02 MART, CUMA, 2018

Christine Değil Lady Bird Diyeceksiniz

Frances Ha ile herkesin hayranlığını kazanan Greta Gerwig’in kaleme aldığı ve ilk kez tek başına yönetmen koltuğuna oturduğu Lady Bird (Uğur Böceği) filmi, şimdiden 2017’nin en iyi filmlerinden biri olarak anılmaya başlandı bile. Oscar’ın habercisi olarak görülen Altın Küre Ödülleri’nde aday gösterildiği Müzikal ve Komedi dalında, En İyi Sinema Filmi Altın Küre Ödülü ve Sinema Dalında En İyi Aktris Altın Küre Ödülü’nü kazanan Lady Bird, Rotten Tomatoes’ta Toy Story 2’den sonra ilk kez kullanıcı yorumlarında %100’e ulaşarak en iyi film ünvanını Oscar öncesinde garantiliyor.

Christine Değil Lady Bird Diyeceksiniz


Dünya prömiyerini Toronto Film Festivali’nde yapan, ülkemizde ise 17. !f İstanbul Bağımsız Filmler Festivali’nin açılış filmi olmasıyla beraber adını duymayanın kalmadığı Lady Bird, 2000’lerin başında genç olan herkesin kalbinde taht kuracak bir film olarak karşımıza çıkıyor. Henüz cep telefonlarının çok da yaygın olmadığı, evde tek bir bilgisayarda internet bağlantımızın olduğu dönemlerde “Lady Bird” olarak anılmak istenen Christine’in hikâyesine tanık oluyoruz. Film Lady Bird’ün annesine sorduğu “Sacramentolu gibi görünüyor muyum sence?” sorusuyla başlıyor ve bizi 2002 yılında Kaliforniya eyaletinin başkenti olan Sacramento şehrine götürüyor. Bu noktada senarist ve yönetmen Gerwig’in de Sacramentolu olduğunu unutmamak gerekiyor. Her ne kadar verdiği röportajlarla bu hikâyenin otobiyografik bir yönünün olmadığını vurgulamış olsa da, bizleri Y kuşağının büyüme çağındaki sorgulamaları ile Sacramento sokaklarında el ele yürütüyor. 

Saoirse Ronan’ın Katolik okuluna giden 17 yaşındaki son sınıf öğrencisi Christine “Lady Bird” McPherson olarak karşımıza çıktığı hikâyenin ana temasını Lady Bird’ün kendini yaşadığı yere ait hissetmemesi oluşturuyor. Kendine her Christine dendiğinde “Lady Bird” olarak düzeltmesi ve bunun üzerine kendine neden Lady Bird dendiğini “Bu adı kendime verdim, bana benim tarafımdan verildi” olarak açıklaması; ailesini, yaşadığı yeri ve kendi tercihi dışında gelişmiş tüm olguları sorgulamasının bir açıklaması olarak görülüyor. Amerika’nın orta sınıfına mensup -ona göre demir yolunun yanlış tarafında oturan-  bir ailede, hemşire bir annenin, işsiz kalmış bir babanın kızı olan Christine, dersleri pek parlak olmamasına ve ailesi okul ücretini karşılayamayacak olmasına rağmen üniversite eğitimi için New York’a gitmek istiyor. Bu noktada ailelerin 11 Eylül saldırısı sonrası çocuklarını uzağa gönderme konusunda nasıl bir tutum takındıklarına şahit oluyoruz. 

Kendi isteği dışında gelişen hayatını yeniden kurabilmenin en önemli zamanlarındaki Lady Bird’ü, aynı zamanda kendini keşfettiği en önemli yaşlarda bir genç kız olarak izliyoruz. Okuduğu Katolik kız lisesine gitmesi Lady Bird’ü dışarıda bir ikileme sürüklese de şartlarını her zaman zorlayan bir karakter yaratıyor karşımızda. Arkadaşları ile olan ilişkileri, annesiyle olan çatışmaları ve tabii ki de cinselliğin ilk adımları hikâyedeki yalınlığı sağlamlaştırarak olayların yanı başımızda oluyormuş hissini güçlendiriyor. Call Me By Your Name ile En İyi Erkek Oyuncu adayı olan Timothée Chalamet ise Kyle karakteriyle Lady Bird’e eşlik ediyor. Klasik bir büyüme hikâyesinde karşılaşacağımız birçok ögenin yer aldığı Lady Bird, ajitasyondan uzak durarak bir arkadaşımızın hikâyesini izliyormuşuz hissiyle bizi kendine bağlıyor, Saoirse Ronan’ın (Lady Bird) ve annesi rolü ile karşımıza çıkan Laurie Metcalf’ın oyunculukları ile gerçekliğe dökülüyor.

Greta Gerwig’in ilk yönetmenlik denemesi olmasına karşın 2017’nin en iyi filmleri arasında yer almayı başarmış, En İyi Film, En İyi Kadın Oyuncu, En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu, En İyi Yönetmen, En İyi Özgün Senaryo olmak üzere beş dalda Oscar adayı olan Lady Bird, bir genç kızın kendini bulma ve olgunlaşma hikâyesini anlatan bir yapıt olarak görülmeye değer bir film.

​​*Lady Bird’ü !f’te izlemeyi kaçırdıysanız bugün (2 Mart) vizyona girdiğini hatırlatalım.

https://www.youtube.com/watch?v=LxiaVquWqEo

0
1992
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle