13 MART, SALI, 2018

Modifiye Edilmiş Bir Toplumsal Gerçeklik

21. İstanbul Tiyatro Festivali (13-26 Kasım) kapsamında tiyatroseverlerle buluşan Martı oyunu, Pürtelaş Tiyatro prodüksiyonu olarak Serdar Biliş rejisörlüğünde sahneye konuldu. Bu sezon oldukça ilgi gören oyunu reji yorumu, oyunculuk, dil ve biçim açısından değerlendirdik. 

Modifiye Edilmiş Bir Toplumsal Gerçeklik

Anton Çehov’un Martı oyunu; evrensel konusu, olay örgüsündeki tutarlılığı ve karakterlerinin her birinin psikolojik ve sosyolojik derinliği sebebiyle tiyatro literatüründeki değerli oyunlardan biri. Çehov’un birçok eserini toplumsal gerçekliğe dayandırıp, oldukça ciddi anları gülünç bularak metinlerini oluşturduğu düşünüldüğünde Martı da aslında çok acıtıcı bir toplumsal komedi olarak yorumlanabilir.

Anton Çehov’un tiyatro literatürünün önemli oyunlarından olan Martı’nın Türkçeye yeniden çevirisini Ahmet Sami Özbudak üstlenirken oyuncu kadrosunda ise Boran Kuzum, Ecem Uzun, Fırat Tanış, Gonca Vuslateri, Kayhan Açıkgöz, Serdar Orçin, Sevil Akı, Şerif Erol, Tilbe Saran, Yasin Bardakçı ve Cem Cücenoğlu yer alıyor. Oyun alışık olduğumuz klasik biçiminin dışında günümüz dekor, kostüm ve dil kullanımıyla sahneye konulmuş. Martı’ya, reji ve oynayan oyuncuların bilgisine sahip olarak gittiğimiz düşünülürse, Serdar Biliş’in daha önceki aktüelleştirilmiş reji denemelerini referans aldığımız gerçeği de karşımıza çıkıyor. Biliş’in rejisörlüğünü üstlendiği diğer oyunları hatırladığımızda karşılaştığımız Martı bizi şaşırtmıyor. Elbette 19. yy’ın sonlarında yazılan bir oyunun güncel bir mizah anlayışı taşıması beklenmese de Martı’daki mizah temelinin o dönemin toplumsal yapısı referans alınarak değerlendirilmesi gerekli. Bu yüzden Martı’nın 120 yıllık geçmişiyle hâlen daha kabul edilebilir evrensel bir dram temeli olduğu kadar gülünç anları da geçerliliğini koruyor. 

Martı’nın trafiği, rejisi, minimal dekor tercihi, ışık kullanımı ve tamperamanı oldukça yerinde. Oyunun metninde çok az şitrih (budama) yapılmış ve de dramatik yapısı neredeyse hiç bozulmamış. 100 dakika süren temsil boyunca oyuna sıkılmadan odaklanabiliyoruz. Bunda elbette Martı’nın orijinalinde güçlü bir metin olmasının da katkısı var. Oyunda göze batan, aşırı rahatsız eden veya konudan uzaklaştıran bir durum olmadığı gibi çok büyük, şaşırtıcı veya “bu çok iyi düşünülmüş” diyebileceğimiz farklı bir bakış da göze çarpmıyor. Tabii bu seyirciden seyirciye değişebilecek bir durum. Türkiye’deki tiyatro oyunları içerisinde “farklı” diyebileceğimiz, en azından bu tür denemeler yapılıyor diyerek ilham alabileceğimiz bir çalışma olduğunu söylemek gerek. Bazı sahneler henüz gelmeden tahmin edilebiliyor ve de değişen toplum yapısıyla birlikte doğal olarak yerleri değişecek aksesuarları düşünebiliyoruz. Treplev’in bir oyun karakteri olarak 27’ler kulübüne dahil olduğunu düşünürsek günümüzde yaşasaydı muhtemelen esrar bağımlısı olacağını öngörebiliyoruz. Önündeki laptop, cep telefonları, gözetleme toplumu, post-ergenlik, alaturkalaştırılmış bazı söylem ve küfürler ile günümüz kostümleri kolaylıkla düşünülebilecek yorumlar olarak hissediliyor. Ancak bunlar oyun hakkında kolaya kaçılmış veya akla ilk gelen şeyler kullanılmış diye düşünmek için yetersiz kalır. Çünkü oyundaki birçok oyunculuk da bir o kadar göz dolduruyor. 

Tilba Saran’ın Arkadina karakteriyle tamamen özdeşleştiği görülebiliyor. Bu performans, 1999 yılında Kenter Tiyatrosu’nda sahneye konulan Martı oyununda Nina karakterini oynayan Tilbe Saran’ı izleme fırsatı yakalayamadıysak merak etmemize neden oluyor. Tepkileri, motivasyonu ve de yönelişi oldukça tutarlı bir Arkadina olmasının yanında yaşına oranla muazzam bir fiziksel performans sergilediğini de söylemek ve kendisini tebrik etmek gerek. Sorin karakterindeki performansıyla Şerif Erol da kesinlikle hem Sorin karakterini hem de metni çok doğru anlamış. Treplev karakterini oynayan Boran Kuzum ile Nina karakterini oynayan Ecem Uzun’un rol kişilerini çok fazla içselleştiremedikleri görülüyor. Treplev parçalayıcı, hırçın ve de hırslı bir genç olmasının yanında fazlaca duygusal ve de hassas bir karakter. Üstelik Nina’ya olan sevgisi de muazzam bir aşk ve şiddetle örülü. Bu doğrultuda görmek istediğimiz Treplev’in tatmin edici bir karşılığını çok fazla bulamıyoruz oyunda. Ecem Uzun’un performansı Boran Kuzum’a göre az biraz daha hissedilir kalıyor. Maşa karakteri Martı oyununun en uç ve mutsuz karakterlerinden biri. Maşa olarak karşımıza çıkan Gonca Vuslateri’nin performansı sınırda bir profil çiziyor. Rusya’nın ortasında alaturka bir hüzün bulutu gibi geziniyor. Sevil Akı’nın ise yaşayan bir Polina karakteri çizdiği görülebiliyor. Sıkışıp kalmışlığı, kendisinin ve kızının yaşadığı benzer karşılıksız aşk karşısındaki çaresizliği yüksek bir enerjide sunuyor. Fırat Tanış’ın hemen her yerde benzer varyasyonlarını bulabileceğimiz bir Trigorin portresi yarattığı görülüyor ancak akılda kalan veya göz dolduran bir yönelişiyle karşılaşamıyoruz.

Göl yerine kullanılan ortadaki süs havuzu da değinilmesi gereken önemli bir nokta. Çehov, Martı oyunu için gölü de bir oyun kişisi olarak görür. Oyunun yorumu gereği değişen, daralan veya sığlaşan topluma veya yaşamın cansızlığına gönderme yapmak adına yerinde bir kullanım olmuş. Uyarlamalar veya klasik formunun dışında denenen rejiler genellikle risklidir ancak aynı zamanda en uç ögeleri yerleştirdiğimizde ister istemez farklı bir görünüm çizer seyirciye. Belki klasik yorumunun dışında olduğundan ya da duyguların notalarına tam anlamıyla basamadığından Çehov’un ruhundan biraz uzak bir Martı izliyoruz. Üstelik oyunda fazlaca ünlü oyuncunun yer alması da ister istemez hem oyunun ruhunu hem de oyunun merkezindeki toplumsal problemlere odaklanmayı biraz etkiliyor. Tüm bunlarla birlikte oyunun günümüzle olan adaptasyonu biraz sınırda kalmış. Kullanılan her şey katmanlı bir anlatım yaratmak yerine daha çok göz doldurmayı tercih etmiş gibi duruyor. Kavramsal olan oldukça yüzeysel bir obje gibi gözümüzün önünde dururken, göstermeci olan ise oldukça tahmin edilebilir kalıyor. Bu noktada eğer Rus toplumunun bir iz düşümünü bu topraklara çekmek adına bir yorum getirilecekse, bu yeni nesil rejinin bir de bir önerme getirmesi tercih edilebilirdi. Az çok tahmin edebileceğimiz fikirler yerine belki biraz daha şaşırmak sevindirici olabilirdi. Ancak her şekilde Pürtelaş Tiyatro’nun Martı’sı farklı bir deneme ve farklı bir bakışla sahneye konulmuş ve de üstüne emek harcanmış bir proje. Üstelik gerek bazı oyunculuklar gerekse getirmeye çalıştığı farklı bakışıyla bu yeni nesil Martı oyununu görmek gerekli diye düşünüyorum. 

0
2704
3
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle