24 KASIM, CUMA, 2017

Hayatımızda Kaç Tane Kırılma Anı Yaşayabiliriz?

Mısır'dan en iyi yabancı dilde film kategorisinde Akademi Ödülleri'nde yarışmacı olarak seçilen ve 5. Uluslararası Boğaziçi Film Festivali kapsamında gösterimleri gerçekleşen yazar ve yönetmen Amr Salama'nın yeni filmi Sheikh Jackson (İmam Jackson) Michael Jackson’ın Arap dünyasındaki hayali varlığı üzerinden toplumsal konuları ele alıyor.

Hayatımızda Kaç Tane Kırılma Anı Yaşayabiliriz?

Michael Jackson, Arap dünyasında oldukça popüler bir kültüre sahip olmasının yanında Batı kültürüne duyulan özentinin kısıtlamalarında en çok hedef gösterilen sanatçılardan biriydi. Batılı pop müziğini yasaklayan rejimlerde yeraltında gizlice dinlenen, sevenlerinin de hayranlıklarını kolayca dile getiremediği bir pop ikonuydu. Asmaa (2011) ve Excuse My French (2014) filmleriyle daha önce birçok prestijli festivalden övgülerle dönen yönetmenin Sheikh Jackson filmi tüm bu kısıtlamalar ekseninde Michael Jackson’ı bireyin gelişim ve dönüşüm anlarında tema olarak yerleştirerek toplumun değerlerini sorguluyor. 2009 yılında Jackson lakaplı bir imam olan Khaled Hani (Ahmad Alfishawy), Micheal Jackson’ın ölüm haberini alınca büyük bir şok geçiriyor. Mısırlı bir imamın Amerikan müziğinin efsane ismiyle ortak noktası ne olabilir diye sorgularken çok geçmeden Khaled’in yaşam öyküsü aktarılıyor. Khaled Mısır toplumunda sıkışmış bir çocuk olarak erken yaşta kaybettiği annesi ve zulüm gördüğü babasının onda bıraktığı yaraları onarmaya çalışıyor. 80’lerde çocuk, 90’larda ergen ve günümüzde evli, çocuk sahibi bir imam olan Khaled ağlayamadığı için gittiği psikoterapistiyle yaptığı seanslarda geçmişten şimdiye hayatının her anını yeniden sorguluyor. 

90’larda ergenlik dönemleri geçen Khaled’in Micheal Jackson’la televizyon aracılığı ile tanışması ve babasının (Maged El Kedwany) Micheal Jackson’ı “travesti” olarak tanımlaması üzerine Khaled’in ilk kavramlar ve dünya üzerine düşünmesinin adımları atılıyor. Kültürel emperyalizmin TV aracılığı ile toplumları büyülediği ve küreselleşmenin küçük bir anlatısı Mısır’da sıradan bir evin kanepesinde genç bir erkeğin bakışında ifade edilebiliyor. Her ne kadar Micheal Jackson Mısır toplumunda tabulaştırılmış bir pop efsanesi olsa da alttan gelen yeni kuşağın popüler olanı bir şekilde elde etme isteğini ve gençler arasındaki “bende onu biliyorum” rekabetini engelleyemiyor. Özellikle 90’larda çocuk olan herkesin aşina olabileceği walkman, poster ve kaset üçlüsü müzisyenlere ulaşımın zorluğunu, günümüz internet yayınlarındaki görsel ve işitsel erişim kolaylığının o dönemde efor sarf edilmesi gereken bir durum olduğunu hatırlatıyor. Dolayısıyla filmde bugünün hızlıca tüketilebilir müzik ve müzisyenlerinin yanında 90’larda aylarca beklenen yeni albüm ve devamlı kopan, bozulan kasetleriyle genç kuşağın idolleştirdiği müzisyenlerle arasında kurduğu özel bağ güzel bir biçimde aktarılıyor.

Okul hayatı boyunca Micheal Jackson’a olan hayranlığı, odasında gizlice yaptığı dansları ve ezberlediği şarkılarıyla Khaled’i herkes Jackson diye çağırıyor. Ne var ki hayatının kırılma noktalarında daha sonra imam oluyor. Filmde Khaled’i önce şimdiki haliyle görüyoruz ve giderek artan bir sanrı dünyasının içine birlikte giriyoruz. Khaled, Jackson’ın ölüm haberini aldıktan bir süre sonra camide namazı kıldırırken bir anda namaz kılanların arasında Micheal Jackson’ı görüyor. Film bu noktadan sonra Khaled’in hayatına olmayacak yerlerde giren Micheal Jackson’ın danslarıyla oldukça ciddi temsil edilen mekan ve ortamları yüksek bir mizahla buluşturuyor. Yönetmenin mizahı işleyişi oldukça profesyonel bir seviyede denilebilir. Mizahın tabulaştırdığı olguları yıkma ve onu inceleyerek kişiye yetkinlik kazandırma özelliğini ustaca kullanmış olduğunu söyleyebiliriz. Bu aynı zamanda filmin genel temasında yer alan tabu yıkmayı da daha katmanlı bir hale getirebiliyor. Mizahla birlikte filmin gerçekçi bakış açısı da bu güldürü ögelerini daha destekli bir hale getiriyor. Yer yer fantastik tarafları da bulunan filmin gerçeklikten uzaklaşmayan drama tarzı abartılı bir illüzyon yaratımıyla bizleri filmin genel atmosferinden koparmıyor. Khaled’in gördüğü sanrıları Shakespeare’in metinlerinde kullandığı rüyaları ve sanrılarıyla da bağdaştırmak çok da zor değil. Kadın hakları, cinsel söylemler, toplumsal normlar, aşk ve geleneksel yapı gibi ögeler filmde birer alt başlık olarak kısa kesitler halinde işleniyor. Yıllar sonra karşılaşılan bir aşkın Hollywood vari bir mucize ile sonlanmaması veya kötü davranan bir babadan yıllar sonra intikam alınmaması alışık olduğumuz klişe metinlerin dışında bir bakış getirebiliyor. Bir başka açıdan yönetmen filmdeki kadın figürlerini de oldukça güçlü ve sivri bir şekilde işlemeye gayret etmiş. Kadınların her birinin Mısır toplumundaki güçlü ve farkındalığı yüksek kadın tasvirleri olarak aktarılması hem mizahı güçlendiriyor hem de toplumdaki kadınların kendi bireysel haklarının ve varlıklarının farkında olduğunu bizlere söylüyor.

Filmde Micheal Jackson’ın hiçbir şarkısının çalmaması da oldukça yerinde olmuş. Çünkü bu şekilde toplumun getirdiği sansürü film daha güçlü ifade etmiş. Elbette Micheal Jackson şarkılarını filmde daima duyuyoruz. Hatta neredeyse birçok klibini de görüyoruz. Ancak seyirci olarak şarkılarını kayıtlı bir banttan değil, kaporta seslerinden, ayakkabı tıkırtısından veya başka objelerin çıkardığı seslerden anımsayarak duyuyoruz. Şarkıları bu şekilde kullanması aynı zamanda kültür yayılımının bireyin kişisel dünyasında özgül bir biçimde yorumlandığını ifade etmeye de yaramış. Yönetmen kültürün hem oldukça bireysel olduğunu hem de ortak hafıza ve ritüel yaratımındaki gücünün triyalektik bir tartışma olabileceğini önermiş. Micheal Jackson kliplerini ise oldukça fantastik bir dünyada art arda fragmanlar halinde ve Khaled’in de içinde yer aldığı bir biçimde görüyoruz. Yönetmenin film için profesyonel bir biçimde yeniden çektiği Micheal Jackson klipleri oldukça eğlenceli bir kabus şeklinde karşımıza çıkıyor. Filmin sinematografisi de bu bağlamda, görsel zenginlikleri destekler nitelikte. 

Ahmad Alfishawy, Maged El Kedwany, Ahmed Malek, Amina Khalil ve Basma’nın oyuncu kadrosunda olduğu filmdeki birçok oyunculuğun yerinde olduğunu söylemekte de yarar var. Özellikle Khaled’in ergenlik zamanlarını oynayan Ahmed Malek’in oldukça tutarlı ve karakteriyle uyumlu bir oyunculuk performansı çıkardığını söyleyebiliriz. Khaled’in travmatik zamanlar geçirdiği yaşlarını oynayan Ahmed Malek’in, Khaled ile özdeşlik kurup, ruh halini anlamamız açısından sergilediği performansını takdir etmek gerekli.

Sheikh Jackson, son zamanların görülmesi gereken, dikkat çekici filmlerden biri. 17-26 Kasım tarihleri arasında 5. Uluslararası Boğaziçi Film Festivali kapsamında gösterimleri gerçekleşen film; aile, aidiyet, kimlik ve toplum sorunlarını ajite etmeden objektif  bir biçimde ele alıyor. Bireyin sıkışmışlığını, ona dayatılan zorunlu rollerin ağırlığını, coğrafyaların kişi belleğinde yarattığı ortak davranış modellerini ustalıkla sergiliyor. Filmde hem görsel hem de duygusal açıdan çok yumuşak geçişlerle her duygunun yaşanabileceği mümkün kılınmış. Mısır toplumunda geçen bir film olsa da kesinlikle evrensel bir dil kullanarak olaylara global bir perspektiften bakıyor. Filmin fragmanına aşağıdan göz atabilirsiniz.

https://www.youtube.com/watch?v=qsijix35ORE

0
6495
1
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle