01 MART, PERŞEMBE, 2018

Disneyland Banliyösünde Pedagoji

Sean Baker’ın 17. !f İstanbul Bağımsız Filmler Festivali’nde izleme fırsatı yakaladığımız The Florida Project isimli filmi, festivalin en etkileyici filmleri arasındaydı. Daha önce tamamını iPhone ile çektiği Tangerine filmiyle de !f’e konuk olan Baker’ın dışı renkli içi karanlık yeni filminin çocuk bakış açısındaki etkisi, kamera kullanımı ve zıtlıklarla yarattığı anlatı dilini inceledik.

Disneyland Banliyösünde Pedagoji

Yazar ve yönetmen Sean Baker Tangerine (2015) ile Hollywood'daki transeksüel fahişeler hakkında iPhone kameraları ile inanılmaz derecede taze bir sokak tiyatrosu öyküsü aktarmıştı. Brooklynn Prince, Bria Vinaite, Willem Dafoe, Valeria Cotto, Christopher Rivera, Mela Murder, Caleb Landry Jones ve Sandy Kane’nin oyuncu kadrosunda olduğu The Florida Project ise dünyanın en büyüleyici yeri olarak adlandırılan Disney Dünyası'nın yakınlarındaki banliyölerde geçiyor. Film, 6 yaşındaki Moonee'ye (Brooklynn Prince) ve onun isyankâr annesi Halley'e (Bria Vinaite) odaklanıyor. Bobby (Willime Dafoe) tarafından işletilen Magic Castle adlı otelde haftalık kirayla yaşayan anne-kız’ın hikâyesini Sean Baker'ın ritmini hiç kaybetmeyen, güneşli, sepya ve 35mm çekilmiş sinematografisinden takip ediyoruz. Cannes'da gösterildiğinden beri senenin en çok konuşulan bağımsız filmlerinden birisine dönüşen The Florida Project; çocukluk ve Amerikan rüyası üzerine yapılmış önemli sinema deneyimlerinden biri olma ihtimalini taşıyor. Film aynı zamanda 90. Oscar Ödülleri’nde Willime Dafoe’ya En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu adaylığı da getirdi.

The Florida Project öncelikle oyunculuklar açısından oldukça iyi performansların yer aldığı bir film. Yönetmen Sean Baker’ın cast seçimi yaparken Instagram’da gezindiği ve hatta anneyi oynayan Bria Vinaite’i Instagram’dan keşfettiği de hesaba katılınca fazlaca organik bir cast seçimi ve iyi çalışılmış oyunculuklarla karşılaştığımızdan söz edebiliriz. Film Disneyland’ın hemen arka duvarı, biraz geride, oralarda bir yerlerde unutulmuş toplu konutlarda geçiyor. Fakat bu toplu konutların isimleri The Magic Castle (Sihirli Şato) ve Futureland Inn (Gelecek Ülkesi) ve de renkleri de alışık olduğumuz banliyö karamsarlığının dışında yoğunlukla pembe, mor ve göz alıcı renklerle bezeli masalsı bir ghetto olarak karşımıza çıkıyor. Onların etrafında serpiştirilmiş Amerika’daki büyük emlak krizi sonrası terk edilmiş müstakil konutlar ve çevredeki esnafın ekonomilerini ayakta tutmak için müthiş çabaları ve gerginliği… Bunlar tam da Disneyland’in arkasında, onun kadar renkli bu yapıların içinde yaşanıyor ve filmin sosyo-ekonomik atmosferini bize absürt bir yapı içinde aktarıyor. Yönetmenin özellikle Disneyland’ı seçmesi ve bundan bahsetmek gerekliliği de aslında hemen herkesin aklına gelebilecek bir tersinlemeyle beraber hem yetişkinler için Amerikan Rüyası’nın sonu olabilecek buhranı hem de çocukluk hayallerinin çarpıklığı ve de hüsranını net bir biçimde işaret ediyor. 

Aslında The Florida Project’e tüm klişe karşıtlıkların, akla ilk gelen yanılsamaların dışında katmanlı bir pedagojik aksaklık ve sosyal hizmetler gaddarlığı olarak bakmak gerekiyor. Çünkü film zaten açıkça Disneyland’ın arka bahçesinde bir banliyö karşıtlığı yaratıyor. Aynı şekilde Disneyland’da neşeyle oynayan çocuklara karşı Moonee ve arkadaşlarının gölgede kalan hayatını da… Helikopter bir başka açıdan harika bir simgesel anlatı oluşturuyor. İniş yaptığı bölge, oraya helikopterle eğlenmek için gelenlerin anlık tanık olduğu bir bölge ve sonrasında unuttuğu bir gerçeklik olarak bize geçiyor. Aynı şekilde hiç de göstermeci olmayan, sözlü veya fiziksel olarak bunu bize aktarmayan ancak enerjisiyle, oyunculuklarla, kameranın kullanımıyla fazlaca rahatsız edici bir etki yaratan çocuk tacizi sekansı da öyle. Bu sahne için tacizci Charlie Coachman rolünü oynayan Carl Bradfield ile Bobby’nin (Willime Dafoe) oyunculuk performansını takdir etmek gerekli. Sahnenin başlangıcından, Bobby’nin onu fark edişinden sonuna kadar içimizi vida hareketiyle yavaş yavaş saran bir gerilime doğru tırmandıran bu sahne berrak bir psikolojik ve sosyolojik gerçeklik taşıyordu.

Filmin yer yer tutarsız ve de yorucu bir sinematografisinin olmasının yanında oldukça yaratıcı ve yepyeni denemelerin olduğundan da söz etmek gerekli. Renk kullanımı fazlaca göze batsa da belki de bu rahatsız ediciliği verebilmek adına doğru bir yöneliş olabileceğini düşündürüyor. Ait olanlarla olmayanların birbirine uzaklığı ve mesafeli duruşuna alternatif bir bakış oluşturuyor. Kameranın çocuk göz seviyesindeki kullanımı, Moonee ve arkadaşlarının yetişkinleri ve hayatı nasıl gördüğü konusunda hem empati kurmamıza hem de onlarla özdeşlik kurmamıza olanak sağlıyor. Çünkü The Florida Project kesinlikle çocuk gözünden, çocukça olması gereken ve gerekmeyenleri yeniden hatırlama filmi. Bunu düşünürken yeni yetişkinlerin ne kadar olgunlaştığı ya da buna ne kadar fırsatları olduğunu da soran bir film. Her şekilde film olarak duygusal durumunu oldukça iyi anlamış, anlatmak istediği noktalarla ilgili kararlı ve doğru bir eylem planı içinde tamamlanmış bir film. Özellikle seyircinin duygu durumunu oldukça doğru bir yerden harekete geçirip kendi duygusal imzasını atabilmiş ve tüm çocukların çığlıklarını tek bir bedende buluşturmayı başarmış bir film. Bu anlamda The Florida Project gerek oyunculuklar gerekse yanıltıcı Amerikan filmlerinin illüzyonundan sıyrılmak isteyenler için görülmesi gereken bir hikâye olarak karşımıza çıkıyor.

*The Florida Project !f’te kaçıranlar için 23 Şubat’ta vizyona girdi.

https://www.youtube.com/watch?v=2tZX_Y8mFk8

0
2067
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle