15 MAYIS, SALI, 2018

Mahalle Baskısına Karşı Çelik Personalar

GalataPerform ve Platform 0090 iş birliğiyle bu yıl 21. İstanbul Tiyatro Festivali kapsamında dünya prömiyerini yapan When in Rome, Öznur Yalgan’ın yazdığı ve Mesut Arslan’ın tasarlayıp yönettiği bir oyun olarak karşımıza çıkıyor. Ersin Umut Güler, Pervin Bağdat, Sermet Yeşil ve Yeşim Özsoy’un oyuncu kadrosunda yer aldığı oyun, mahalle baskısına ve pratik yaşamda ardına gizlendiğimiz personalara odaklanıyor. 

Mahalle Baskısına Karşı Çelik Personalar

Yalnız yaşayan genç bir kadının bir aile apartmanına taşınması üzerine karşılaştığı, her coğrafyada sıklıkla karşımıza çıkan mahalle baskısını odağına alan When in Rome oyunu, dört kişiden oluşuyor: Ev sahibi çift olan Emine (Yeşim Özsoy) ile Mustafa (Sermet Yeşil) ve kiracı Ayşen (Pervin Bağdat) ile onun sevgilisi Murat (Ersin Umut Güler). Ayşen’in sevgilisi Murat bir gün ziyaretine geliyor ve sonrasında kişisel alan, ikiyüzlülük, dedikodu ve bastırılmış cinsellik üzerine bir dolantı başlıyor. Oyun kişilerinin iç sesleri ve jestlerinin yanı sıra ışık ve sahne tasarımı da seyircinin aşina olmadığı bir biçimde temsil ediliyor. When in Rome, daha başlangıçta interaktif olduğu konusunda uyarısını yapıyor. Salona girerken, oyunun konusu dâhilindeki sınır ihlali mesajı, seyirciye hesap sorularak veriliyor. When in Rome, “Roma'daysan Romalı gibi davran ya da onlar gibi yap” demek. Aslında söylemeye çalıştığı bulunduğun ortama uyumlu ol ya da herkes gibi davranarak kamufle ol.

Geleneksel olanla, modern olanın çatışmasının ön planda olduğu oyunu, bizler de ister istemez yönetmenin daha yakın durduğu Ayşen ve Murat’ın tarafına geçerek izliyoruz. Geleneksel, tutucu, muhafazakâr yahut daha da türetebileceğimiz tarzlarda olan Emine ve Mustafa çifti ise günlük yaşamda hemen herkesin sıklıkla karşılaştığı, her şeye ve her yaşama izinsizce dâhil olabilen kişileri temsil ediyor. Bu noktada kişisel yaşamının ihlal edildiğinden yakınan Ayşen’in aslında belirli bir seviyede Emine ile bir iletişiminin olduğu görülüyor. Ancak bu sınırlar Ayşen’in belirlediği sınırların üstüne çıktığında rahatsız edici oluyor. Emine, Ayşen’in çamaşırlarını yıkıyor, hasta olduğunda bakıyor, bir yemeği onun yiyebilmesi için onun seveceği bir biçimde pişiriyor. Bunların karşılığında da Ayşen’den kendi belirlediği davranış kalıpları içerisinde davranmasını bekliyor. Ayşen ise Emine’den aldıklarının yanında sevgilisinin eve saklanmadan girebilmesini ve genel olarak özgürlük alanına müdahale edilmemesini istiyor. Elbette aralarında yaş farkının da olduğu bu iki çiftin, günlük alışkanlıkları ve birbirleriyle olan ilişki biçimleri de farklı. Mustafa arada elini Emine’ye vuracakmış gibi kaldırıyor. Murat ise Ayşen’i fazlasıyla seviyor. Ayşen, yüzünün yarısıyla sahte bir iyilik, yarısıyla çirkin bir gerçeklik sergiliyor. Emine ise kendi hırslarını veya yapamadıklarını içinde saklayarak hep Ayşen’in iyiliğini düşünüyormuş gibi yapıyor. Böylece tüm bu dışarıdan eklenen, üstüne düşünülmemiş kurallar ve de insanın iç kompleksleri günün sonunda herkesi daha yapay bir varlığa dönüştürüyor. Bireylerin birbirlerini oldukları gibi, kendi doğalarında kabul etmemeleri yahut kendi istedikleri davranış kalıplarına uyulmasını bekleyerek tahammülsüzce eleştirmelerinin alanlarımızı daralttığını ve hatta bu sözsüz kuralların yahut tahakkümlerin bizleri maskeli varlıklara dönüştürdüğünü ifade ediyor. Öte yandan hangi yapının, hangi ölçülerde ne kadar tutarlı ve mantıklı olduğu da sorguladığımız noktalardan biri oluyor. Geleneksel ilişki biçimine örnek olarak Mustafa’nın Emine’ye el kaldırması bizler tarafından sorgulanan bir nokta oluyor. Ancak Emine bunu sorgulamıyor. Belki de Murat’ın Ayşen’i çok sevmesi onun alışık olduğu kalıpların çok üstünde ya da tahammülünün dışında. Emine de Ayşen’in mutsuz veya sevildiği insan tarafından baskıya maruz kalmasını istiyor. Ancak bu arzusunun aslında kendi özgürlük alanını daralttığının farkında olmuyor. Böylece günü kurtarmak adına kendi mutsuzluğunu yahut yaşayamadıklarını başkalarının da yaşamamasını istiyor. Böylece mahalle baskısı etkisi tam olarak da buradan kaynaklanıyor.

When in Rome, alışık olduğumuz çerçeve sahne stilinden çok tribün mantığında olan, oyun ve oyuncular tarafından hem kuşatılmış hem de seyirci olarak dâhil olunan bir oyun. Oyunda dekor olarak bildiğimiz anlamda bir tasarım yok. Dekor çoğunlukla seyirci oluyor. Seyirci, yaşamdaki kimliklerden veya kişilerden biri olabilirken bir obje veya aksesuara da dönüşebiliyor. Ancak oyunun sabit bir aksiyon planı neredeyse yok gibi. Atlamalı bir biçimde geçen tablolar, yer yer birbiriyle bağıntılı yer yer de değişken. Mizah unsurlarının orta hâlli bir seviyede devam ettiğini söyleyebiliriz. Bel altı espriler yoğunlukta ancak seyircinin en çok güldüğü kısımların da buralar olduğu görülüyor. Tabloların her biri kendi başına bir anlam taşıyor ve trafik olarak da vodvil biçimini andırıyor. Oyuncuların sürekli seyircilerin arasından geçmesi ve sürekli dolaşması yorucu olabiliyor. Ancak bu sınır ihlali açısından bakıldığında tutarlı bir anlam çıkarmak adına anlaşılır olabilir. Nitekim sürekli oturduğunuz yerden koşarak geçen bir oyuncunun sizi rahatsız etmesi, pratik yaşamda da insanların sürekli sınırlarınıza izinsizce dâhil olması olarak okunabilir.

​Yeşim Özsoy’un oyunculuk motivasyonu oldukça yerinde. Oyun boyunca ritmini ve konsantrasyonunu hiç düşürmüyor ve rolü severek oynadığı anlaşılıyor. Bazı jestlerin yer yer tekrara bağladığı anlar olsa da karakteri için yarattığı postürle tutarlılık gösteriyor. Pervin Bağdat’ı daha önce Kürkü Venüs oyununda da izlemiş biri olarak her iki oyunda da farklı bir karakter yaratmadığını söyleyebilirim. Benzer ses tonu ve yararlandığı mimikler doğallıktan biraz uzak bir profil çiziyor. Aynı oyunda birlikte oynadığı Ersin Umut Güler’in When in Rome’da kendine yeni renkler eklediği göze çarpıyor ancak her ikisi de kaboten biçimdeki seslerini yer yer kullandıklarından doğallıktan bazen uzaklaşabiliyorlar. Sermet Yeşil’in oyunun tamperamanına ve stiline uygun, risk almadığı ancak kötü de bir sonuç vermediği yönelişi, oyunun dengede kalmasını sağlıyor. Ancak oyuncuların bazen rollerinden çıkıp güldüğü yahut konsantrasyonlarını kaybettiği anlar da oluyor. Tüm bunlarla birlikte When in Rome, evrensel bir konuyu işlediğinden ve de deneysel bir reji çalışması olduğundan görülmesi gereken bir oyun. 

0
2209
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle