapımcılığını Zeynep Özbatur Atakan’ın yaptığı filmin oyuncu kadrosunda Aydın Doğu Demirkol, Murat Cemcir Bennu Yıldırımlar, Serkan Keskin, Ahmet Rıfat Şungar, Hazar Ergüçlü, Tamer Levent, Akın Aksu, Öner Erkan, Kadir Çermikli, Kubilay Tunçer ve Ercüment Balakoğlu yer alıyor. 

Ahlat Ağacı, Sinan’ın (Aydın Doğu Demirkol) üniversiteyi bitirmesinin ardından Çanakkale’nin Çan ilçesine dönüşüyle karşılıyor bizi. Bu selamlamayla birlikte Ceylan’ın artık alışık olduğumuz, Çehov esintili diyaloglarından biriyle hemen karşılaşıyoruz. Aslında bu diyalog düzeninin Ceylan’a özgü bir üslup oluşturduğunu ve neredeyse filmlerine gitmek için öne çıkan sebeplerden biri olduğunu söyleyebiliriz. Boş zamanın tüketimi, gevezelik, can sıkıntısı ve kendini gereksiz anlatma onun filmlerinin olmazsa olmazları. Konuşulanlar her an, her yerde karşımıza çıkabilecek alelade diyaloglar. Örnek vermeye bile gerek olmayacak türden olan bu diyaloglara usta yönetmenin filminde başka bir gözle bakabiliyoruz. Dolayısıyla Ceylan’ın sineması bir fotoğraf ve diyalog sineması diyebiliriz. Konuşulan konunun niteliği yahut önemi değil, karakterlerin zamanlarını o diyalogla nasıl öldürdüğü, pratik yaşamlarında kapladığı alan, zaman ve de bu gereksiz konuşmalara olan sonsuz inançları ön planda oluyor. Yönetmenin daha önceki filmlerindeki dokuyu bu filminde de görmek mümkün. Sanki önceki filmlerinden her bir parçayı, esnetip, geliştirip yepyeni bir forma sokarak güncel bir iç sıkıntısını masaya yatırmış. Nuri Bilge Ceylan filmlerinde Anton Çehov’u hissetmek mümkündür çünkü Çehov’un toplumsal gerçekliği mizahi bir yerden ele alışı ve “acıklı güldürü”sü Ceylan’ın filmlerinde de vardır. Kimse kimseden daha üstün temsil edilmez ancak her bir karakter, hiyerarşik düzende kendinin bir altındakine zulüm eder ve herkes kendini haklı bulur. Bu yüzden filmin hikâyesini uzun uzun anlatmak veya sinemasal kısmına odaklanmak yerine Ceylan filmlerinin kodlarını referans alarak izlemenin daha yardımcı olacağını düşünüyorum.

Ahlat Ağacı, bir kasaba üzerinden sistem eleştirisini oldukça yerinde yapan bir film. İmam, öğretmen, yazar, kadın, belediye başkanı, polis, asker… Tüm bunların makro ölçekte nelere karşılık geldiğini bildiğimizden, tüm toplumun yozlaşmasını, çürümesini yahut ön yargılarını bu metaforlar bağlamında okuyabiliyoruz. Sinan, taşralı bir yazar olarak hayat bulmaya çalışırken daha olgun ve popüler bir yazar olan Süleyman (Serkan Keskin) ile karşılaşıyor. Buradaki kesişme iki aydının çatışması ve sahnelerde olmayan ancak daha önceki bir günde geçen toplantıdaki yazarların konuşmaya dahil edilmesi ile aslında tüm aydınların çatışmasına dönüşüyor. Hiçbir karakter, yönetmen tarafından birbirinden daha üstün gösterilmiyor. Ancak Sinan ve Süleyman, o sahnede var olmayan yazarlar adına da konuşarak bir “aydın sınıfı” çatışmasına giriyorlar. Sinan genç, küstah ve her şeyi çözdüğüne inanarak Süleyman’a bir ders vermeye çalışıyor. Süleyman ise kendi süksesine zarar gelmemesi için daha yuvarlak cevaplarla havasını bozmamaya çalışsa da sonunda bir patlama yaşıyor. Her ikisi de ayrılırken birbirine gününü gösterdiğini düşünerek ayrılıyor ancak günün sonunda kimse galip gelmiyor. Aydınlar uzlaşmıyor ve makul bir fikir elde etmek adına egolarını bir kenara bırakmıyor. Elbette olan yine topluma ve dolayısıyla kendilerine oluyor. Takip eden sahnelerde Sinan’ın bir gözlemci olarak karşılaştığı herkes (her bir zümre) onun bu boş muhabbetlere maruz kalmasını anlamlı kılıyor. 

Ahlat Ağacı, temel olarak ısrarla doğru bildiklerimiz, toyluklarımız, cahilliklerimiz ve aldanışlarımızı odağına alan bir film. Ancak bunları odağına alırken de tüm yükü bireye yükleyerek parmakla gösteren bir film değil. Görülmeyen ayrıntıları başka ölçeklerden göstererek hayatımıza sızıntı yapan mutsuzluklarımızı masaya yatırıyor. Bunlardan en güçlüsü olan televizyon, filmde hiç göstermeci bir biçimde kullanılmamış. Her evde açık olan televizyon, tıpkı bizim fark etmediğimiz ancak yaşantımıza her zaman dâhil olan bir fert gibi bir yerlerde duruyor. Bir sohbetteyken, tartışmadayken yahut televizyona dalgın bir hâlde bakarken farkında olmadan üzerimizde yarattığı etkisi aktarılıyor. Böylece toplumun ve de bireyin nelere maruz kalarak nasıl bir karşı davranışta bulunduğu veya uyuştuğu anlaşılır oluyor. Ancak bunu da parmakla göstermiyor, her bir unsurun varoluşunu olduğu gibi aktarıyor ve her sahnedeki aksiyonun yorumunu seyircinin belleğine bırakıyor. Dolayısıyla Ceylan’ın neredeyse tüm filmlerini bu türden okumalarla izlediğimizde insanın, toplumun ve coğrafyanın tüm ince kodlarını görebiliyoruz. Bu kodlar üzerinde durup düşünmemizi ise uzun planlar ve sahnelerin monoton görünüp aslında oldukça çarpıcı olduğu gizli kısımlar sağlıyor. Örnek vermeden geçemeyeceğim sahnelerden biri; Sinan’ın babası İdris ile olan otogar muhabbeti. İdris’in oğlundan para almak için kırk takla attığı ve Sinan’ın tüm bunların farkında olduğu o sahne, alışık olduğumuz baba-oğul ilişkilerinin ters-yüz olduğu ve gerilimin oldukça arttığı bir sahneydi. 

Filmdeki oyunculuklardan bahsetmek gerekirse, neredeyse tüm oyunculukların alışık olduğumuz sinema oyunculuğunun çok dışında olduğunu söylemek gerek. Her bir oyuncu işini hakkıyla yapmış ve pürüzsüz karakterler çıkarmış. Aydın Doğu Demirkol ve Murat Cemcir’in çıkardıkları işleri takdir etmek gerekli. Elbette bu karakterlerle özel yaşamlarındaki yakınlıklarını da gözden geçirmemizi gerektirecek performanslarının iyi göründüğünü söyleyebiliriz. Filmin hem senaristlerinden hem de oyuncularından olan İmam Veysel karakterini oynayan Akın Aksu’yu da bu kadar iç aksiyon gerektirecek, akıcı ve doğal bir karakter çıkardığı için tebrik etmek gerekli. Nuri Bilge Ceylan’ın yönetmen olarak belirli bir tarzı ve olmazsa olmazları olduğu bir gerçek. Ceylan filmlerini görmeye giderken nerede geçtiği, zamanı ve kimin oynadığından çok; hangi noktaları, hangi toplumsal gerçeklikten ve nasıl bir diyalog düzeninden mizaha evrilttiğiyle ilgileniyoruz. Özellikle Kış Uykusu’ndaki Haluk Bilginer ve Demet Akbağ’ın boş vakit tüketimi ve can sıkıntısına övgü niteliğindeki yahut Bir Zamanlar Anadolu’daki Ercan Kesal’ın köy yerindeki yemek sahnesindeki diyaloglarının arttırılmış hâli Ahlat Ağacı’nda da karşımıza çıkıyor. Dolayısıyla Ceylan’ın kendi sinema dilinde ortaya çıkartması ve üstüne yoğunlaşması gereken kısmı nokta atışı bir biçimde belirlediğini düşünerek, Ahlat Ağacı’nın bu yılki yerli filmlerin içinde apayrı bir yeri olduğunu söyleyebiliriz. 

https://www.youtube.com/watch?v=bcFuhAq1sJs

0
16448
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle