
Fotoğraf sanatı üzerinden disiplinlerarası bir diyalog ortamı sunmayı amaçlayan fotoğraf etkinliği 212 Photography Istanbul, 1 - 11 Ekim tarihleri arasında şehrin pek çok noktasında sergi, panel, atölye, film gösterimleri ve deneyim alanlarını sanatseverlerle buluşturacak.
T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı ve Türkiye Turizm Tanıtım ve Geliştirme Ajansı’nın katkılarıyla gerçekleştirilecek festival, Anadolu ve Avrupa yakasında Yapı Kredi bomontiada, Sıraevler No: 37 - 39, Zülfaris Karaköy, Tarihi Hüsrev Kethüda Hamamı, Yeldeğirmeni Sanat Merkezi, Müze Gazhane de dahil olmak üzere şehrin pek çok noktasında on günlük bir süre içinde ziyaretçilerini ağırlayacak. Bu sene 4. kez düzenlenen 212 Photography Istanbul, rotasını genişleterek ziyaretçilere kent içinde sanat dolu keyifli bir keşif haritası sunmayı amaçlıyor. 212 Photography Istanbul’un 4. edisyonuna katılacak fotoğrafçılar arasında Christian Tagliavini, Dirk Dallas, Esra Özdoğan, Hasan Deniz, Helena Blomqvist, JeeYoung Lee, Jonas Bendiksen, Levon Biss, Rosa Muñoz, Scarlett Hooft Graafland, Tim Flach ve Thomas Albdorf gibi isimler yer alıyor.
Olimpiyat Oyunlarına ithafen hazırlanan ve bu alanda tanınan önemli fotoğrafçıların işlerinin yer aldığı sergide David Burnett ve Mine Kasapoğlu’nun objektiflerine yansımış kareler izleyiciyle buluşacak. Bu yıl 212 Photography Istanbul MUBI Türkiye ile festivale özel bir film seçkisini izleyicinin beğenisine sunuyor. 212 Photography Istanbul özel seçkisi kapsamında Agnès Varda, Barış Azman, Carl Olsson, Ely Dagher, Heinz Emigholz, Jalil Lespert, Jonas Mekas, Joris Ivens, Juliano Ribeiro Salgado, Karim Aïnouz, Man Ray, Pere Portabella, Wim Wenders’in gibi ünlü yönetmenlerin 12 filmi MUBI üzerinden ücretsiz olarak izlenebilecek. Borusan Çağdaş Sanat Koleksiyonu’ndan eserlerin de sergileneceği festival, video içerik platformu NOWNESS ile iş birliğiyle hazırladığı özel bir video seçkisini sanatseverlerle buluşturuyor. Seçkide platformun küratöryel uzmanlığı doğrultusunda hazırlanan sanat, tasarım, moda, müzik ve daha pek çok alanda ilham kaynağı olan videolar yer alıyor.
Ayrıca festivale paralel olarak, geleceğin fotoğraf sanatçılarını keşfetmek ve onlara seslerini duyurmaları için alan açmak amacıyla düzenlenen Uluslararası 212 Fotoğraf Yarışması’na başvurular 6 Eylül’e kadar devam ediyor. 4. Uluslararası 212 Fotoğraf Yarışması’nda son ona kalanlar 22 Eylül’de kazanan ise 1 Ekim tarihinde açıklanacak. Festival ve yarışmayla ilgili detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.
Künye:
1- Scarlett Hooft, Graafland, 2021, 212 Photography Istanbul
2- Jee Young Lee, 2021, 212 Photography Istanbul
3- Helena Blomqvist, Marshland, 2021, 212 Photography Istanbul
4- David Burnett, 2021, 212 Photography Istanbul
5- David Burnett, 2021, 212 Photography Istanbul
6- Rosa Munoz, Destruccion, 2021, 212 Photography Istanbul
Milada Rezková’nın dünyadaki en eski dört duygudan biri olan korkunun izini sürdüğü, Lukáš Urbánek ve Jakub Kaše’nin resimlediği Sakın Korkma!, İpek Güneş Çıgay’ın çevirisiyle Tudem Yayınları’ndan çıktı.
Korku türlerini çeşitli örnekler eşliğinde anlatıp okurun zihnini ve duygu dünyasını düşünce balonlarından arındıran Sakın Korkma!, pek çokları tarafından korkunun karşıtı olarak gösterilen cesaret üzerine de soru okları fırlatıyor. Bu kitap, matrak çizimleri, bilgi ve farkındalığı artırmaya yönelik içeriği, etkileşimli etkinlik sayfaları ve göz alıcı tasarımı ile tarih boyunca insanların peşini ''bir türlü'' bırakmayan korku hissine dair ne varsa açıklığa kavuşturuyor.
Filler farelerden ürker. Ruslar burunlarının donup düşmesinden endişe duyar. İnsanlar her çağda fırtınalardan ve ayılardan korkar. Dünyadaki tüm canlılar bir şeylerden korkuyor. Kimisi böcekten kimisi gök gürültüsünden. Ama çok önemli bir ayrıntı var atladığınız: Korkunun aslında dostunuz olduğu gerçeği... Sakın Korkma! Bu pek bilinmeyen iddiayı kanıtlamak için hazırlandı. Kabullenemediğimiz ve üstesinden gelmekte zorlandığımız korku duygusunun geçmişi ve geleceği üzerine gerçekçi tespitlerde bulunuyor.
“Bu kitapta hangi sorulara yanıt aranıyor?
Korku nereden gelir ve en yakın dostları kimlerdir?
DNA'mızın korkularımızla ne tür bir yakınlığı olabilir?
Doğuştan gelen korku ile öğrenilen korku arasındaki fark nedir?
Korktuğumuzda vücudumuzda hangi tuhaf şeyler gerçekleşir?
Küçük çocuklar neden korkuyla yüzleşme konusunda daha cesurdur?
Korkular, yerel kültüre göre nasıl çeşitlilik gösterir?
Hayvanlar da korkar mı? Mesela aslanlar?
Hiçbir şeyden korkmayan insanlar var mı?
Korkudan keyif almak mümkün mü?”
Barış Atay’ın yönetmenliğini üstlendiği Aden isimli ikinci sinema filmi, 21 Ağustos’ta çevrim içi galasıyla birlikte ilk kez ve sadece MUBI’de sinemaseverlerle buluşacak.
Funda Eryiğit, Onur Ünsal, Cemalettin Çekmece, Caner Erdem ve Sermet Yeşil’in rol aldığı Aden, kıyameti andıran bir atmosferde, belirsiz bir zaman ve coğrafya yaratarak, son yılların yakıcı pek çok politik meselesinin yankılarını taşıyan güçlü bir alegori ortaya koyuyor. 34. Varşova Film Festivali’nde dünya prömiyerini yapan Aden, daha sonra 38. İstanbul Film Festivali’nde Mansiyon, 26. Adana Altın Koza Film Festivali’nde En İyi Kadın Oyuncu (Funda Eryiğit) ve En İyi Sanat Yönetmeni (Devrim Ömer Ünal), 25. Nürnberg Türkiye Almanya Film Festivali’nde ise Seyirci Ödülü’nün sahibi oldu.
Aden savaş ve kıtlıktan kaçan Aras ve Marba’nın hikâyesine odaklanıyor. Kendilerine yeni bir hayat kurmak için bilmedikleri topraklarda uzun ve zorlu bir yolculuğa çıkan ikili, kimliklerini gizleyerek yol alıyor. Kendi cennetlerini ararken büyük bir sır saklayan iki kardeşin tekinsiz evine varıyorlar. Atay’ın mitolojiye ve insanlık tarihine göndermelerle dolu filmi, asırlardır kırılamayan kısır döngülerin, iktidar savaşlarının, göçlerin bir temsilini sunuyor. Barikat Film yapımı, VOS ve Nelumbo Film ortak yapımı Aden’in senaryosu ise Onur Orhan’a ait.
Yönetmen Barış Atay ve oyuncuların katılacağı, Muammer Brav’ın sunumuyla gerçekleşecek gala 21 Ağustos Cumartesi akşamı saat 20:30’da canlı olarak MUBI’nin YouTube kanalından yayımlanacak. Galanın davetiyesine buradan ulaşabilirsiniz.
Türk Üniversiteli Kadınlar Derneği (TÜKD) İstanbul Şubesi bünyesindeki Mina’nın Çocukları Projesi, “Kolektif ‘Hafıza’” başlıklı karma sergiyi 1 - 11 Eylül tarihleri arasında Ramada Bodrum’da sanatseverlerin beğenisine sunuyor.
Mina Başaran ve arkadaşlarının anısını yaşatmak amacıyla gerçekleştirilen sergi, Türkiye'nin dört bir yanından dezavantajlı kız çocuklarının maddi ve manevi gelişimlerine destek olmak, kendilerine güven duymalarını, bedenlerini ve kimliklerini sevmelerini ve her türlü ayrımcılığa karşı durabilmelerini hedefleyen TÜKD İstanbul Şubesi Mina’nın Çocukları Projesi kapsamında hayata geçiriliyor. Sergide resim, heykel, video ve enstalasyon dahil olmak üzere farklı medyumlarda üretim yapan 11 sanatçının eserleri sanatseverlerle buluşuyor. Küratörlüğünü Ayça Okay’ın üstlendiği sergi, içerisinde bulunduğumuz bu zorlu dönemde ortak hafıza ile pozitif bir toplum tasarımı oluşturma fikriyle yola çıkıyor. Sergi kolektif hafızamızı olumlu düşünceler ve geleneklerle temellendirerek, hümanist ve sevgi dolu bir yaşam alanı yaratmanın önemine dikkat çekmeyi amaçlıyor.
Sevgi ve emekten ilham alan sergide Pınar Akkurt, Ramazan Can, Fırat Engin, Leyla Emadi, Didem Erk, Mert Ege Köse, Ouchhh, Erdil Yaşaroğlu, Yiğit Yazıcı, Uğur Ayık Koleksiyonu’ndan Ardan Özmenoğlu ve Feride İkiz Koleksiyonu’ndan Mario Klingemann’ın eserleri yer alıyor. TÜKD İstanbul Şubesi Mina’nın Çocukları Projesi’nin satış amacı gütmeden ücretsiz gerçekleştireceği sergi ile yeni bursiyerlerine fayda sağlamak için mümkün olduğu kadar fazla kişiye ulaşmayı hedefliyor. Ayrıca Bodrum’daki öğrenciler için düzenlenecek özel sergi turlarıyla, çocukların değişim ve dönüşüm süreçlerine destek olmak amaçlanıyor.
Disiplinler arası bir seçkinin yer aldığı “Kolektif ‘Hafıza’” başlıklı sergi, 1 - 11 Eylül tarihleri arasında Ramada Bodrum’da ziyaret edilebilir.
Künye:
1- Didem Erk, Bir Adım İleri İki Adım Geri, 2012, Kâğıt üzerine dikiş ipliği, Değişken ölçüler, Sanatçı ve Zilberman Gallery'nin İzniyle
2- Leyla Emadi, Yeniden Başlayacağım, 2020, 320 x 72cm, Beton üzerine kalıp harfler
3- Yiğit Yazıcı, RTU239621, 2021, Tuval üzerine akrilik, 180 x 180cm
4- Pınar Akkurt, Kilim, 2017, Kavanoz kapakları, 140 x 205 cm
5- Erdil Yaşaroğlu, Tavşan Kulesi, 2019, Polyester ve akrilik oto boyası, metal konstrüksiyon, 100 x 100 x 380 cm, Edisyon 2+1 AP
6- Ouchhh, 2021, UN_AI DATA PAINTINGS, Veri Görselleştirme Heykeli, 4’, NFT
7- Ramazan Can, I am a Stranger Of This Place, 2018, Tahta, halı, neon, 190 x 134 cm
Gazeteci, yazar Filiz Aygündüz’ün modern hayatın “aşksız ilişkiler”i içerisinde birbirine tutunan iki insanın öyküsünü anlattığı üçüncü romanı Annem Beni Görsün, Doğan Kitap’tan çıktı.
Aygündüz, romanında bir erkeğin annesiyle kurduğu ve hayatının geri kalanını doğrudan etkileyen ilişkiye odaklanıyor. Anne-çocuk ilişkisinin, çocukların anneleri tarafından “görülmesi”nin öneminden yola çıkan roman, görülme ihtiyacının yanı sıra ölüm korkusu, dostluk, kız kardeşlik, aile ve kadın-erkek ilişkileri, yalnızlık, mutluluk arayışı gibi insana dair birçok konuya da dokunuyor.
Zeynep başkalarını ve kendisini yazının aynasında görmek için romanlar yazıyor. Yaptığı portakal reçellerinin kokusu onu anne şefkatinin bahçesine, kaygısız günlerine götürüyor. Kıyısına yanaştığı her erkekte bir baba ve her aşkta ölüme galebe çalan bir yan var. Alp annesinin, çocukluğun sisli yurdunda kaybettiği bakışlarını bir kadında arıyor, bütün çabası görülmek... İlk görüşte âşık olduğu Zeynep onu annesine götürecek, varoluşun ilk kaynağına. Aşk en çok da görmek ve görülmek değil midir zaten?
“Gerçekten yaşamışsın. Gülmüş, eğlenmiş, acı çekmiş, başarısız olmuş, terfi almış, sevişmiş, terk edilmiş, aldatmış, güzel yemekler yemiş, içmiş, ağlamış, havalara uçmuş... Evlenmiş, boşanmış, kitaplar yazmış, kaybetmiş, kazanmış, süslenmiş, kirlenmiş, kırılmış, affetmiş, uykusuz kalmış, sarhoş olmuş... Hepsi gerçek hepsi yaşanmış. Gücümüzü tam da bu ‘gerçek’ten alıyoruz. Hiçbir kuvvet bunu değiştirmiyor. Ölüm bile.”
Fotoğraf: ©Ozan Güzelce
İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından bu sene 15 - 24 Kasım tarihleri arasında gerçekleştirilecek Köprüde Buluşmalar kapsamında düzenlenen “6. Kısa Film Atölyesi”ne başvurular başladı.
Anadolu Efes’in ana destekçisi olduğu Köprüde Buluşmalar, 2017 yılında İstanbul Kalkınma Ajansı’nın desteğiyle başlattığı ilk ve ikinci kısa filmini yapacak yeni nesil genç sinemacılar için gerçekleştirilen Kısa Film Atölyesi’ni düzenlemeye bu sene de devam ediyor. T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı desteğiyle ve Nespresso sponsorluğunda düzenlenen Köprüde Buluşmalar “6.Kısa Film Atölyesi”, sinemacıların proje ve filmlerini geliştirmelerine destek olmak amacıyla, pandemi koşullarına uygun bir şekilde hibrit veya çevrim içi olarak gerçekleşecek. Asteros Film desteğiyle düzenlenen atölyeler, kısa filmlerin sinema sektöründeki önemine dikkat çekmeyi ve uluslararası seviyede yapımların artmasına katkıda bulunmayı amaçlıyor. Atölyelere katılmak için 17 Eylül’e kadar başvuru yapılabilecek. Seçilen beş kısa film projesinin yazar, yönetmen ve yapımcıları projelerini deneyimli yönetmen, yazar ve yapımcılar ile grup çalışması formatında geliştirecekler. Ayrıca görüntü yönetmeni, sanat yönetmeni, cast direktörü, yönetmen asistanı ve yapım amiri ile yapılacak derslerde yapım sürecine hazırlanacaklar.
Atölyeye katılan filmlerden Aylin (yön. Ozan Yoleri, yap. Alara Hamamcıoğlu), Bugün Ölmek İstemiyorum (yön. Onur Sefer, yap. Utkan Bugay) ve Manzara (Büşra Atamer Balkan) çekimlerini tamamladı. Aylin filmi dünya prömiyerini Palm Springs Uluslararası Film Festivali’nde yaparken yönetmenliğini Deniz Göktaş’ın üstlendiği Tatilin İlk Günü çekimlerini tamamladı ve Sami Morhayim’in yönetmenliğini ve Hilal Şenel’in yapımcılığını üstlendiği Susam projesi ise Sinema Genel Müdürlüğü tarafından desteklendi ve 40. İstanbul Film Festivali Kısa Film Seçkisi’nde yer aldı. “6. Kısa Film Atölyesi” hakkında ayrıntılı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.
İstanbul Modern’in koleksiyonundan oluşturduğu “Etkileşimler” başlıklı yeni sergisi 30 Eylül’e kadar sanatseverle buluşuyor.
Sanatçıların ilham kaynaklarını, ilgi ve meraklarını yansıtan “Etkileşimler”, sanatın dalları arasındaki göndermeleri işaret ediyor. Sergi sanatçıların üretimlerini biçimlendiren esin kaynaklarının neler olabileceğini ve hangi düşüncelerden, sorulardan yola çıktıklarına odaklanıyor. 14 sanatçının 15 çalışmasının yer aldığı sergi, izleyiciyi sanatçıların dünyasındaki ilham kaynaklarını görmeye davet ediyor. Sergideki bazı eseler ilk kez izleyici karşısına çıkıyor.
Sanatçıların kendi beden ve zihinlerinin, üretimlerinin nasıl bir parçası olabileceğini inceleyen “Etkileşimler”, diğer sanat dallarının yapıtlarda yer alma biçimlerini de irdeliyor. Sanatın görsel, yazınsal ve performansa dayalı ifade biçiminin plastik sanatlardaki etkilerini ele alan sergide Haluk Akakçe, Ramazan Bayrakoğlu, İpek Duben, İnci Eviner, Leyla Gediz, Hayal İncedoğan, Bengü Karaduman, Azade Köker, Guillermo Kuitca, Mahmoud Obaidi, Sarkis, Matt Saunders, Şener Özmen ve Thomas Ruff’un eserleri yer alıyor. Sergi Edvard Munch, Louise Bourgeois, Bertolt Brecht, Arthur Rimbaud, Ahmet Hamdi Tanpınar gibi sanatçıları; Yerebatan Sarnıcı gibi yapılara ve anime türünde filmlere kadar farklı başlıkları bir araya getiriyor.
“Etkileşimler” başlıklı sergiyi 30 Eylül’e kadar İstanbul Modern’de ziyaret edebilirsiniz.
Mahmut Yesari'nin 1930'ların İstanbul'unun toplum hayatına ve ünlü simalarına dair önemli ayrıntılar taşıyan, uzun yıllar gazetelerde kalan yazılarından oluşan Hanife Hanım’ın İstanbul Maceraları, Can Yayınları’ndan çıktı.
Yeni Gün gazetesinde 1930'ların başlarında yayımlanan bu yazılarda İstanbul'un ve sosyal hayatımızın geçirdiği hızlı dönüşüm, Fatih Çarşambalı Hanife Hanım'ın şahitliğiyle anlatılıyor. Yesari'yi yanına katarak sinemalardan futbol, boks maçlarına, yılbaşı partilerinden Güzel Sanatlar Akademisi'ne İstanbul'u semt semt, mekân mekân gezen insancıl Hanife Hanım, karşılaştığı tiplerle son derece eğlenceli sohbetler yapıyor.
Kitaptaki yazılar devrin türedi zenginlerinden matbuat emekçilerine, İbrahim Çallı, Neyzen Tevfik, Şükûfe Nihal, Osman Cemal gibi ünlülerine kadar sanatçı, gazeteci, siyasetçi birçok ismin dahil olduğu bu karşılaşmalar, okura zengin bir modern Türkiye haritası sunuyor.
Baba Sahne’nin Bir Baba Hamlet oyunu 25 - 26 Ağustos’ta KüçükÇiftlik Bahçe Tiyatrosu’nda tiyatroseverlerle buluşacak.
Dünya literatürünün en önemli oyunlarından biri olan Hamlet’i alışılmadık bir yorumla sahneye taşıyan Bir Baba Hamlet, KüçükÇiftlik Park’ın yeşil yüzü KüçükÇiftlik Bahçe’de, URU organizasyonu ve Mey|Diageo kurumsal desteğiyle gerçekleşen KüçükÇiftlik Bahçe Tiyatrosu’nda, 25 - 26 Ağustos’ta iki gün üst üste sahnelenecek. İki farklı oyuncu kadrosu ile sahnelenen oyunda Şevket Çoruh’a, ağustos ayı boyunca Günay Karacaoğlu eşlik edecek.
Baba Sahne’nin ödüllü prodüksiyonu, Hamlet’i şarkılarla, danslara, sürekli değişen bir dekorla ve kılıktan kılığa giren karakterlerle harmanlayıp tepetaklak bir yorumla izleyiciyle buluşturuyor. Oyun, Sebastian Seidel’in özgün metnini Yücel Erten’in çevirisi ve Baba Sahne’nin yorumuyla sahneye taşıyor. Emrah Eren’in yönetmenliğini yaptığı oyunda seyirciler de zaman zaman oyuna dahil oluyor. Bir Baba Hamlet oyunun biletleri etkinlik başlama saati olan 21.00’e kadar Biletix’ten satın alınabilir.
KüçükÇiftlik Bahçe Tiyatrosu Programı:
25 - 26 Ağustos / Bir Baba Hamlet - Baba Sahne;
1 Eylül / Westend / Batının Sonu - Dasdas
2 Eylül / Sevgili Arsız Ölüm Dirmit - Tiyatro HemHal
8 Eylül / Yeni Bir Şarkı - Moda Sahnesi
9 Eylül / Çamlıca'nın Üç Gülü - Kedi Sahne Sanatları
15 Eylül / Hey Gidi Günler - Uygur Gösteri
16 Eylül / İki Bekar - Duru Tiyatro
17 Eylül / Bülent Beyin Hikayesi - Tiyatro Bal Porsuğu
22 Eylül / Ben Anadolu - Mam'art
23 Eylül / Üçü Bir Arada - Davran Tiyatrosu
Anna Laudel, Ramazan Can’ın “Ne Yerdeyim, Ne Gökte” başlıklı kişisel sergisini 9 Eylül - 18 Kasım tarihleri arasında yeni galeri mekânında sanatseverlerle buluşturuyor.
2016 yılından beri Karaköy Bankalar Caddesi’nde sanatseverleri ağırlayan Anna Laudel, sanat sezonunu Kazancı Yokuşu’nda yer alan yeni yerinde karşılamaya hazırlanıyor. Ramazan Can’ın son 7 yıl içerisinde farklı materyallerle ürettiği eserlerin bir araya geldiği “Ne Yerdeyim, Ne Gökte”, geniş galeri alanı ve engelli girişi dahil olmak üzere 1000 metrekarenin üzerinde bir alana yayılan Anna Laudel’in Kazancı Yokuşu’ndaki yeni galeri mekânında gerçekleşecek ilk sergi olacak. Sanatçının 2018’de Anna Laudel’de gerçekleşen “Evvel Zaman İşi” başlıklı sergisinin devamı niteliğindeki bu yeni sergisi yörüklerin yaşadığı bölgede, kendi belleğinde yer etmiş anılarının peşine düşerek sanatçının yıllar içindeki serüvenini gözler önüne seriyor.
Konmak eylemini kuşlarla özdeşleştiren sanatçı, yörüklerin göç etmeye devam ettikleri müddetçe bir kuş kadar özgür olduklarına ancak uygulanan iskân politikaları neticesinde bu özgürlüklerinin ellerinden alındığına vurgu yapıyor ve günümüzde ne yere ne de göğe sığdırılamayan yörükleri bizlere aktarabilmek için kendi belleğindeki anılarını, geçmişle bugün arasında köprü vazifesi gören eserlerinde yansıtıyor. “Ne Yerdeyim, Ne Gökte” ismiyle yörükleri tanımlamak için kullanılan konmak ve göçmek eylemlerine göndermede bulunuyor. Farklı materyallerle üretilmiş eserlerden oluşan sergi, sanatçının bakış açısından Göçebelik, Şamanizm ve Kimlik Konuları ve Temellük (sanatı kendine mal etme) temaları etrafında üç bölümden oluşuyor.
Heykel, neon, resim ve yerleştirme gibi farklı tekniklerde üretilmiş eserlerin yer aldığı Ramazan Can’ın “Ne Yerdeyim, Ne Gökte” başlıklı sergisi 9 Eylül - 18 Kasım tarihleri arasında Anna Laudel’in Kazancı Yokuşu, 45 adresinde yer alan yeni galeri mekânında görülebilir.
Künye:
1- Ramazan Can, Eje-Elley, 2021, Ahşap Üzerine Karışık Teknik, 91 x 153 cm
2- Ramazan Can, Şamanlar ve Ruhları, 2014-2021, Ahşap Üzerine Karışık Teknik, 117,7 x 207,8 x 6 cm
3- Ramazan Can, Var Olma Acısı, 2021, Beton ve Halı, 6x13.5x22,5 cm, 130 parça
4- Ramazan Can, Daha Güzel Olma Arzusu II, 2021, Tuval Üzerine Yağlıboya, 69 x 59cm